Ana Sayfa Edebiyat Deneme 63. Gün

63. Gün

Kadın, bu sefer çoğu zaman yapamadığını yaptı. Susmak bilmeyen o sese yöneldi. Her geçen gün biraz daha artan bu seslerden kaçmak yerine yüzleşmeyi denedi.

Etrafındaki sesleri, ışıkları kapadı ve artık kafasının içinde dönen o seslerle baş başaydı.

Karşısındaki kapının önünde iki ay önce kaybettiği annesinin hayali belirdi birden, hayal olduğunun farkına varmadan annesine doğru koştu, yaklaştığında kaybolan annesini fark edince ağlamaya başladı. Annesinin özlemi, kafasındaki o ses… Dayanamadı o sese, yapamadı. Yine yüzleşmedi, kaçmak istedi. Sesi bastırmak için son ses müzik açıp öylece oturdu kaldı. Ölümün tam ucundaydı. Ölümü diliyordu.

Kadın hiç kıpırdamadan saatlerce oturdu. Derinlerinde sakladığı acıların sızılarını yavaş yavaş hissediyordu, ama biliyordu, beynindeki o sesler bir gün tamamen acı kâbuslarla dolu bir hal alacaktı, kaçamazdı.

Sabahı getirmişti koltukta. Güneş her zaman olduğu gibi tüm olanlardan habersiz, doğmuştu. Bu gün tam altmış üç gün geçmişti annesini kaybettiğinden beri.

Kendini bildi bileli annesi yanındaydı, annesi varken de yalnızlık çekerdi; şimdi ise annesinin yokluğuyla iyice yalnız kalmıştı. Zaten babasını hiç tanımamıştı. Bir kaç kere annesine bu konuyu açmıştı, konu her açıldığında bir şekilde kapanmıştı. Ölmesine yakın son açılmasında şöyle demişti annesi: ”İnan bana kızım, baban sevgiyi bilebilseydi ve sevgiye değseydi şimdi beraberdik. Ne sen onu bul ne de o çıkıp gelsin, böylesi çok daha hayırlı.” Annesinin bu sözlerinin ardından kadın babasını bulmak için kendinde güç bulamadı, şimdi ise öyle bir yorgunluk çökmüştü ki üstüne beden yorgunluğu değildi, yüreği yorgundu. Hiçlikte boğulmak üzereydi. Ne kimseyi görmek istiyor ne de daha önce hiç tanımadığı bir adamı bulmak istiyordu. Şu dört duvar arasında, odasının bir köşesinde ölümü beklemek istiyordu.

Akşamüzeri yine kafasındaki sesler konuşmaya başlamıştı, susacak gibi de değildiler. Durmadan, ”Annen öldü, ne için yaşadığını bile bilmezken. Sen ne için yaşıyorsun? Ne uğruna öleceksin? Annen öldü.” diye hayatının anlamını sorgulatan o seslere artık dayanamıyordu. Kadın bu yalnızlığın içinde varoluş sancılarını çekmeye hiç hazır değildi. İçinde kaygısızca savaşıp anlam arayabileceği hayatı düşündükçe kafasının içindeki o sesler inadına artarak devam ediyordu. Kadın, savaşmaya değer hayatı olup olmadığını düşündükçe eksildiğini anlıyordu. Kadın dizleri üzerinde yere çöktü ve çığlıklar eşliğinde kulaklarını kapadı. Pes etmişti artık, kaçamayacaktı bu seslerden. Dayanacak gücü kalmamıştı.

Veda etmenin zamanı gelmişti, anladı. Delirerek, hapis olduğum bir odada ölmektense kendi odamda ölmeliyim diye düşündü, sonunda aklının başından gideceğini düşünüyordu.

Yine saatlerini geçirdiği o köşeye çekildi, kalemini kâğıdını aldı ve bir mektup yazdı. Olurda öldüğümü fark eden birisi olursa diye yazdı. Ardından çok geçmeden intihar etti.

iki Hafta sonra evine uğrayan tek kişi ev sahibiydi, kirayı almak için uğramıştı o da. Ev sahibi ısrarla bastığı zili açan olmayınca elinde olan yedek anahtarla eve girdi. Kokudan içeri girilemeyecek durumdaydı. Adam burnunu tıkayarak girdi içeri. Salondan içeri girdiğinde yerde öylece yatan kadını gördü. Kadın kendisini kafasından vurmuştu. Adam dışarı çıkarak hemen polisi aradı. Çok geçmeden eve gelen polisler incelemeye başladılar. Olay yeri inceleme ekibi de geldikten sonra mektup fark edildi.  Polis Memuru mektubu okumaya başladı.

”Bu gün annem öleli tam altmış üç gün oldu. Benden bir şeyler kopup gideli tam 63 gün! Etrafımda bir kişi bile kalmadı. Herkesten kaçtıkça, herkes de uzaklaştı benden. Sırtımı yaslayıp ağlayabileceğim ne bir dost kaldı bana ne bir arkadaş. Babama gelince, inanın nerededir ne yapar ben de bilmiyorum, ama zaten yokluğuna bu kadar alıştığım birinin veda mektubumda yeri var mıdır ki?

Gidiyorum, çünkü bu seslere dayanacak gücüm kalmadı, anneme gidiyorum. Her geçen gün artan bu seslerin beni delirtmesine izin veremezdim. Bu benim tercihimdi, mektubumu okuyan her kim isen beni yargılama. Kafamın içindekiler, kafanın içinde olsaydı beni anlardın. Düşünmekten çok yoruldum. Şimdi gidiyorum, arkamda bıraktıklarıma üzülmüyorum hatta arkamda bırakacak bir şeye sahip miyim onu da bilmiyorum. Bu mektubu birinin okuyup okumayacağından da emin değilim. Cesedim de bir gün bulunursa annemin yanına gömün beni. Ve sanırım artık şu lanet olası seslere veda etme zamanı geldi. Beni siz öldürdünüz, benim katilim bu sesler, ”Annen öldü, ne için yaşadığını bile bilmezken. Sen ne için yaşıyorsun? Uğrunda yaşamak isteyeceğin neyin var yalnızlık ve çaresizlikten başka? Annen öldü.”

Şimdi bende öldüm katil sesler. Başardınız, ama ben de başardım. Kafamın içindeki sizlere sıktım.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz