<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fırat Agece &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<atom:link href="https://zamansizdergi.com/author/firatagece/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<description>Herkes İçin Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Sun, 08 May 2022 09:04:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/cropped-Untitled-design-32x32.jpg</url>
	<title>Fırat Agece &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Leylaca</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/leylaca/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/leylaca/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Agece]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 May 2022 09:04:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10491</guid>

					<description><![CDATA[Bilir misiniz leylaca’nın ne demek olduğunu?Bir dildir, konuşulunca unutulan, şifalı bir merhemdir, kalbinize sürünce iyileşilenLeyladan önce ve leyladan sonra, leylaklarda konuşulan bir dönemSiz bilir misiniz bayım? Evet evet siz oturan, yürüyen, konuşan siz.Bilmezsiniz, hem nereden bileceksiniz ki?Evde, okulda, ana rahminde, her saatte okutulan bir derstir leylacaTüm dünya devletlerinin yasasıdır, caydırıcı olanın temel kıstasıdır.Hem nedir bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bilir misiniz leylaca’nın ne demek olduğunu?<br>Bir dildir, konuşulunca unutulan, şifalı bir merhemdir, kalbinize sürünce iyileşilen<br>Leyladan önce ve leyladan sonra, leylaklarda konuşulan bir dönem<br>Siz bilir misiniz bayım? Evet evet siz oturan, yürüyen, konuşan siz.<br>Bilmezsiniz, hem nereden bileceksiniz ki?<br>Evde, okulda, ana rahminde, her saatte okutulan bir derstir leylaca<br>Tüm dünya devletlerinin yasasıdır, caydırıcı olanın temel kıstasıdır.<br>Hem nedir bu leylaca? Kim bilir bunu? Kim işler? Kim yazar? Kim okur bunu?<br>Maharetli bir ustanın el emeğidir, alın teridir, kursağında ki hevesidir.<br>Aşıdır bir ananın, ikindiüstü kurulan samimiyetin yüz ifadesidir.<br>Leylaca bir çiçektir, arıların taşımaktan bıkmadığı polenler yığınıdır.<br>Hem nasıl kokar onu da bilmezsiniz, hem nerden bileceksiniz ki?<br>Güzel kokar kokmasına da, tarifi kusursuz bir imalat örneğidir, hiçbir kitapta yazmaz.<br>Geçiş iklimlerinin yamaçtan boşalan suyudur, coğrafyacılar yazar yazar durur.<br>Şimdi oturuyorsam ayın karşısında, ayaküstüne ayak bir biçimde, bu da leylaca yüzünden<br>Ellerim cebimdeyse ve yürüyorsam, koşuyorsam, susmuyorsam…<br>Saygısızlıkları, hayasızlıkları tüm kusurları örten edeptir leylaca<br>Yüzünden diye biten cümlelerin öznesidir leylaca.<br>Bir şiirin ilk hecesi, soluklanan bir canın nefesidir.<br>Siz bilir misiniz bayım? Evet evet siz oturan, yürüyen, konuşan siz.<br>Bilmezsiniz, hem nereden bileceksiniz ki?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/leylaca/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevginin Eşleniği</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/sevginin-eslenigi/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/sevginin-eslenigi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Agece]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Oct 2021 05:34:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10132</guid>

