<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erdal Alper &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<atom:link href="https://zamansizdergi.com/author/erdalalper/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<description>Herkes İçin Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Thu, 01 Jul 2021 11:44:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/cropped-Untitled-design-32x32.jpg</url>
	<title>Erdal Alper &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ayna Ayna Söyle Bana</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/ayna-ayna-soyle-bana/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/ayna-ayna-soyle-bana/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2021 11:44:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9958</guid>

					<description><![CDATA[Aynanın sırrı; ardındaki sırrın karanlığındadır. ( italik harflerle yazılmış giriş cümlesidir) Sevgili Nasralılar değerli Beytlahim ahalisi ve pek kıymetli roma lejyonu! Yahuda değilim dediysem o kadar da değil sevgili okur, “İlk taşı sevdiklerini bir öpücükle ele vermeyeniniz atsın” desem, hepiniz elinizdeki taşı nerenize sokacağınızın telaşına düşersiniz. Hangimiz bir ihanetin vicdanıyla bir kez de olsa kendini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Aynanın sırrı; ardındaki sırrın karanlığındadır. ( italik harflerle yazılmış giriş cümlesidir)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Nasralılar değerli Beytlahim ahalisi ve pek kıymetli roma lejyonu!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yahuda değilim dediysem o kadar da değil sevgili okur, “İlk taşı sevdiklerini bir öpücükle ele vermeyeniniz atsın” desem, hepiniz elinizdeki taşı nerenize sokacağınızın telaşına düşersiniz. Hangimiz bir ihanetin vicdanıyla bir kez de olsa kendini bir erguvan ağacına asmadı ki? Hangimizin darağacı utancından kankızıl çiçekler açmadı ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saygı değer başkan, değerli meslekdaşlarım ve muhterem Gerusia Meclisi üyeleri!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yahuda değilim dediysem de az Brütüs te değilim hani, ”Yahu sen melankolinin aynasısın; Ne Yahudası ne Brütüsü? Sen kimsin? Dino nerede?“ diye ortalığı vaveylaya verme sevgili okur. Sevdiklerimizi hançerlenmeleri için bir kez de olsa kapıları hangimiz aralamadı ki haşhaşîlere? Hangimiz sevdiklerimizin son nefesindeki ihanete uğramışlığının verdiği acının ateşini gözlerinde görmedi ki? Sonra ihanetin acısını dindirmek, ihanetinin üstünü örtbas etmek için şehirleri ateşe vermedi ki hangimiz? Ne diyordu şair;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Herkes öldürür sevdiğini<br>Korkaklar öpücük ile öldürür,<br>Yürekliler kılıç darbeleriyle! “<br>(Not: Oscar Wilde’nin bu enfes şiirini Tuncel Kurtiz seslendirmesiyle anımsayınız lütfen)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Ottori Hanzo şahsında kılıç ustaları! Pek kıymetli tapınak Şovelyeleri! Ve miyamoto musashi’nin aziz hatırası!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi, cümlelerle müdessir, paslı demirleri şiir cümleleri ile bileyip fütursuzca oraya buraya saplamayı alışkanlık haline getirmiş bir aynayım ben. “Ayna ayna söyle bana “ derken akseden Kalligulayı, Nasralı İsa olarak göreceğim. Herkes öyle yapar; kendi kendini hançerleyecek kıvama gelenler hariç.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben, “O” bu arada… Bu yazıdaki gölge benim. Asırlardır kendi yalnızlığından beslenen tek bir harf olan “O “ bir sayfasına nakş edilebilseydim hayatın, onaltı dize, yedi virgül ve yetmiş sekiz noktalı bir melankoli şiiri olurdum. Olurdum olurdum da Babam Tanrı müsaade etmedi. “ Hadi leyn oradan Tanrının kızı mı olur” diyen ataerkil organizmalar! Var! Ulan var! Benim işte, o boş zamanında üzerinde düşüne düşüne işlediği kızı benim işte. Hayatının hemen hemen her sayfasında ona küsen küçük şımarık kızı…</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ayna ayna söyle bana” .<br>Bir görünen bir de görünmeyen yanımızı göster! Göremeyen varsa şimdi denesin. Cesareti olmayan varsa bir kadeh şarabı kendisine refik etsin! Ehmedê Xanî’ nin şu şiirini bir dua gibi mırıldasın;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saqî tu ji bo Xwedê kerem ke<br>Yek cur’eyê mey di Camê Cem ke</p>



<p class="wp-block-paragraph">Da Cam bi meyê cîhannuma bit<br>Her çi me îrade ye xwuya bit</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Şiir tercümesi: Ey saki lütfen buyur, kerem buyur<br>Camı ceme bir yudum şarap doldur<br>Doldur ki bu kadeh bizlere cihanı göstersin<br>Ne var ise ortaya bir bir çıkıversin)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Trinity, saygın Morpheus ve Matrix Troykasının değerli oyuncuları!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varlığına şaşırdığımız insanları düşündünüz mü hiç? Sizde aynaya bakıyor hissi uyandıran insanları. ”Kimi zaman nereden çıktın sen?“ dediğiniz; bazen de, “Nerede sakladılar seni bunca zaman?” dediğiniz. Ben düşündüm… Tanrı, tanrısal mükemmellikte iyi bir ruh düğümcüsüdür ve iyi de bir kimyager… Bir elinde insan denen eşref-el ekber diğer elinde beherglaslar. Alelacele yarattıklarını es geçelim. Acımasın diye üflediği ruhlara özendiği anlara değinmek daha doğru olur. Her şeyden biraz ekledi bu ruhlara , sanattan, güzellikten, beceriden ,sesten, histen, sisten, ihanetten ve şaraptan!!! Arta kalan zerreleri hak yemeden dağıttı. Haramdır israf bilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tanrı hepimize ayrı ayrı ruh çözeltileri hazırlayacak kadar eksik bir kimyager değildir sevgili okur. Hepimiz biraz ihanet ve biraz şarabın mayaladığı cevherin özleriyiz ya da özün cevherleriyiz.<br>Ayna ayna söyle bana!<br>“Aşk, eski bir yalan. Adam ile Eva dan kalan…” diye diye mırıldanarak; dünya denen kitapta sevgisizliğin anlatıldığı o boş sayfayı nakş etmeye çalışan bir harfim ben. Ben, &#8220;O” yum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dizlerinde uyutup saçlarımı okşarken; ruhuma üflediği her zerre için Tanrı’sına teşekkür eden bir harf…<br>Ben “O”yum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/ayna-ayna-soyle-bana/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şad Olsun Clara Zetkin Yoldaşın Ölümsüz Ruhu!</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/sad-olsun-clara-zetkin-yoldasin-olumsuz-ruhu/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/sad-olsun-clara-zetkin-yoldasin-olumsuz-ruhu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2021 14:24:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9716</guid>

					<description><![CDATA[“Yaşamın olduğu her yerde savaşmak istiyorum“- Clara Zetkin Sevgili “Şeytan ayrıntıda gizlidir”ciler! Saygıdeğer “Gözümden kaçmaz abi. benim”ciler! ve değerli nüansopatolojikler! Tam tepeden baktığınızda deha ile ebleh (aptal) olmayı ayıran sınırı bir çizgi olarak görebilirisiniz. Ancak şundan emin olun ki iki durumu birbirinden ayıran sınır koskoca keskin bir uçurumdur. Bakış açısı olayı anlayacağınız. Konu açılardan açılmışken; birbirinden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">“Yaşamın olduğu her yerde savaşmak istiyorum“- Clara Zetkin</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili “Şeytan ayrıntıda gizlidir”ciler! Saygıdeğer “Gözümden kaçmaz abi. benim”ciler! ve değerli nüansopatolojikler!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam tepeden baktığınızda deha ile ebleh (aptal) olmayı ayıran sınırı bir çizgi olarak görebilirisiniz. Ancak şundan emin olun ki iki durumu birbirinden ayıran sınır koskoca keskin bir uçurumdur. Bakış açısı olayı anlayacağınız. Konu açılardan açılmışken; birbirinden bağımsız üç çizginin hiçbir şey ifade etmediğinin aksini kim iddia edebilir ki ancak bu üç önemsiz çizgi uygun bir şekilde yerleştiklerinde koskoca trigonometri biliminin kurulmasına ve dünya üzerinde aklı başında birkaç insan severin uykusuz geceler geçirmesine neden olurlar. İç açı, dış açı, hipotenüs, karşı ve komşu dik kenarlar, sinüs, kosinüs, tanjant olayları başlar ve sonsuzluğa giderler. Olaydan anlaşılması gereken bütünlüktür. Eğitimin bütünlüğü gibi. Önemli mevzudur bütünlük.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu günkü yazınında diğer yazılar gibi bir konusu yok. Zaten olmayacağını iyi bir dino okuyucu bilir. Nobel alma derdinde de değilim ki edebi yazayım kardeşlerim. Özne, nesne, edat, tümleç, süzgeç, ver-kaç, ezgeçlerde olmayacak haliyle.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili zoonpolitokonlar! Saygıdeğer Homo Sevişkenuslar!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reqapiteleusun iki ayağı üzerine dikilip dik yürümeye başlamasından bu yana tam 1 milyon 200 bin yıl geçti. İki ayak üzerine dikilmesi serbest iki üst vücut organının yürüme dışında; tutma, kavrama ve fırlatma (fırlatma: Bu özelliğin gelişmesinin başlangıcı savaşların tarihinin de başlangıcıdır.) gibi işlevlerde kullanılmasını ve bu organların kullanılabilmesi içinde bir üst beyin geliştirmesine neden oldu. “Ne l.n bu! Bu yaştan sonra antropoloji mi okuyacağız” cılar. Hayır! Kesinlikle! Zaten yazarınızın çapı da buna yetmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İki ayak üzerine dikilip dik yürüme insanlık vasfıdır. Ancak Virucal Transdiksion teorilerine rağmen iki ayak üzerine dikilip dik yürüyen bazı türlerin evrimlerini 1 milyon 200 bin yılda tamamlamamaları yazarınızın gözünden kaçmaz bir durum olarak teşhir edilmesi gereken önemli bir mevzudur. Sözü edilen 1 milyon 200 bin yıllık tarih tam olarak insanlığın ortak akıl mirasının tarihidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili merakla, hımmmmmmlayarak okuyan okur! Saygıdeğer “ne alırsan bir milyon”cular!  “bu ülke için seve seve” kampanyasında tüketime katkıda bulunan sevgili hemşehrilerim!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam bir bilimsel deşarjdayım hani kuantummuş, inorganik kimyaymış, moleküler biyolojiymiş, karadeliklermiş hepsinin alayı şimdi bende beş para. Ancak bedava girilebilin bir internet dergisinden hayatın sırlarını anlamayı beklemeyecek kadar da kapitalizmi işleştirdiğinizin farkındayım sevgili okurlarım.&nbsp; Farkındalık meziyeti de insani bir meziyettir. Farklılıklarımızı fark ettirmek daha da bir insani meziyettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili “eğitim en büyük üretimdir” ciler! Saygıdeğer Gerusia Meclisi üyeleri ve Sayın Senatör!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birkaç yazı önce (yazının başlığını tam hatırlamıyorum ) sizlere mevcut egemen sistemin kendisini var eden köleci sömürgeci işgalci zihniyeti red edip başka bir Dünyanın olabileceğinin savaşını veren, Dünya devrim tarihinin içini nasıl boşaltmaya çalıştığını anlatmıştım. Yahu hani yoldaş Spartaküs&nbsp; Roma köleciliğine değil de, karısı Sura’nın teninin sıcaklığı için savaşmışmış, yok işte eğer uzun bacaklının bir lordu, Moron’u ilk gece hakkı için boğazlamasaymış Yoldaş Villiam Wolles’in işgalci İngilizlere karşı asla savaşmayacakmış vb. vb. safsataların anlatıldığı yazı var ya işte o yazı. Neyse, uzun uzadıya bir Kadın Mücadele tarihi anlatmaya ne niyetim var ne de bu haddi kendimde görürüm mamafih Nasıl ki Mukaddes Dünya Devrim tarihinin içi boşaltma girişimleri varsa aynı şekilde İnsanlık Aklının ortak mirası olan Dünya Kadın mücadelesinin özü de yok edilmeye çalışılmaktadır. Ama umut vardır ve umut Devrim için zaferlerden daha değerlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam tepeden baktığınızda kadınlar günü ile Dünya Emekçi kadınlar günü arasında ki ince çizginin aslında derin bir uçurum olduğunun göstergesi ve 1milyon 200 bin yıldır evrimini tamamlamayanlar ile tamamlayanların kavgası budur sevgili okur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ellerinde çiçeklerle DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ’nü sevgililer günü kıvamına sokmaya çalışan, dünya devrim tarihinden bihaber eblehlerden birinin bir kadının vereceği şu cevapla karşılaşacağı an benim için umudun hala var olduğunun en büyük göstergesi olacaktır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Kadının gerçek anlamda kurtuluşu gerçekleştiğinde, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya gerçekleştirdiğinizde beklerim çiçekleri.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şad Olsun Clara Zetkin yoldaşın ölümsüz ruhu!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Not: Wallerstain okuyorum. Pek yakında Modern Word Systems Theory &#8211; Modern dünya sistemleri teorisi &#8211; konulu bir Dino yazısı yazmam işten bile değil. Bekleyin efenim&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/sad-olsun-clara-zetkin-yoldasin-olumsuz-ruhu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Köle İnsan mıdır ki</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/kole-insan-midir-ki/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/kole-insan-midir-ki/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2021 14:03:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9621</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili Kartacalılar! Pek kıymetli&#160; “Leyla kimdir? Leyla nedir?“ gayyasına gark olmuş Kays şahsında divane kekelerim! Not: Uzun zaman aralığının vermiş olduğu çene düşmesinden mütevellid sitem/sistem yazısıdır. 19 yaşında Lyli’ye yeteneklisin dediler, çok sevindi Lyli. Bir ay içinde tüm kuralları öğrenecek kadar da zeki olduğunu. Bir kaç aya kalmaz M16 kullanacak kadar da ellerinin yatkın olduğunu… [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Kartacalılar! Pek kıymetli&nbsp; “Leyla kimdir? Leyla nedir?“ gayyasına gark olmuş Kays şahsında divane kekelerim!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Not: Uzun zaman aralığının vermiş olduğu çene düşmesinden mütevellid sitem/sistem yazısıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">19 yaşında Lyli’ye yeteneklisin dediler, çok sevindi Lyli. Bir ay içinde tüm kuralları öğrenecek kadar da zeki olduğunu. Bir kaç aya kalmaz M16 kullanacak kadar da ellerinin yatkın olduğunu… Artık ruhsuzlaştırılmış ve kişiliksizleştirilmiş Lily’nin bir kişiliği vardır ve vatan için &#8211; ki vatan sevgisi tüm sevgilerden daha üstündür (!) &#8211; Allah düşmanlarıyla savaşabilecek bir ruhu da vardır Lyli’nin. 19 yaşında bir kız savaşa gidiyor. Bir kız savaşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Spartakist dostlarım! Saygıdeğer faz 3 denemesi yapılmamış covid19 aşı deneği fedailerim ve “Auschwitz’den sonra şiir yazılmaz“ diyen sevgili Adorno’ nun aziz hatırası!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizden evvellerin hallerine acımıştık. Ben söylemiştim “Her şeyin özü aynıdır, şekli değişik“ diye. Büyük bir sorunumuz var sevgili okur. Bizi tehdit eden şey korkudur. Bu korku, yaşadığımız şehri insanın fikri fuhuşunun ürünü olan yıkıcı bir bomba ile yok edilip hepimizin aynı anda ölmesi değil. Bir bomba bize ne yapabilir ki? Bizi öldürmekten başka &nbsp;-ki bu şekilde bize karşı kullanacağı tek kozunu kaybetmiş olacak -bizi tehdit eden korku bir değil. Bizi tehdit eden dünyamızın değişik coğrafyalarında iktidarların; insanların kişiliklerini ve ruhlarını alıp onları düşünemeyen yığınlara dönüştürme çabalarıdır -ki çokça başarmışlardır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendini Tanrı’nın suretinde yaratılmış olarak yücelten/evrimleşenlerin en mükemmeli/insanlık bu korkuyu yenmelidir, yenecektir. Ama beklediği kurtarıcı o yığınların arasında değil bizzat kendisidir. Belki de bu yüzden insana doğruyu yanlıştan ayırma ve onu değiştirme yetisi ve yeteneği verilmiştir/ya da gelişmiştir. İnsanı, herhangi bir ulvi amaç/kutsal bir görev uğruna harcayan/harcamayı olağan gören her türlü iktidar ya da iktidar hedefleyicisi insanı köleleştiren insanlık düşmanıdır. “Köle insan mıdır ki?&#8221;  El-cevap: Evet, köle insan değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aristo ve Eflatun&#8217;un bir türlü anlatamadıkları, ikilemleri buydu sevgili okur. Köle insan değildir çünkü ruhu yoktur, çünkü kişiliği yoktur, çünkü düşünemeyen yığınlar topluluğunun üyesidir. Musa&#8217;nın Sina’dan Kenan’a yürüttüğü yığınlar köleydi. İsa için 1500 yıldır ortalığı vaveylaya verenler de köleydi. Yaşadıkları coğrafyaları 72 huri uğruna cehenneme çevirenlerde köledirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karl Marks’tan Adam Smith’e kadar insan ilişkilerini düzenlemeye çalışanlar birer iktidar hedefleyicisiydiler, yani iktidarlarını; omuzlarında yükseltecek köle orduları kurmaya çalışıyorlardı. Weber’in ruhuna El Fatiha! Bir şeylerin ters gittiğini fark etmişti. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapitalizm, artık insana ihtiyaç duymayan bir mekanizmaya dönüştü sevgili okur. Sermaye artık kendini sürekli bir artırıma götürme yeteneği kazandı (Allah’tan yapay zeka ve algoritma kavramları icat oldu da düşünmenin sadece insana mahsus bir özellik olmadığı anlaşıldı- Allain Turingin daşşağına kurban “ Makineler düşünür!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili William Faulkner şahsında Nobel ödüllü hemşehrilerim! Sayın yargıç ve değerli eğitim emekçileri!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hepimizi köleleştirmeye çalışıyorlar, ama hepimizi… Bunu birileri değil kendi kurduğumuz sistem yapıyor. İleride yapay zeka insana tahakküm kurar mı endişesi taşıyan sevgili okur. Evet kurar! Çünkü insan artık esaretinin farkında bile değil. Metin Yeğin (Hani şu dere tepe demeden tüm dünya devrim hareketlerini yerinde inceleyen karizma binbeşyüz yazar var ya! İşte o) anlatmıştı -kendisiyle el ense derecesinde samimi değiliz, mamafih kendi kitaplarında benden defalarca söz etmiş adamdır. (Alıntı yapılan yazar statüsündeyim artık.) &#8211; Bir Latin Amerika ülkesine yaptığı seyahati anlatıyor. Mukavvadan barakalarda yaşayacak kadar fakir insanlardı. Duran otobüsün içine yolcu sayısından çok seyyar satıcı binerdi. Bir o kadarı da uzun sopaların ucuna bağladıkları eşyaları otobüs camlarından uzatarak satmaya çalışanlar… Otobüs hareket edince kurdukları gölgeliklere otururlarmış ve bir daha ki otobüsü Brezilya dizisi izleyerek beklerlermiş. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam da bu işte, tamda bu! Onları bu şekilde köleleştiren şey; karşısına geçmekten büyük keyif aldıkları o TV idi, ama çelişkinin en muazzamına bakın ki içinde bulundukları duruma tahammül edebilmelerinin tek çaresi de bu TV idi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evine kaliteli gıda götürmenin kaygısını akşam izlediği Survivorda, ödül oyununda yemeği hangi takımın kazanacağı kaygısı ile bastıranların özgürlüğü Melle Lokman’ın naklettiği “Ahmak köle insan mıdır ki? “ cümlesi kadar iç acıtır. Ancak özü süslenmiştir. Tıpkı tüm yaşamsal eylemlerimizin temelinde olan cinselliği aşk ile süslememiz gibi. Şimdi son cümleyi açmayayım mı? Bir çare sunmayayım mı? &nbsp;“Şu cümleyi açar mısınız?” deme sakın sevgili okur? Çünkü bu soru telaşlı, faydacı manipülatif gazeteciler ile Amerikalıların tarzıdır (ABD’lileri İskandinav’la karıştırmayın üleyn! Onlar zengin Ortadoğululardır.)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakunin’in,&nbsp; Schopenhauer’un ilerisine taşımayayım mı özgür insanı? Brezos, Zukkerberg, Tesla devlet destekli ama Acungiller değil öyle mi? İktidar için gerekli, düşünemeyen yığınları nasıl yaratabilirsin ki? Gobbels’i örnek verip durmayın artık. Gobels bu işin ilmini, bilimini hatmetmiş; bu işin esaslı amcalarındandır. Günümüzde artık bu denli bilimsel araştırmalara, donelere işlenişlere gerek kalmamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanların çöpten beslendiği ülkede Master Chef yaptırıp izletenler, Gobelsi mezarında amuda kaldıranlardır. Zavallı Gobels! Günümüzde yaşamış olsaydı fanatik bir futbol taraftarı olmaktan öteye gidemeyecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Nikaragua’lılar! Pek değerli Hindistanlı çiftçi dostlarım!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Delilik, aklın dışında her şeyin yitirilmesidir. Aklımızdan gayrı etrafımızdaki her şey -ruhsuz ve kişiliksizleştirmeye -bizi köleliğe götüren şeylerdir. Şu Mottoyu duymuşsunuzdur “Ne kadar az şey, o kadar çok özgürlük“ (Bir ara hatırlatın size bununla ilgili kıssa anlatayım.)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ey Tanrı’nın suretinde yaratıldığını iddia eden insan! Ey kendini var oluşun en mükemmel hali olarak yücelten insan! Kendine gel! Zamanlar önce sırf yaratıcının eseri olduğu için onun ayakları dibinde &nbsp;sonsuz sürünmeyi reddedip insanlığın alnına özgür düşüncenin mührünü çakanlardan bayrağı devralmanın tam zamanı. Yoksa ordunun elinden kurtardığın Lyli dinci teröristler için potansiyel bir canlı bomba olmaktan öte bir şey olmayacaktır. Ya da dünya devrimine adanmış bir fedai&#8230; Bir kız savaşa gidiyor bir kız savaşıyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/kole-insan-midir-ki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ay Layk Tu Covid Covid !!!</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/ay-layk-tu-covid-covid/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/ay-layk-tu-covid-covid/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2020 09:59:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=8791</guid>

					<description><![CDATA[Kıymetli Kargo çalışanları, saygı değer Meclis üyeleri ve sayın Senatör!&#160; Güçlü bir hapşırıkla dört metre mesafeden bulaşıp nesneler üzerinde dört gün boyunca canlı kalabilerek, dört dörtlük bir karizma sergileyen yeni&#160;corona&#160;virüsü hayatımızın orta yerine freni patlamış 4&#215;4 arazi aracı gibi daldı Alimallah. Kimilerine göre üst akıl tarafından dünyanın soğutulması amacıyla bir laboratuvar ortamında üretilip başımıza musallat [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Kıymetli Kargo çalışanları, saygı değer Meclis üyeleri ve sayın Senatör!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güçlü bir hapşırıkla dört metre mesafeden bulaşıp nesneler üzerinde dört gün boyunca canlı kalabilerek, dört dörtlük bir karizma sergileyen yeni&nbsp;corona&nbsp;virüsü hayatımızın orta yerine freni patlamış 4&#215;4 arazi aracı gibi daldı Alimallah. Kimilerine göre üst akıl tarafından dünyanın soğutulması amacıyla bir laboratuvar ortamında üretilip başımıza musallat edilmiş, kimilerine göre ise yeryüzünde bozgunculuk yapmaya başlayan insana bir felaketle “Akıllı olun!” mesajı veren virüs sayesinde kargo çalışanlarından MIT profesörlerine kadar herkesi&nbsp;pandemi&nbsp;uzmanı yapmaya yetti de arttı bile.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyadaki bütün insanları&nbsp;enfekte&nbsp;edecek covid19 virüslerinin toplam ağırlığının 7-8 gram olacağı, Hiroşima ve Nagazaki’de Üç yüz bin insanın ölümüne neden olan atom bombasının iki atom çekirdeğinin bağıl enerjisinin ortaya çıkarılmasıyla elde edilmesi şu gayet bilimsel ve aynı derece felsefi vecizeyi doğurtur, “Küçük; büyükten daha büyüktür” &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Virüs karşısınnda iktidarların -ki karakterleri budur -önce ekonomi sonra insan demişliği karşısında, “Ahhh! Keşke dünyayı çocuklar yönetse“ diyen&nbsp;romantiklerin tavan yaptığı karantina günlerini bir tefekkür olarak geçirmişliğimi hatırlatırım sevgili okur. Ulan sanki bugün iktidar olanlar zamanlar önce annelerinden 30 yaşında bıyıklı doğdular. Onlar da bir zaman evvel çocuktular, haliyle dünyayı teslim ettiğiniz çocuklar yarın büyüyüp aynı b.ku yiyecekler. Bir kere değil çocuk; iktidarı bir tavşana da verseniz şimdiki iktidarlardan farklı olmayacak bir yönetim sergiler. Hatta iktidarını uzun süreli sağlamlaştırsa diktatörlüğünü bile ilan edebilir.  Ben bu konuda&nbsp;Bakunin’ciyim&nbsp;agaaaa! İktidarı kimseye vermeyeceksin, iktidarları paramparça edip bırakacaksın. Madem toplumsal bağışıklık diye bir zımbırtı var; illa virüsler ortaya çıktığında devreye sokulmasın. İktidarlar yerle yeksan olduğunda, “Devletsiz insan ya hayvanlaşır ya da&nbsp;Tanrılaşır.“&nbsp;öngörüsüyle insanlar isterse hayvanlaşmayı seçer, isterse de Tanrılaşmayı; alın size&nbsp;cillop&nbsp;gibi toplumsal bağışıklık.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu arada sakın gözden kaçırdığımı zan etme sevgili okur. Üç- dört ay ortalıkta görünmeyişimizi fırsat bulan hayvanlar şehirlere inmeye başlamış, biz biraz daha evlerde kalır ve bunlarında g.tü yerse dünyanın hükümranlığına bile talip olabilirler. Gerçi mevcut iktidarların herhangi birinin tebaası olmakla herhangi bir hayvan türünün iktidarına&nbsp;teba&nbsp;olmak arasında bir fark yoksa da ben gene de Kırmızı&nbsp;G.tlü&nbsp;Habeş&nbsp;Maymunlarının iktidarından yanayım. “Yaw&nbsp;Dino, eşeğin sıpası kuyruksuz doğsa sen iktidarlara yükler gene küfür&nbsp;edersin.“&nbsp;diyici&nbsp;kekelerim; ne yapalım iktidarlar demeyelim mi? Günümüz mevcut insanlık sorunları için&nbsp;Ajdar’a&nbsp;mı küfür edelim, Allah belanı versin&nbsp;Rober&nbsp;Hatemo&nbsp;mu diyelim?&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci dünya savaşında Berlin şehrine bir günde 1100&nbsp;katyuşa&nbsp;füzesinin düştüğü, ki bütçeleri geçen yıl 650 milyar Euro fazlalık vermiş olan Almanya&nbsp;Senşölyesinin “Valla ikinci dünya savaşından bu yana karşılaştığımız en büyük krizi yaşıyoruz şekerim.“ dediği bu salgın;  yaşayan zihin motorlarından (Leydiyy&nbsp;Gaga ile şöyle böyle ilişkisi bizi zerre alakadar etmez)&nbsp;Zizek&nbsp;abimizin, “Ya devletler birleşip&nbsp;kollektif&nbsp;bir güç sergileyerek komünizme gideriz ya da alayımız&nbsp;yarra&nbsp;yering,“ sözü&nbsp;Jaques&nbsp;Derida’nın, “Marx’ın&nbsp;hayaleti Avrupa’nın üzerinde dolaşıyor.“ Tespitiyle birebir uyuşması Dino okuyucularınca gözden kaçmaz bir durumdur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili&#8230; Uzun süren karantina günleri dolayısıyla kimseye “Sevgili” demek geçmiyor içimden.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İnsanın eksiği ne ise onu uzağa&nbsp;koymuşlar” demiş&nbsp;Rumî.  Haliyle edebiyat ile ilgili olan paragrafları hep sona bırakıyorum (tevazuyu&nbsp;gözden kaçıran okuyucularım bir zahmet nazar-ı dikkatinizi bir kez daha cümleye&nbsp;celb&nbsp;edin lütfen)&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pandemiyi&nbsp;beklemek ya da sabır etmek ile atlatmamız telkininde bulunan kardeşlerime atfen zamanlar önce bir kıza yazdığım mektubu heba! ediyorum sevgili okur.&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Selam ve dua ile…&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hükemanın&nbsp;şöyle buyurduğu duyulmuştur; beklemek ile sabır aynı şeyler değildir. Ve vaki olduğunda bilgeler&nbsp;hükemanın&nbsp;kelamına şöyle mana verip libas giydirmişler, “Sabretmek; öylece oturup durmak değildir. Bilakis menzile varmak için gerekli tedariki yapma aralığıdır.” Belki de şöyle basitleştirebilirdi&nbsp;hükema, “Durmak, sıçramak için gerekli potansiyeli biriktirme eylem selliğidir&#8221; Beklemek ise hiçbir şey yapmadan öylece durmaktır. Sakın ha birini kutsayıp diğerini yermeyin. Beklemekteki umut ile huşuyu, sabretmekteki&nbsp;Azm&nbsp;ile&nbsp;amadekariye, sabretmedeki hırsı beklemekteki&nbsp;tevazuya&nbsp;üstün görmeyin. Güneşin etrafına pervane olan dünyamızın zemininde bekleyenler de vardır, sabredenlerde. Bu zihni dünyada tevazu edenler de&nbsp;vardır&nbsp;hüküm edenlerde.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neyse uzamasın; kelam ki bilme heybemiz bir bilmenin tadını yük eylesin, yüreğimizin perdesi bir bilmenin telaşıyla titresin.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Derler ki bir Derviş varmış evvel zamanlarda bir de&nbsp;Zahid’i&nbsp;varmış. Varmışlar bir köy menziline. Derviş bir incir ağacının gölgesinde durmuş ve&nbsp;Zahid’ine&nbsp;&#8220;Şu köyden bir tas su getir.&#8221; demiş. Köyün girişindeki çeşmeye vardığında&nbsp;Zahid, rabbin en güzel ismi;&nbsp;Wedûd, fısıldanmış gönlünün en tiz perdesine.&nbsp;Mislî&nbsp;Musa&nbsp;rabbin&nbsp;tecallasını&nbsp;görmüşün hatası ne ise&nbsp;Zahid’in&nbsp;hatası da o olmuş.&nbsp;Zülillah&nbsp;fil-erd&#8217;a&nbsp;amenna ve&nbsp;sedeqna&nbsp;deyip takılmış kızın peşine. Hangi ismiyle yalvarırsa o isimle duasına karşılık veren&nbsp;rabb, emretmiş;&nbsp;kûn&nbsp;fe yekûn… Melekler&nbsp;asimanda&nbsp;selama durmuş, açılmış zaman içinde zaman, vuku bulmuş mekân içinde mekân. Kelam-i Kübra ile&nbsp;nakş&nbsp;olmuş levha.&nbsp;Zahid’in&nbsp;ömründen on yıl geçmiş, ikide çocuk babası olmuş. Derken, hikâye bu ya Derviş’ine su almaya geldiği Çeşme&#8217;ye düşmüş yolu, o vakit yüreğinden bir damla damlamış beynine.&nbsp;Eyvahhhh, &#8220;Zamanlar önce Derviş’im şu incir ağacının gölgesine sığınmışken ben su almaya gelmiştim bu çeşmeye.&#8221;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hızların en büyüğü ışık hızı değildir efendim. Hiçbir hız aşığın&nbsp;maşuğuna&nbsp;gitme hızında değildir. İncir ağacına elinde bir tas su ile aşığın&nbsp;maşuğuna&nbsp;gitme hızıyla koşmuş bizim&nbsp;Zahid. Bakmış ki Derviş&#8217;i gülümseyerek bekliyor onu. Meleklerin&nbsp;asimanda&nbsp;duruşu gibi durmuş&nbsp;Zahid. Ne de olsa varlığın cevheri ile sırrı birdir. O dur ki çok az kişi varlığın sırrından haberdardır ve çok az kişi özün aynı cevher olduğuna vakıftır. İşte efendim, beklemek; Derviş olmaktır. Derviş olmak varlığın sırrına ermek, cevherini bilmektir.  Bir incir ağacının altında, hep bir bekleyeninizin oluğunu unutmayın. Ya da boş verin siz, unutun gitsin. Ne de olsa o hep orada bekliyor olacak. (Kızlarla yürürken içimdeki <a href="https://zamansizdergi.com/author/mehmetabaskurt/" class="aioseop-link">Mehmet A. Başkurt</a>’un&nbsp;Etna&nbsp;Yanardağı’nın&nbsp;patlaması misali ortaya çıkışının bir&nbsp;hayr-ı alameti vardır&nbsp;elbet.)&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/ay-layk-tu-covid-covid/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ah O Gemide Ben de Olsaydım</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/ah-o-gemide-ben-de-olsaydim/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/ah-o-gemide-ben-de-olsaydim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jan 2020 10:56:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=8613</guid>

					<description><![CDATA[Mele Lokman’a, “Yav mela, duydum ki sen muska yazıp adam uçurabiliyormuşsun. Baban xeyrine bize de yaz bir tane, biz de bir iki tur uçalım” demişliğime, “Lan oğlum; adamlar demiri uçurup aya çıktılar siz hala kâğıttan medet umun. Hasittir oradan! Muskaymış?” azarı karşısında, “Way, Melle! Rasmussen,&#160; gunnê te rasmusê rebbî” demek isteyişimi sizlerle paylaşmak istedim sevgili [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Mele Lokman’a, “Yav mela, duydum ki sen muska yazıp adam uçurabiliyormuşsun. Baban xeyrine bize de yaz bir tane, biz de bir iki tur uçalım” demişliğime, “Lan oğlum; adamlar demiri uçurup aya çıktılar siz hala kâğıttan medet umun. Hasittir oradan! Muskaymış?” azarı karşısında, “Way, Melle! Rasmussen,&nbsp; gunnê te rasmusê rebbî” demek isteyişimi sizlerle paylaşmak istedim sevgili okur. Şimdi nereden çıktı bu “Sofî-mele diyalogu”cu kekelerim! “Vallah Dino yazmışsa mutlak bir yere bağlar”cı pek kıymetli sıkı Dino okuyucuları ve “ Lan Dino, bize Homa suyu sözün vardı ama bir biranı bile içemedik”çi Siverekli hemşehrilerim!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zamanlar  önce, “Ah o gemide ben de olsaydım” tribal enfeksiyonundan muzdarip kekelerin Gazze’ye İnsani yardımını taşıyan İhh’nin, Devlet babadan 1.8 milyon dolara (Bu parayla yepyeni bir Filistin kuruldu beahh) satın aldığı Mavi Marmara gemisine, elinde AK47, belinde Desert Eagle (Bkz. youtube ya da google) olan İsrailli teröristlerin düzenlediği saldırı sırasında gemi sakinlerinin askerlere demir çubuklarla saldırması “Bizler” ile “Onlar” arasında teşhir edilmesi gereken en büyük farklılıktı sevgili okur. Bizler, yani yazılı kâğıtla uçmaktan medet umanlar; elimizdeki demir çubuğu delip barutla desteklemeyi akıl edememezliğimizden ya da gerek duymamışlığımızdan kaynaklı olacak ki adamlar &#8220;Bizler’’i delik deşik ettiler. Klasik Orta Doğu anlama tarzı olan, “İman Gücü” dedikleri koruyucu kalkanın işe yaramazlığını da deneme yanılma yoluyla anlamış olduk. Neyse, “Ne içersen onu işersin.” hesabı “Ölmeye ölmeye ölmeye geldik. Yardımı Gazze’ye vermeye geldik.” sloganlarıyla gidenler ölmüş oldu. Anında dünya koskoca bir tiyatro sahnesine dönüştü ve bütün canlılar insanı oynamaya başladı. Pilateus’un, “Ecco Homo,” sunun şaşırmış, alaya almış ama yememiş versiyonuyla biz de, “Ecco Homo!!!” dedik. Kendi ülkesinde çocukların ölüm emrini verenler Gazze’deki çocuklar için kıçlarını yırttılar ama ne miken oldu ne de takan. Ne de olsa iyi bir Dino okuyucusu zeki görünümlü eblehleri, doğan görünümlü şahinleri, mazlum görünüşlü zalimleri şakkada şıp tanır. Tanımalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili, “Lan, bu yazı neden sevgili bilmem neciler diye başlamadı?”cı gözden kaçmaz ağabeylerim, pek değerli Nikaragualı hemşehrilerim ve pek kıymetli, “Abi İsrail’i vuralım! Yemin billâh kahvaltıyı Suriye’de, öğle yemeğini Netenyahu’ nun odasında Kudüs’te yeriz.”ci 1974 model demode kekelerim!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çağımız artık, “Elde kılıç belde hançer / hep muzaffer hep muzaffer.” lerin değil, kütleyi enerjiye dönüştürüp mevzu bahis enerjiyi kırmızı bir düğmeyle kontrol edebilenlerin, önlerine esir kafileleri sürebildikleri bir çağdır. Savaşlar artık bir alana ihtiyaç duymamaktadır. Dünyanın bilinen ve bilinmeyen her karış alanı savaş alanıdır. Her hedef vurulabilir menzildedir. Haliyle öğle yemeğine davetsiz misafir olmaya niyetlilerin daha kapı eşiğinde, “Tıktık pamuğu! Selametle babam. El Fatiha!” ya yakınlıkları herhangi bir amcazadenin parmağının mevzu bahis kırmızı düğmeye yakınlığı kadardır. Ben bu cümleleri yazarken, “Beççebaz” İranlı kekelerimin, “Filistin Ulusunun Müdafaası İçin Toplum” adlı örgütü Gazze’ye resmi bir gemiyle yardım götürme kararı almıştı. Söylenceye göre en son savaş deneyimlerini 1988 de Iraklılarla yaşamış Pastarlar (Devrim Muhafızları) gemiye eşlik edeceklerdi. Bu da demek oluyor ki deneme yanılma yoluyla anlama yetimizi bile kaybetmişiz ki aynı şartlarda aynı sonucu verecek bir deneyi “Du bakalım bu kez ne olacak“ diyerekten, “Tekrar deneyiniz” yazan kola kapağını defalarca kapatıp açma geyiğine benzer bir pratikle tekrardan deniyoruz. Beyninin %99.2 si kırmızı noktaya odaklı ‘Bizler’ in kırmızı düğmenin sahiplerine karşı galebe gelmesinin mümkünlüğü, imkansızlığın mümkünlüğü kadardır. “ Be deryayî menfe’at bîşomar est / Ger xahî selamet der kenar est*” diyerekten hem İranlı kekelerime tavsiye eder hem de paragrafı noktalamıştım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aradan geçen epey zamana rağmen Orta Doğuluların anlama/kavrama&nbsp;yeteneğindeki miskal-î zerre değişmezlik hayal kırıklığı kadar “ olacağı buydu sofî “ haklılığını da beraberinde getirmiş olmalı ki kendini ‘Zülillah-fil erd.’ zan eden Betçebaz Qasim Süleyman’ın göklerden gelen bir kararla zerre-î koçekterînlere ayrışmasına&nbsp; tanık olduk. Ömür billah Kudüs’ü görmediği, Kudüs’ü işgal(!) edenlere taraf tek mermi sıkmadığı&nbsp; halde kendisini Kudüs Tugayları komutanı olarak gören bu zat-i meftanın geçmişinin karanlığını internetten araştırmayı sizlere bırakıyorum. Allah-û ‘alim, bombayı bırakan uçağın şoförünün sarışın mavi gözlü olduğu rivayet ediliyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neyse efenim, yazının bir yerinde geçen, “Ne içersen onu işersin “vecizesi ve yazıda geçmesi gerekirken geçmeyen, “Yerdekine zulüm etme ki göktekinden merhamet bulasın.“ vecizeleri eşliğinde sizleri sonuç bölümünün erektal hazzına bırakıyorum;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ha kırmızı nokta ha kırmızı düğme ne fark eder leyn? Önemli olan renktir.”ci Daltonist kardeşlerime, pek kıymetli, “Wallahi haklısın Dino, adamlar Yom Kippur ve Sapta Günü haricinde ki tüm zamanlarını (sevişme zamanları hariç ki bu eylemselliklerinde bile bir üretim söz konusu… Çalışarak, üreterek geçirmiş “Elden ne gelir?”ci kader, kısmet kail hemşerilerime ve pek kıymetli, “M.kerim adamların takkesini ha! Siz verin silahı, alaylarını Ağlama Duvarının müdavimi yaparım.”cı intihar meyilli kekelerime armağanımdır. Sizleri selamlıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">*Denizin faydası saymakla bitmez / ama
selamet istiyorsan sahilden ayrılma</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/ah-o-gemide-ben-de-olsaydim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NA’PIYON</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/napiyon/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/napiyon/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Sep 2019 20:44:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=8258</guid>

					<description><![CDATA[Napolyon hakkında “Para! Para! Para! “ dan başka bir şey bilmeyen sevgili okur. “ Olur mu L.n? Napolyon kirazından bile haberdarız eyvallah” çı saygı değer kapalı çarşı esnafı! Pek kıymetli ekmek arası sucukcular ! Değerli “Hamlet işte abi! olmak yada olamamak” çılar! Toprağın derinine inmektense yüzeyde yayılırım”cılar! Bilin ki Napolyon dünyanın yetiştirdiği en büyük askeri-siyasi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Napolyon
hakkında “Para! Para! Para! “ dan başka bir şey bilmeyen sevgili okur. “ Olur
mu L.n? Napolyon kirazından bile haberdarız eyvallah” çı saygı değer kapalı
çarşı esnafı! Pek kıymetli ekmek arası sucukcular ! Değerli “Hamlet işte abi!
olmak yada olamamak” çılar! Toprağın derinine inmektense yüzeyde
yayılırım”cılar!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilin ki Napolyon dünyanın yetiştirdiği en büyük askeri-siyasi komutanlardan biridir. Şöyle böyle olduğu hakkındaki söylentiler dışında pek bir kusuru olmayan bu ağanın en klas vecisesi “Asalet bende başlar, bende biter” dir. Tabii bu göreceli bir klaslıktır. Cüce sayılabilecek bir boyda olan bu ağanın neredeyse tüm dünyayı ele geçirecek olması bizim meselemiz değil. Bizim mesele Napoleon ağanın sonunu hazırlayan Belçika’daki Waterloo muharebesinde 10 komutan, 1000 piyade asker, toplamda 1010  kaplan gücünde bir karşıt savaş vermiş. Kıçından başka kazandığı madalyaları takacak yeri kalmamış Prusyalı bir amcaoğluyla ilgili; Clausewitz! Aha işte bu amcaoğlu 13 yaşında ilk muharebesine girmiş, bu girişten têêêê 25 yıl sonra “Benden bu kadar“ diyerekten tuğgeneralliğe yükselerek muharebe alanlarından ayrılmıştır. Bu derin savaş yaşantısının deneyimlerini aktardığı “Savaş Üzerine” adlı kitabı okuyan canımız(!), ciğerimiz(!) Führer’imiz(!), Hitler abimiz(!) kendisine savaş üzerine taktik-strateji danışmanlığı yapan bir zat-ı muhtereme  “Ne konuşuyon olum! Ben Clausewitz’i okumuşum senin fikirlerine zerre ihtiyacım olmaz! De gêt! De gêt ulaaa, kendine hemmal ol! Demiştir. Hatırlatır, saygılarımı sunarım. Clausewitz bir keresinde şöyle bir cümle kurmuştur “ Var olan tüm çatışmaların kaynağı Farklılıklardır. Ve çatışmanın şiddetini belirleyen şey ise farlılıkların derinliğidir.” </p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda ki paragraftan “Tamam L.n demek ki
çatışmaların bitmesi için farlılıkların yok olması gerekir’i” anlayanlar!
Kendinize gelin. Anadolu coğrafyası bir mozaiktir. Halklar ve renkler olayı
anlayacağınız. Nerden aklıma geldi bilmiyorum ama öküzler renk körüymüş, hayatı
siyah beyaz görürlermiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili
okur! İnancın olsun ki bu yazının da belli bir konusu yok. Anlayacağın klasik
bir Dino yazısı. Yani malzeme olarak ben ve ben varım! Fazla bir şey beklemeyin
olayları…&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili komünal yaşam savunucuları! Değerli kokoreç
severler! Az kuru çok ekmekçiler!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihin sayfalarına kaydedilmiş ilk salak komünal dönemin sonlarında yaşamıştır. Tanrının, canlıların ortak kullanımına sunduğu toprakların bir kısmının etrafını çitle çevirip “Ahanda bu benimdir“ diyip günümüze kadar devam eden savaşların nedeni olan adam salağın tekiydi. Ama şundan emin olun ki bu salağın söylemine inananlar ondan da salaktılar. “Mülk ALLAH ın, bina benim” zihniyeti tamamen bu salaklığı gizleme gayretidir. Ama iyi bir Dino okuyucusu Doğan görünümlü şahin’i şıp diye nasıl tanıyorsa; bu zeki görünümlü eblehleri da mutlak tanır. Tanımalıdır. Bu arada “Özel mülkiyet en büyük hırsızlıktır” diyen ve Komünist Manifestoyu Almancadan Rusçaya ilk çeviren Rus anarşist Mihail Aleksandrovic Bakunin’in (İsimdeki karizmaya bakın hele. Heyyt emmin ta&#8230;ğını yessin senin beaa) “Bizim işimiz eski yapıları havaya uçurmaktır ki gelecek nesiller o yapıların yerine istediklerini inşa edebilsinler” cümlesini hatırlatır saygı ve selamlarımı sunarım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili kadastrocular! Değerli parselasyonistler!
Saygıdeğer kelle soğancılar!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Etrafınıza bakın okurlarım! Eminim ki maddi dünyanın ne kadar parça pincik edildiğini dolayısıyla salaklarca zengin bir çağ ve dünyada yaşadığımızı anlayacaksınız ki siz bunu bir yana bırakın artık. Postmodernite denilen safsata sayesinde insanın duyguları da parsellenmektedir. L.n Ferhat bile aşkına emin olmayıp deldiği dağlara bakarak Şirin’i sevdiğini söyleme cesaretinde bulunurken bazı hayvanlar (ki hayvan dediysem arı, kelebek böcek falan değil; basbayağı angut, öküz, ayı işte) senin neyi sevip neyi sevmediğin konusunda kendilerince yargılarda bulunurlar. Tabi iyi bir Dino okuyucusu doğan görünümlü şahinleri ve zeki görünümlü salakları şıp diye nasıl tanıyorsa bu insan görünümlü hayvanları da şıp diye tanır,tanımalıdır. Haberimiz mi yok sevgili okurlarım, Sakın Hisometreyi (hisölçer) bulmuş olmasınlar?</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İyi yazıyor imansız“ ın dışında söyleyecek sözü olan sevgili okurlarım! </p>



<p class="wp-block-paragraph">Sırf
takıldığı kız görsün diye kız yurdunun önünde düello daveti verenler! Ramazan
Ayında oruç, namaz zekat troykasını harfiyen eda eden mutmain kardeşlerim! Dinleyin!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şeyiniz ele geçirilmiş! Bütün kaleleriniz
fethedilmiş! Donanmalarınız yakılmış! Ofsayttan gol bile yemiş olabilirsiniz!
Ve hatta iddaa kuponunuz tek maçtan bile yatmış olabilir! Asla ama asla
duygularınızı ele vermeyin. Bu ele verme ne şekilde olursa olsun sizi esarete
götürecektir. Bu duygunuz sevgi dahi olsa ele vermeyin. Hz İsa’nın çarmıha
gerilmesine sebep suçu buydu zaten. Bir keresinde insanlara onları sevdiğini
söylemişti. Promethaus da aynı dertten muzdarip değerli bir şahsiyet olarak hatırlanmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hatırlayanlara
selam olsun!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/napiyon/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutlak Sevgi Mağduru Kekeler</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/mutlak-sevgi-magduru-kekeler/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/mutlak-sevgi-magduru-kekeler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Sep 2019 12:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=8187</guid>

					<description><![CDATA[Aynı dertten muzdarip kekeler; Promethaus, İsa, Melekî tawus, Yezid bin Muaviye Mektup (I) Uyun-ûl ‘eyan&#8230; Feslî hezan&#8230; Ve Rabb olan ilah çamurdan yaratılmış, eşyanın ismine nail Âdem’e ateşten yaratılmış meleğe secde etmesini emretti. “Asla!” diye cevapladı onu melek ve “Senden başka secdeye layık hiçbir şey yoktur” diye devam etti. Ve Rabb olan ilah bir kez [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Aynı dertten muzdarip kekeler; Promethaus, İsa, Melekî
tawus, Yezid bin Muaviye </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mektup (I) Uyun-ûl ‘eyan&#8230; Feslî hezan&#8230;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve Rabb olan ilah çamurdan yaratılmış, eşyanın ismine nail Âdem’e ateşten yaratılmış meleğe secde etmesini emretti. “Asla!” diye cevapladı onu melek ve “Senden başka secdeye layık hiçbir şey yoktur” diye devam etti. Ve Rabb olan ilah bir kez daha emretti “Secde et!”&nbsp; Melek,&nbsp;“Sana secdeye gelmiş bu baş başkası için nasıl eğilsin? Ey Rabbim olan ilah! Senin istemin bile olsa ben sana şirk koşamam diye cevapladı onu mutlak sevenlerin ilhamı olan melek. Ve vaki oldu ki rabb olan ilah meleğe şöyle dedi “Sana sonsuz acılar yaşatacak sonsuz ateşlerde yakacak cehennemden başkasını hak etmiyor bu tavrın” Melek, “Sana şirk koşacağıma sonsuz yanmayı yeğlerim” dedi tebessüm ederek. Ve vaki oldu ki melek kovuldu göklerin dergâhından. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Sina yokuşunda Musa ile karşılaştı melek. Alaya alarak sordu ona Musa “Ey iblis seni secde etmekten alıkoyan duygun neydi? Kibrin mi? Nefsin mi?” gülümseyerek cevapladı onu melek “ Ey Musa! Eğer secde etmiş olsaydım senin gibi sıradan bir seven ve peygamberlerin üstü makamda bir melek olurdum. Ben bembeyaz bir sayfada rabbim olan ilaha hizmet ediyorum artık!” “Nasıl olur?” diye sordu hayretler içinde ki Musa. “Ey inanıp Rabb olan ilaha hizmet eden Musa! Sen bir ‘an’ yanmamak için Tur-i Sina da rabbin olan ilahın veçhine sırtını dönmedin mi az önce? Oysa ben rabbim olan ilaha bir ‘an’ sırtımı dönmemek için sonsuz ateşi göze almamdım mı?” dedi âşıkların en mükemmeli olan melek. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mektup (II) Qalb-el Meftuh&#8230; Feslî &nbsp;Behar&#8230;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Baş ağrıları dayanılmaz bir hal almıştı tüm evrenin hatırına yaratıldığı mahbubun. Her ne kadar babası Ebu Sufyan bin Harb Uhud’ta Hendek’te karşıt orduların en çetin komutanlığını yapmışsa da, peygamber çok sevdi Muaviye Bin Ebu Sufyanı. Hem kâtibi yapmıştı hem de selmanı. Emretti sevilenlerin en büyüğü “Muaviye’ye haber salın” Musa”sını alıp gelsin. Tıraş etsin saçlarımı, belki diner başımın ağrıları.” Huzura tez elden geldi Muaviye. Bir tutam saç aldı eline. Sevgisi kabardı yüreği, irkildi. Yüreği taşıyamadı ellerini, elleri titredi. Ve olan oldu. Musasını kaçırdı elinden. Başından yaraladı peygamberi. En temizinden bir damla kan belirdi yaradan. Uzatıp ağzını kanı diliyle yaladı&nbsp; Muaviye. Dönüp sordu peygamber “Ne yaptın sen?” diye. “Senin kanın mukaddestir, toprak ise necis. Mukaddesat necasete düşmesin diye yaladım kanını” diye cevapladı onu. Musallada kendini imamına teslim eden ölü gibi kendisini peygamberinin sevgisine teslim eden âşık. “Şüphesiz” dedi peygamber “Fena bir şey yaptın sen. Bunu yapmakla soyunun soyumu kurutacağının önünü açtın” diye devam etti. “Dölümü tutacak bir kadınım bile yokken?” diye sordu Muaviye ve devam etti“ And olsun ki soyum benimle son bulacak. Soyumun devam damarı bende son bulacak, benden nesil çoğalmayacaktır.” </p>



<p class="wp-block-paragraph">Vücudunda tarife gelmez acılara neden olan yaraların açılmasına sebep olan bir akrep soktu Muaviye’nin yüzünü. Tüm bilgeler, tabipler divan kurup dediler “Sabırlara selamet Eyüp’ün acıları bile Muaviye’nin acıları yanında hafif kalıyor. Şüphesiz ki Muaviye evlenmezse felekler onun acıdan inlemeleriyle titreyecek ve onun ölümü bu şekilde fena olacaktır.” Emir verdi peygamber “Evlensin Muaviye!” Bir Arap erkeği üç şeyiyle övünür; kılıcının keskinliği, erkek çocuğunun sayısı ve atının kıvraklığı. Övünülecek bir kılıcın keskinliğiyle – Ama erkek çocuğunun olmayacağının melankolisiyle- “Asla!” dedi Muaviye. O halde bilgelerden biri “Hafsa’yı Muaviye’ye eş olarak almalı. Nihayetinde Hafsa 86 yaşında dölden kurumuş bir ihtiyar. Bu şekilde hem Muaviye’nin yaprağı hayat ağacında kalır hem de Hafsa’nın rahmi peygamberin soyunu kurutacak soyun dölünü tutmaz ” dedi. Kabul gördü. Ve o gece; gökleri yeryüzünün üstünde sütunsuz tutan Rabb olan ilahın hikmetiyle Hafsa 26’sında bir kadına döndü. Döl yolu yeşerdi ve soyu kurutacak soyun dölünü içinde büyüttü. İşte bir zaman sonra ismi tarihin en melankolik ‘an’ı olarak Kerbela ile anılacak olan Yezid böyle doğdu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Melek bu denli sevmeseydi Rabb olan ilahı, melek “Melek”
olur muydu? Muaviye bu denli sevmeseydi peygamberi yüreği incelir, elleri
titrer miydi? Melek “Melek” olmasaydı evren eksik kalmaz mıydı? Yezid,
Kerbela’da olmasaydı peygamber yalancı çıkmaz mıydı? </p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu nedenledir ki Ezdayîler/ Yezîdîler ya da Fars tarihçilerin dediği gibi “Tanrıdan bile tanrıcılar” Meleği kutsar, Yezide saygı duyarlar. Belki de Rabb olan ilah örgüyü bu şekilde ördüğü için adını Yezid koydular. Ya da Onlar kendilerine Yezdayî dediler. Belki de Musa ile karşılaşmasından dolayı meleğin, Muaviye ‘Musa’ ile yaraladı peygamberi. </p>



<p class="wp-block-paragraph">NOT: Ezda/ Yezdan: (Kürtçe) Tanrı </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ezdayî/ Yezdanî/Yezîdî (Kürtçe) Tanrıcı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mektup (III) Remz-el Ebced; Sîn-Nun&#8230;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Proto-Hint Avrupalı dostlarım pek kıymetli Duma
Meclisi üyeleri ve saygı değer Senatör! </p>



<p class="wp-block-paragraph">Zagreus’un küllerinden insanı yaratıp Zeus’un gazabını üstüne çeken Prometheus, Olympios’tan yeryüzünü seyreden Zeus’u daha da hiddetlendirecek bir şey yapmıştı; tanrısal bilgiyi yani Hepahaistos’un işliğinden ateşi çalıp insanlara vermişti. Prometheus’u Kafkas dağlarına zincirleyen Zeus, bir Kartalı görevlendirmişti. Kartal her gün Prometheus’un ciğerlerini didikleyerek yiyecek ve geceleri ciğer kendini yenileyecekti. Bu döngü sonsuza kadar devam edecek böylece “Büyük Tanrı’ların gazabıda büyük olur “a, amenna diyecektik. Prometheus, bunca yaptığına karşılık insan denilen vefasız canlı tarafından en az bilinen en az saygı duyulan antik Yunan panteonunun kahramanıdır. Prometheus, Bir keresinde “İnsanları sevdiğini” söylediği için çarmıhlara gerilen Nasralı İsa ile birlikte aynı dertten muzdarip diğer iki kekemiz olarak hatırlanmalıdır. Hatırlayanlara selam olsun. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ya işte sevgili Dino okuyucuları! Ruhumun kadın yanının
eşbaşkanlığıyla yazdığım bu köşeye gördüğünüz üzere dergi yönetimi tarafından
kayyum atanmıştır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Siz kahvenizi alıp orgazmik bir Dino yazısı okumaya heves
etmişken karşınıza Mehmet A. Başkurt’vari bir yazıyla kursak olayı yaşadınız.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mektup (IV ) Matla’a. Feslî Firaqet&#8230;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sizleri selamlıyorum efendim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/mutlak-sevgi-magduru-kekeler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinocu Antropolojik Yaklaşım ve Sadece Şeyma</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/dinocu-antropolojik-yaklasim-ve-sadece-seyma/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/dinocu-antropolojik-yaklasim-ve-sadece-seyma/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Aug 2019 09:45:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[sadece şeyma edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[sadece şeyma eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[sadece şeyma yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=7928</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili yaz ortası en çok ilgi isteyen malum organa istinaden jean yerine şort, kapri giyen sahil kenarı sakinleri! Değerli “abi bizde o organ sürekli ilgi ister haliyle yaz kış şalvar kurtarır”cı Amed’li kekelerim! Ve pek kıymetli “Aaa bize ne ayol. Bizde söz konusu malum organ yok ki”ci, fundamentalistler! İnsanın tanımı yapılırken en yakın canlılık akrabası [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Sevgili yaz ortası en çok ilgi isteyen malum organa
istinaden jean yerine şort, kapri giyen sahil kenarı sakinleri! Değerli “abi
bizde o organ sürekli ilgi ister haliyle yaz kış şalvar kurtarır”cı Amed’li
kekelerim! Ve pek kıymetli “Aaa bize ne ayol. Bizde söz konusu malum organ yok
ki”ci, fundamentalistler! </p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanın tanımı yapılırken en yakın canlılık akrabası hayvan
merkez alınır. Misal Homo Sapiens (Pislik yapmayın bakim, o “Homo” sizin
sokakta ya da millet bahçesinde çayınızı kekinizi yedikten sonra çimlerinde
yuvarlanırken kullandığınız “Homo” değildir.)&nbsp;
</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vücutsal araç bakımından en zayıf canlı türlerinden olan
insanın bir özelliği de “elleri”ni (Serbest üst iki exteremite) büyük beyni
(Serebrum) yardımıyla, kullanarak araç yapabilmesidir. Ayrıca bu özelliği
Akionlu Tomas tarafından “Habet Homo rationem et manum” denilerek kutsanır. Bu
bağlamda insan dışsal araçları kendi bünyesine katmada bir numaradır. (Bu
“katma” yı istediğiniz kadar yanlış anlayabilirsiniz) Bu arada ismini ve
beraberinde vecizesinin Latincesini de unuttuğum değerli bir amcamızın “Eller
insan beyninin dışa açılan kısmıdır” demişliğini hatırlatarak “eller”in
insanlaşma için önemini bir kez daha vurgularım sevgili okur. </p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu ne l.n! bu yaştan sonra antropoloji mi okuyacağız”cı
daha önceden tanışmışlığımız olan kekelerim! Sevgili “bu yazıda libidallık
nerede Dino?”cu hemşehrilerim. Ve pek kıymetli her haliyle Dino okuyucuları! </p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu araç yapabilme özelliği insanın tanımlanmasında bir
ufuk açar; “Homo Erectus” tanımlamasını doğurur. (Konunun benden beklenmeyecek
derece de bilimselleştiğinin farkındayım sevgili okur)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vücutsal araç bakımından fakir dediysek o kadar da değil sevgili okur. Alın işte son günlerde ülkenin edebi hayatını hallaç pamuğu gibi atan olay! L.n o ne biçin vücutsal araçtır ki bir-iki kullanımı ile bir “hiç”ten ilk basımı 40.000 (KırkBin) satan ve ikinci baskısına bir hafta içerisinde hazırlanan koskoca(!) bir &#8220;Yazar” yaratabiliyor?  </p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bunun adı lam-i cimsiz; konmadır (Açın TDK sözlüğü yanı
sıra Sevanyan sözlüğü). Bu emperyal tecavüz ve üretmeden tüketme kültürünün bir
orta doğu ülkesine, popüler kültür üzerinden “sokma”, yaygınlaştırma
eylemselliğidir ”ve benzeri alengirli laflar bizi kesinlikle ilgilendirmez.
Bizi ilgilendiren tek şey; vücutsal bir aracın Türk Edebiyatının “önünü” bu
denli açabiliyor”un hayret ve dumurunda olmamızdır. Oysaki Dino çevresi olarak
mevzu bahis organın yarım gövde kadar yukarısında duran başka bir organı
kutsamıştık. İnsan yanıldıkça yaşamın ustası oluyor’u hatırlataraktan
“yanılmanın” verdiği yaşam ustalığının hazzına sigara içimindeyim sevgili okur.
Bir de mevzu bahis vücutsal organın kullanılabilmesi için gerekli olan karşıt
organın erkekte ve erekte olması determinantını “yanılmadan” aldığım hazza,
erkekte-erekte-erektus troykasını katarak katladıkça katlıyorum (bir Memur
kafası mı sarsam ne?)&nbsp; </p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan sanat üretebilen hayvandır. (Zoon-gramafi- Latince
olmasını umarım. Ki terimi mabâdımdan uydurdum) diyerekten benim “yanılmanın”
kazandırdığı “yaşamsal ustalığı” ıskalayan Aristo emicemizi anmadan
edemiyeceğim. Zira bizim ülkede Homo Sapiensler değil Homo Sevişkenuslar ve
Homo Verişkenuslar edebiyat yapmaktalar. Bu denli uzun bir giriş ve gelişme
bölümünden sonra, Dinocu insan tanımını sunarak sunuca gitme gerekliliği
duyuyorum sevgili okur. Bu arada “soğanı ağlatacağımız günler yakındır“ </p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; İnsan Sevişebilen hayvandır. (Homo Sevişkenus) umut ederim
ki bu tanım bilim çevrelerince kabul görür (Belli mi olur leyn! bakarsınız
Sience kapaktan vermiş yazıyı)&nbsp; </p>



<p class="wp-block-paragraph">“Hawking amcamızın yengemizi, sekreteriyle olan ve tarihin
kaydetmesi gereken aldatmasından “ete dayanmak”ta övgüyle söz ederken Acun
abimizin Sadece Şeyma ile olan girme- çıkma eylemsellğini çok mu gördün”cü
kekelerim! (Bkz. Dino Yazıları; Ete Dayanmak) Unutmayın ki Hawking fizikçi Acun
ise medyacıdır. Hem Hawking’in sekreterinin vücutsal organını kullanımı
sonrası, sekreterinin Sience de ya da herhangi bir bilim akademisinde söz
sahibi olmuşluğuna kim tanıklık edebilir ki? Hawking sekreterini fizikçi mi
yaptı leyn alla alla? Neyse konunun uzamışlığının farkında olaraktan bitiriyor
sizleri selamlıyorum.&nbsp; </p>



<p class="wp-block-paragraph">Walla yukarıdaki paragrafı bitirmek istedikçe aklıma bir
şeyler gelip duruyor alın işte bir tane daha “Adını hatırlayamadığım bir yunanlı
filozof Gerusia Meclisinden alınacak bir karar ile tüm eşeklerin at ilan
edilmesini talep etmişti “hadi l.n eşekten at olur mu?” yanıtı karşısında adını
hala hatırlayamadığım yunanlı amcamız şöyle buyurmuştu “Gerusia meclisi
sakinleri oylarını kullanarak nasıl ki eşekleri senatör yapabiliyorlarsa pekâlâ
oylarını kullanarak eşekleri at ilan edebilirler” (Bkz Dino Yazıları; Haybeden)
üleyn adamlara bak. Oylarını kullanarak eşşekten at yapabiliyorlar. O da bir
şey mi leyn bizim ki şeyini kullanarak sadece Şeyma’dan edebiyatçı(!) yapıyor.
Öpmek lazım o şeyi. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Konu bu denli ero-bilimsel iken Einstein amcadan söz etmemek
mümkün mü sevgili okur? “Einstein, kütle ile enerji arasında ki ilişkiye
Dino’nun Acun ile “Sadece Şeyma“arasındaki ilişkiye burnunu soktuğu kadar sokmamış
olsaydı dünyada ne Hiroşima ne de Nagazaki yaşanırdı” diyen kekelerim, bir
uçağın tam 10.000 metreden yere çakılmasından Newton’u sorumlu tutabilirler
mi.? Ya da mevzu bahis kitap yazarının vücutsal organını kullanmasından Freud’u
sorumlu tutabilirler mi?” çelişkileri üzerinden konuyu Fenerbahçe spor kulübüne
getirmeye niyetliydim ama bir yerlerde bir kopukluk olmasından kaynaklı olacak
ya da bir bağlantının olmamasından mütevellid (Bülent Ersoy’u neden
hatırladım?) var olan bağlantıyı kuramadım sevgili okur! Neyse “tüm fikirler Tanrıdan
gelir. Ve bir bilim adamının amacı tanrının aklını okumaktır” diyerekten bu
paragrafı da bitiriyorum sevgili okur! </p>



<p class="wp-block-paragraph">“Lan dino sana ne? Sen milletin şeyinin kahyası mısın”cı,
“dokunmayan yılan”cı yeni yetme Dino okuyucularına! “Leyn Dino tüm İskandinav
kızları sana kurban olsun”cu can-ciğer kekelerime! “Lan Dinodaki şu havalara
bak sanki ejderhası var”cı magazinperest uzak akrabalarıma, “Abi 4.52 dakikadır
okuyorum, konu bir organla alakalı ama hangi organ olduğunu çıkaramadım”cı ilk
kez dino okuyucularına armağanımdır. Sizleri selamlıyorum. </p>



<p class="wp-block-paragraph">* İnsanın elleri ve beyni vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son not: herkesi mutlu edemezsin çünkü sen risotto soslu
geyik sırtı fileto değilsin. (Şad olsun Anthony Bourdain’in cennet mekanlık
ruhu)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/dinocu-antropolojik-yaklasim-ve-sadece-seyma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sarımsak ve Düzenli Manita</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/sarimsak-ve-duzenli-manita/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/sarimsak-ve-duzenli-manita/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jul 2019 09:02:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=7759</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili “L.n dino! Şöyle ağız tadıyla aşk konulu bir makaleni okuyamadık”çı kekelerim! Pek değerli “yaz da millet aşk nedir”i okusun”cu yazarına toz kondurmayan fundamantaliter hayranlarım, kıymetli “Coşma Dino! Senin o tarz hayranın yok”çu psikolojik danışmanlık ve rehberlikçiler. Pek muhterem “İnsan anarşist bir hayvandır, tezzzek’in yaratımına karşılık parfümü icat eder”in deyicisi Güven Kekê şahsında anarşik dostlarım! [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Sevgili “L.n dino! Şöyle ağız tadıyla aşk konulu bir makaleni okuyamadık”çı kekelerim! Pek değerli “yaz da millet aşk nedir”i okusun”cu yazarına toz kondurmayan fundamantaliter hayranlarım, kıymetli “Coşma Dino! Senin o tarz hayranın yok”çu psikolojik danışmanlık ve rehberlikçiler. Pek muhterem “İnsan anarşist bir hayvandır, tezzzek’in yaratımına karşılık parfümü icat eder”in deyicisi Güven Kekê şahsında anarşik dostlarım!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihe “Büyük Savaşçılar” notuyla kaydedilmiş zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklı kekeler üzerine yaptığım derin olmayan (bir Dino yazısı yazacak yeterlilikte) araştırmalardan elde ettiğim sonuca göre (L.n İsveçli balıkçıların test edip onayladıkları nemlendirici krem reklamının girişi gibi oldu beah) bu kekeler yengeyi gördükleri anda “Leqet xeleqnel însane fî ehsenî teqwîm”e binlerce kez “Eyvallah” çekmişler. (Yenge kesinlikle sarışın ve mavi gözlüdür. Yeşil de olabilir hani) Sonradan yaşanan ayrılık sürecinde (Yenge ya öldürülür ya da Suriyeli zavallı tüccarlara köle olarak satılır) “Ellezî xeleq-el mewte wel heyat e*” devreye girer. İşte bu kekeleri, yenilmez kılan durum budur. Bir ellerin de “hayat”ı diğerin de “mewt”i tutmakla yarı tanrısal bir özellik (yaşama ve ölüme aynı anda sahip olma) kazanan bu kekeler, k.çına sarımsak sürülmüş qallaç güvercini gibi durdurulamaz’a dönüşüyorlar. Yazının bu kısmının örneklerle desteklenmesi gerekliliğinden hareketle (“Evladım! Gelişme bölümünde, girişte ortaya attığın yalanı destekleyecek örnekler ver. Sonuç bölümündeyse, ikna et.”) Spartacus’un tüm Romayı Sura’nın teninin sıcaklığını bir kez daha hissetmek için titrettiğini, Zavallı William Wallance’nın ise bir daha göremeyeceği Morron’nun hatırası için, uzun bacaklı Kral Edward’ın İngiltere’sine karşı Seydayê Xanî’nin bir şiiri gibi savaştığını, Hafif Diyarbakır çocuğu triplerindeki Leonidas’ın ise Kraliçesi Gorgo için, mızrakları güneşi gölgeleyen Xerxes’in ordularına karşı Thermoploia’nın dar küçelerinde 3 gün süren dillere destan olmuş direnişi sergilediğini hatırlatırım sevgili okur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Hard aşk konulu bir makale yazacağım” dediğimde, egomun öldüğünü ve egomun mezarına diktiği çam ağacının gölgesinde arpa suyu içip keyif yaptığını söyleyen Ordu-Fatsalı kekem Güven’e (Özellikle Çam’ın seçilmişliğine nazar-ı dikkatinizi celbederim sevgili okur. Nedense aklıma nakaratı “Yatırdım yatırdım çam dibine /… Tam dibine” olan şarkı geliyor. Lan Güven! Umarım Şems ile Mevlana’ya özenmemişsindir.) kapak olmasını umduğum bu Hard Aşk konulu paragrafı “Dağılın L.n bakimmm, hadiii! Tüm kahramanların, kahramanlık eylemselliklerinin katalizörü aşkmış, hem öyle zannettiğiniz ilahi aşk, vatan aşkı falan değil, basbayağı düzenli manitalarına duydukları aşka inanmış zavallılar diyerek hem Güven kekemi selamlıyor hem de kendimi tekzip ediyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Ruh-î mastürbasyonist Anarko-Sosyalist (ne kadar ilginç bir ön sıfat oldu L.n) yoldaşlarım! Pek muhterem kafa-kol emek çatışması çelişkili hemşerilerim!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meidanlı bir Kürt olduğu iddia edilen Spartakü(rd)s Romanın katı kölelik anlayışına karşı değil de Sura’nın (basbayağı Sarê de olabilir) teni hatırına ortalığı velveleye vermiş olduğu yalanına, William Walleance’nin İşgalci (hatta öyle bir işgal ki “ Evlerinde vuramadıkları İskoçları döllerinde vurmuş) İngiltere’ye karşı değil de Moron’un aziz hatırası uğruna savaştığı yalanına, Leonidas’ın, mızrakları güneşi gölgeleyen Xserkses’in Yunan kapılarına dayanmış işgaline değil de Kraliçesi Gorgo’ya yapılan saygısızlıktan dolayı savaştığı, yalanına bizleri inandırmak için aşkla romantizmle süslenmiş medya kullanılmıştır. (Burada bıyıkları olmamasına rağmen bir yezidi Qewali’nin bıyıklarına sahipmiş gibi kabul ettiğim ve saygı duyduğum Chomsky abiyi anmadan geçemeyeceğim. O şöyle demişti “Medya gündem yaratır. Burada amaç toplulukların daha az düşünmesini sağlamaktır.” Ama Dino ve okuyucu çevresini tenzih ederim.) “Hiçbir savaş sınıfsal ya da ulusal sorundan kaynaklı değildir, alayı kız meselesidir” yaklaşımı, tüm devrim tarihini reddetmenin en basit ve inandırıcı yöntemidir. Boşuna mı Clautsewitz okuduk kardeşim? Elbette ki okuyucumuza verecek özet iki cümlemiz vardır. “Tüm savaşların ya da çatışmaların kökeninde üretim tekniğinin farklılaşması ve beraberinde tüketim tarzının farklılığı vardır. Çatışmanın şiddetini belirleyen şey ise farklılıkların derinliğidir.” .</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Dino! “Konu, Miki filmleri için ne kadar gereksiz ise senin yazıların içinde o kadar gereksizdir”ci, alışmamış g.t donda durmaz hesabı “Tutarlı Dino Yazısına” alışık olmayan kekelerime, Kıymetli “ Abi, bu adam böyle; okursun, hımlarsın, &nbsp;az biraz tebessüm edersin ama elde var sıfır”cı kıssadan hisse nasiplenmemiş hemşerilerime ve pek muhterem“ Dino, seni bir ben anlarım bir de sen’deki sen!”ci Mevlana özentili Ordu/Fatsalı kardeşlerime armağanımdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">*Biz insanı en güzel şekilde yarattık- ayet- ne sure ismini
ne de ayet numarasını hatırlamıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">** (Şüphesiz ki) o
hayatı ve ölümü yarattı.-ayet- bunun da sure ismi ve ayet numarasını hatırlamıyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/sarimsak-ve-duzenli-manita/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Susam Sokağı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/susam-sokagi/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/susam-sokagi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2019 07:31:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=7514</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili gördüğü her linol baskı portreyi Che zanneden commandanteler! Saygıdeğer Atinalılar ve pek kıymetli ayaz vurmuş gece bekçileri!&#160; “We Shall Overcome My Baby” ya da “Viva Zapata Amigos” ya da “ Choi Bella güzelim” ya da “Berxwedan Jiyane babam” diyerekten lokaliteden nasyonaliteye uzama eğilimli cümleler etrafında dönüp dolaşan (Tilki-Kürkçüyü hatırlatırım) öğrenci evi muhabbetlerinin mutlak suretle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Sevgili gördüğü her linol baskı portreyi Che zanneden commandanteler!
Saygıdeğer Atinalılar ve pek kıymetli ayaz vurmuş gece bekçileri!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“We Shall Overcome My Baby”</em> ya da<em> “Viva Zapata Amigos”</em> ya da “ <em>Choi Bella
güzelim</em>” ya da “<em>Berxwedan Jiyane babam”</em> diyerekten lokaliteden nasyonaliteye
uzama eğilimli cümleler etrafında dönüp dolaşan (Tilki-Kürkçüyü hatırlatırım)
öğrenci evi muhabbetlerinin mutlak suretle uğradığı, malzeme olarak yeni yetme
bir devrimci ile en az otuz yılını bu davaya adamış (!) bir siyasi amcanın-tercihen abinin<strong>&#8211;</strong> gerektiği,
Susam Sokağı tribinde bir yaşam tarzı süren Zapatistaların efsanevi lideri Emiliano
Zapata <strong>&#8211;</strong>ki bıyıklarına en az Nietzsche amcanın bıyıklarına duyduğumuz
kadar saygımız eyvallah derecesindedir<strong>&#8211;</strong> ölmeden önce kardeşi Ufemio ve
diğer dava arkadaşlarını başucuna toplar ve şöyle der: “Yoldaşlar! Hayatım bir
film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor; geçiyor geçmesine de diğer
efsanevi liderler gibi ölüm öncesi karizma bir söz bulamıyorum.” </p>



<p class="wp-block-paragraph">Okuma yazma bilmeyen Commandante [Latin Amerika’daki tüm devrimci yapıların
liderliğinin SubCommandante (komutan yardımcısı)&nbsp; olarak
isimlendirilmelerinin nedeni,&nbsp; tek bir
commandante’nin olduğu, onun da Emiliano Zapata olduğudur] belki edebiyat
tarihine geçecek kadar şatafatlı, şaşaalı, janjanlı bir söz söylememiştir ama
ölmeden önce haykırdığı “Toprak ve özgürlük!” cümleciği Zapatistaların yüzyılı
aşkın süren direnişlerinin su götürmez en sade özetidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Tarım Toplumcular! Değerli az sevişken pre-kapilatalist dostlarım!
Kıymetli “Allah’ıma şükürler olsun ki seksapalitemden zerre eksikliğim olmaz”cı
özgüven sorunlu kekelerim! Ve pek çok kıymetli beyin orgazmcı dostlarım!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kar maskesi için “Tanınmak için takıyoz abi” diyen karizma bin beş yüz
lider SupCommandante Marcos şöyle der: “Direnişimizin merkezi,
ayaktabanlarımızın bastığı yerin ta kendisidir.” (Kendisini büyük bir saygıyla
selamlıyorum)</p>



