<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sadık Güvenç &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<atom:link href="https://zamansizdergi.com/author/SadikGuvenc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<description>Herkes İçin Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Jul 2019 09:00:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/cropped-Untitled-design-32x32.jpg</url>
	<title>Sadık Güvenç &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sandık</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/sandik/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/sandik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sadık Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jul 2019 09:00:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=7818</guid>

					<description><![CDATA[Sonunda buradayım. Avlu duvarı yerli yerinde duruyor. Babamın bir zamanlar hayvanlara kış yiyeceği olarak getirdiği bazen kangal, bazen ot yüklü at arabasının rahatlıkla geçtiği büyük tahta çatal kapı biraz yamulmuş, kanatlarından biri bir yerlere gitmişse de diğer kanat geçmişin bütün izleriyle öyle bekliyor tanıdıklarını. Toprak damın ön duvarı yılların yorgunluğuna, yağmuruna, karına dayanamamış olacak ki olduğu yere [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Sonunda buradayım. Avlu duvarı yerli yerinde duruyor. Babamın bir zamanlar hayvanlara kış yiyeceği olarak getirdiği bazen kangal, bazen ot yüklü at arabasının rahatlıkla geçtiği büyük tahta çatal kapı biraz yamulmuş, kanatlarından biri bir yerlere gitmişse de diğer kanat geçmişin bütün izleriyle öyle bekliyor tanıdıklarını. Toprak damın ön duvarı yılların yorgunluğuna, yağmuruna, karına dayanamamış olacak ki olduğu yere yığılmış, tahta kapının açılıp kapanmasına engel olmuş. Mavi boyalı asma pencerenin tüm camları kırılmış, dişi dökülmüş yaşlı bir kadını andırıyor.  Yıkıntının üzerinden kendime yol bularak ilerledim. Tam karşımda tandır, tandırın yanında bir zamanlar kireçle badanalanmış kemerli raflar, rafın hemen ilk gözünde yeşil tahta sandık duruyor. Evimizin tarihi ile yaşıt bu sandık. Annem bu eve gelin gelirken çeyizini bunun içine koyup getirmiş.  İçinde kitaplarım olacaktı, belki duruyordur. Bir umut benimki, eski günlerin özlemi. Sahi duruyor muydu kitaplarım orada? Tabanı, gerek sürtünmeden gerekse farelerin inatçı bir şekilde kemirip içeri girmek istemelerinden kaynaklı olarak delindiği için birkaç kere babam tarafından yenilenen sandığı çekip indirdim yere.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sandığı çekip yere düşürünce, altına yuva yapan fareler telaşa düştüler. Üstlerinden yorganları alınmış gibi utandılar. Gün ışığından hazzetmiyorlar herhalde.  Bir telaşla kıvıl kıvıl oraya buraya kaçıştılar. Oldum olası iğrenirim farelerden. Eğitim görmüşler sanki biri üstümüzdeki sandığı çekince ne yapacağız diye yaptıkları tatbikat gereğince, her biri bir deliğe girip yitti. Sandığı açmaya üşendim doğrusunu isterseniz. Ya bir sandık dolusu fareyle karşılaşırsam? Beni seyreden iki kedi, uslu uslu bakıyorlar bana, başka işleri yokmuş gibi. Beceriksiz bir fare girecek delik arıyor bu arada. Biraz hasta mı nedir? Tüylerinin birazı dökülmüş. Kıpkırmızı derisi görünüyor. Ayakları da kıpkırmızı! Tavukayağına benzetiyorum. Kedilere kaş göz ediyorum, “yakalasanıza şunu, ne diye bana bakıyorsunuz?” Kediler oralı bile değil. “Bunlardan o kadar çok ki ne diye hastalıklı bir sıçanla uğraşacakmışız?” diyorlar. Kedinin birinin kafasını tutup kel farenin üzerine eğdiriyorum, “Bak işte seninki burada…” Kedi başını kurtarıyor elimden. Biraz uzağa gidip bizi seyretmeyi tercih ediyor. Kızıl, kel fare yavaş yavaş ilerliyor. Nereye gidiyor acaba? Rastgele mi gidiyor, bir hedefi var mı? Bir adım ötede ıslak küçücük bir delik var. Deliğin ağzı çamur gibi! Bir de sanki rüzgârdan etkilenen bir tüy yumağı mı kuyruk mu var. Belli oldu. Orada da bunun ailesi var anlaşılan. Aklım sandıkta. Acaba kitaplar… Sandığı indirdiğim yere bakıyorum. İki koca kütük duruyor, yerler kuru, fare pisliği çok. Etrafı inceliyorum, terk edilmişliğin, yalnızlığın hüznü sinmiş her yere. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ya bir sandık dolusu fareyle karşılaşırsam? Beni seyreden iki kedi, uslu uslu bakıyorlar bana, başka işleri yokmuş gibi. Beceriksiz bir fare girecek delik arıyor bu arada. Biraz hasta mı nedir? Tüylerinin birazı dökülmüş. Kıpkırmızı derisi görünüyor. Ayakları da kıpkırmızı! Tavukayağına benzetiyorum. Kedilere kaş göz ediyorum, “yakalasanıza şunu, ne diye bana bakıyorsunuz?” Kediler oralı bile değil. “Bunlardan o kadar çok ki ne diye hastalıklı bir sıçanla uğraşacakmışız?” diyorlar. Kedinin birinin kafasını tutup kel farenin üzerine eğdiriyorum, “Bak işte seninki burada…” Kedi başını kurtarıyor elimden. Biraz uzağa gidip bizi seyretmeyi tercih ediyor. Kızıl, kel fare yavaş yavaş ilerliyor. Nereye gidiyor acaba? Rastgele mi gidiyor, bir hedefi var mı? Bir adım ötede ıslak küçücük bir delik var. Deliğin ağzı çamur gibi! Bir de sanki rüzgârdan etkilenen bir tüy yumağı mı kuyruk mu var. Belli oldu. Orada da bunun ailesi var anlaşılan. Aklım sandıkta. Acaba kitaplar… Sandığı indirdiğim yere bakıyorum. İki koca kütük duruyor, yerler kuru, fare pisliği çok. Etrafı inceliyorum, terk edilmişliğin, yalnızlığın hüznü sinmiş her yere. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Sandığın durduğu yerde yufka ekmek yapmak için kullanılan malzemeler dururdu.  Üzerinde yufka açılan ekmek tahtası, pişirilen yufkanın istiflendiği yuvarlak kısa ayaklı yer tahtası, sac, evirgeç, oklavalar, üzerine un dökülen büyük, geniş itağ dedikleri yaygı, ekmek yaparken üzerine oturdukları minderler… Bir de bu yaratıkların oraya gelme olasılığına karşı ince ince yapılan planlardan sonra tuzaklar konurdu. Günün herhangi bir saatinde “Tık” sesini duyan koşardı: “Nasılmış soyka kalasıca, ne işin vardı senin orada?”  Bazen de zehirli yeşil buğday taneleri serpiştirilirdi oralara. Gelmek isteyene kapılar açık…  Yeşil zehirli buğdayı yiyen kıvrılıverirdi olduğu yere. Beyaz küçük dişlerini görürdük açık kalmış ağızlarından. Kürekle toplanırdı kırılasıcalar. Fareler için konulan yeşil zehirli buğdayın fare ölüsüyle birlikte küreğe geldiği de olurdu. Hele de bu buğdayın hangi nedenle buraya konulduğunu bilmeyen birilerinin orayı temizleyip küllüğe (çöplüğe) serpmesi az rastlanır şeylerden değildi. Konu komşunun tavuğu az nasiplenmemiştir bundan. Ardından kıvrılan kıvrılana! Ara ki bulasın ne sebepten kıvrılıverdi bunlar? </p>



<p class="wp-block-paragraph">Dura dinlene gidiyor kızıl kel. Ayakları da kıpkızıl! Kuyruğu yaralı. İlerlediği yerde sahibinin terk ettiği ayak, kuyruk parçaları. Herhalde şu dikizci kedilerin marifeti o artıklar. Şunun üzerine bir taş indirsem ne değişecek? Bu geride kaldı, bu hasta diye… Kediler bile merhamete geldiler…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir sopa aradım. Burada ne çok kazma, keser, yaba, kürek, bel, şu, bu olurdu. Bir odun parçası bulsam da şu sandığın kapağını kaldırsam. Korktuğumdan değil, iğreniyorum. Kapağı kaldırınca kıvıl kıvıl… Yok yok en iyisi hiç bakmamak. O kadar da değil. Yıkıntıların arasında bir odun parçası görüyorum. Uzanıyorum. Çürümüş, un gibi olmuş. Uzun, sivri bir taş parçası alıyorum. Sandığın kilidi yok. Hafifçe, ürkerek kaldırıyorum kapağı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Mavi bir örtü! Hiç kirlenmemiş. Örtünün üzerinde yeşil buğdaylar. Örtüyü çekip alıyorum. Bir hareket mi var ne? Örtünün altında en üstte duran kitabı alıyorum. Kitabın dört tarafı da kırtlanmış. Tırtık tırtık. Atıyorum kitabı, içimde bir iğrenti. Diğer kitapları elime almadan inceliyorum, hepsi tırtıklanmış, kitapsever eğitimli fareler kayboluyorlar yine. Kitaplarımı elime almaya üşeniyorum. Her biri bir anıydı benim için. Onlar için gelmiştim bunca sene sonra. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gün sabaha doğru jandarmalar gelip de evi sarınca, “Kitaplarımı sakın yakmayın, onların içinde yasak kitap yok, beni başka bir şey için götürecekler,” diye babamla annemi sıkı sıkı tembihlemiştim. Kitaplarımı, defterlerimi, benim için değerli ne varsa hepsini sandığın içine günler öncesinden doldurmuş, sandığın tabanına, sağına soluna yeşil buğdaylardan dökmüştüm. “Sizden tek isteğim bu, kitaplarıma dokunmayın,” demiştim. Sonra da avluya çıkıp jandarmalara teslim olmuştum. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Beni nasıl yargıladılar, neyle suçladılar şimdi bunları anlatıp da kafanızı şişirecek değilim. Sıkı yönetim vardı. Babamın gücü yetmedi beni onların elinden almaya. Şura senin bura benim derken dokuz yıl kaldım içeride. Dokuz yıl sonra suçlu olmadığım anlaşıldı. İşte çıkıp geldim. Annemin, babamın öldüğünü biliyordum, ama evimizin bu hale geldiğini bilmiyordum. O gün beni yakaladıklarında devleti kurtarma derdindeydi jandarma.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllardır hayalini kurduğum evime, kitaplarıma kavuşmuştum. Kitaplarımın arasında notlarım, şiirlerim, mektuplarım ve günlüklerim vardı. Onları elden geçirecek güncelleyip yayımlayacaktım. Dokunabilir miydim şimdi? Ya şu kızıl kel sıçan da dolaşmışsa bu sandığın içinde? Hastalık saçmışsa!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kedilerden biri sıçradı sandığın üzerine. Kulaklarını birer ok gibi indirdi sandığın yüzeyine, hırlamaya başladı. Sandığı devirdim. Kitaplar kaydı, yayıldı. Her biri şişmiş, kalınlaşmış, gün ışığına çıkmaktan mutlu ama bana dargın gibi hepsi. “Kendin gibi bizi de hapsettin,” der gibi. Siz burada hapiste kaldınız, ben orada… Ayağımla dağıtıyorum, kırtlanmış, şişmiş, kabarmış kitapları. Hiç biri kurtulamamış kırtlanmaktan. Bir naylona sarıp koyduğum defterlerimi görüyorum. Ayırıveriyorum onları. Bir de annemden kalan bir anı diye mavi kumaşı alıp uzaklaşıyorum oradan. Kel fare biraz daha yaşasın yaşayabilirse o yarasıyla.  </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/sandik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Açık Hava Sineması</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/acik-hava-sinemasi/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/acik-hava-sinemasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sadık Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Mar 2019 21:44:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=6345</guid>

					<description><![CDATA[Kocaman televizyon ekranının karşısında bir grup insan sohbet ediyor. Onların arkasında ordan oraya koşuşan çocuklar, kendi aralarında bir oyundur tutturmuşlar. Park mı açık hava sineması mı belli değil. Bizi buraya film izleyeceğiz diye çağırmışlardı. Yağmur yağabilir korkusuyla sandalyeleri üstü kapalı bir köşeye sıkıştırmışlar. Bu yüzden perde niyetine kullanılan televizyon ekranı biraz yanda kalıyor. Yanımdakini tanımadığım halde konuşuyorum: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">Kocaman televizyon ekranının karşısında bir grup insan sohbet ediyor. Onların arkasında ordan oraya koşuşan çocuklar, kendi aralarında bir oyundur tutturmuşlar. Park mı açık hava sineması mı belli değil. Bizi buraya film izleyeceğiz diye çağırmışlardı. Yağmur yağabilir korkusuyla sandalyeleri üstü kapalı bir köşeye sıkıştırmışlar. Bu yüzden perde niyetine kullanılan televizyon ekranı biraz yanda kalıyor.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">Yanımdakini tanımadığım halde konuşuyorum:</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Film başlayınca ortalık sakinleşir, herhalde.”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">O da öyle umuyormuş. Tanımadığım başka insanlar daha var etrafımda, sohbet ediyorlar. Araya giriyorum:</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Film ne zaman başlar?”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Film çoktan başladı.”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Nasıl yani, şimdi siz film mi izliyorsunuz burada?”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Görmüyor musun, film yarılandı. Az sonra beş dakikalık bir ara verecekler!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Bu nasıl sinema ya?”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Beğenemedin mi? Burada böyle!..”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">Şaka yapıyorlar herhalde. Ne görüntü belli ne de bir ses duyuluyor. Hele şu etrafta koşuşturan çocuklar… Kahvehanede bile bu kadar gürültü patırtı olmaz.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Böyle sinema mı olur? Ben gidiyorum!” dedi arkadaşım.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Biraz daha oturalım. Bakalım ne olacak, merak ediyorum.” dedim.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Sen otur, benim canım sıkıldı. Dolaşacağım biraz.”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">Kalktı. ‘Sinema’ diye milletin yığıldığı yerden çıktı, gitti. O gider gitmez yanımda oturanlardan biri arkadaşımın arkasından söylendi:</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Dövecektim şerefsizi, zor tuttum kendimi.” dedi.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Ağır ol bakalım! Kimmiş şerefsiz?” dedim, sinirlendim tabii.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Sen ne karışıyorsun? Sana bir şey mi dedik şurada?”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“O giden benim arkadaşımdı, ona hakaret edemezsin.”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Asıl o bize hakaret etti. Film bitmeden sinemadan çıktı.”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Ne filmi ya? Siz film mi izliyorsunuz?”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Kör müsün, ne yapıyoruz film izlemiyoruz da?”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Ben de izlemek istiyorum ama bir şey göremiyorum.”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Ne görmek istediğine bağlı!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">Yahu insan sinemada ne görmek ister arkadaşım? Adam hem konuşuyor hem elinde kocaman bir tornavida ile oynuyor. Elindeki tornavidayı havaya atıyor, sonra da yere doğru süzülen tornavidayı yakalıyor. Büyük bir iş başarmışçasına sırıtıyor marifetine. Sonra tornavidayı önündeki tahta masaya saplıyor. Çıkartırken masayı kanırtıyor. Televizyon ekranına başını kaldırıp da bir kere bakmıyor bile.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Böyle şerefsizler hiç gelmesinler bizim sinemamıza!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">Beni kışkırtıyor. Gözlerimin içine dikti gözlerini. Bizi buraya çağıran arkadaştan da eser yok. Nereye gittiyse gitmiş. En iyisi ufak ufak kalkmak. Ses etmeden kalkıyorum. Parktaki salkımsöğütten kestiği dalı kendine at yapan bir çocuğa çarpıyordum az daha.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Önüne baksana ayı, çocuğun atının kuyruğuna bastın!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Özür dilerim, görmedim.”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Hem dangalaklığın daniskasını yaparlar hem de özür dilerler. Sinemada nasıl oturulacağını bilmedikleri gibi kafalarına göre sinemayı terk ederler. Böylelerini döveceksin. Ayaklarını kıracaksın ayaklarını!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">Şuradan bir çıksaydım… Nasıl bir yer burası böyle? Neyse ki şu kulağımda uğuldayan gürültülü yerden zor şer uzaklaşabildim. Allah Allah, bu da ne şimdi? Ceketimin dış cebinde bir ağırlık… Kumaş üstü yokladım. Çamur gibi. Yoksa?.. Çekine çekine soktum elimi cebime. Yumuşacık çamurumsu bir toprak. İyi de bu toprağın cebimde işi ne? Şimdi nasıl kızmazsın! Kim, niye doldursun cebime bu toprağı?</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">Az önce atının kuyruğuna bastığım çocuk yanıma geldi:</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Amca, ceketinin cebindeki bozuk paralar var ya…”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Sen mi aldın onları?”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Yok amca, bana hırsız diyemezsin!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Lan evladım, benim cebimde bozuk para olduğunu sen nereden biliyorsun?”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Herkesin ceketinin cebinde biraz bozuk para olur!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Eee, sana ne öyleyse benim cebimden?”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Senin paraların neden toprak oldu biliyor musun?”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">Kafayı yiyeceğim. Burası nasıl bir yer ya kardeşim! Bunlar nerenin insanları? Ben mi yanlış yerdeyim?</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Git başımdan velet!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Velet, diyerek beni aşağılayamazsın!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Tövbe tövbe, başıma bela mısın evladım? Git arkadaşlarınla oyna. Uzaklaş yanımdan.”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">Çocuk sırıttı, atının başını okşadı:</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Gitmem, gitmem. Cebini boşalt öyle gideyim.”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Boşaltmıyorum lan, boşaltmıyorum işte! Toprak kimin cebindeyse toprağın sahibi odur.”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Şimdi bir çağırırsam babamı… Tornavidasıyla gelirse görürsün!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Benim cebimdeki şeyden sana ne çocuğum!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Olmaz, toprağı cebine sen mi doldurdun?”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Sen mi doldurdun?”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">Elimi cebime daldırıp, çamurumsu topraktan bir avuç alıp -korkup kaçsın diye- çocuğa savurdum.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Yetişiiin, şu adam beni öldürüyoor!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">En önde tornavidalı adam olmak üzere tüm sinema halkı üstüme doğru oluk oluk akmaya başladı. Kaçtım hâliyle. Yaygaracı çocuk söğüt dalından yaptığı atının üstünde rüzgâr gibi koşuyor ardımdan. O olmasa bir kuytu yere girer kaybettiririm izimi. Ama ensemde sıpa. “Sıpa, diyerek beni aşağılayamazsın!” der gibi olduğunu mu duydum ne? Arayı kapatamıyor yine de. Demek ben de iyi koşuyormuşum. Cebimdeki toprak ağırlık yapıyor. Bir avuç çıkartıp atıyorum arkamdan gelenlerin üzerine. Duman, sis içinde kalıyorlar. Sevdim, cebimdeki cephaneymiş meğer. Avuç avuç saçıyorum ortalığa. Benim önüm açık. Bir avuç daha atıyorum toprağı arkaya doğru. Kimse kalmıyor arkamda. Hafifliyorum. Bir adım atıyorum da yüz adım atmış gibi sıçrıyorum sanırsın. Nefes nefese eve varıyorum. Ev arkadaşım kitap okuyor. Ben öyle telaşla girince eve o da heyecanlandı:</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Bitti mi film?” dedi.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Ne bitmesi, asıl film sen gidince başladı ki sorma!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Nasıl yani? Hadi anlat neler oldu? Filmin konusu neydi? Nasıl izledin? Keşke ben de gelseydim ama rahatsızım işte görüyorsun. Hem çok gürültü oluyor burada sinema. Eee hadi anlaaat!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Sen çıkınca çok geçmeden ben de çıktım.”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Nerden çıkınca? Ben evden bile çıkmadım.”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Ya biz sinemaya seninle birlikte gitmedik mi?”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Seninle sinemaya hiç gitmedim ki.”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">Başıma gelenleri anlattım. Arkadaşım güldü.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">“Korku filmi izlerken kendini iyi kaptırmışsın. Uyudun mu yoksa? Daha önce izlediğim bir filmi anlatır gibisin.” dedi.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;Carlito,Calibri&quot;,&quot;fgc&quot;:&quot;rgb(0,0,0)&quot;,&quot;size&quot;:&quot;11.0&quot;}" data-window-control-info="true" data-writer-border-info="{&quot;border-sides&quot;:[]}">Bir daha ne idüğü belirsiz sinemalara, hele de açıkhava sinemasına gitmeyeceğim!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/acik-hava-sinemasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkarakter Zorda</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/baskarakter-zorda-sadik-guvenc/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/baskarakter-zorda-sadik-guvenc/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sadık Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Feb 2019 09:12:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=5427</guid>

					<description><![CDATA[“Uyuşuk! Mal!” diye tısladı Kürşat. Televizyonun kumandasını olanca gücüyle sıktı. Kumandayı televizyondan kendisine aval aval bakan başkaraktere fırlatmamak için “ya sabır “ çekti. Televizyon sehpasına yaklaştı iyice, adet olsaydı ekrandan içeriye girecek, başkarakterin kolundan tutup silkeleyecekti onu. Nasıl bu kadar saf olabiliyordu bu insanlar? “Lan oğlum daha dün o köşede bir araba dayak attılar sana, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>				“Uyuşuk! Mal!” diye tısladı Kürşat. Televizyonun kumandasını olanca gücüyle sıktı. Kumandayı televizyondan kendisine aval aval bakan başkaraktere fırlatmamak için “ya sabır “ çekti. Televizyon sehpasına yaklaştı iyice, adet olsaydı ekrandan içeriye girecek, başkarakterin kolundan tutup silkeleyecekti onu. Nasıl bu kadar saf olabiliyordu bu insanlar? “Lan oğlum daha dün o köşede bir araba dayak attılar sana, yine niye gidiyorsun aynı yere?”  derken elindeki kumandayı bıraktı, kapının arkasında duran sopayı aldı eline. Başkaraktere tuzak kuran hainler şimdi ortaya çıkacaklardı yine, onlara günlerini göstertmek de elbet Kürşat’ın göreviydi. “Gelin bakalım, bu sefer karşınızda o uyuşuk herif yok, ben varım ben!” Başkarakter, köşeyi döndü, işte tam burada karşısına ağlayan bir kız çocuğu çıkacak, başkarakter çocukla ilgilenirken kalleşler yükleneceklerdi ona, orantısızca… Yemezler, yalnız değildi o…</p>
<p>Birden ortalık karardı. Geçen hafta bu kısım yoktu ama. Şaşırdı Kürşat. Karanlıkta ne yapacağını bilemedi. “İt tohumları, anladılar herhalde benim yardıma geleceğimi, tedbir almışlar,” dedi. Parmaklarını ağzına götürdü, olanca nefesini üfledi. Tiz bir ıslık çın çın öttü. Başkarakteri uyarmak içindi bu ıslık. Hem kalleşler de bilsinlerdi etrafta birilerinin olduğunu. Bekledi, hiçbir değişiklik yok. Her yer kapkaranlık. Kendi odasının da karanlık içinde olduğunu nice sonra anladı Kürşat. “Bu kadar da kalleşlik olamaz, elektrikleri kesmişler, bu çocuğun ne kadar da çok istemeyeni varmış dayı!” Ortalığı aydınlatmalı, başkaraktere bir ışık deliği göstermeliydi. El fenerini koyduğu çekmeceyi buldu el alışkanlığı ile. Kurcaladı, yok. Lazım olunca bulunmaz ki meret…  Bir sürü ıvır zıvır, bunların ne işi varsa burada? Parmakları bir deliğe takıldı. Esneyen bir delik. Genişlet genişletebildiğin kadar. El feneri buradan kaymıştır aşağı çekmeceye. Aşağı çekmeceyi çekti. Yok, orada da yok. Aynı delikten orada da var. Lan bu el feneri kendine yol mu açmış buralardan? Öbür çekmeceyi açtı. Hah işte burada… Pili mi bitmiş? Yok, canım daha yeni koymuştu pili. Sıkıladı el fenerinin arka kapağını. Yok yanmıyor. Aksilik işe. Çakmağı geldi aklına. Çaktı. Bir alev titredi ekranda. İnşallah başkarakter görmüştür ışığı… Karanlık, her yer karanlık. Mahvedecekler çocuğu…</p>
<p>Kapı mı çalınıyor ne? Kürşat homurdandı. Bu zamanda kapı mı çalınırmış? Birkaç adımda vardı kapıya. Delikanlılıkta “kim o?” sorusu yoktu. Ne olacaksa olurdu, langırt diye açtı kapıyı, çakmağını çaktı, gelenin yüzüne tuttu… Ödü ağzına geldi Kürşat’ın. O gelmişti, buradaydı. Ne yapacağını, ne diyeceğini bilemedi, eli titredi, dizi titredi. “İçeri almayacak mısın beni? Hep böyle bakacak mısın yüzüme? Peşimdeler…” Kürşat kıyıya çekildi.<br />
Çakmağın alevi elini yaktı. Başkarakter içeri girdi. Kürşat’ın sesi kupkuru boğazından zar zor çıktı:<br />
“Sen, sen nasıl yani? Nasıl buldun burayı?”<br />
“E ışık yaktın, ıslık çaldın. O karanlıkta etrafımı sardı kanı bozuklar, sen olmasaydın işimi bitireceklerdi, iyi ki yaktın ışığı da etrafımı gördüm. Sağ ol dostum!”</p>
<p>Yutkundu Kürşat, gurur duydu kendisiyle. O buradaydı, canlı kanlı yanındaydı işte. Az önce kızıp bağırıp çağırdığı, itin götüne sokup çıkardığı başkarakter buradaydı işte. Tutamadı kendini:<br />
“Sen neden hep aynı hataları yapıyorsun ki?”<br />
O nasıl bir hesap sormaydı öyle? O nasıl bir çıkıştı öyle. Ayıpladı kendini. İnsan darda kalmış misafire öyle çıkışır mıydı hiç?<br />
“Bazen hepimiz hata yaparız dostum!”<br />
“Ama sen her zaman hata yapıyorsun, senin yüzünden fıtık oluyoruz biz izleyiciler.”<br />