					<description><![CDATA[Sevginin eşleniğinden bahsetmek istiyorum. Yığınlar arası kombinasyonundenkliğinden, yürek çarpıntılarının gürleyen meltemler karşısında şahlanışından. Asimanındoğum sancılarının maviyle buluşan sabahlarında, birbirini arayan milyarlarca ruhun siyah,beyaz gecelerde karşılaşma olasılıklarının gerçekleşme ümidinden. Milyarlarca çığlığın, birbirini bulmak için avaz parçaladığı, debdebeli rüyalarıngerçekleşmesine yüklediğimiz asgari umutların, bir gün ete kemiğe bürünüp realiteyekavuştuğu anlarda hayretler içinde itaat edeceğimiz sevgi otoritesine az anlam [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Sevginin eşleniğinden bahsetmek istiyorum. Yığınlar arası kombinasyonun<br>denkliğinden, yürek çarpıntılarının gürleyen meltemler karşısında şahlanışından. Asimanın<br>doğum sancılarının maviyle buluşan sabahlarında, birbirini arayan milyarlarca ruhun siyah,<br>beyaz gecelerde karşılaşma olasılıklarının gerçekleşme ümidinden.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Milyarlarca çığlığın, birbirini bulmak için avaz parçaladığı, debdebeli rüyaların<br>gerçekleşmesine yüklediğimiz asgari umutların, bir gün ete kemiğe bürünüp realiteye<br>kavuştuğu anlarda hayretler içinde itaat edeceğimiz sevgi otoritesine az anlam ifade edişimiz<br>toplumsal yürek soykırımının en kanlı örneğidir. Renklerini kaybeden, toplumsal<br>dışlanmışlığın köhne sokaklarında avare dolaşan yığın dolusu ruhun, çarpışmasına sebebiyet<br>verecek etkenler kimi zaman aşkın yanıltıcı histerisine sebebiyet verirken, kimi zaman en<br>güzel çarpılmalara gebe kalabiliyor. &#8220;Sevginin Eşleniği&#8221; demiştim, insanın eksik parçası uğruna<br>çölleri aştığı, dağları deldiği, çıldırtan, viraneye çeviren o akıl almaz aynı olma, tek bedende<br>yek olmak uğruna verilen çabanın sonucu &#8220;Sevginin Eşleniği&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgi denen bu şey, şeylerin dünyasını devrim naraları atarak yırtan, kesici yürek<br>kıymığı, kırmızı şarkılar eşliğinde senfoniler düzenleyen kanatlı yalnızlıkların en samimi dostu<br>sevgi denen büyük olgu. Sonsuz derecede sevme hissinin bahşedildiği ruhların karşılaşma<br>ihtimali uğruna nefessiz kalan ruhların çığlığı, başka bir ruha nefes olurken, hudutların ihlal<br>edilmiş radikal manifestosu haline gelen en leylim suç işleme biçimini işleyen ruh mültecisi.<br>Peki, sevda yolunda ağyar olan iki yürek tek bedende yek olur mu? Dildar olup hep olur mu?<br>Olmaz demeyin! Olur, yeter ki ruhlar pazarında sırtlandığımız umut heybesini yüreklerden<br>indirmemek ve de yürek işçisi kimliğimizi sevda kokan topraklara serpiştirmeyene kadar bu<br>ağır yükün altında çürüyene kadar heybeyi sırtımızdan indirmemek…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/sevginin-eslenigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kahverengi Yalnızlıklar</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/kahverengi-yalnizliklar/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/kahverengi-yalnizliklar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Agece]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Aug 2021 11:21:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10010</guid>

					<description><![CDATA[Gecenin sazende gözleri altındaki bu yalnızlıkBuğulanan camlar ardında duran şu sisli perdelerDışarda duran şu kavak ağacıKulaklarımı tırmalayan kalabalık, şu siren uğultusuŞu tatlı gri telaşlarım, bitmek bilmeyen koşuşturmacalarımYığın dolusu şeyler silsilesi, bir sürüler, bir sürü…Ah ne yaman bir yaşama tutunma biçimiAh çileli, debdebeli yaşantım benimSaçlarımı dağıtan şu rüzgar, yüzümü ıslatan bu yağmurUzak evlerden gelen iğde kokusu, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Gecenin sazende gözleri altındaki bu yalnızlık<br>Buğulanan camlar ardında duran şu sisli perdeler<br>Dışarda duran şu kavak ağacı<br>Kulaklarımı tırmalayan kalabalık, şu siren uğultusu<br>Şu tatlı gri telaşlarım, bitmek bilmeyen koşuşturmacalarım<br>Yığın dolusu şeyler silsilesi, bir sürüler, bir sürü…<br>Ah ne yaman bir yaşama tutunma biçimi<br>Ah çileli, debdebeli yaşantım benim<br>Saçlarımı dağıtan şu rüzgar, yüzümü ıslatan bu yağmur<br>Uzak evlerden gelen iğde kokusu, osu, busu<br>Türlü yığınlar arasında kaybolan bir ben ordusu<br>Beton yığınlara çarparak dağılıyor meltemler<br>Saçılmış dört bir yana alevler<br>Ağaçlardan yeşili çalıyorlar, ne bir ses, ne de bir kova su<br>Kahverengi yalnızlıklarla baş başa kalıyor cümle ben ordusu<br>Gece artık siyah değil kahverengi, evler kahverengi, insanlar kahverengi, kediler, köpekler kuşlar bile<br>artık kahverengi…<br>Kahverengi yalnızlıklar ardında sıralanıyor tümceler, heceler, kimi zaman içimde geceler<br>Yarım kalmış türlü firakın elemidir<br>Düşlerin eksik kalan mavisinin, yeşilinin kederidir<br>Ukteler birikir kimi zaman bir hicran yarasında<br>Hangi ahın narasına? hangi devrin pervasında?<br>Koca mavi yığınlar sessiz<br>Tavşanlar, kaplumbağalar, ceylanlar türlü canlar olan bitenden habersiz<br>Ya siz, ya biz, kırmızı çalarken yeşili, kahverengi yalnızlıklara boğulmuşuz<br>Kocaman kahve kokularında yeşile özlem duyan bir ah dolusu<br>Ağaçlardan yeşili çalıyorlar, ne bir ses, ne de bir kova su.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/kahverengi-yalnizliklar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şubat Sanrısı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/subat-sanrisi/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/subat-sanrisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Agece]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2021 09:02:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9864</guid>

					<description><![CDATA[Sen kova burcunun, asi çocuğu!Zemherir umutların muğlak yolcusuYalnızlıkların eşiğinden sesleniyorum sanaKulak ver bana! Şubat’ın sancılı, bitmek bilmeyen yolculuğuEmine’nin düğümlenen dudaklarının acısındaSaatlerin tik tak raksının en soluksuz anındaKulak ver bana! Şubat’ın asi çocuğuSana koşuyorum mahmuzlanmış bir anımlaSeni arıyorum mor salkımların, mor dalındaBir meczubun vuslat hevesinin, durağan ürpertisindeSen kova burcunun asi çocuğu izbe caddelerin, uyuklayan bekçisiEllerinde ikindi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Sen kova burcunun, asi çocuğu!<br>Zemherir umutların muğlak yolcusu<br>Yalnızlıkların eşiğinden sesleniyorum sana<br>Kulak ver bana! Şubat’ın sancılı, bitmek bilmeyen yolculuğu<br>Emine’nin düğümlenen dudaklarının acısında<br>Saatlerin tik tak raksının en soluksuz anında<br>Kulak ver bana! Şubat’ın asi çocuğu<br>Sana koşuyorum mahmuzlanmış bir anımla<br>Seni arıyorum mor salkımların, mor dalında<br>Bir meczubun vuslat hevesinin, durağan ürpertisinde<br>Sen kova burcunun asi çocuğu izbe caddelerin, uyuklayan bekçisi<br>Ellerinde ikindi sonrası şebboyların hülyalı esintisi<br>Ölü dalgaların hışırtısı, poyrazların soluksuz anında<br>Üşüyen yosunların yeşil umudunda…<br>Bir güvertede sanma, her rıhtımda ararım seni<br>Her balığa sorar, her haliktan isterim seni<br>Şehlalı gözlerle, dirayet eder cümle ekrana<br>Yola serilir, bineklerden beklerim seni<br>Ne olursun tarihleri sıralayarak ezme bizi<br>Bizi biz yapan şimdidir ve ileri<br>Atilla Jozsef’in katili vagonlardan sorarım<br>Kara makinalar teslim alırken beni<br>Kırmızı tehditler sıralanır yine seni anarım<br>Düşlerim gömülür türlü hicrana<br>Son toprak dolu küreği<br>Yüreğimi deler de atarım<br>Ey Şubat’ın kara feleği<br>Neredesin şimdi?<br>Ruhumun deniz feneri.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/subat-sanrisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>RUH U VİRAN</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/ruh-u-viran/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/ruh-u-viran/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Agece]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Dec 2020 12:06:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9482</guid>

					<description><![CDATA[Bu sancı, bu ah, bu çile Şehirler, şehirler ağrılı leylim Yüreğim bent denizi Tutuklu bir mahkum gözlerim şimdi Kara zehir, yürek yangın, bu çöl, bu ova… Teşne yazlarımız, kışlarımız bulanık, kuşlarımız açtır bizim. Sevdalı boran, siyah, gri, çiseliyor her an Hoyrat sülüetler bezgin dehliz ağızlarında tünemiş Harçlıdır mevziler, namlularımız ıslaktır bizim. Şehirler, şehirler ağrılı leylim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bu sancı, bu ah, bu çile</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şehirler, şehirler ağrılı leylim</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüreğim bent denizi</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tutuklu bir mahkum gözlerim şimdi</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara zehir, yürek yangın, bu çöl, bu ova…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Teşne yazlarımız, kışlarımız bulanık, kuşlarımız açtır bizim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevdalı boran, siyah, gri, çiseliyor her an</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hoyrat sülüetler bezgin dehliz ağızlarında tünemiş</p>



<p class="wp-block-paragraph">Harçlıdır mevziler, namlularımız ıslaktır bizim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şehirler, şehirler ağrılı leylim</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir hülyadır şimdi gözlerin, bir düş ölüsü</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koca ülkem yalın ayak, tozlarımız süpürülmüş</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zift mavisi şimdi karartılar, kavuşmalar hep ertelenmiş</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dalgın ve bezgin tüm kelimelerim, ayaküstü konuşmalarımız, binek satırlarımız vardır bizim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ruh, bu intizar, bu ağlamaklı şey</p>



<p class="wp-block-paragraph">Erimiyor sevda yükü, namlular ıslak, yürekler harap</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dayan yürek sızım, hangi sancı meşrulaştırır acımızı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hangi tabip? Hangi hap? Hangi sevap?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bir ses, intizar, ahlar yığını</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hezeyanların kulak yırtan sesi</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarumar&nbsp; bir sokak ortası</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yetimlerin ürkek bakışı altında</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gölgelerin siper ettiği kovuklar yığınında bir ses</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zalimce haykırışlar, telaşlı şimdi yürekler</p>



<p class="wp-block-paragraph">Feryatlıdır matemler, pınarlar hep tuzlu</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevdalar gezek olmuştur teşne güz vakitlerinde</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüreğim aman! Dayan ha!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sızım sızım sızlıyor sancılı yüreğim</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gebedir şimdi kışlar bir bahara</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aman yüreğim hangi ayaza? Hangi bahara?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Herdemdir sancın, bêkes’tir intizarım</p>



<p class="wp-block-paragraph">Leylim sen çekilen su, ben kahır kuyusu</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şehirler, şehirler ağrılı leylim</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi bir ah dolusu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/ruh-u-viran/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pastoral Yalnızlıklar</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/pastoral-yalnizliklar/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/pastoral-yalnizliklar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Agece]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2020 08:29:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9251</guid>

					<description><![CDATA[Cırcır böceği, hangi taraftan zifirileri deliyor sesin? Hangi mırıltıları susturuyorsun da kulağıma ninni söylüyorsun hadi uyu dercesine; söyle bana neredesin? Göremiyorum seni, gelsene usulca sokul yamacıma sarayım seni bitkin kollarımla. Ateş kırmızısı kanatlarını öperim belki ıslak dudaklarımla… Yalnızlığımın dostu, ruhumun soluğu neredesin? Sesini yakınlardan duyuyorum, hissediyorum ama göremiyorum, hain karanlık, çirkin zifiriler buna engel biliyorsun. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Cırcır böceği, hangi taraftan zifirileri deliyor sesin? Hangi mırıltıları susturuyorsun da kulağıma ninni söylüyorsun hadi uyu dercesine; söyle bana neredesin? Göremiyorum seni, gelsene usulca sokul yamacıma sarayım seni bitkin kollarımla. Ateş kırmızısı kanatlarını öperim belki ıslak dudaklarımla… Yalnızlığımın dostu, ruhumun soluğu neredesin? Sesini yakınlardan duyuyorum, hissediyorum ama göremiyorum, hain karanlık, çirkin zifiriler buna engel biliyorsun. Pineklemiş yıldızların uğultusu sarmış dört bir yanı, bir kedi çarpık bacaklarıyla gecenin kara defterini dürüyor adımlarıyla, paytak paytak, biraz koşar adım…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cırcır böceğim neredesin? Duyuyorum seni, saklanmışsın biliyorum. Gelsen ya sesine âşık bir ben varım, evet âşık bir ben. Ben ki sesini duymak için yıldızları uyutan, ninnilerle, ezgilerle… Eğilip kulaklarına Ahmet Erhan’dan küçük mısraları nakış nakış işleyen. Durgun bir gece, Muş ovası bağdaş kurmuş oturuyor karşımda, tüten bir Kurtik var yanı başında, Murat nehri can alıyor yine, o da karşımda hain, bir bakış atıyorum, kıyılarına çarparak deliyor bir annenin daye daye diyen genzini, yetim kalmış bir çocuğun bağrını, dedim ya Murat yine can alıyor. Dedim ya durgun bir gece muş gibi, Murat ta durgun huzurlu ve dingin. Pencerelerden dalıyor minik kan emiciler istila edercesine bir bebeğe acımadan, bir yaz gecesi düşlerin katilleri oluveriyorlar, ondandır cırcır böceklerine sevdam hem kulakları okşar derecede bir sesleri yoktu vız vız vız işkence gibi, kan gibi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cırcır böceğim neredesin? Duyuyorum, hissediyorum neredesin? Artık geç oldu bak Ay bile yorganına bürünmüş, muş ışıklarını kapatalı çok oldu ama sen yoksun. Hiç kimse bastıramıyor sesini kötü kuş baykuş bile sesine aşina bir kulak seni bekliyor, duymaya, hissetmeye, dokunmaya, neredesin? Murat’tan geliyor sesler, duyuyorum tanıdık bir ses, balıkların sesi değil hayır hayır onların değil, seslerin sahipleri kurbağalar bir sürü bir sürü avazları yırtılmaya müsait bir şekilde bağırıyorlar, gecenin uykusunu bölebilecek derecede tesirli bir bağırış, susun! Uyanabilirler Ay’ın çocukları, kesin sesinizi! Cırcır böceğimi duyamıyorum. Ben bu saatlerde âşık oldum, bu saatlerde gece ile dedikodu yaptım, siz yoktunuz yamacımda, kulağımda, susun… Dedim ya oturuyorum öylece, sessiz sakin, uzakları özlüyorum alıp düşlerimi yamacıma, cırcır böcekleri ile beraber uzakları düşlüyoruz gelmeyecekleri yâd ederek her gece ki tantana işte. Ah geceler en sevdiğim an; doyduğum, doğduğum, döndüğüm… Ağaçlar güzlerin müzdaripliğinden şikâyetçi, ben kurbağalardan, Murat Fırat’ a kavuşamamaktan, herkes şikâyetçi bir şeylerden, susuyoruz öylece, görüyorsun işte cırcır böceğim, dostum, sırdaşım, yoldaşım görüyorsun hadi gel artık sana anlatacaklarım var. Oturup demlenmemiz, küçük bir ateş yakmamız lazım; küçük ama Ay’ın parlaklığına gölge düşürmeden, evet kıvılcımlar çıkaran bir ateş, belki de tütünümden de sarmana izin verebilirim, dedim ya dertleşebiliriz. Biz vardık gecenin dinginliğini bozan, yeşermiş yeşillikler ardından kalabalık yaratan, biz vardık evet cırcır böceğim biz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özlüyorsun biliyorum güzlerde parıldamaktan, sesini kısarak konuşmandan biliyorum. Şimdi hülyaların serzenişi altında soluklanıyorum, soluklanıyoruz (dostumla) uzakları düşlemenin acizliği altında gecelere yük bindire bindire karanlıkları korkuturcasına soluklarımız, ciğerlerimizi yırtabilir soluklanmalıyız. Muş uykuda, Murat uykuda, kurbağalar, yıldızlar uykuda. Ben ayakta, sırdaşım kayıp. Neredesin patikalarda seke seke gezdiğim, neredesin arayıp da bulamadığım biliyorum sende beni hissediyorsun, biliyorum özlüyorsun da evet acı acı ötüşünden biliyorum. Sesine kulak, gözüne yaş olabilirim, dedim ya kanatlarına ıslak izler bırakabilirim. Ama sen yoksun bak ötmüyorsun da hangi meltemlere takıldı kanadın söyle bana, kulaklarım ne yapar sensiz, beni böyle yıkılmış, beni böyle elim gecelere mahkûm edemezsin, sözler vermiştik her gece uzaktakini yâd etmek için, ateşler yakmak küçük fincanlarda demlenmek için. Sıcak gibi, acı gibi, sen gibi şimdi tüm yalnızlıklarım, uzuvlarımdan koşar adım dökülüyor sensizliğim, baş edemiyorum, yorgun kollarımla sarıp sarmalanmıyor onca yük, bedenim aciz, ruhum nefesiz, neredesin ruhum? Neredesin cırcır böceğim? Bak ansızın daraldı yine göğsüm, hadi gelsene genişlet kan pompalayanımı, genişlet ufkumu, aydınlık sabahım olsana! Gelmiyorsun ve ben Aragon’da arıyorum seni, dilini bilmediğim Elsa’da âşık oluyorum sana, ben sensiz yabanileşiyorum anlasana. Evriliyorum yığınlar arasında, kurtulmak, sıyrılmak, haykırmak için geceye teslim ediyorum tüm bedenimi, gölge bıraktırmadan karanlığa sürükleniyor ruhum, bir sürükleniş ki haykırışlarımda da sesini hissedebiliyorum, cırcır böceğim kalabalıklarda bile. Ben karanlıkların oğluyum, ben güneş tarafından hırpalanmış bir geceyim cırcır böceğim, neredesin? Ve sen yoksun, ben yalnızlıklar şehrinde viran olmaya mahkûm, ben gecelerde acı çekmeye sürgün, ben bağdaş kurup düşünmekten aciz… Gelmiyorsun da, kim bilir neredesin, kim bilir?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/pastoral-yalnizliklar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>33 Numara Ayaklı Sevinçler</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/33-numara-ayakli-sevincler/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/33-numara-ayakli-sevincler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Agece]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2020 11:23:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9108</guid>