<p class="wp-block-paragraph">1996 yılından bu yana, silaha “Abdest bozar” hassasiyetiyle uzak duran
SupCommandante’nin her iki kolunda; birincisi savaş zamanı ikincisi ise barış
zamanı için işleyen, markalarını bilmediğim iki saat var. Belki de
SubCommandante’nin kendisinin bir tespiti olan “Tarih sadece güçlüler için
yukarıya doğru tırmanan bir hattır. Onların ‘bugün’ü daima doruktadır.
Aşağıdakiler için ise ancak geçmiş ve geleceğe bakılarak cevap verilebilecek
bir sorudur tarih.” durumunun üstesinden gelmek için bir “aşağıdaki” olarak,
“bugün”ünü dorukta tutmak için bir kolunda geçmişi diğer kolunda geleceği
işleyen iki saat taşımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“L.n bu bir Dino yazısı ise neden iki paragraftır aynı konuyla ilgili
cümleler okuyorum”cu sıkı Dino okuyucuları! Değerli “Ben fark etmemiştim vallah”çı
ara sıra Dino okuyucuları ve pek kıymetli “Ne diyor l.n bu deli” diyerek ilk kez
Dino okuyor olanlar!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürtlerin Milûk Daradê Bejin BiPor, Farsların Daryôş, Avrupalıların Darius
dediği -ki adlandırılmasından da anlaşılacağı üzere dünyaca tanınmış- Pers
Kralı M.Ö 485’te ölünce yerine ismini okumakta zorlanacağımız Kserkses amcamız
geçti. Özelde Milûk Darad’ın İskender’e, genelde ise Pers ülkesinin Yunan’a
karşı aldığı yenilgilerin intikamını almaya “anam avradım olsun” diyerekten
yeminli bu amca, büyük bir orduyla Yunan Adası’na sefere çıkar. Olayın vahametinin
farkındaki Atinalı General Themistocles, kendisine bağlı şehir devletlerin
krallarından sadece kara gözlü, kara kaşlı, ince belli, hafif Diyarbakır çocuğu
triplerindeki Sparta Kralı Leonidas’ı ikna eder. Leonidas da mahalle arkadaşı <strong>&#8211;</strong>el
enseye parmak g..te derecesinde samimi oldukları söylenir<strong>&#8211; </strong>Boeotia Kralı’nı
( Kralın adını bilmiyorum) ikna eder. Dar alanda kısa paslaşmalarda usta olan
300 Spartalı ( Latincede 300 ‘Triakosa’ diye okunur) ile 1.100 Boeotialı (1.100
Latince de nasıl okunur onu da bilmiyorum) yirmi bin kişilik Pers ordusunun
sayı avantajını yok etmek için Pers ordusunu Thermopylae geçidinin dar kûçêlerine
çekerler. Kserkses Amca’nın “Silahlarınızı bırakın l..n” uyarısına gözü kara,
kaşı kara Leonidas abimizin Latince “Molon Love” yani Diyarbakır ağzıyla “
Erkekseniz siz gelin alın oxlimmmm!!!” diyerekten cevap vermişliği vardır.
Allah-û alim; Leonidas’ın, Kserkses Amca’yı oğlan seviciliğiyle itham etmişliği
karşısında, İranlı anlatıcıların şu beyitleri kullandıkları görülmüştür “<em>Çenîngoft
Kserksesbo Leonîdas / Ke men betçe bazemboro tu da betçe biyar</em>”. İşte bu
sözlerin maçın başlangıç düdüğü sayıldığı, üç gün süren çatışmalardan sonra
Yunanlıların alayı telef olur. Kserkses Amca Yunan’ın içlerine büyük bir hınçla
girer ve vurdu ile kırdı devam eder. İşte 300 Spartalı, 1.100 Boeotialı, 1
ihanetçi (Efialtes) 20.000 Pers olmak üzere toplamda 21.401 kişi ve bir
anlatıcının geçtiği olay aynen bu şekil vukuu bulmuştur. Hatırlatırım. 1962
yılında “The 300 Spartans” adıyla filmleştirilen bu vukuatta Atina Generali
Themistokles’i İngiliz Ralph Richardson, &nbsp;Sparta Kralı Leonidas’ı da Amerikalı Richard
Egan canlandırıyordu. Bu şekilde Yunanistan’la Sparta arasındaki militarist
dostluk (!), ABD ile İngiltere arasındaki dostluğa (!) mitsel bir yaklaşım veriyor.
Emin olun ki filmin sonunda verilen mesaj Rambo serisiyle verilen mesajla
aynıdır. Doğu’dan gelecek “barbarlara” karşı -sağa sola bakma! Doğuda biz varız
sevgili okur- Avrupalı “medenilerin” birleşmesi gerektiğidir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesajı şıp diye anlayan sıkı Dino okuyucularına, “ Vallah bir şeyler var ama tam olarak vakıf olamadım”cı ara sıra Dino okuyucusuna ve “Ne l.n bu ben bi b..k anlamadım”c, darbesiz, boyasız, sıfır kilometre Dino okuyucusuna armağanımdır. Sizleri selamlıyorum… </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/susam-sokagi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Etçi Nusret, Sosyalist Maduro ve Komünist Başkan</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/etci-nusret-sosyalist-maduro-ve-komunist-baskan/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/etci-nusret-sosyalist-maduro-ve-komunist-baskan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 09:59:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=7137</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Düşman ancak hata yaptığınızda sizi över.&#8221; der Dimitrov Gâvurun şeyi gibi kavrulan Kuze-y Latin Amerika’da vukû bulanlar ile ilgili “L.n Dîno, hem gâvurun şeyine hem de politikaya olan ilgini bildiğimizden senden şöyle qallawî bir yazını bekliyorduk”çu kekelerim! Değerli “Abi adam bitti tükendi, yazacak bir şeyi kalmadı”cı bilmiş okurlarım (Hemen şurada, hazırda beklettiğim taze bir &#8220;hasssittir&#8221;im [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><em>&#8220;Düşman
ancak hata yaptığınızda sizi över.&#8221; der Dimitrov</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gâvurun şeyi gibi kavrulan Kuze-y
Latin Amerika’da vukû bulanlar ile ilgili “L.n Dîno, hem gâvurun şeyine hem de
politikaya olan ilgini bildiğimizden senden şöyle qallawî bir yazını
bekliyorduk”çu kekelerim! Değerli “Abi adam bitti tükendi, yazacak bir şeyi
kalmadı”cı bilmiş okurlarım (Hemen şurada, hazırda beklettiğim taze bir
&#8220;hasssittir&#8221;im var sizler için, ama dergi editör kolektifi yazmama
izin vermiyor!). Pek körpe, taptaze okurlarım ve pek muhterem “Hamdım, yandım;
Dîno okudum piştim”ci sıkı hayranlarım!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sakin olun! Sakin olun, ortada devrim
falan yok (Olsa, ilk haberi olacaklardan biriyim). Girdiği kilisede mumları
üfleyip İsa’nın ikonalarını kırarak kendi ideolojisinin ileri gelenlerinin
resimleriyle donatıp kulluğu reddettiğini ve artık özgür olduğunu düşünen birey
ne kadar zavallıysa, Kuze-y Latin Amerikalılar’ın yaptığı da o kadar
zavallıcadır. Adam kulluğu reddetmemiştir sevgili okur. Sadece tapacağı, kulluk
edeceği tanrısını değiştirmiştir. Kuze-y Latin Amerikalı hemşerilerimizin
“devrim” diye tabir edilen girişimleri de tam olarak budur. Onlar kulluğu değil
tapınacakları tanrılarını değiştirmeye çalışıyorlar. İki ucu emperyalist değnek
anlayacağınız. Muhalifler kazanırsa uluslararası emperyallere köle olacaklar,
yok iktidar kazanırsa emperyallerin yöresel işbirlikçilerine. Kuze-y Latin
Amerikalıların durumu bir nevi “Biçirandina q.na xwe dixisirin”dır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu arada ülke içinde toprak altı b.k kalitesindeki -devrimci geçinen- tavşan boklarının devrimden ne anladıklarının ortaya çıkması da Dîno okuyucularınca gözden kaçmaz ve teşhir edilmesi gereken bir durum olarak karşımıza çıkmıştır. Caracas’ta toplanan yüzlerce kişiyi yücelttikçe yücelten bu zavallı takımın ülke içinde toplanan yüz binleri görmezden gelmeleri nasıl garabetse, Maduro’nun aynı anda hem İslami cenahtan hem de “radikal sol”dan destek alması o denli garabettir. Bundan birkaç yüzyıl önce tüm Latin Amerika’yı İspanyol sömürgesinden kurtarmaya niyetli, asıl adını okumakta zorlanacağınız ya da daha yarısına gelmeden adının tamamını okumaktan vaz geçeceğiniz (Simon José Antonio de la Santisima Trinidad Bolivar PalaciosPante y Blanco) Simon Bolivar’ın ideolojik mirasçısı iddiasındaki Etçi Nusret müdavimi, Cumhuriyetî Îslamiyyê İran’ın Reis-i Cumhuru Ahmedî Necat’ın kankası, Diriliş Ertuğrul hayranı, asıl adının hiç önemi olmayan Maduro’nun Venezuella’yı ne hale getirdiği ortadadır. Devrimin yasaları değişmez değiller ancak geçersiz de değiller. Devrim, sanatsal ya da estetiksel bir duruş değildir. Bırakın sanat ve estetiği terziler, ressamlar, modacılar dert etsin. Devrim, ezilen sınıfın ezen sınıfı ya da ezilen ulusun ezen ulusu alaşağı ettiği bir şiddet harekâtıdır. Şimdi söyleyin bakalım Maduro hangi ezilen sınıf adına hangi ezen sınıfa ya da hangi ezilen ulus adına ezen ulusa karşı şiddet harekâtının liderliğindedir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Rêhevallerim! My Dear
Comradelerim! Pek kıymetli yoldaşlarım! Alanlarda içi boşaltılmış
sloganlarımızdan, solmuş kızıl bayraklarımızdan -hafif pembemsi- başka bir
şeyimiz kalmamışlığın hayıflanışındayız. Oysa dünyayı değiştirip dönüştürecek
daha da yaşanır bir hale getirecek, sınıfsız, cinsiyet eşitlikçi bir toplum
yaratacak kadar büyük düşlerimiz vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Che’nin şablon baskı portresi sarışın,
mavi gözlü ABD’li kızın g-string’inin süsüne kadar “düş”müşse (g-string’in
neresine sığdırılıyorsa artık), herkesin “düş”leri büyüklüğündeki özgürlüğü de
ortadadır. Kendini ezilen ulusun ulus sorununa katmamış ezen ulus
kompradorlarına, kendini ulusal sorunundan çok sınıfsal soruna kanalize eden
ezilen ulus oportünistlerine “devrim”ci dersen olacağı budur. Hani şeyini sallasan
en “değmesin”den devrimciye “değer” hesabı ortalık devrimci kaynar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taaaaa Venezuela’ya gidip olayı
örneklendirmeye ne hacet, ahan da tercihen Dersim ya da Tunceli diyebileceğiniz
ilde ezilen ulus devrimciliği ile sınıf mücadelesini birlikte yürütmeye çalışan
partiye karşı kendisini “değme” komünist olarak tanıtan şahıs seçime girip
belediye başkanlığını kazanırken ülke içindeki “solcu” kesimden gördüğü sevgi
gösterisinin aynısının tıpkısını İslami cenahtan hatta alt ettiğini iddia
ettiği iktidar tarafından bile gösterilmesi Mudoro’nun hem Ahmedi Necat’tan hem
de ülke sosyalistlerinden destek görmesi kadar garabettir. “Uleyn iki satır
Wallerstein okuyup Modern Dünya Sistemleri Teorisi kavramını duymamış olsak adamı
bize de Komünist Başkan diye yutturacaklar!” diyerekten kadehimi tarihin
sahipsiz çocuklarına, gerçek devrimcilere kaldırıyor sizleri selamlıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili seçmen kütüğünde kaydı
bulunmayan kayıtsız kekelerim, pek kıymetli “Abi bir oy! Ne olacak ki”ci
zavallı hemşerilerim ve değerli elindeki tek oyla dünyayı değiştirebileceğini
zanneden megalosexüeller!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oy kullanmayı o kadar ciddiye almayın
sevgili okurlarım (almayın derken sakın kullanmamazlık etmeyin); nihayetinde
“Eğer oy kullanmak demokratik olsaydı bu ülkede çoktan oy kullanmak yasaklanmış
olurdu” diye bir şey duymuşluğumuz vardır şükürler olsun.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bixwekirobawerkiro” Latince bir terim
değildir. “Kişinin kendi uydurduğu yalanı tekrarladıkça artık kendisinin de bu
yalana inanması ve söylediği şeyin yalan olduğunu tamamen unutması” anlamında
Kürtçe bir terimdir ve ben uydurdum. Şu Romalılardan kaçmak için uzun bir süre
kör numarası yaptıktan sonra gerçekten görmemeye başlayan adamın (ki ismini
kesinlikle hatırlamıyorum. Belki de kayıtlara geçmiş bir ismi yoktur) durumunu
izah için şappadaçuk kullanılabilir bir terimdir. Bu durum “Kehanetin kendini
ispatlaması” teorisiyle de bağdaştırılabilir. Medya dedikleri şeyin tam olarak
yaptığı budur. Seçim öncesi anketlerde hangi partinin ne kadar oy alacağının
medyaca açıklanması ve sonucunda “tahmine” yakın sonuçların elde edilmesi “anket”lerin
sağlıklı olduğunun değil, ortaya atılan yalana topyekün inanılması ya da
kehanetin kendini ispatlamasıyla alakalıdır. Devletin her türlü imkânını
kullananlar (“anket”ler dâhil ) ile devletin her türlü engellemesine maruz
kalanlar arasında yapılacak seçimlerin ne derece demokratik olacağı Dîno
okuyucularında tartışmaya değmez bir basit gerçekliktir. “Hak verilmez, alınır”
basit gerçekliğini bile YSK’nın seçimlere müdahale etme istemine direnerek
engel olan halkın ispatlamak zorunda kalması, ne kadar geç anladığımızın bir
ispatı olarak Dîno okuyucularınca gözden kaçırılmaması gereken bir mevzudur
sevgili okurlarım. Elini kolunu (diğer başka organlarını) sallaya sallaya bu
ülkeyi “yöneten” güruhun direniş karşısında “ahan da s.çtık” telaşıyla yediği
b.ktan geri adım at(tırıl)ması önemli bir mevzudur (Ama Türk siyaset tarihinde
bir “devrim” değildir).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bunlar vukû bulurken, ülke
politikasının imoşın parfüm, ter ve sperm karşımı bir kokuya bürünmesinden
muzdarip olanlar olurken, bu durumdan haz alanlar da çıkmadı değil hani. Hiçbir
ülkenin politikası Türkiye (ero)politikası kadar şehvetli ve şuh değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“L.n ilk defa bir yazıyı tam olarak
anlayacaktım ki başlangıç paragrafında ki kuzey kelimesindeki “y” neden ayrı
yazılmışa takıldım”cı kekelerime, gâvurun şeyinin Kürtçe isminin ne olduğunu; “Oğlum
nerelerdesin yahu, kaç zamandır iki satır yazmışlığına hasret kaldığımın
i.nesi” tribindeki yoldaşlarıma böyle b.ktan serzenişleri asla yemediğimi
hatırlatır; “Yemin billah, tövbe bir daha okumayacağım”cı kekelerime “Haklısın
keke, ben olsam ben de okumam” diyerekten yazıyı bitirerek sizleri selamlarım.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/etci-nusret-sosyalist-maduro-ve-komunist-baskan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Chomsky, kırmızılar içindeki şuh kadın ve açıkta kalmış Dîno kıçı&#8230;</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/chomsky-kirmizilar-icindeki-suh-kadin-ve-acikta-kalmis-dino-kici/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/chomsky-kirmizilar-icindeki-suh-kadin-ve-acikta-kalmis-dino-kici/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Apr 2019 15:18:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=6944</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazıyı 2,14 dakikada okuyup 6,32 dakikada anlamaya çalışıp 4 saniye içinde unutabilirsiniz. (Not: verilen rakamlar iyi bir Dino okuyucusu esas alınarak hesaplanmıştır. Hesaplama yapılırken pi sayısı yaklaşık eşittir 3 kabul edilmiştir.) -Ne yani “notlar” illa yazının sonunda mı verilir?- Wikileaks Belgeleri’nde ismi geçmedi diye hayıflanan sevgili çağa etki edememiş hemşerilerim! Pek kıymetli Wikipedia’ya kendi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu yazıyı 2,14 dakikada okuyup
6,32 dakikada anlamaya çalışıp 4 saniye içinde unutabilirsiniz. (Not: verilen
rakamlar iyi bir Dino okuyucusu esas alınarak hesaplanmıştır. Hesaplama
yapılırken pi sayısı yaklaşık eşittir 3 kabul edilmiştir.) -Ne yani “notlar”
illa yazının sonunda mı verilir?-</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Wikileaks Belgeleri’nde ismi geçmedi diye hayıflanan sevgili çağa etki edememiş hemşerilerim! Pek kıymetli Wikipedia’ya kendi adını madde olarak ekleyen “madem öyle işte böyle”ci kekelerim ve pek değerli “ISO 9001 kalite arayıcı” ülkem entelektüelitesi! </p>



<p class="wp-block-paragraph">Üst düzey askeri yetkiler için
yemyeşil bir tepeye kurulmuş dinlenme tesislerine dikilmiş bayrak direğinin en
tepesine ABD Bayrağı ve 3-4 metre aşağısına da Madagaskar Bayrağı çekilmiş. Tam
o sırada kırmızılar içinde şuh bir kadın bana bilgiler veriyor “ABD’nin
Madagaskar’ı nasıl Salatalık Cumhuriyetine çevirdiğinin en büyük kanıtı bu
dinlenme tesisleridir. Baksanıza, Madagaskar’da ABD Bayrağı daha yükseğe çekilmiş
(Muz Cumhuriyeti demesi gerektiğini biliyorum “gözden kaçmaz”cı okur!). Bu,
ABD’nin maddi sömürüsünün işaretidir. Bu tesislere gelen yetkililer yanlarında
bir kadın da getirebilirler; bunun için ödeyecekleri ücret 60 Dolardır. Eğer
iki kadın ile gelirse yüzde 30’luk bir fark ödemek zorundadır. Gördüğünüz gibi
Dîno Bey, maddi sömürünün yanında bir cinsiyet ve kültür sömürüsü de söz
konusudur.” </p>



<p class="wp-block-paragraph">Uyanıp gülmeye başlıyorum. “ L.n
olum! Neren açıkta kaldı senin? Neyin etkisinde kaldın? Chomksy mi okuyordun?
Hayır! Chomsky okuduysan şuh kadının orada ne işi var? (Hoş, rüyalarımın konusu
ne olursa olsun o şuh kadın hep oradadır; rüyalarımın patenti gibi bir şey. O
kadın yoksa o rüya benim değildir, başkası görmüştür hesabı).&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili “L.n olum bana ne senin
rüyandan”cı ilk kez bir Dîno yazısı ile müşerref olan okurlar! Pek değerli
“Abi, rüya tam senlik. Başka türlüsü yakışmazdı zaten”ci halden anlar sıkı Dîno
okuyucuları! Ve pek kıymetli “ L.n Dîno hala alışamadım yazılarına. Bu ne biçim
kopukluk yahu”cu alnının ortası kırmızı benli Hindistanlı dostlarım!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gün olup da güneşin ışıkları
dünyanın bana ait olan kısmını aydınlatınca (Destan girişi gibi oldu beahh),
cami imamına gidip rüyanın neye delalet ettiğini sordum. “Bak evladım! Sen
rüyanın en can alıcı kısmı olan Şuh Kadın hakkında çok az bilgi verdin. Benim
bu rüyayı tefsir etmem mümkün değil” demişliği karşısında imamın rüyamla değil
rüyamdaki Şuh Kadınla ilgilendiğini fark ettim. Madem ulviyette bir açıklaması
yok, ben de nefsaniyete danışayım hesabı Naif Bey’e gittim (Psikoloğum olmakla
beraber sıkı bir hayranım olması nedeniyle terapi ücreti ödemiyorum). Rüyamı
anlatırken “Şuh Kadın” bölümünü, Liceli olmasına rağmen Urfalı tribiyle
dinleyen Naif Bey “Bak Dînocuğum, rüyada gördüklerimizin hepsi birer semboldür.
Misal, ‘askerler’ iktidar; ‘bayrak’ bağımsızlık; ‘kadın’ cinsellik; ‘tepe’
doruk, zirve demektir.” minvalinde bir açıklama yaptı. “’İktidar erkektir. Eğer
bu iktidar siyasal ise tebaası sınıflar ya da halklardır, yok eğer cinsel ise
tebaası kadındır’ın dışında bu kelimeleri kullanarak kurabileceğin anlamlı bir
cümlen var mı? Yok mu? Zaten bu cümle de bana ait be!” demişliğime, Urfalı
görünümlü bir Liceliden beklemeyecek bir cevap ile karşılaştım. Tarihin tekerrürden
ibaret olması basit gerçekliği kadar basit ama etkileyici bir başka basit
gerçeklikle cevap verdi Naif Bey: “İyi da Dînocuğum, beynin, rüyanın senin
olması itibarıyla senin sözlerini imgeleyip tekrarlamış zaten&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili “her haliyle Dînocuyuz”cu okuyucularıma,
pek kıymetli “okumak ne, rüyalarını bile bilirim”ci el enseye parmak gö.e derecesinde
samimi kekelerime ve “bu bir oldu, ikinci kez okursam tavşanlar kovalasın
beni”ci tövbe billah bir şey anlamamış hemşerilerime armağanımdır. Sizleri
selamlıyorum!</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Not: Tamamen tesadüfî bir şekilde
İsmi Naif olan Urfalı görünümlü Liceli bir psikolog olan arkadaşım Naif’in
yazıda geçen Naif’in kendisi olduğunu iddia etmesine karşılık, “Ma xeleqt Naif
bela intek &#8211; Sanki Allah senden başka Naif yaratmamış-“ deyip, yazıda geçen
Naif’in kendisi olmadığını beyan ederim&#8230;</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/chomsky-kirmizilar-icindeki-suh-kadin-ve-acikta-kalmis-dino-kici/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Das Kapital’imsi Anlaşılmaz Cümlelerden Kurulu, Benzodiazepin İlaç Grubu Etkili Dino Yazısı!</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/das-kapitalimsi-anlasilmaz-cumlelerden-kurulu-benzodiazepin-ilac-grubu-etkili-dino-yazisi/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/das-kapitalimsi-anlasilmaz-cumlelerden-kurulu-benzodiazepin-ilac-grubu-etkili-dino-yazisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Mar 2019 12:38:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=6593</guid>

					<description><![CDATA[Feridûn ile Freud’un&#160;Newrozları aynıdır; ikisi de ateşlidir. Sevgili ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt, biz&#160;de emir telakki&#160;ettik’çi canciğer dostlarım! Pek kıymetli Nikaragualı&#160;hemşerilerim ve değerli&#160;Bolivarcı&#160;comradelerim! Aryanların efsanevi kahramanlarının iki “yüzü” vardır. Bir yüzleriyle mitolojik, diğeriyle tarihi birer saygıdeğer şahsiyettirler. Soyut olan yüzleriyle&#160;KAWA’lar kozmiktirler ve yaratılışın bazı aşamalarında birer mitolojik güç olarak belirirler. Diğer yüzleriyle de yaşayan somut tarihi şahsiyetlerdir.&#160; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><em>Feridûn</em><em> ile Freud’un&nbsp;</em><em>Newrozları</em><em> aynıdır; ikisi de ateşlidir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt, biz&nbsp;de emir telakki&nbsp;ettik’çi canciğer dostlarım! Pek kıymetli Nikaragualı&nbsp;hemşerilerim ve değerli&nbsp;Bolivarcı&nbsp;comradelerim!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aryanların efsanevi kahramanlarının iki “yüzü” vardır. Bir yüzleriyle mitolojik, diğeriyle tarihi birer saygıdeğer şahsiyettirler. Soyut olan yüzleriyle&nbsp;KAWA’lar kozmiktirler ve yaratılışın bazı aşamalarında birer mitolojik güç olarak belirirler. Diğer yüzleriyle de yaşayan somut tarihi şahsiyetlerdir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aryan ırkının ilk krallığını kuran&nbsp;(M.Ö. 3417),&nbsp;SYÂVARŞAN’ın&nbsp;oğlu KAWA&nbsp;HAOŞYANGHA’dır (Hoşeng). PARADHÂTA Hanedanı’na mensup bu kişinin kurduğu krallık, efsaneye göre&nbsp;insanoğlunun kurduğu ilk krallıktır. Zamanlar sonra KAWA HAOŞYANGHA yırtıcı kuşlardan, aslanlardan ve kaplanlardan bir ordu kurarak babasının katili olan&nbsp;SİYÂMAK’a (Siyah Deve) karşı&nbsp;savaşır ve onu yok eder.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">KAWA&nbsp;HAOŞYANGHA’nın oğlu KAWA&nbsp;WİVANGHVANT’tır. WİVANGHVANT,&nbsp;HOMA tarafından şereflendirilmiş ilk insandır (Yasna 9.,&nbsp;Homa YAŞT)*. Daha başka bir deyişle bu KAWA,&nbsp;HOMA’ya tapınmanın (dinin) kurucusu sayılıyor.&nbsp;HOMA ayrıca,&nbsp;Homa bitkisini sıkıp suyunu çıkarma şerefi bahşedilen bu efsanevi insana, yüce&nbsp;kişi YİMA&nbsp;XŞAÊTA’yı (Cemşîd) evlat olarak vermiştir (M.Ö. 3347).</p>



<p class="wp-block-paragraph">YİMA bu dünyada yedi&nbsp;yüz&nbsp;on&nbsp;altı&nbsp;buçuk yıl yaşadı.&nbsp;YİMA’nın yaşamı&nbsp;anlatılırken, iki tarihsel figür sahne alır: Biri&nbsp;YİMA’nın kardeşi SPİTYUR (Bundahişn’de SPÎTÛR olarak geçer), diğeri AJİ DAHAKKA (M.Ö. 1630, yani dinin tebliğinden tam 1000 yıl önce).</p>



<p class="wp-block-paragraph">AJİ DAHAKKA, kötünün soyundan gelen bir canavardır. Babasından itibaren atalarına doğru&nbsp;şeceresi&nbsp;şu şekildedir: XRÛTASP, ZÂÎNÎGÂV, VÎRAFSANG, TÂZ [Tâz ya da&nbsp;Taj, ilk insanlar olan MAŞYE (erkek) ve&nbsp;MAŞYANE’nin (dişi) -Semavi dinlerdeki Âdem ile&nbsp;Havva-&nbsp;15 ikiz çocuğu arasında Arap ırkının atalığını yapan kişidir.]. AJİ&nbsp;DAHAKKA’nın ana&nbsp;tarafının erkekleri itibariyle soyu&nbsp;ise şu şekildedir: UDAÎ (Büyük şeytanlardan biridir), BAYAK, TOMBAYAK, OWOXM (Awesta’da AOİWRA; bir çeşit karabasan), PAİRİ-URWAÊSM, GANDWİTHW, DRÛGÂSKAN&nbsp;(Awesta’da&nbsp;Drûgaska; mutlak dürüstlük olan&nbsp;AŞA’nın karşıtı&nbsp;olan&nbsp;‘DRUJ’lardan biri.&nbsp;Durj:&nbsp;Awestaca ve&nbsp;Kürtçe’de yalan anlamına geliyor) ve nihayet ANGRA MAİNYU.</p>



<p class="wp-block-paragraph">YİMA kardeşi SPÎTÛR tarafından öldürülünce, ülkesi yabancıların istilaları için kapılarını açık bırakmış oldu.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">AJİ DAHAKKA çok güçlü bir DAEVA (Dev) idi. Dünyanın en güzel kadınları kabul edilen&nbsp;YİMA’nın iki kızını&nbsp;da eş olarak kendisine almıştı (SAVANGHAVÂK ve ERENAVÂK). Bu efsanevi canavar&nbsp;BAWRÎ’lidir (Kaynakların çoğunluğu&nbsp;AJİ&nbsp;DAHAKKA’yı&nbsp;BABİL’lilerle ilişkilendirir, ancak&nbsp;BABİL’lilerle aynı ırktan olan&nbsp;KALDE’lilerle de ilişkilendiren kaynaklar mevcuttur). Mitolojideki bir diğer DAHAKKA da KAVA&nbsp;KAVÂTA’dan türeyen&nbsp;ve&nbsp;KAVİ&nbsp;GAUS’un güçlerinden biri olan alçak&nbsp;AFRÂSYÂP’tır. KAVİ&nbsp;KAVÂTA’nın iki gücü vardı; biri iyi güç GÔPÂTŞÂH (Boğaların Padişahı) diğeri&nbsp;ise kötü güç AFRÂSYÂB.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AJİ DAHAKKA Aryan ülkesine&nbsp;hâkim&nbsp;oldu.&nbsp;Hâkimiyeti 1000&nbsp;yıl devam&nbsp;etti. Onun&nbsp;hâkimiyeti&nbsp;sırasında Aryan ülkesinde et yeme yasağı&nbsp;vardı, ancak bu&nbsp;AJİ DAHAKKA&nbsp;için geçerli değildi. Sığır etinden başka onu doyuran bir yiyecek yoktu, çünkü aşçısı olan şeytan&nbsp;ona sürekli sığır eti yedirerek&nbsp;AJİ&nbsp;DAHAKKA’yı&nbsp;kana susamış bir canavar haline getirmişti. Üstelik bu şeytan onu omuzlarından&nbsp;öpmüş, her bir omzunda bir yılanın bitmesine neden olmuştu. Bu yılanlar sadece genç insanların beyinleriyle&nbsp;besleniyordu.&nbsp;Elbette bunu&nbsp;da&nbsp;ona aşçısı&nbsp;olan şeytan söylemişti!</p>



<p class="wp-block-paragraph">HOMA tarafından onurlandırılan&nbsp;ÂTHVÎÂNAY’ın oğlu THRAÊTAONA (ASPİYAN –Atlılar- Aşiretine mensuptu), AJİ DAHAKA ile mücadeleye&nbsp;girişerek onu yakaladı ve Medya’daki DEMAWEND Dağı’na, dünyanın şeytani güçlerden&nbsp;arındırılacağı güne&nbsp;değin&nbsp;hapsetti (M.Ö. 1630).&nbsp;Awesta’da&nbsp;THRAÊTAONA’dan söz edildiği kadarıyla (Farvardin&nbsp;Yaşt),&nbsp;THRAÊTAONA’nın bir özelliği daha vardı: Hekimlik.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eminin ki yukarıda&nbsp;yazdığım can sıkıcı bilgileri okuduktan sonra epey bir şaşırma söz konusu olmuştur okurlar için. Demirci&nbsp;olarak&nbsp;bilinen efsanevi kahramanımız aslında bir doktormuş (BİEŞAZA)!&nbsp;Gerçekte THRAÊTAONA (FERÎDÛN )&nbsp;olan&nbsp;adı&nbsp;da&nbsp;her nedense&nbsp;KAVA’lık sıfatının gerisinde kalmış ve hemen&nbsp;hemen hiç bilinmemekteymiş. Bu zafer gününün NEWROZ diye kutlanması elbette ki doğru bir tavırdır. Ancak&nbsp;NEWROZ’un&nbsp;Aryanlarca kutlanmasının altında daha asli nedenler vardır.&nbsp;Mesela,&nbsp;insanın yaratılmaya başlandığı gün olan 16 Mart, FARVARDİGAN günlerinin ilkidir. Ve bu yaratım 20 Mart’ı 21 Mart’a bağlayan gece tamamlamıştır.&nbsp;Yapılan kutlamaların diğer sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1- Tanrının insanı yaratmayı tamamlaması.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2- Ataların ruhlarının o gece evleri ziyaret ettikleri inancı (ZERDEŞTÎ inanışa göre). Bu nedenle 20 Mart’ı 21&nbsp;Mart’a bağlayan gece sabaha kadar uyunmaz;&nbsp;yiyilir, içilir, eğlenilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3- 20&nbsp;Mart’ta ateşin&nbsp;yaratıldığı inancı ( ZERDEŞTÎ inanca göre).</p>



<p class="wp-block-paragraph">4- Gündüzün süresinin gecenin süresini geçmesi (Kutsal sayılan aydınlığın karanlığa galibiyeti).</p>



<p class="wp-block-paragraph">5-&nbsp;THRAÊTAONA’nın (Demirci&nbsp;Kawa)&nbsp;21&nbsp;Mart’ta AJİ&nbsp;DAHAKKA’yı yenmesi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam olarak 2489 yıldır kutlanan NEWROZ’un (ZERDEŞTLİK dininin tebliğ tarihi olan M.Ö. 630’u milat olarak alan ZERDEŞTÎ takvime göre), görüldüğü üzere her yönüyle Aryan Halkının bayramı olduğu su götürmez tarihsel bir gerçekliktir. Öyle boyanmış yumurta tokuşturarak, yoğurt yeme yarışması yaparak, bir “w” harfini “v” harfine dönüştürerek olmuyor bu işler. Neyse yahu, amannnn, bana ne yaaaa!<br><br>7 S’yi merak eden dostlarıma, “Ulan, sana mı kaldık! Ahanda Google’dan aratıp bulurum”cu atarlı ergen kardeşlerime, “Abi yeminle beynim isim çöplüğüne döndü”cü kekelerime armağanımdır. Sizleri selamlıyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/das-kapitalimsi-anlasilmaz-cumlelerden-kurulu-benzodiazepin-ilac-grubu-etkili-dino-yazisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Redakte Edilmiş İlk Dino Yazısı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/redakte-edilmis-ilk-dino-yazisi/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/redakte-edilmis-ilk-dino-yazisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Mar 2019 21:54:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=6351</guid>

					<description><![CDATA[“Ave Caesar! Morituri te salutant!” Sevgili Romalılar, Saygıdeğer Gerusia Meclisi Üyeleri, Sayın Senatörler! Rahatlığın verdiği göt kalkmasından mıdır yoksa dizginlenemez yaratım içgüdüsünden midir bilinmez, sonsuz mutluluktaki Tanrı Thor insanı yaratmaya karar verir. İskandinav tanrılarının Ortadoğulu tanrılardan eksik kalacak halleri yok ya, Tanrı Thor oracıkta “kûn!” emrini verir ve insan “yekûn” olur. Tanrı, insanları yeryüzüne hükümran kılmak için onları yeryüzüne dağıtıp tahtına çekilir. Belki yarattıklarını izleyip gurur duymak istiyordur ya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">“Ave Caesar! Morituri te salutant!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">Sevgili Romalılar, Saygıdeğer Gerusia Meclisi Üyeleri, Sayın Senatörler!</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">Rahatlığın verdiği göt kalkmasından mıdır yoksa dizginlenemez yaratım içgüdüsünden midir bilinmez, sonsuz mutluluktaki Tanrı Thor insanı yaratmaya karar verir. İskandinav tanrılarının Ortadoğulu tanrılardan eksik kalacak halleri yok ya, Tanrı Thor oracıkta “kûn!” emrini verir ve insan “yekûn” olur. Tanrı, insanları yeryüzüne hükümran kılmak için onları yeryüzüne dağıtıp tahtına çekilir. Belki yarattıklarını izleyip gurur duymak istiyordur ya da belki ne yaptığını kendisi de bilmiyordur. Neyse, insanları izlemek için mabadını gökyüzünün en yüksek tahtından kaldırıp dünyaya baktığında, gördükleri karşısında korkunç bir “heves-kursak” olayı yaşar. Yarattığı insanın dört ayağı birbirine dolandığından yürümeye her çalışışında sendeleyip düştüğünü, ayağa kalkmaya davrandığında ise beceriksizce yalpaladığını görüp hayretler içerisinde kalır. Hele o saçma sapan dört kol da neyin nesidir? Ve en kötüsü de, bu iğrenç gövdenin üzerindeki iki kafanın sürekli birbirine çarpışmasıdır! İşte bu son hadise, hepten endişe terleri dökmesine neden olur Thor’un. Bir şeyler yapmalıdır, yoksa diğer tanrılara rezil olacaktır. Elindeki çekici hızlıca örse indirir, çıkan kıvılcımları şimşek demetlerine dönüştürerek yeryüzüne yağdırır. İşte o şimşekler insanı tam ortasından ikiye ayırır. Gururla bakar eserine Thor! Evet, bu sefer galiba olmuştur; iki kollu, iki ayaklı, tek başlı ve tek cinsiyetlidir artık insan. Ama ortada ciddi bir hata vardır. Gönderdiği şimşekler insanların bedenini ikiye ayırmış ama ruhlarına dokunamamıştır!</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">İşte, aşk dedikleri şey budur: İnsanın tek olan ruhundan kopartılan diğer beden yarısını araması! Ve işte insanın cinsellikten aldığı hazzın nedeni de budur; yaradılışının ilk haline dönüp Tanrı’nın ona ilk dokunuşunu hissetme arzusu! Yunanlı hemşerilerim bu mitostan haberdar olmalıydılar, zira onlar cinselliği ‘küçük ölüm’ olarak tanımlıyorlardı. Belki de bu yüzden Antik Yunan’da ölmek üzere olan bir gladyatörün son teri afrodizyak kabul ediliyordu.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">Sevgili Romalılar, Değerli Kartacalı Dostlarım ve Alınlarının Ortası Kırmızı Benli Maoist Sih Komradelerim!</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">Aslında sevmek öyle kolay iş değil. Birini sevmeniz için nöronların uyarılıp serebral korteks frontal lobundaki miyelin kaplı aksonların kalbe ulaşması gerekir. Ondan sonra bir gıdım (Gıdım için fevkalade zorunlu bakınız: Bilim çevrelerinin milimikron diye tanımladıkları ölçü birimi) endorfin hormonu. Bu konu hakkında danıştığım doktor arkadaşımın bir pratisyen oluşu ve az sonra sözünü edeceğim anlamdaki teori- pratik çatışmasında pratikten yana tavır koyuşundan mütevellit, şimdi anlatacaklarım tamamıyla bir uzman görüşünü yansıtmayacaktır, ama ben yine de yazacağım: Beynin gönderdiği bu impulslar önce sinoatrial düğümü, sonra atrioventriküler düğümü, daha sonra his demetini ve çok daha sonra da purkinje liflerini uyararak kalbin ritmini değiştirir. Modern zaman insanı için tüm bu uyarımlar epey uzun, meşakkatli ve anlaşılmaz bir silsileye işaret ettiğinden olacak ki, beynin yarım gövde kadar aşağısında duran karşıt organın uyarılması aşk için yeterli görülmektedir sevgili okurlarım. Yoksa “One night stand”, “Fuck buddy” gibi kavramlar ne diye icat edilsin ki? (Bir iki cümle önce sözünü ettiğim doktor arkadaş da bu anlamda pratikçidir!)</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">Sevgili “Vatan doğup büyüdüğümüz yer değil, tüm kaçış girişimlerimizin başarısızlıkla sonuçlandığı yerdir.” vecizesinde geçen ‘kaçış’ın en çok yöneldiği İskandinav ülkelerinin değerli insanları! Pek kıymetli Skol-Gravlax konbinciler!</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">Bizlerle (Ortadoğulular) onlar (Avrupalılar) arasındaki farkların en büyüğü şudur ki, onlar olaylara bilimsel açıklamalar getirirken bizler durumlar karşısında güzel şiirler yazarız. Zamanında bir Avrupalı gibi değil de bir Ortadoğulu gibi davranıp meylettiğim kıza WhatsApp üzerinden şu ilan-ı aşk mektubunu yazmıştım:</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">“Sen orada öylece dur sevgili, ben senin sabahını görmek için kapı eşiğinde uyuklarım. Tatmadığın acılar var hayatımda. Belki de asla tatmayacağın&#8230; Yasama eş, ölüme kardeş duygular. Dersen ki bir müzik aletiyle betimle, ben anlayayım: Zorlu, kül renginde ama o denli huzurlu bir çoban kavalıdır benim hayatım. Ben yaşamın öbür yüzüyüm. Senin ise gerdanında demirden madalyonlar. O denli soğuk ve uzak.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">“Bak şimdi, yakında olup uzaktan gelen sevgili, kanadı kırık bir kar kuşu gibi zavallıyım karşında. Umursamaz her bakışının en ölümcülünden zehir olup yüreğimin perdelerinden avuçlarıma boşaldığının farkında mısın, yoksa o zehri her gün akıtmanın hazzında mısın? Sen orada öylece dur sevgili! En keskininden ağuları mey-î firdevs niyetine ben içerim.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">“Kamiranî şarabın terlediği yüzüne her baktığında vahyi yerden göğe yükselten bu katre-î avareyi görmedikçe beyda-î zeminde bittiğini görmez misin ey kaşları mihrabım olan sevgili; hangi dağı delmemi salık verirsin ki Ferhad’ın olayım, hangi çölde eyleneyim ki kervanlardan hal-î ahvalîni sorayım? Söyle simdi! Söyle, dergâhına abdalları kabul eylemeyen dil-î zehrî kübra sevgili, soğuk bakışlarının gam taşlarıyla yüreğimin camını kırmaktan ne zaman vazgeçeceksin? Sen orada öylece dur sevgili, ben yüreğimin mülkünde Nuh&#8217;u tufanlara tanıklık ederim.</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">“Ey yüreğimin perdelerinden avuçlarıma tenha tenha akan sevgili! Bak yüreğinin kapısında bir dilenci var şimdi. Elleri açık, bir tutam aşk dilenmekte senden. Akıttığın zehrin ya da aldığın hazzın hatırına bu dilenciyi eli boş gönderme kapından. Derdim sevap kazanmak değil ki Kâbe’ye yüz süreyim. O hâl, vech-î cemâline bir nazar sürmesine izin ver ki açılsın zaman içinde zaman, genişlesin mekân içinde mekân. Ya da sen orada öylece dur sevgili, ben seni kurret-ûl arzdan arş-ı asîman, bezm-î elestûdan nefhaî qiyama severim…”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">Kızdan gelen cevap yukarıda üç paragraf boyunca neden saçmaladığımın ispatı, aynı tarihin en anlaşılmaz redd-î aşk ilanıdır sevgili okur:</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">“Ay, ben dinî konulardan hiç anlamam ki!”</p>
<p class="zw-paragraph" data-textformat="{&quot;ff&quot;:&quot;&quot;}">Az sevişken pre-kapitalist iş adamlarıma, sevişmeye mekân zaman bulamayan proleter kardeşlerime, sevişmeyi karşılıklı sevmek değil de direkt alt yazılı Almanca ile anlayan uzak akrabalarıma armağanımdır. Sizleri selamlıyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/redakte-edilmis-ilk-dino-yazisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ete Dayanmak / Değerli Freud&#8217;a karşı Jung&#8217;u savunanlar!</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/ete-dayanmak-degerli-freuda-karsi-jungu-savunanlar-dino-tello/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/ete-dayanmak-degerli-freuda-karsi-jungu-savunanlar-dino-tello/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Feb 2019 09:18:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=5465</guid>

					<description><![CDATA[Değerli Freud&#8217;a karşı Jung&#8217;u savunanlar! Sevgili psikoseksüel yaklaşımcılar! Yaklaşım tarzı olarak kültür sanat ve bilimi seçenler! ​Yaklaşık otuz sekiz bin yıl boyunca avlanan erkeğin genlerine işlemiş bir durum vardır. İçgüdüsünün emrettiği bu durum: “Eti kovala! Eti yakala! Eti öldür! Eti ye!” şeklinde kısaca ifade edilebilir.Ancak son on iki bin yılda erkeğin “ete” dayalı psikolojisi “Eti [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>				Değerli Freud&#8217;a karşı Jung&#8217;u savunanlar!</p>
<p>Sevgili psikoseksüel yaklaşımcılar!</p>
<p>Yaklaşım tarzı olarak kültür sanat ve bilimi seçenler!</p>
<p>​Yaklaşık otuz sekiz bin yıl boyunca avlanan erkeğin genlerine işlemiş bir durum vardır. İçgüdüsünün emrettiği bu durum: “Eti kovala! Eti yakala! Eti öldür! Eti ye!” şeklinde kısaca ifade edilebilir.Ancak son on iki bin yılda erkeğin “ete” dayalı psikolojisi “Eti kovala! Eti yakala! Ve ete gir!” (kil lehmê u diq le fiyye) şeklinde değişmiştir.  Freud amcanın ( 20. yy felsefesinin  üç tas has hoşafından biridir elbet)  yıllarca anlatmaya çalıştığı, ciltler dolusu kitap satırının arasına gizlediği psikoseksüel yaklaşım budur. “Üniversitelerde kürsüsü açılmış bir bilim dalı bu kadar basitleştirilir mi?” diye sorma sevgili okur. Evet, basitleştirilir. Hatta basittir. Yoksa Seyda Cegerxwîn gibi  “Ji sîngê te bi xwar de Geliyê Laleş / Ziyaretgehe bo me her zemanî.” diyerek iş epey edebileştirilebilir. Ya da M.E. Xanî gibi “ Mem bu tîr Zîn bu sedef /  Ew sedef ji tîre rê bu hedef.”  diyerek hard durumdaki bir sevişmeyi basit bir okçuluk atıcılık olayına çevirmek de mümkündür. Ya da İngilizlerin “Tüm donanmamıza değişmeyiz.” Dedikleri Shakspeare gibi “ Graze on my lips, and if those hills to be dry, stray lower where the pleasant fountains lie” diyerek olayı tepeler, fiskiyeler arasına gizlemekte mümkündür. Arap kardeşlerim Freud&#8217;u iki kelimeyle özetlemiş bulunmaktaydılar. (Bkz. yukarıdaki cümle) Eminin ki Mevlana Celaleddin Rumi de benimle aynı fikirdeydi. Ancak toplum içerisindeki ağırlığından dolayı benim kadar rahat bir şekilde bu sevişkenlik psikolojisini ifade edemiyordu.</p>
<p>Yazımızın bu kısmı Farsça bilenler ya da “ Abi sen yaz sorun değil biz araştırırız” diyenler içindir:</p>
<p><em>“Ger wen şiir bin / Men betçe şirim / Lingêt be hewa / Qunet be kîrim”</em></p>
<p>Emin olun bu sözleri Mevlana bizzat Sadi Şirazi&#8217;nin yüzüne karşı söylemiştir.</p>
<p>Sevgili okurlarım, yukarıdaki paragrafı bitirdikten sonra baktım ki beş dil kullanmışım. Epey bilimsel oldu galiba. Ne de olsa Mardin. Baba, en cahili bile üç dil bilir.</p>
<p>​Sevgili kaosçular!</p>
<p>Saygıdeğer uzay geometriciler!</p>
<p>Değerli kuantumcular!</p>
<p>Olaylara Spartakist açıyla bakanlar!</p>
<p>“Şalgam olmadan, döner asla!”cılar!</p>
<p>​Yaşamını bir tekerlekli sandalyede geçiren ama evrenin var oluş enerjisini, genişliğini, zamanı, zamanda yolculuğu sandalyesine taşıyan Hawking amcanın (ki adam bizim “sağlam kafa sağlam vücuttadır” sözümüze ters biri) otuz yıllık yengemizden boşanıp sekreteriyle öyle böyle bir hayat yaşaması tarihin kaydetmesi gereken önemli olaylardan biridir. Hawking amcanın sadece bir organının çalıştığını zannedenler olarak bu durum karşısında dumura uğradık, “ wayyy beeeeaaahh!” olduk. Ve anladık ki erkeklik için sadece iki organ gerekliymiş, hatta yeter de artar bileymiş. Biri yukarıda adı geçen genlerin işlendiği beyin, diğeri ise&#8230;</p>
<p>Neyse fark ettim ki konu beyinden epey aşağılarda duran bir organa gittikçe kaymakta. Dergimizin selameti açısından konuyu burada kesmeliyiz sevgili okurlarım.</p>
<p>​Romalı kardeşlerim!</p>
<p>Sevgili Atinalılar !</p>
<p>Saygı değer Senatör!</p>
<p>Pek kıymetli kokoreç severler ve sevgili “ Cem yılmaz kim? Ben işin kralını yaparım ama bakma işte şans,” diyenler!</p>
<p>​Kim ne derse desin Tuncelili olduğu konusunda şüphelerim olan Nietzsche (Abi o bıyıkları ya bizim Alevi pirleri ya da Yezidi Qewalleri uzatabilir) tarihin en büyük düşünürlerinden midir, yoksa Nazizm’e fikir babalığı yapmış bir halk ve toplum düşmanı mıdır, ikilemi bizi ilgilendirmez. Ama Nietzsche amcanın üst insan erkektir ve kuracağı sistem ataerkildir. Burada kadın köledir, bir üretim aracıdır. Savaşlarda erkeği sağaltan ve dinlendiren bir bakıcıdır, şeklinde özetlenecek bakış açısının altında küçükken geçirdiği başarısız aşklar ve sevişkenlik girişimleri vardır. Emin olun. Koskoca Nietzsche amcanın bile aklı fikri şeyindeymiş ki. Üst insanı tartışırken bile genlerine işlemiş olan “et” psikolojisinden kurtulamamıştır.</p>
<p>​Romalı Julius Caesar&#8217;ın koskoca Mısır&#8217;ı kimin ya da neyin hatırına bağışladığını sizlere hatırlatırım. Ya da Julius&#8217;un öz be öz yeğeni Sezar Octavianus Augustus’un neyin hatırına Roma&#8217;yı maceralara sürüklediğini ve ne için intihar ettiğini hatırlatırım sevgili okurlarım.</p>
<p>Ancak bu &#8216;et&#8217; psikolojisini atlatan ağabeylerimiz de yok değil. Misal Einstein amca.  Einstein amaca ile güzeller güzeli Marilyn Monroe ( gel de &#8216;ete&#8217; dayalı psikoloji geliştirme şimdi.) arasındaki diyalogu hatırlatırım sevgili okurlarım:</p>
<p>​“-Albert seninle bir çocuk yapalım. Zekâ senden güzellik benden. Kâinatın en harika varlığını yaratmış oluruz.”</p>
<p>​“-Elbette. Ancak Marilyn, şunu göz ardı etmememiz gerekir ki bu çocuğun tipini benden zekâsını da senden alma ihtimali vardır. Bu durumda kâinatın en iğrenç varlığına babalık yapmak zorunda kalmaz mıyım?”</p>
<p>​Bedeni mutluluğu aşmış ruhsal mutluluğu kovalayan beyin orgazmcı arkadaşlara, değerli genç işadamlarıma, sayın emekçi Spartakist dostlara, saygıdeğer politeknik eğitimcime ve “abi ben bunların dışındayım, beni ilgilendirmez” diyen sevgili kardeşlerime arz olunur&#8230;</p>
<p>&nbsp;		</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/ete-dayanmak-degerli-freuda-karsi-jungu-savunanlar-dino-tello/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebiyat Kırığı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/dino-telli/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/dino-telli/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Alper]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jan 2019 22:02:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Dino Telli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=4589</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili 5tl ye tavuk dürüm-ayran kombinciler ! Pek kıymetli herhangi bir parkın banklarında yan taraftaki kızın duyabileceği ses tonun da devrim ve Marksizmi tartışan comradeler! Ayaz vurmuş mahalle bekçileri!  Ve değerli büyük şehir belediyesi çalışanları!  Ultra değerli ülkem entelektüelitesi! Dinleyin. Bir delinin üç-dört dakikalık yastık altı ero(poli)tik sözlerini dinleyin! Sevgili homosevişkenuslar ve değerli homoverişkenuslar! Günün [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>				<em>Sevgili 5tl ye tavuk dürüm-ayran kombinciler !</em> Pek kıymetli herhangi bir parkın banklarında yan taraftaki kızın duyabileceği ses tonun da devrim ve Marksizmi tartışan comradeler! Ayaz vurmuş mahalle bekçileri!  Ve değerli büyük şehir belediyesi çalışanları!  Ultra değerli ülkem entelektüelitesi!</p>
<p>Dinleyin. Bir delinin üç-dört dakikalık yastık altı ero(poli)tik sözlerini dinleyin!<br />
Sevgili homosevişkenuslar ve değerli homoverişkenuslar! Günün konusu kesinlikle sevişenlik üzerine olmayacak. Zaten bu durum dergimizin yayın çizgisi ve Cumhuriyet Başsavcılığı’nın izin vereceği çerçevenin dışındadır. Haaa! Yok, kardeşim illa biz erotik bir yazı okumak istiyoruz derseniz anlayana sivrisinek misali anladığınız kadar işte… Zaten niyeti olan için topuktan yukarısı yeter de artar bile…</p>
<p>Yazının belli bir konusu yok zaten olması da mümkün değil. İyisi mi siz kopukluğun ve deliliğin iki-üç dakikalık tadını çıkarın. En azından ileride müptelası olacağınız yazarı tanımaya çalışın. Mezopotamya’nın kadim hikâyelerinden kuantum fiziğine oradan inorganik kimyaya ve uzayın derinliklerine kopuk yolculuklarda bulunacağız. Gelenlere selam olsun.</p>
<p>Değerli psikoseksüel yaklaşımcılar! Sevgili post modern sevişken dostlarım!</p>
<p>Yerel düşünüp evrensel pratikte bulunan ezilmiş proleter dostlarım! Tanrı kralların, feodalitenin pre-kapitalizm’in dışında kalmış az sevişken halkım, vibreyşin’a uğra ve kendine gel. Kendine gel ki kendi omuzlarında yükselttiğin, basit bataklıklarında kendine tapacak sivrisinekler olan basit tanrıcıkları tanı! Tahttan indirmediğin sürece omuzlarında seni ezecek ve senin yüceltmelerin sonucu, seni o küçük sefil bataklığında bir sinek olarak gören, tanrı kralları gör! Gör ve nefret etmeyi öğren! Bil ki senin ulaşılmaz dediklerin sadece senin omuzlarının üstünde yükselenlerdir. ( Yalanlar kendi ayakları üzerinde durmaz başka ayaklara ihtiyaç duyarlar ) İndir onları! Omuzlarından da bindirdiğin Makam-jiplerinden de indir! Kayıt dışı kaçak cep telefonu gibi davranmaktan vazgeç artık! kayıtlı ol. Yaşadığınız coğrafya sırf Mezopotamya’nın orta yeri diye tanrı-krallara tapmak zorunda değilsiniz.(Tanrı-krallar: Daha detaylı bilgi için bkz. M.S. Bilgin’in herhangi bir kitabı ) Kendine güven! Ama dikkat et bu duygu seni zafere götürdüğü zaman özgüven, mağlubiyete götürdüğü zaman ise kibir adını alır. Tıpkı “ erkeğin o…una çapkın, kadının çapkınına ise o…u.” dedikleri gibi.</p>
<p>Sevgili kuantumcular! Değerli analitik geometriciler!</p>
<p>Gördüğünüz gibi artık çağımız mutlak doğrulara tahammül etmeyen bir çağdır. Kutsallık, kesinlik gibi olgular Einstein amcanın Öklit ağabeyi bilimsel alanda nakavt etmesinden sonra anlamlarını yitirdiler. Çağ artık bildiğiniz kaos çağı! Bilin ki serf ve senyör ilişkisinin demode, postmodernist grupsevişkenliğinin in olduğu bir zamandayız. Yani kimin şeyi kimin şeyin de olayları anlayacağınız. Bu durumda iyi bir Dino okuyucusunun favori deyişi “ zaman kötü kolla g&#8230;ü “ olmalıdır.</p>
<p>Sevgili diyalektik düşünürler! Değerli metafizikçiler!</p>
<p>Sevgili Nietzsche okurları değerli Aristo mantıkçıları! Bilin ki tanrı asla ama asla size mükemmeli vermez. Mükemmelliğin parçalarını vermekten de geri durmaz. Yumurtaya can veren yüce rabbim domates ve biberi de yaratmış ancak onlardan menemen yapacak olanlar sizler siziniz. ( soğanlı &#8211; soğansız tartışması başka bir yazımızın konusu )Tıpkı bize suyu ve toprağı vermesi gibi. Ondan çamur yapacak olanlar biziz. Yani doğaya hüküm etme olayları. Değiştirme ve dönüştürme olayları.</p>
<p>Önce dünyanın evrenin merkezinde değil de basit bir yıldızın etrafında dönen basit bir gezegen olduğunu Kopernick amcadan öğrendik sonra insanın seçilmiş bir tür değil de sıradan memeli ( Meme; beyinden daha seksidir ) bir tür olduğunu Darwin amcadan öğrendik. Daha sonra ise ne tanrı nede beyin kulu olduğumuzu Aydınlanma Çağında emeği geçen arkadaşlardan öğrendik ve en sonra doğaya hükmedebileceğimizi onu dönüştürebileceğimizi de yukarıda verilen menemen örneği sayesinde öğrenmiş olduk.</p>
<p>Değerli öğretmenler sevgili öğrenciler! Yaşamın her alanında anlık öğretmen ve öğrencileriz!  Size anlatacak bir kaç cümlelik hikâyelerim var. Bu yazının altına yerleştirilecek yorum kısmına da siz bana anlatacaklarınızı anlatırsınız. Nihayetinde insan anlaşılmak istediği kadar anlamak isteyen bir hayvandır.</p>
<p>Yukarıda ki yazılar karşısında mahşer yerinde duran putperest misali &#8221; ne l.n bu? Ben bir şey anlamadım a.q&#8221; diyen sevgili kopuk anlayışlı okur! Merak etme ki hımmm hımmmlayrak okuyan okuyucudan hiç bir farkın yok. Ne ben ne de okuyucu kesinlikle bir b…k anlamamışızdır.</p>
<p>Selam olsun.		</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/dino-telli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