“Siz fıtık olurken biz canımızı ortaya koyuyoruz dostum!”<br />
“O kadar bağırıp çağırıyoruz burada, yapma etme diyoruz. Aldıran kim?”<br />
“Herkes işine baksın dostum, iş olacağına varır. O kadar çok akıl veren var ki. Bak darda kaldım, bir tek sen ışık yakmayı akıl ettin. Herkes bırakmış kendini olayların akışına. Yalnızca eleştirsinler, niye şöyle yapmadın, niye o karanlık yere gittin? Bak elektrikleri kesiyorlar, istedikleri sonucu elde etmek için. Herkes ne yapıyor? Başkarakter niye bunu düşünmedi diye beni suçluyorlar. Sen farklısın. Sen diğerleri gibi değilsin. O yüzden buraya geldim&#8230; Peşimdedirler, şimdi gelirler, sakla çabuk beni!”</p>
<p>Kürşat düşündü. Nereye saklayabilirdi ki başkarakteri? Banyo, mutfak, oda… Başka da bir yer yok. Nohut oda, bakla sofa… Ne balkon ne çatı katı… Yatağın altı, ilk bakılacak yer. Kapının arkası ikinci bakılacak yer… Çekmecedeki delik… Tak tak kapı vuruldu.<br />
“Geldiler dostum, saklayamadın beni. Bilseydim gelmezdim. Madem bir şey düşünmedin neden ışık yaktın?” dedi başkarakter fısıltıyla.<br />
“Vaaay, demek başkarakterimiz de korkakmış ha!”<br />
“Bizim de bir canımız var!”<br />
“Hadi hadi gir şu çekmeceye!”</p>
<p>Başkarakter çekmeceye girdi. Kapı kırılacak gibi dövülüyordu. Kürşat bir elinde olanca gücüyle sıktığı sopasıyla açtı kapıyı. Bir el feneri gözüne tutuldu sanki. Parlak ışık birden gözünü kör etti. Zaten karanlık olan her yer daha da zifiri karanlık oldu.  Takım elbiseli, kravatlı ( bu tür karanlık adamlar neden kravat takarlar sahi?) çember sakallı ızbandut gibi sekiz on tane herifin beklediğini sanıyordu kapının önünde.<br />
“Gelin lan gelin, ne yapacaksanız yapın!” diye bağırdı elindeki sopayı sallayarak. Sopa kimseye çarpmadı. “Şimdi kıçıma bir tekme vursalar, merdivenlerden tepe taklak giderim…” diye kendini duvardan yana korumaya aldı, Kürşat. Bekledi ki yakasına yapışsınlar. Gözüne el feneri tuttular. Hayret bu sefer ki ışık az önceki gibi karartmadı gözlerini. Aksine gördü etrafını. Elektrikler gelmişti. Kimse de yoktu. Sopasını sıktı. “Kaçtılar mı lan? Artık nasıl bağırdıysak!” Yoksa, yoksa içeriye dalıp başkarakteri… Eyvahlar olsun! Kürşat açık kapıdan daldı içeriye.<br />
“Bırakın laaan!”<br />
Kimse yoktu. Nerede bu adamlar? Kendisini bayılttılar da başkarakteri alıp gittilerse… Eyvahlar olsun sana Kürşat! Yazıklar olsun! Bir kuş da bir çalıya sığınır. Sen çalı kadar olup da saklayamadın o kuşu… Tüh sana!</p>
<p>Televizyonu açtı. İşte orada. Oh be! Sevindi Kürşat. Bir şey olmamış. Demek çekmecedeki delikten yağ gibi kayarak kaçıp kurtulmuş. Karanlık köşeye doğru gidiyor yine. “Mal mısın nesin oğlum? Daha yeni kurtarmadık mı seni katillerin elinden?”  Çekmeceyi çekti, parmaklarıyla deliği yokladı. Delik istediğin kadar genişliyor. “Acaba ben de onun gittiği yollardan geçip gidebilir miyim oraya? Bu safı ancak ben kurtarırım kötü adamlardan.”		</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/baskarakter-zorda-sadik-guvenc/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile Bütçesi</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/aile-butcesi-sadik-guvenc/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/aile-butcesi-sadik-guvenc/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sadık Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jan 2019 00:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=4861</guid>

					<description><![CDATA[Şu bizim Bakkal Latif Efendi’yi bilirsiniz. Bilmiyorsanız da benzetin birine. Hiç mi bakkal bilmiyorsunuz. Gözlerinin içi güler, saçları dökülmüş, uzun boylu, azcık göbekli. Yaz kış aynı kazağı giydiğini sanırsınız. Nedense öyle bir izlenim uyandırmıştır bende. Sesi de gürdür ha. Geçen gün ben sabah erkenden acele acele işe giderken bakkalın önünden geçiyordum, selamlaştık. Bana dedi ki: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>				Şu bizim Bakkal Latif Efendi’yi bilirsiniz. Bilmiyorsanız da benzetin birine. Hiç mi bakkal bilmiyorsunuz. Gözlerinin içi güler, saçları dökülmüş, uzun boylu, azcık göbekli. Yaz kış aynı kazağı giydiğini sanırsınız. Nedense öyle bir izlenim uyandırmıştır bende. Sesi de gürdür ha. Geçen gün ben sabah erkenden acele acele işe giderken bakkalın önünden geçiyordum, selamlaştık. Bana dedi ki:</p>
<p>“Yahu komşu, şu sizin oğlanı yolla da çıraklık etsin yaz boyunca bana. Orada burada haytalık edeceğine  üç beş harçlık veririm, en azından günlük çayınız, şekeriniz bedavaya gelir, fena mı?”</p>
<p>Hiç fena olur mu? Her sabah, her akşam Latif’in dükkanının önünden nasıl geçtiğimi bir ben bilirim. Niye olacak, göz göze gelsek veresiye defterinden başka bir şey göremiyorum ki adamın gözlerinde. Bir şey söylemese de o anlamlı bakışları yeter: “Sayemde geçiniyorsun sayemde, kursağındaki makarnalar, bulgurlar, ekmekler burada yazılı birer birer.” Ulan ay başı gelince ödenmiyor mu hepsi? Ödensin, ertesi gün yeniden açılıyor kalbim kadar tertemiz bir sayfa… Ah bir peşin alış verişe dönebilsek bakar mıyım senin kurtlu pirinçlerine?</p>
