Ana Sayfa Edebiyat Öykü Anahita’dan Bir Yığın Savaşım

Anahita’dan Bir Yığın Savaşım

Yaptığıma çılgınlık diyorsan eğer, kim bilir,

belki de bir çılgındır bana çılgın diyen.

Sophokles

Gelişigüzel bir tirat: Diyorlar ki! Ki ki ki, bütünlük       ve kayıplıktır. Duvar silueti madeni bir göç, tutsaklık ve ceset yığınıdır. Esa(s)en vurgulanmak istenen va’ka ayaz’ın vurduğu gecedir.

Aaa! Düşüyoruz… Düştük.

Karar:

03.10.2015 tarihli 28.madde uyarınca bundan böyle köy halkının tamamı evlere dağıtılan kıyafeti giyeceklerdir. Hiçbir kimse bu kıyafeti giymeden sokağa çıkmayacaktır. Çıkanlar en ağır şekilde cezalandırılacaklardır.

Bu kararla umutlarını tamamen kaybeden köy halkı, mücadele hırsı ile yanıp tutuşan Anahita’ya çevirmişlerdi gözlerini. Anahita, etrafına bakarken çeşmeden damla damla akan su sesinden başka hiçbir ses duyulmuyordu. Sessizlik, su damlacıklarında yitiriliyor. Anahita’ya bakan gözler bir umut yoklaması ile çaresizce bekliyordu. Bekleyiş Anahita’dan da öteye giden bir hayatiyet arzusuna bürünmüş vaziyetin ciddiyeti tuhaf bir usa gizlenmişti.

Anahita, dalgın dalgın dururken tercihen sınıfsal ayrımın doruk noktasında kendini siyah bir zeytinyağı şişesinde buldu. Önce salataya serpilmek, sonra bir tavada kavrulmak istedi. Niyeti, maksad-ı rûhiyetinden öte bir vücutta cana ermekti. Şişenin içinde savruldukça savruldu. Cama çarptı, sonra bir daha çarptı. Çarptı da bir masada kendine yer bulamadı. Bedeni, şişenin ağzından bir türlü çıkmıyordu. Sonra cama yanaştı. Dışarıyı görmek ve kendisinin dışarı çıkarılmasını zavallı göz hamleleriyle belirtmek istedi. Ama boşunaydı. Onu gören hiç kimse yoktu. Yemekler sofraya konmuş. Zeytinyağı çoktan serpilmişti. Düşündü. Bir daha düşündü. Sonra zeytinyağı şişesinin en dibine sürükleyip oradan bütün gücüyle kendisini şişenin ağzına fırlatmanın planını yaptı. Düşündü bir kez daha. Bütün hamleleri hesapladı. Dipten şişenin ağzına nasıl bir güçle gideceğini, şişenin ağzına vardığında kollarını ve ayaklarını vücudunun hizasına getirmesi gerektiğini, dümdüz bir biçimde olursa şişenin ağzına geleceğini tek tek gözden geçirdi. Şişenin her tarafını detaylıca izledi. Dipten yükseldiğinde şişenin ağız kısmını tam ortalaması gerektiğini biliyordu. Ve son kez düşündü. Sonra şişenin dibine yavaş yavaş inmeye başladı. İndikçe nefesi kesiliyordu. Kaygan bir vücutla hiçbir yere tutunamıyordu. Şişenin dibi görülmüştü. Artık en dipteydi. Yukarı baktı. Şişenin ağzını bulanık olarak gördü. Şişenin tam ortasına geçmeye çalıştı. Bir dedi, iki dedi, üç dedikten hemen sonra ayaklarını şişenin dibine sert bir şekilde vurarak yükselmeye başladı. Gözlerini tamamen kapatmıştı. Kollarını ve ellerini düz bir şekilde balık gibi yapıp şişenin ağzından çıkmaya çalıştı. Şişenin tam ortasına gelmişti. Yükselişindeki hız azalmaya başlamıştı. Ancak onun hareketinde herhangi bir değişiklik yoktu. Şişenin ağzına geldiği an bir sessizlik oldu. Zeytinler kurudu. Mevsim kışa döndü. Zifiri bir yalnızlığa büründü gece. Ağaçlar toprağı kuruttu. Yeşile döndü bütün maviler.

Şişe ters çevrildi. Döndü Anahita geriye. Bir kırıntı oldu. Talihe tarumar vuruldu. Yasin okundu. Şeffaf göründü mezar taşları. Kefene sarıldı umutlar. Düşe büründü gerçekler. Öldü Anahita. Anahita öldü. Öldü umut. Umut çürüdü.

Önceki İçerikAzat Bir Kuştu…
Sonraki İçerikGöçer Kadınlar – Yazı ve Fotoğraflar
Ferit Sertkaya
1989 Batman’da doğdu. Türkçe Öğretmenliği bölümünü bitirdi. Yüksek lisansını Vedat Türkali’nin Bir Gün Tek Başına ve Mavi Karanlık Romanında Kadın üzerine yaptı. Şu an doktora yapmakta olup İstanbul’da Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yapmaktadır. Çeşitli dergilerde eleştiri, sinema ve öykü yazıları yayımlandı. İlk öykü kitabı An’sız, 2016 yılında yayımlandı. Masumiyet Tiradı Ferit Sertkaya’nın ikinci kitabıdır.

1 Yorum

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz