<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Epifani Kitap Toplulugu &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<atom:link href="https://zamansizdergi.com/author/epifani-kitap-toplulugu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<description>Herkes İçin Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Tue, 29 Apr 2025 20:03:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/cropped-Untitled-design-32x32.jpg</url>
	<title>Epifani Kitap Toplulugu &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>George Orwell&#8217;ın Kitaplarından Derlenen Alıntılar</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/george-orwellin-kitaplarindan-derlenen-alintilar/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/george-orwellin-kitaplarindan-derlenen-alintilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Epifani Kitap Toplulugu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2025 20:03:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11644</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"></p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>&#8220;Özgürlük, insanların duymak istemediği şeyleri söyleyebilme hakkıdır.&#8221;</strong><br><br></li>



<li><strong>&#8220;Savaş barıştır. Özgürlük köleliktir. Cehalet güçtür.&#8221;</strong><br><br></li>



<li><strong>&#8220;Geleceği görebilmek, geçmişi hatırlamakla mümkündür.&#8221;</strong><br><br></li>



<li><strong>&#8220;Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir.&#8221;</strong><br><br></li>



<li><strong>&#8220;Eğer bir insan, kendisini özgür hissetmeden özgürlüğü savunuyorsa, o kişi özgürlüğü anlamamıştır.</strong></li>



<li> </li>



<li><strong>&#8220;Totaliter rejimlerin asıl amacı, insanları düşünemez hale getirmektir.&#8221;</strong></li>



<li> </li>



<li><strong>&#8220;Bir yalan ne kadar çok tekrarlanırsa, o kadar inandırıcı olur.&#8221;</strong><br><br></li>



<li><strong>&#8220;En etkili yalanlar, yarı gerçek olanlardır.&#8221;</strong></li>



<li> </li>



<li><strong>&#8220;Bir halk gerçekleri artık söyleyemez hale geldiğinde, sessizlik bir yalan olur.&#8221;</strong></li>



<li> </li>



<li><strong>&#8220;Eğer geleceği görmek istiyorsan, bir insan yüzüne basan bir çizme hayal et — sonsuza dek.&#8221;</strong><br><br></li>



<li><strong>&#8220;Cehalet mutluluktur, çünkü bilgi tehlikelidir.&#8221;</strong><br><br></li>



<li><strong>&#8220;Kendini güçlü hissedenler için hakikat önemsizdir; yalnızca güç önemlidir.&#8221;</strong></li>



<li></li>



<li><strong>&#8220;Her kuşak kendi özgürlük mücadelesini vermek zorundadır.&#8221;</strong></li>



<li></li>



<li><strong>&#8220;Gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.&#8221;</strong><br><br></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/george-orwellin-kitaplarindan-derlenen-alintilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Paulo FREİRE’nin Ezilenlerin Pedagojisi Kitabının EPİFANİ KİTAP TOPLULUĞU Tarafından Değerlendirilmesi</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/paulo-freirenin-ezilenlerin-pedagojisi-kitabinin-epifani-kitap-toplulugu-tarafindan-degerlendirilmesi/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/paulo-freirenin-ezilenlerin-pedagojisi-kitabinin-epifani-kitap-toplulugu-tarafindan-degerlendirilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Epifani Kitap Toplulugu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2025 16:17:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzlenim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11565</guid>

					<description><![CDATA[Ezilenlerin Pedagojisi Üzerine Birkaç Şey&#8230; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Damdan düşenin hâlinden kimin anladığını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Empati ve farkındalığa vurgu yapan Türkçedeki bu söz kendimizi başkalarıyla ve onların dünyadaki durumuyla özdeşleştirmek istersek, sadece onların yaşadıklarının aynısını yaşarsak bunu anlayabileceğimizi öngören bir anlam barındırıyor içinde. Oysa empati yapabilmek için karşımızdakinin de bizim gibi bir insan olduğunu bilmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ezilenlerin Pedagojisi Üzerine Birkaç Şey&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Damdan düşenin hâlinden kimin anladığını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Empati ve farkındalığa vurgu yapan Türkçedeki bu söz kendimizi başkalarıyla ve onların dünyadaki durumuyla özdeşleştirmek istersek, sadece onların yaşadıklarının aynısını yaşarsak bunu anlayabileceğimizi öngören bir anlam barındırıyor içinde. Oysa empati yapabilmek için karşımızdakinin de bizim gibi bir insan olduğunu bilmek yeterli bence. Hayatın her insana eşit şekilde sunmadığı fırsatlardan ve imkanlardan birilerinin diğerlerinden daha fazla istifade edebiliyor olması, birilerinin yoksun ve yoksul doğdukları için ötekiler tarafından ömürleri boyunca görmezden gelinmesi ve bunun nesiller boyu böyle sürüp gitmesi, gezegenin bir yerlerinde hâlâ en temel insani haklardan mahrumken insanlar, diğer tarafta başkalarının sınırsız kaynaklar içinde “varoluşsal sancılar” çekiyor olması gözden kaçırılan bir şeylerin varlığı üzerine düşünmeye sevk etmeli bizi. Ama salt düşünce de yeterli değildir. Eyleme geçmemiş düşünce kof, boş ve samimiyetsizdir. İnsana düşen sorumluluk, insan olarak sahip olduğu insanlaşma ve sevme yetisi nedeniyle İnsandışılaşmanın her türlü sonucuyla mücadele etmek ve bu sonuçları ortadan kaldırmaktır. Temelinde sevgi yatan bir empati “yeryüzünün lanetlilerini” yani ezilenleri anlamayı ve onları bu durumdan kurtaracak bilinç düzeyine ulaştırmayı hedefler. Sahte iyilikseverlik gösterileriyle vicdani tatminler peşinde koşmak ve hatta Paulo Freire’nin de ifade ettiği gibi asıl amacı ezme olgusunu sürdürmek olan çakma yücegönüllülük, ezilenlerin dertlerine deva olmaktan çok uzak şov olmaktan öteye gidememektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <em>Ezilenlerin Pedagojisi</em> ezilen insanların öncelikle kendi durumlarının farkına varmalarını ve neden ezilmekte olduklarını anlamalarını sağlamalıdır. Ezilenler yeni ezenler değil hem kendilerini hem de ezenleri bu durumdan kurtarmış birer özgürlük mücadelecisi olmalıdırlar. Bu da yazarın, Conscientização -bilinçlenme ya da farkındalık olarak çevirebileceğimiz- kavramıyla gerçekleşebilir. Bu süreç, ezilen insanın özgürlüğüne kavuşması ve ulaşılacak sonuç itibarıyla sistemin, ortada ne ezilen ne de ezen tarafın kaldığı, varolan düzenin ütopik denebilecek derecede yüksek nitelikte bir özgür insan, toplum ve devlet yapısına evrildiği, paradigmanın düşünce ve eylem açısından tamamen insanın özgürlüğü hedefine kanalize edildiği bir nosyon olan praksise ulaşma çabasıdır. Bunun için&nbsp; öncelikle egemenlerin yani ezenlerin tahakkümlerinin sürdürülmesini sağlamaya hizmet eden ve Freire’nin Bankacı Eğitim Modeli olarak adlandırdığı, öğrencinin (ezilenin) zihninin sadece kendisinden istendiğinde geri verebileceği bilgilerle doldurulduğu ve nihai amacının yine bir ezme-ezilme ilişkisinin varlığının sürdürülmesine hizmet etmek olan eğitim sisteminin yerine Diyalog Temelli Problem Tanımlayıcı bir eğitim modeline geçilmesiyle mümkün olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sonuç olarak <em>Ezilenlerin Pedagojisi</em>, yalnızca bir eğitim modeli değil, aynı zamanda sosyo-politik bir umut manifestosudur. Ezilenler ve ezenler arasındaki ilişkiyi sona erdirmek, bireyin ve toplumun özgürlüğüne ulaşmasını sağlamak için bir rehberdir. Bu ütopya, imkânsız gibi görünse de, Freire’nin de dediği gibi, umut her zaman bir eylem hâlidir. Çünkü insan, umut ettiği sürece özgürleşebilir ve dünyayı değiştirebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>(Mehmet Zeki DEMİR’in yorumu) </em></strong><strong><em>⬆⬆⬆</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Freire için okuryazarlık sadece öğrencileri bağımlı çalışmaya ya da ‘’kariyerlere’’ hazırlamanın bir yolu değildi, özyönetimli bir hayat için hazırlıktı. Ve özyönetim sadece, insanlar eğitimin üç hedefini yerine getirdiği zaman gerçekleşebilirdi: Kendine dönük derin düşünme (self reflection/özdüşünümsellik) yani ünlü şiirsel “kendini bil” deyişini anlamak ki bu da içerisinde yaşadığı dünyayı ekonomik, siyasal ve aynı derecede önemli olarak psikolojik boyutlarıyla kavramaktadır. Özellikle “eleştirel” pedagoji, öğrenenin şimdiye kadar hayatına hükmetmiş ve özellikle de bilincini şekillendirmiş olan güçlerin bilincine varmasına yardımcı olur. Üçüncü hedef, erkin en azından eğilim olarak, kelimenin gerçek anlamından doğayı ve kendilerini dönüştürerek sosyal dünyayı yaratanlara aktardığı yeni bir hayat, yani bir düzenlemeler bütünü üretmek için gerekli koşulları belirlemeye yardım etmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Postmodernizmin bazı akımları Freire ‘nin pedagojisi’ndeki ayrıntılı sınıfı analizini reddedecek olsa da şimdi sınıfsız bir dünyada yaşıyormuşuz gibi davranmak muazzam bir hatta ve hatta belki akademik bir namussuzluktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ezilenlerin amacı yetkin insan olmaksa bu çelişkinin ögelerini tersyüz etmekle ya da sadece kutupları birbiriyle değiştirerek amaçlarına ulaşamayacaklardır.’’ Aynı şekilde ezen de kutupları değiştirip ezilme şiddetini doğrudan yaşamakla ezileni kurtarabileceği beklenmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sadist sevgi sapkın bir sevgidir; ölümü sevmektir, hayatı değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>(Canan SİNCAR’ın Yorumu ve Alıntıları) </em></strong><strong><em>⬆⬆⬆</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Despotizmi başlatan, zulmedilenler değildir, za­ limlerdir. Nefreti başlatan, horlananlar değil, horlayanlardır. İn­sanı olumsuzlayan, kendilerine insan olma hakkı tanınmayanlar değil, onlardan insanlığı esirgeyenlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>(Hicran DOYAN’ın alıntısı) </em></strong><strong><em>⬆⬆⬆</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Hiç kimse, hiç kimseyi kurtarmaz; hiç kimse de kendini tek başına kurtaramaz. İnsanlar, birbirleriyle dayanışma içinde, ortak bir mücadeleyle özgürleşir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>(Mahsum ARSLAN’ın alıntısı) </em></strong><strong><em>⬆⬆⬆</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Emeğin ticaretini yapmak ya da emeğini satmak köleliğin bir biçimidir.”<br><br>“Artık ‘kitleler’in bir parçası değilim, ‘halk’ım ve haklarımı talep edebilirim.”<br><br>“Şimdi insan olmaksızın dünyanın da olmayacağını anlıyorum.”<br><br>“Ezen azınlık çoğunluğa boyun eğdirdiğinden ve hükmettiğinden, iktidarda kalabilmek için onu bölmek ve bölünmüş hâlde tutmak zorundadır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>(Meryem AŞKAR’ın Alıntıları) </em></strong><strong><em>⬆⬆⬆</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/paulo-freirenin-ezilenlerin-pedagojisi-kitabinin-epifani-kitap-toplulugu-tarafindan-degerlendirilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İhsan Oktay ANAR’ın Puslu Kıtalar Atlası kitabının EPİFANİ KİTAP TOPLULUĞU Tarafından Değerlendirilmesi</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/ihsan-oktay-anarin-puslu-kitalar-atlasi-kitabinin-epifani-kitap-toplulugu-tarafindan-degerlendirilmesi/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/ihsan-oktay-anarin-puslu-kitalar-atlasi-kitabinin-epifani-kitap-toplulugu-tarafindan-degerlendirilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Epifani Kitap Toplulugu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2024 16:40:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11510</guid>

					<description><![CDATA[İhsan Oktay Anar’ın 1995 yılında yayımlanan Puslu Kıtalar Atlası romanı, Türk edebiyatında özgün tarzı ve zengin kurgusuyla dikkat çeken bir eserdir. Tarih, felsefe, bilim, fantastik öğeler ve büyülü gerçekçilik unsurlarını ustaca birleştiren bu eser, okurlarını 17. yüzyıl İstanbul’unda geçen esrarengiz ve sürükleyici bir yolculuğa çıkarır. İşte romanın ana unsurları ve özellikleri: 1. Konu ve Olay [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">       İhsan Oktay Anar’ın 1995 yılında yayımlanan Puslu Kıtalar Atlası romanı, Türk edebiyatında özgün tarzı ve zengin kurgusuyla dikkat çeken bir eserdir. Tarih, felsefe, bilim, fantastik öğeler ve büyülü gerçekçilik unsurlarını ustaca birleştiren bu eser, okurlarını 17. yüzyıl İstanbul’unda geçen esrarengiz ve sürükleyici bir yolculuğa çıkarır. İşte romanın ana unsurları ve özellikleri:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1. Konu ve Olay Örgüsü</p>



<p class="wp-block-paragraph">Roman, birçok karakterin farklı zaman dilimlerinde yaşadıkları maceralar ve olaylar etrafında şekillenir. Başkahraman Uzun İhsan Efendi ve oğlu Bünyamin, romanın merkezinde yer alan iki karakterdir. Uzun İhsan Efendi’nin “Puslu Kıtalar Atlası” adlı kitabı yazması ve oğluna verdiği haritalar üzerinden macera başlar. Kitap boyunca, bürokrasinin iç yüzü, toplumsal düzenin çarkları, felsefi tartışmalar ve fantastik olaylar iç içe geçer. Bünyamin’in kendi kimliğini araması ve babasının sırrını çözmesi, romanın temel olay örgüsünü oluşturur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2. Temalar</p>



<p class="wp-block-paragraph">Puslu Kıtalar Atlası, pek çok tema içerir. Bunların en önemlileri şunlardır:	</p>



<p class="wp-block-paragraph">•	Gerçeklik ve Düş: Roman boyunca, gerçek ve düş arasındaki çizgi belirsizleşir. Uzun İhsan Efendi’nin dünya üzerindeki bilgiyi rüyalar aracılığıyla araması, bu temayı sürekli canlı tutar. Karakterler hem fiziksel dünyada hem de düşsel yolculuklarda kaybolurlar.	</p>



<p class="wp-block-paragraph">•	Felsefe ve Bilgi Arayışı: Roman, özellikle Descartes’ı temsil eden Rendekar karakteriyle birlikte felsefî sorulara derinlemesine dalar. “Düşünüyorum, öyleyse varım.” düşüncesi, eserin temel felsefî sorularından biridir. Roman; bireyin kimliği, dünya bilgisi ve varoluşu sorgulaması üzerine yoğunlaşır.	</p>



<p class="wp-block-paragraph">•	Medeniyet ve Kaos: 17. yüzyıl Osmanlı İstanbul’unun kaotik yapısı, bireylerin kendi kaderleri üzerindeki kontrolsüzlük hissi ile birleşir. İmparatorluk bürokrasisi, güç oyunları ve sosyal düzenin kaotik yapısı, medeniyetin karanlık yüzünü gözler önüne serer.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3. Karakterler	</p>



<p class="wp-block-paragraph">•	Uzun İhsan Efendi: Romanın ana karakterlerinden biri olan Uzun İhsan Efendi, bilim ve bilgiye düşkün, mistik bir figürdür. Haritalar ve rüyalar aracılığıyla dünyanın sırrını çözmeye çalışır. Felsefî arayışları, Descartes ve diğer filozoflara göndermeler içerir.	</p>



<p class="wp-block-paragraph">•	Bünyamin: Uzun İhsan Efendi’nin oğlu olan Bünyamin, romanın gelişim sürecini takip eden bir karakterdir. Babasının gizemli yönlendirmeleriyle bir maceraya atılır. Bünyamin’in yaşadığı içsel yolculuk, varoluşsal bir arayışa dönüşür.	</p>



<p class="wp-block-paragraph">•	Ebrehe: Kurgunun kötü karakteri olarak öne çıkan Ebrehe, entrikaları ve güce düşkünlüğüyle dikkat çeker. Osmanlı bürokrasisi içerisindeki güç savaşlarında aktif rol oynayan bir figürdür.	</p>



<p class="wp-block-paragraph">•	Rendekar: Descartes’ı sembolize eden Rendekar karakteri, felsefî düşünceleri ve bilimsel yaklaşımıyla romandaki olaylara farklı bir bakış açısı kazandırır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">4. Anlatım Tarzı ve Dil      </p>



<p class="wp-block-paragraph"> İhsan Oktay Anar’ın dil kullanımı, romanın en dikkat çekici yönlerinden biridir. Eski Türkçe, Osmanlıca, halk dili ve felsefî terimler iç içe geçmiştir. Yazar, mizahî ve ironik bir üslupla karakterlerini ve olayları betimler. Özellikle bürokrasiyi ve sosyal yapıyı hicveden anlatımlarıyla okura eleştirel bir bakış sunar. Dilin zenginliği ve karmaşıklığı, okuyucunun dikkatini çeker ve ona edebî bir haz sunar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">5. Mekân ve Zaman       </p>



<p class="wp-block-paragraph">Roman, 17. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda, özellikle İstanbul’da geçer. Bununla birlikte, fiziksel dünya ile düş dünyası iç içe geçer. Osmanlı dönemi İstanbul’unun karanlık sokakları, sarayları, kahvehaneleri, karanlık ve esrarengiz olaylarla birleşir. Zaman kavramı ise roman boyunca esnektir; geçmiş, gelecek ve rüyalar arasında gidip gelen bir anlatı sunar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">6. Büyülü Gerçekçilik    </p>



<p class="wp-block-paragraph"> Puslu Kıtalar Atlası, büyülü gerçekçilik türüne örnek gösterilen bir romandır. Gerçeklikle düşsel unsurlar arasında ince bir çizgi bulunur ve her iki alan da birbirine sızar. Fantastik olaylar, karakterlerin sıradan yaşamlarında doğal bir şekilde yer alır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">7. Felsefî ve Tarihî Referanslar       </p>



<p class="wp-block-paragraph">Roman, sadece Descartes’a değil, aynı zamanda pek çok filozofa ve tarihteki bilim insanlarına göndermeler yapar. Eser; bilim, felsefe ve tarihin kesiştiği noktada durur. Osmanlı tarihinin belirli unsurları, romanın arka planını oluşturur ancak bunlar felsefî tartışmalar ve fantastik kurgularla birleşir.8. Sembolizm ve Alegori       Romanın pek çok karakteri ve olayı sembolik anlamlar taşır. İhsan Oktay Anar, tarihsel ve felsefî karakterleri alegorik bir dille ele alır. Özellikle Rendekar karakteri, Descartes’ın felsefi düşüncelerine dair alegorik bir temsil sunar. Diğer karakterler de farklı insan tiplerini ve dünya görüşlerini sembolize eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç   </p>



<p class="wp-block-paragraph">    Puslu Kıtalar Atlası; tarih, felsefe, bilim ve büyülü gerçekçiliği harmanlayan, derin bir düşünsel zenginlik sunan bir romandır. İhsan Oktay Anar, karmaşık bir dil ve ustaca işlenmiş karakterlerle okuyucuyu sadece bir hikâyeye değil, aynı zamanda düşünsel bir yolculuğa davet eder. Roman, hem Osmanlı dönemini tarihsel bir zeminde ele alır hem de evrensel felsefî sorulara değinerek edebî değerini pekiştirir.(Kadir BİLGİÇ’in Yorumu) ⬆⬆⬆</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayal gücü, kurgu, üslup&#8230; Her şeyiyle övgüye layık bir eser.(Hicran DOYAN’ın yorumu) ⬆⬆⬆</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir iki anakronik hata dışında çok güzel bir dönem romanı. (Mehmet Ali BAŞKURT’un yorumu) ⬆⬆⬆     </p>



<p class="wp-block-paragraph"> Hadi çıkalım düşüncesinden benin&#8230; Ben; bir çok insanda, birçok yerde&#8230; Bir karanlığın boşlukta bıraktığı metal bir sesim, ben. Sesim, benden, bilmediğim bir zaman uzaklıkta&#8230; Bazı kaybedişlerle ya da bazı karşı çıkışlarla düşmüyor yaşam yakamızdan. Çıkıp bir ölümün çukurundan yenisini keşfediyorsun. Bilgi, döngüsel arama, sonu gelmeyen merak; hiçbir koşulda bırakmıyor gezginliği.. Kuzeye doğru bir yolculuk bu&#8230; Uzun İhsan Efendi’ye göz olun, kulak verin: “Macera büyük bir ibadettir. (&#8230;) Dünyadan ve onun binbir hâlinden korkma. (&#8230;) Adına Dünya dediğimiz kitabı oku.”(Meryem AŞKAR’ın yorumu) ⬆⬆⬆     </p>



<p class="wp-block-paragraph">  “Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya’nın şahidi olmaktı.”(Mehmet Zeki DEMİR’in alıntısı) ⬆⬆⬆    </p>



<p class="wp-block-paragraph">   “Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurg’u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. Kafdağı’na varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç görebilir mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"> (Zahide ALTIN’ın alıntısı) ⬆⬆⬆</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/ihsan-oktay-anarin-puslu-kitalar-atlasi-kitabinin-epifani-kitap-toplulugu-tarafindan-degerlendirilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EPİFANİ KİTAP TOLULUĞU üyelerinin, Gabriel Garcia MARQUEZ’in Kırmızı Pazartesi kitabı üzerine yaptığı yorum ve alıntıların derlemesidir</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/epifani-kitap-tolulugu-uyelerinin-gabriel-garcia-marquezin-kirmizi-pazartesi-kitabi-uzerine-yaptigi-yorum-ve-alintilarin-derlemesidir/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/epifani-kitap-tolulugu-uyelerinin-gabriel-garcia-marquezin-kirmizi-pazartesi-kitabi-uzerine-yaptigi-yorum-ve-alintilarin-derlemesidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Epifani Kitap Toplulugu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Oct 2024 16:25:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11482</guid>

					<description><![CDATA[.Bu kitabı günümüze yorarsak yer ve zaman fark etmeksizin her toplumda bazı kavramların anlamının hiç değişmeyeceğini ya da bazı toplumların gelişip bazılarının yerinde saydığını anlayabiliriz. (Muzaffer ILGÜN’ün Yorumu) ⬆⬆⬆ Kırmızı Pazartesi kitabıyla Gabriel Garcia Marquez toplumun gerçekliğini yaşanmış bir olay üzerinden tüm açıklığıyla kelimelere dökmüştür. Bir toplum kendine ait yadsınamaz kuralları, değiştirilmesi zor olan inançlarıyla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">.Bu kitabı günümüze yorarsak yer ve zaman fark etmeksizin her toplumda bazı kavramların anlamının hiç değişmeyeceğini ya da bazı toplumların gelişip bazılarının yerinde saydığını anlayabiliriz. </p>



<p class="wp-block-paragraph">(Muzaffer ILGÜN’ün Yorumu) ⬆⬆⬆</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kırmızı Pazartesi kitabıyla Gabriel Garcia Marquez toplumun gerçekliğini yaşanmış bir olay üzerinden tüm açıklığıyla kelimelere dökmüştür. Bir toplum kendine ait yadsınamaz kuralları, değiştirilmesi zor olan inançlarıyla kendine has bir kültür oluşturur. Bütüncül kurallara bakıldığında fark edilen şöyle bir gerçek vardır ki bazı kurallar her toplumda değişmez bir bütün haline gelmiştir. Geçmiş, asırlar boyu değişmeden gelmiştir ve gelecek olan yüzyıllar boyunca da değişmeyecektir. Her ne kadar geleceğe doğru gittikçe geliştiğimizi düşünsek dahi bazı kurallar zihniyetin bir ürünü olarak var olmaya devam etmektedir. İşte “namus” kavramı böyle bir kuraldır. Dünyanın her yerinde, tüm zamanların içinde var olmuş bir kural. Yeri geldiğinde kavgalar, cinayetler, kan davaları hatta savaşlar bile bundan mütevellittir. Her erkek ‘namus’ için her cinayeti işleme hakkını görür kendinde. Gerekirse bunun için katil de olur cani de&#8230; Peki nedir ‘namus’ adına atfedilen anlamlar? Yalnızca kadının bekareti midir “namus” kavramını bu kadar önemli kılan? Maalesef ki her toplumun her bireyi yalnızca tek anlamın bu olduğunu düşünür. Belki de bundandır kadınlara yapılan sayısız baskının, kısıtlanmış haklarının sebebi. İşte bu eserle yazar toplumun hassas noktasına değiniyor. Herkes tarafından bilindiği halde engellenmesi gereken değil de aksine yerine getirilmesi gereken bir cinayetin sonuçlarının derinliklerine inerek sebebini ortaya dökmektedir. Yazar kelimelerini o kadar ince eleyip sık dokuyarak seçmiştir ki kimin haklı olduğunu kimin haksızlığa uğradığını okuyucuya sorgulatır. Okurken ansızın herkese üzülen bir okuyucuya dönüştürüp, kitap bittiğinde ise yer ve zaman fark etmeksizin her toplumda bazı kavramların anlamının hiç değişmeyeceğinin gerçekliğini hissettirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Zahide ALTIN’ın Yorumu) ⬆⬆⬆ </p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gerçekten de Santiago Nasar, öleceği sabah, kendisine yüklenen namussuzluğun neye mal olacağını çok iyi biliyor olmasına rağmen, bir an bile kuşkuya kapılmamıştı. İçinde yaşadığı dünyanın erdem taslama merakını biliyordu, ikizlerin ilkel doğalarının bu şekilde aşağılanmaya direnemeyeceklerini de biliyor olması gerekiyordu. Bayardo San Român’ı hiç kimse iyi tanımıyordu; ama Santiago Nasar, o kibirli görünüşünün altında onun da herkes gibi önyargılarına bağımlı olduğunu bilecek kadar iyi tanıyordu onu. Bu yüzden de Santiago Nasar’ın bu bilinçli vurdumduymazlığı onun intiharı demek olmuştu. Üstelik Vicario kardeşlerin kendisini öldürmek için beklediklerini son anda öğrendiğinde gösterdiği tepki, anlatıldığı gibi, panik olmamış, daha çok masum bir insanın şaşkınlığı olmuştu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Mehmet Zeki DEMİR’in Alıntısı) ⬆⬆⬆</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bizlerden daha sağlıklıydı; ama insan onun göğsünü dinleyince yüreğinin içinde fokurdayan gözyaşlarını duyabiliyordu.” </p>



<p class="wp-block-paragraph">(Gülşah BENGÜL’ün Alıntısı) ⬆⬆⬆</p>



<p class="wp-block-paragraph">Santiago Nasar, kendi düşüncesine göre, kapalı yerdeki çiçeklerin kokusunun ölümle yakın ilişkisi olduğunu sık sık söylerdi bana, o günde tapınağa giderken aynı şeyleri söylemişti. “Cenazemde isteme ha.” demişti bana, ertesi gün oraya çiçek konmaması işiyle benim uğraşmayacağımı aklına bile getirmeden.</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Hicran DOYAN’ın alıntısı) ⬆⬆⬆</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayatın en sonunda kötü bir romana bu kadar benzeyebileceğini kabul etmek gelmiyordu içimden..</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Mehmet A. BAŞKURT’un alıntısı) ⬆⬆⬆</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlardan daha terbiyeli kızlar olmadığını düşünürdü hep. “Onlar kusursuz kızlar “dediğini duyardım sık sık. Her erkek onlarla mutlu olur, çünkü acı çekmek için yetiştirilmişler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Şevval YUCA’nın alıntısı) ⬆⬆⬆</p>



<p class="wp-block-paragraph">“416’ncı sayfanın kenarına eczacıdan aldığı kırmızı mürekkeple, kendi elyazısıyla şu notu düşmüştü: Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">”(Meryem AŞKAR’ın Alıntısı) ⬆⬆⬆</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/epifani-kitap-tolulugu-uyelerinin-gabriel-garcia-marquezin-kirmizi-pazartesi-kitabi-uzerine-yaptigi-yorum-ve-alintilarin-derlemesidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EPİFANİ KİTAP TOPLULUĞUNUN YUSUF ATILGAN’IN AYLAK ADAM ROMANINI DEĞERLENDİRMESİ</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/epifani-kitap-toplulugunun-yusuf-atilganin-aylak-adam-romanini-degerlendirmesi/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/epifani-kitap-toplulugunun-yusuf-atilganin-aylak-adam-romanini-degerlendirmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Epifani Kitap Toplulugu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 14:07:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11462</guid>

					<description><![CDATA[Yusuf Atılgan’ın 1959 yılında yayımlanan Aylak Adam romanı, Türk edebiyatının modern klasiklerinden biridir. Roman; bireyin yalnızlığını, toplumdan yabancılaşmasını ve varoluşçu bir arayışı ele alırken psikolojik, sosyolojik ve edebî katmanlarıyla dikkat çeker. Karakterlerin isimlerinin harflerle belirtilmesi, dört mevsim üzerinden ilerleyen zaman kurgusu ve Oidipus sendromuna göndermelerle zenginleşen bu metin, özellikle başkarakter C.‘nin içsel çatışmalarını ve dünyaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yusuf Atılgan’ın 1959 yılında yayımlanan Aylak Adam romanı, Türk edebiyatının modern klasiklerinden biridir. Roman; bireyin yalnızlığını, toplumdan yabancılaşmasını ve varoluşçu bir arayışı ele alırken psikolojik, sosyolojik ve edebî katmanlarıyla dikkat çeker. Karakterlerin isimlerinin harflerle belirtilmesi, dört mevsim üzerinden ilerleyen zaman kurgusu ve Oidipus sendromuna göndermelerle zenginleşen bu metin, özellikle başkarakter C.‘nin içsel çatışmalarını ve dünyaya karşı tutumunu anlamak için Freud’un psikanaliz teorileri ile incelenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Oidipus Sendromu ve C.’nin Psikolojik Durumu</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Freud’un psikanalitik teorisinde önemli bir yer tutan Oidipus kompleksi, bireyin çocukluk döneminde karşı cins ebeveynine duyduğu bilinçdışı cinsel çekim ve aynı cins ebeveyni ile olan rekabeti ifade eder. Aylak Adam romanında C.’nin özellikle annesine (Burada anne&nbsp; bakım veren kişidir.) olan aşırı bağımlılığı ve kadınlarla kurduğu ilişkilere baktığımızda, bu komplekse dair izler görmek mümkündür. Roman boyunca C.’nin kadınlara karşı tutumu annesi ile olan ilişkisi üzerinden şekillenir; annesine benzer kadınlar arar ama onlarla gerçek bir bağ kuramaz. Bu durum, C.’nin yalnızca cinsel ya da romantik bir arayışta olmadığını, annesinin boşluğunu doldurmak için sembolik bir arayış içerisinde olduğunu gösterir. Annesine duyduğu hayranlık ve annesinin yokluğu C.’nin hayatındaki en büyük eksikliktir. Bu boşluk, onu derin bir yalnızlığa sürükler ve kadınlarla olan tüm ilişkilerini sabote eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Anahtar Deliği Metaforu</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Romanın başında yer alan “anahtar deliği” metaforu, C.’nin dünyaya ve insanlara olan bakış açısını simgeler. Anahtar deliğinden bakmak, doğrudan bir karşılaşma yaşamadan, gizlice ve güvenli bir mesafeden izlemeyi temsil eder. C., insanlarla gerçek bir bağ kurmaktan çekinir, onlar hakkında düşünceler üretir, gözlemler yapar ama bu gözlemler asla onun hayata katılmasını sağlamaz. Anahtar deliğinden bakmak, C.’nin toplumdan kopukluğunu ve yalnızlığını derinleştiren bir metafor olarak okunabilir. Bu metafor aynı zamanda onun kendi iç dünyasına da bir bakış imkanı sunar. C., dış dünyaya olan güvensizliği ve içine kapanıklığı nedeniyle gerçek ilişkiler kurmaktan kaçınırken hem kendine hem de çevresine yabancılaşmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dört Mevsimin Simgesel Anlamı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Romanın dört mevsim boyunca ilerlemesi, insanın yaşam döngüsüyle paralellik gösterir. C., her mevsimde farklı bir arayış içerisindedir ama bu arayış onu bir yere götürmez. İlkbaharın yenilenme umudu, yazın hareketliliği, sonbaharın düş kırıklığı ve kışın içe kapanma hâli, C.’nin ruhsal durumunu yansıtır. İlkbaharda aşkı bulmayı ümit eden C., sonbaharda hayal kırıklığına uğrar ve kışın derin yalnızlık ve yabancılaşma duygularıyla karşı karşıya kalır. Mevsimler, C.’nin ruhsal iniş çıkışlarını ve nihayetinde kaçınılmaz bir şekilde yalnızlığa sürüklenişini sembolize eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Karakterlerin İsimlerinin Harflerle Belirtilmesi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Roman boyunca karakterlerin isimlerinin tam olarak verilmemesi, özellikle C.’nin yalnızlık ve kimlik arayışını vurgulayan bir tercihtir. Harflerle belirtilen karakterler, toplumsal kimliklerden arındırılmış, soyut ve bireysel karakterler olarak öne çıkar. Bu durum, karakterlerin evrensel nitelik taşımasına ve belirli bir kimlik üzerinden sınırlanmasına engel olur. C. de bir isimden ziyade bir “varlık” olarak betimlenir; bu, onun kimlik arayışını ve insanlara karşı yabancılaşmasını daha da belirginleştirir. İsimlerin eksikliği, karakterlerin derin içsel yolculuklarını ve varoluşsal bunalımlarını evrensel bir düzlemde okuma imkânı sunar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>C.’nin Psikolojik Tahlili</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">C., varoluşsal bir boşluk içerisinde sıkışmış, topluma yabancı, yalnız bir karakterdir. Sürekli bir arayış içerisindedir ama bu arayışın ne olduğu belirsizdir. Oidipus sendromu bağlamında, annesinin yokluğu C.’yi derin bir boşlukta bırakmış, kadınlarla kurduğu her ilişkide bu eksikliği gidermeye çalışmıştır. Ancak C.’nin kadınlarla olan ilişkileri yüzeyseldir; hiçbir zaman kalıcı bir bağ kuramaz çünkü annesiyle olan bağı sembolik olarak asla aşamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">C.’nin hayata karşı duyduğu kayıtsızlık ve anlam arayışı, onu bir tür “aylaklığa” sürükler. Bu aylaklık, yalnızca fiziksel bir eylemsizlik değil, aynı zamanda zihinsel bir pasifliği de ifade eder. C., insanları gözlemler; düşünür, ama hayatın içine karışmaktan korkar. Bu durum, onun derin bir yabancılaşma içinde olduğunu gösterir. C.’nin en büyük çıkmazı, hayattan beklentileri ile gerçeklik arasındaki uçurumdur. Bu uçurum onu yalnızlığa sürükler ve nihayetinde toplumdan tamamen kopmasına neden olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sonuç</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aylak Adam, modern bireyin yalnızlığını, varoluşsal bunalımını ve topluma yabancılaşmasını ele alan çarpıcı bir romandır. C.‘nin annesiyle olan bağı, Freud’un Oidipus kompleksi çerçevesinde yorumlanabilirken, anahtar deliği metaforu onun dünyaya bakış açısını simgeler. Romanın dört mevsime bölünmesi, C.’nin ruhsal döngüsünü anlatırken karakterlerin isimlerinin harflerle belirtilmesi, onların evrensel birer birey olarak ele alındığının altını çizer. C.’nin psikolojik portresi ise derin bir yalnızlık, yabancılaşma ve kimlik arayışının izlerini taşır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kadir BİLGİÇ ↑↑↑ </strong>&nbsp;(<strong>inceleme</strong>)<br><br></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yusuf Atılgan, “Aylak” ifadesini günlük hayatın içi boş kullanımından kurtarıp psikanalize dayandırarak tutunamayan bir amaçsızın romanını sunuyor bizlere. Çocukluğun getirilerini, kendince takıntılarla yorumlayan, modernliği toplumun alışkanlıklarının dışında tutan; anne kaybı, teyze ve baba üçgeninden doğan yoksunlukla bir kadına bağlanamayan aylak bir C.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayata karşı duyarsız, melankolik ve mutsuz bir ruh, kaçış hâlinde bir yabancı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Postmodernizmin ilk izlerini taşıyan bu eserde &lt;bu kere, övüngen, hızlıyürüyeninsanlar, Kuyara, Adako&gt; gibi klasik söz dizimlerini bozan sürrealist izler de görebilirsiniz. Kitabın ve kahramanın aykırılığı burada başlıyor. Çünkü C. “Londralı kasapla İstanbullu kasap dünyaya aynı gözlerle bakarlar.” İle değil de “Deniz dibinin suskunluğunda balık dişleriyle ısırılmak&#8230;”la meşguldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meryem AŞKAR </strong><strong>↑↑↑</strong> (<strong>İnceleme</strong>)</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğe tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Büşra SANDAL</strong> <strong>↑↑↑</strong> (<strong>alıntı</strong>)</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır. Balta işlemez ona.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mehmet A. Başkurt ⬆️⬆️⬆️(alıntı)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ah, işte hep kendim, hep çevrem! Ya sen B., sen ne yapacaksın orda?<br>Sevgi dedikleri bu iç karışıklığı, bu özlem mi yoksa? Nazım’la böyle olmazdı. Ben yönetirdim. Üzgünüm…&nbsp;<br>Orada bir kız da var. Olmasın mı? Bir yazarın dediği gibi: ’Kadınsız hikâye tuzsuz aşa benzer.’”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sümeyra DİNDARZADE</strong> <strong>↑↑↑</strong> (<strong>alıntı</strong>)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/epifani-kitap-toplulugunun-yusuf-atilganin-aylak-adam-romanini-degerlendirmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EPİFANİ KİTAP TOLULUĞU üyelerinin, E. M. CİORAN’a ait Çürümenin Kitabı üzerine yaptığı yorum ve alıntıların derlemesidir</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/epifani-kitap-tolulugu-uyelerinin-e-m-ciorana-ait-curumenin-kitabi-uzerine-yaptigi-yorum-ve-alintilarin-derlemesidir/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/epifani-kitap-tolulugu-uyelerinin-e-m-ciorana-ait-curumenin-kitabi-uzerine-yaptigi-yorum-ve-alintilarin-derlemesidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Epifani Kitap Toplulugu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Sep 2024 17:36:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zamansız Atölye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11452</guid>

					<description><![CDATA[Çelişkiler ve hakikat, insan düşüncesinin en derin meselelerinden biridir. Hakikati ararken çoğu zaman karşılaştığımız çelişkiler, zihinlerimizi karmaşaya sürükler. Ancak, Emil Cioran’ın eserlerinde ortaya koyduğu gibi, bu çelişkiler, hakikatin doğasında var olan bir unsur olabilir. Cioran, yaşamı boyunca hakikate ulaşma çabasının anlamsızlığını vurgulamış ve çelişkilerin, insan varoluşunun temel bir parçası olduğunu savunmuştur. Cioran’a göre hakikat, mutlak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"> Çelişkiler ve hakikat, insan düşüncesinin en derin meselelerinden biridir. Hakikati ararken çoğu zaman karşılaştığımız çelişkiler, zihinlerimizi karmaşaya sürükler. Ancak, Emil Cioran’ın eserlerinde ortaya koyduğu gibi, bu çelişkiler, hakikatin doğasında var olan bir unsur olabilir. Cioran, yaşamı boyunca hakikate ulaşma çabasının anlamsızlığını vurgulamış ve çelişkilerin, insan varoluşunun temel bir parçası olduğunu savunmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">  Cioran’a göre hakikat, mutlak ve ulaşılabilir bir kavram olmaktan çok uzaktır. O, hakikat arayışını insanın varoluşuna yüklenmiş bir lanet olarak görür. Bu arayış sırasında karşılaşılan çelişkiler ise kaçınılmazdır. İnsan zihni, anlam arayışı sırasında karşıt düşünceler, duygular ve gerçekliklerle mücadele eder. Cioran, bu mücadeleyi, varoluşsal bir ıstırap olarak tanımlar. Çelişkiler bir nevi hakikatin dokusudur; insan, bir hakikati yakalamaya çalıştıkça onu daha çok parçalara böler ve içinden çıkılamaz bir çatışma alanına sürüklenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"> Hegelci felsefede çelişkiler, diyalektik sürecin temelini oluşturur ve bu süreç ilerleyerek hakikate ulaşmayı vaat eder. Ancak Cioran, bu ilerleme fikrine şüpheyle yaklaşır. Ona göre, çelişkiler ne bir senteze yol açar ne de nihai bir hakikate ulaşır. Aksine, insanın kendi içine dönmesine ve daha derin bir boşluğa sürüklenmesine neden olur. Cioran, hayatın anlamının ve hakikatin, bu çelişkilerle birlikte yaşandığını, onların yok edilemez olduğunu savunur. Çelişkiler, varoluşun kaçınılmaz parçasıdır ve onlarla yüzleşmek, insanı hakikate değil, varoluşun kendisine yaklaştırır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">  Bu perspektiften bakıldığında, hakikati çelişkiler olmadan düşünmek imkansız hale gelir. Cioran için çelişkiler, hayatın getirdiği trajedinin ve insan aklının sınırlılığının bir ifadesidir. Hakikat arayışı ise, sonsuz bir arayış, insanın kendine karşı giriştiği bir savaş olarak kalır. Çelişkiler, insanın bu arayıştaki rehberidir; ancak bir sonuca ulaşmak yerine, insanı sürekli bir bilinmezlik içinde tutar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">  Sonuç olarak, Cioran felsefesinde çelişkiler, hakikatin temel bileşenlerinden biridir. Hakikat, sabit ve mutlak bir sonuca varmak yerine, insanın kendi varoluşuyla, çelişkileriyle ve sınırlılıklarıyla yüzleştiği dinamik bir süreçtir. Cioran’a göre hakikat, çelişkilerin çözüldüğü bir duruma değil, çelişkilerin derinleştiği bir varoluş biçimine işaret eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>(Kadir BİLGİÇ Yorumu ) </strong>⬆️⬆️⬆️</p>



<p class="wp-block-paragraph"> Çürümenin Kitabı’nda Cioran; zamanın ve mekanın tam ortasına boşluktan gelen bir sürü kelime ve cümleyi asar. Askıdaki kelimeler ile tam bir zihinsel bakkaldır. Canınız aforizma çekiyorsa mutlaka Çürümenin Kitabı’nı okumalısınız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">(<strong>Mehmet A. BAŞKURT Yorumu</strong>) ⬆️⬆️⬆️</p>



<p class="wp-block-paragraph">  Çürümenin Kitabı’nı okurken bizlere yansıyan &lt;tutarsızlık, dengesizlik ya da çelişki> gibi hissiyatların arkasında aslında Cioran; bir düşünceye, bir tarafa çekme kaygısı duymadan kendi benlik karmaşasında gezdiriyor okuru. Bir düşüncenin tam gölgesine çekmişken bizleri, tekrar itip daha zıt bir düşüncenin dallarında yalpaladığımızı görebiliriz. Bu onun kendi iç savaşını ve her kavrama karşı sorgulayan filozof yanını ortaya koyuyor. Azizlikten kiniğe, Tanrı’dan yok olmaya, hayattan ölüme kadar her türlü karşı çıkışın derin, düşünülesi ve çoğu zaman okuru yoran, sarsan dehlizlerinde Cioran’ı anlamaya ve kendi karışıklığımızın ardında nerede durduğumuzu anlamlandırmaya çalışırız. Onun yolu, uzun empatik eleştirel bir sancıdır ve onu okuduktan sonra biz de aynı kişi değilizdir. Şöyle der insana dair: “İnsan kendini Şeytan’da çok fazla bulduğu için ona tapamaz, ondan bilerek nefret eder, kendinden yüz çevirir ve Tanrı’nın yoksul vasıflarını ayakta tutar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>(Meryem AŞKAR Yorumu)</strong> <strong>⬆️⬆️⬆️</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Kelimeler&#8230; Hayatın, varoluşun, tanrının sözleri olan kelimeler&#8230; Cana ruh katan ya da candan ruhu alan, hem ölüm hem de yaşamın saklı olduğu kelimeler&#8230; Hayvanların sesi, rüzgarın fısıltısı, göklerin gürlemesi vardır. İnsanlarınsa kelimeleri&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; İşte Cioran bu eseriyle kelimelerin gücünü kullanıyor. Her kelimeden yeni anlamlar, yeni ideolojiler, yeni bir farkındalık oluşturuyor. Kelimelerini tezatlık içerisinde veren Cioran bir cümlesindeki ideoloji diğer cümlesiyle çelişebiliyor ancak her iki cümle de kendi içinde doğruluğu içeriyor. Cioran eseriyle düşünmeye zorluyor. Her kavramı sorgulatmaya ve hiçbir fikri kabul ettirmeye çalışmadan tarafsız bir şekilde yazıyor. Her şeyi sorgulatarak düşünmeye zorluyor insanı. Zaten insanı insan yapan düşünüyor olması değil miydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Sahi neydi insanı diğer canlılardan ayıran? İnsan düşünür denildi. Gerçek midir her insanın düşünebildiği? İnsan değil midir hayvandan daha hayvan olabilen? Hayvan değil midir insandan daha merhametli olabilen? İnsan neydi? Düşünen ve konuşan yegane canlı dediler.&nbsp; Peki nedendir bu kadar cinayet, bu kadar sefalet, bu kadar canavarlaşmış ruh? Düşünmeyi mi bıraktı insan, yoksa insan olmayı mı? Bu eserle düşünmenin ve insan olabilmenin derinliklerine inecek ve yaşamın anlamsızlığına yeni anlamlarla bakacaksınız.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>(Zahide ALTIN Yorumu)</strong> <strong>⬆️⬆️⬆️</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; “Her tarafta vaaz veren solucanlar, her kurum bir misyonu dile getirir; tapınaklar gibi belediyelerin de mutlakları vardır, yönetimin ise yönetmelikleri maymunların kullanımına yönelik metafizik.. Hepsi de bütün insanların yaşamına çare bulmaya çabalar: Dilenciler ve şifasız hastalar bile buna can atarlar: Dünya kaldırımları ve hastaneler reformcularla dolup taşar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>(Hicran DOYAN Alıntısı)</strong> <strong>⬆️⬆️⬆️</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bilgelik, miadı dolan bir uygarlığın son sözü.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; “Biz de “mutluluğu” ararız; ya düşkünlükle ya da küçümsemeyle: Mutluluğu horgörmek de, bunu hâlâ unutmamak ve düşünerek reddetmek demektir. Biz de “selâmet”i ararız, bunu hiç istemeyerek de olsa. Ve fazla olgun bir çağın negatif kahramanlarıysak, bizzat bu olgu dolayısıyla, onun çağdaşlarıyızdır: Zamanına ihanet etmek ya da onun ateşli bir taraftarı olmak, -görünürdeki karşıtlığın ardında- aynı katılım fiilini ifade eder. Yüce bitkinlikleri, ince tiritlikleri, zamandışı hâlelere özenmeyi -ki bunlarin hepsi bilgeliğe yöneltir- kendinde bulmayan var mıdır? Dünya, yeni bir mutlağın ya da yadsımanın şafağında kendinden geçmeden evvel, çevresini kaplayan boşluk içinde her şeyi tasdik etme hakkını kendinde kim hissetmez ki? Ufukta hep bir tanrı tehdidi görünmektedir. Felsefenin kenarındayız, sonuna rıza gösterdiğimize göre&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Düşüncelerimize Tanrı’nın yerleşmemesine çaba gösterelim, şüphelerimize hâlâ sahip çıkalım; denge görünümleri ve mündemiç kaderin çağrısı, bütün keyfì ve acaip özlemler, bükülmez hakikatlerden daha tercih edilir olduğu için&#8230; Çareleri değiştirmemiz, tesirli ve muteber hiçbir çare bulamadığımızdandır; çünkü ne aradığımız yatışmaya, ne de peşinden gittiğimiz hazlara inancımız vardir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; Kaypak bilgeleriz biz; modern Romalar’ın Epikurosçular’ı ve Stoacılar’ıyız&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">(<strong>Masum ASLAN Alıntısı )</strong> <strong>⬆️⬆️⬆️</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bir doğruyu, kendi doğrusunu elinde bulunduran kişinin yanında şeytan bile soluk kalır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Düşüş, bir doğrunun peşine takılma ve onu bulmuş olmaktan emin olma değilse; bir dogma&nbsp; için duyulan tutku, bir dogmanın içine yerleşme değilse nedir?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp; “Hiçlik karşısında her kelimeyle bir zafer kazansak bile, onun zorbalığına daha da fazla maruz kalmamıza yol açar bu. Etrafımıza saçtığımız kelimeler oranında ölürüz&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>(Şeval YUCA Alıntısı)</strong> <strong>⬆️⬆️⬆️</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“_Hiçten fazla olduğumuzu kanıtlayan hiçbir şey yoktur. Tanrılarla rekabete girdiğimiz, coşkularımızın ürküntülerimizi alt ettiği bu genleşmeyi sürekli olarak hissetmek için öylesine yüksek bir ısı tutturmamız gerekirdi ki birkaç günde bitip tükenirdik. Ama parıldamalarımız anlıktır; düşüşler kuralımızdır. Hayat her an çürümekte olandır; tekdüze bir ışık kaybı, gecenin içinde yavan bir dağılmadır; âsasız, hâlesiz, aylasız&#8230;_”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>(Mehmet Zeki DEMİR Alıntısı) </strong><strong>⬆️⬆️⬆️</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/epifani-kitap-tolulugu-uyelerinin-e-m-ciorana-ait-curumenin-kitabi-uzerine-yaptigi-yorum-ve-alintilarin-derlemesidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epifani Kitap toplulugu</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/epifani-kitap-toplulugu/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/epifani-kitap-toplulugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Epifani Kitap Toplulugu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Sep 2024 11:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11444</guid>

					<description><![CDATA[Kitap Yorum ve İncelemeleri]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Kitap Yorum ve İncelemeleri</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/epifani-kitap-toplulugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