<p>“Hay hay amcası, derhal gelsin, ne demek? Harçlık da neymiş, senin gibi gün görmüş bir büyüğünün yanında insanlık öğrensin, yol  yordam öğrensin,” dedim.</p>
<p>Akşamı zor ettim. Kolay mı müjde vereceğim oğlana. Hayatında ilk kez böyle bir sorumluluk alacak. Babacığına, anneciğine destek olacak. Aile bütçesine karınca kararınca bir iki damla akıtacak.Nasıl sevinecektir.  Ben ondan daha çok heyecanlıyım. Kerata iş öğrenecek. Bendenizin emekliliğine şunun şurasında on yıl var yok. Bakarsın çıraklıkla kalmaz, işi ilerletir oğlan, ustalaşır iyice de bir bakkal da biz açarız. Ha? Olmaz mı? Ne dersin komşu? Açamaz mıyız ben emekli olunca? Açarız değil mi? Ne varmış açamayacak? Herkes anasının karnında mı öğreniyor bakkallığı? Hay Allah, insan hemen de kaptırıveriyor kendini hayallere…</p>
<p>Bak sen şu işe. Bizim kerata “olmaz” demesin mi bana. Yutkundum kaldım. Nutkum tutuldu. Babasına, olmaz, diyor. Niyeymiş, niyeymiş? Niye olmuyormuş? Tatilmiş efendim. Tatil demek ne demekmiş? Dinlenecekmiş. Ulan deyyus, okula git, okuldan gel, sanırsın sırtında taş taşıyor bebe. Orta ikiye geçti ya, delikanlı oldu iyice. Ne diller döktüm,  ne diller döktüm. İnsanları öğrenecekti çeşit çeşit. İnsanlara davranmayı öğrenecekti ince ince. Sorumluluk öğrenecekti…  Para kazanacaktı az çok. Aile bütçesine katkı… Bunları okulda da öğretiyorlarmış… Her şeye de bir cevapları olur zaten. Papuç kadar dil. Onu da okulda öğretiyorlar herhalde.</p>
<p>Öğleden sonra gidip birkaç saat çalışmak koşuluyla kabul etti çıraklık işini. Hele bir gitsin bakalım. Gerisini de bakkal efendi halletsin. Ertesi sabah ben işe gitmek için hazırlanırken baktım bizimki de uyanmış. Bana gülümsüyor.  Canım benim. Haksızlık mı ettim ne çocuğa? Uyku çocuğu be babası. Bırak uyusun çocukcağız. Elin bakkalı ezer be şimdi bunu.  Yavrum benim, nasıl da gülümsüyor tatlı tatlı. Benim üzülmemi istemediği için de erkenden kalkmış. Bu yaştaki çocuğa bütçe lafı edilir mi be salak kafa? Vicdan mı yapmış nedir?<br />
“Hani öğleden sonra gidecektin?”<br />
“Gitmeyeceğim ki!”<br />
“Ne demek gitmeyeceğim ki? Söz vermedin mi  bana akşam?”<br />
“Bizim site maçımız var bugün öğleden sonra.”<br />
“Tamam maçtan önce git, biraz öğren işi. Sonra da gidersin maça.”<br />
“Olmaz baba ya! Maçtan önce antrenman yapıyoruz biz…”</p>
<p>Sabah sabah lahavle çekip çıktım. Bu çocuk adam olmayacaktı. Biz böyle miydik? Büyüklerimiz ne derse o. Maç yapacaklarmış da antrenman yapacaklarmış da… Mazerete bakın. Biz de gizli saklı oynardık bu top denen mereti. Top oynadığımız duyulursa bir ton azar işitirdik babalarımızdan. Şuna bak, top oynayacağım diye çıraklığı kabul etmiyor, biz de sesimizi bile çıkartmıyoruz. Böyle de olmaz ki canım.</p>
<p>Canım çok sıkıldı. Sen olsan güler geçer misin böyle bir şeye komşu? İşe gidiyormuş gibi yapıp giriverdim kimsenin beni göremeyeceği bir kuytu yere. Bekleyelim bakalım bu sıpa nerelere gidiyor? İşe de biraz geç  gidelim bugünlük. Uydururuz bir şeyler sorarlarsa. Şunun şurasında belki de ilk defa geç kalacağım. Belli mi olur, belki de geç bile kalmam. Bekledim ki bizim sıpa çıksın evden. Kapı mı açıldı ne? O ne? Oğlandan önce annesi çıkmasın mı? Birlikte mi gidiyorlar? Yok yook, hanım yalnız başına gidiyor. Gidecek elbet, vardır bir işi. Alış veriş yapacak, yemek yapacak…  Durup dururken aklıma kötü kötü şeyler gelmeye başladı komşu. Sabah sabah nereye gidiyor bu kadın? Biz oğlanı takip edelim derken karının peşine düştük ya. Evin yakınındaki Latif’in bakkala girmedi. O zaman nereye gider bu kadın? Otobüs durağına yöneldi. Otobüse mi binecek yoksa? Koşsam mı? Olur mu hiç? “Beni mi takip ediyorsun?” dese ne diyeceğim? İşi vardır. İşi varsa niye bana bir şey söylemedi? Otobüs bekliyor. Demek uzaklara gidecek. Otobüsten önce ben vardım.</p>
<p>“Hayırdır? Nereye hanım?”<br />
Şaşırdı. Soruma cevap vereceğine, o da bana sordu:<br />
“Asıl sana hayırdır, bu saatte sen ne arıyorsun burada? Niye işte değilsin?”<br />
“Gidiyorum işte. Karnım ağrıdıydı da şurada biraz oturup geçmesini bekledim.”<br />
Hemen de aklıma geliveren bu yalan iyi oldu komşu.<br />
“Sen nereye böyle? Benim evden çıkmamı mı gözledin?”<br />
“Sana hesap mı vereceğim? Kölen miyim ben? Dilediğim zaman dilediğim yere gidemez miyim?”<br />
“Git git de haber ver canım! Bak tesadüfen gördüm seni.”<br />
Duraktaki diğer yolcular bize bakıyorlar. Başka işleri güçleri yok sanırsın. “Cık cık,” ettiklerini duyuyorum. Onlara da ne oluyorsa? Otobüs geldi bu ara. Herkeste bir itiş kakış. Doluştular. Biz kaldık aşağıda karı koca.<br />
“Binseydin ya!” dedim.<br />
“Ne bineceğim, insanda binecek iştah mı bıraktın?”<br />
“Gitmen gerekiyorsa git, niye beni görünce vazgeçtin?”<br />
Cevap vermedi. Geri döndü, evden yana. Ne yapacağımı bilemedim. Ben de mi geri dönseydim? Öylece bırakıp gidebilir miydin sen olsan komşu? İçimde bin bir vesvese. İşe geç kalacağım bir yandan… İşin canı cehenneme.<br />
“Bak böyle, bir şey söylemeden yollara düşmüşsün ya, üzüldüm işte. Bir derdin mi var?”<br />
“Sana ne be? Bencil herif! Otobüsü de kaçırdım senin yüzünden. Gebersem daha iyi!”<br />
“Haydaaa! Ne yaptım ben yahu hanım? Nereye gidiyorsun demek de suç mu oldu?”<br />
“Nereye gidersem giderim, sana ne? Sen bana güvenmiyor musun?”<br />
“Güvenmek müvenmek de ne demek hanım? Nerelere getirdin konuyu? Seni yolda gördüm, merak ettim, yanına geldim. Görmezden mi geleydim? Yanına gelmese miydim?”<br />
“Sen beni mi takip ediyorsun?”<br />
“Bak karıcığım, seni takip etmiyorum. Aslında oğlanı bekledim ben. Onu bakkala çırak verecektik ya hani! O da karşı çıktı, kem küm etti. Ben de bekleyeyim de nerelere gidiyor bir göreyim diye saklandım. Uzun zaman çıkmayınca, işten bari geri kalmayayım diye gözlemekten tam vazgeçmiştim ki sen çıktın dışarı. Bu kez de seni merak ettim. Vallahi billahi bu işin aslı astarı!”<br />
“Neymiş peki öğrendin mi bir şey?”<br />
“Bana bak hanım, asıl sen söyle bakalım, nereye gidiyordun da beni görünce caydın ha!”<br />
Sesim beni dinlemedi komşu. Birden bire yükseldi. Yoldan geçenler bize baktılar. Sesim yükselince bizim hanımın sesi de benimkinden geri kalmadı:<br />
“Sana ne! Hava almaya çıktım, var mı diyeceğin?”<br />
“Hava mı alacaktın, havanı mı alacaktın ben sana gösteririm böyle dik dik konuşmaları!”<br />
Duraktan ayrıldı. Eve gidiyordu. Ben de bağıra bağıra onu sakinleştirmeye çalışıyordum. Tam o sırada karşımıza çıkmasın mı bizim oğlan? Bizi böyle yüksek perdeden tartışırken gördü. Ben kendi adıma suratımın kıpkırmızı olduğunu, saçlarımın kirpi tüyü gibi dikildiğini, gözlerimin akının kocaman olduğunu tahmin edebiliyorum. Hanım benden birkaç adım önde olduğu için onun yüzünü göremiyordum ama o da benden farklı olamazdı. Bizim oğlan yanımıza geldi:</p>
<p>“Nereye böyle çifte kumrular? İşten izin mi aldınız ikiniz birden? Anne, hani işe başlıyordun bugün, aile bütçesine destek olmam lazım, diyordun?”<br />
“Git başımdan zevzek… İş miş yok!”<br />
Tepemden aşağı kaynar sular döküldü derler ya komşu, aynen öyle oldum. Demek bizim hanım işe girmiş?<br />
“Ne işiymiş bu? Niye benim haberim yok?”<br />
“Annemin komşusunun yufkacı dükkanı yok mu? Elemanı hastaymış, yardım için çağırdıydı. Bir iki günlüğüne…”<br />
“Ne güzel, ne güzel! İyi de bunu benden niye gizli yapıyorsun ki? Bak aklıma neler geldi, neler geldi!”<br />
“Neler gelmiş aklına? Söylesene hele bir, neler gelmiş şu boş tenekeden farksız aklına?”<br />
Hızlı hızlı da yürüyor. Demek işe gidecekmiş? Üç beş kuruş aile bütçesine katkı yapmayı düşünmüş. Benim ‘olmaz’ diyeceğimi bildiği için de saklamış benden. İçimden hak veriyorum kadına da, dışıma laf geçiremiyorum ki. El ne der, konu komşu ne der? Şu bizim mahallelinin biri kazara bizim hanımı yufkacıda görse, dillerine düşerim ki nasıl! Hay bataydı onların dilleri.</p>
<p>“Sen nereye böyle?”<br />
Okları oğlana çevirdim. İstedim ki ben oğlanla oyalanırken hanım gitsin, uzaklaşsın yanımızdan. O eve, ben işe.<br />
“Arkadaşların yanına gidiyorum baba!”<br />
“Ne varmış bu saatte arkadaşların yanında bakayım?”<br />
Oğlandan önce hanım yapıştırdı cevabı:<br />
“Ne sıkıştırıyorsun çocuğu? Hapis mi olacak evde? Gitsin arkadaşlarının yanına.”<br />
Bu sabah tersliği üstündeydi. Sesimi çıkartmadım. Yürüdüm.<br />
“Efelenmek kolay, erkeklik kolay! Bırak git sen, bu evdekiler akşama kadar ne yapar, nasıl vakit geçirir, ne yerler, ne içerler, deme!”<br />
“Gidin eve, gidin eve de akşam konuşalım.”<br />
Kurtulmak, bir an önce işe gitmek istiyordum. Ayağımın yarı kalkmış kaldırım taşına takılacağını bilemezdim ki komşu. Yok yahu ne itmesi? Hanım beni itmedi. Uyduruyorlar. Oğlanla ikisi birlik olup beni öldüresiye dövesilermiş. Hep yalan. Kim uyduruyor böyle şeyleri? Ayağım takılıp da yüz üstü yere kapaklanınca bizim hanım tüm öfkesine rağmen beni yerden kaldırmak için koştu. Ben de “istemez, senin yardımın lazım değil,” diye kolumu silktim. Kolum ağzına çarptı. Ağzı kanamış. Oğlan da öyle anasının ağzında kan görünce telaşlandı, ne yapacağını bilemedi. Ben yerimden doğrulurken oradan geçen biri:<br />
“Tüh senin erkekliğine, sokak ortasında kadına el kaldırmaya utanmıyor musun?” diye bana bir tekme salladı. Tekme de geldi boş böğrümü buldu. Yere yuvarlandım. Sonrasını hatırlamıyorum ki. Gözlerimi hastanede açtım. Ambulansla getirmişler beni. Bana tekmeye sallayan adamı tanımıyorum. Ben yediğim tekmeyle kıvrılıp düşünce bizim oğlan da ona girişmiş. Adam, bizim oğlanı yere yıkmış. Hanım girişmiş adama. Derken polis gelmiş… Hiç yoktan bela… Neyse sulh olduk. Kimse kimseden davacı olmadı. Ben o gün işe gidemedim.</p>
<p>Oğlan mı? Birkaç gün gitti bakkala çıraklığa. Ona göre değilmiş çıraklık. Söz verdi derslerine sıkı çalışıp yüksek yerlere gelecekmiş. Yufkacı konusunu hiç konuşmadık.		</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/aile-butcesi-sadik-guvenc/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