					<description><![CDATA[İkindi güneşi palazlanmıştı apartman boşluğuma, sıvası dökülmüş bir balkonun içinde tek ayağı kırık bir sandalyeye enlemesine oturmuş, validenin bayatlamış çayının vermiş olduğu mayhoşluk hasebiyle bunalıyordum. 33 numaralı, kırmızı renginde kurdeleli terlikleriyle balkondan sarkıp, 3. kattan sokakta oyun oynayan akranlarına bakıp ağlayan bir ufaklığın gözyaşlarına şahit oldum. Nane kokuları tütüyordu küçük mavi pencerelerden, elinde tütünü ile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İkindi güneşi palazlanmıştı apartman boşluğuma, sıvası dökülmüş bir balkonun içinde tek ayağı kırık bir sandalyeye enlemesine oturmuş, validenin bayatlamış çayının vermiş olduğu mayhoşluk hasebiyle bunalıyordum. 33 numaralı, kırmızı renginde kurdeleli terlikleriyle balkondan sarkıp, 3. kattan sokakta oyun oynayan akranlarına bakıp ağlayan bir ufaklığın gözyaşlarına şahit oldum. Nane kokuları tütüyordu küçük mavi pencerelerden, elinde tütünü ile çocukluğuna özlem duyan ben, pervazların tek kişilik yalnızlığında…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben de oynamak istiyordum, etrafta koşuşturan bir çok neşenin içinde bulunmayı ben de istiyordum ama gözyaşlarında tutulup kaldım, acı çağırırken beni tebessüm eden yüzlerin beni alaya alması, kendimi 3. katta gözyaşı döken gözlerin içinde bulmama neden oldu. Kahverengi betonlar dizdim erişmek için yalnızlığına, küçük mavi pencereleri olan. Ayı sığdırabilecek, güneşi taşırabilecek boyutlarda olan kahverengi betonlar ki çivilerin raks sahnesi onlar. Balkon demirlerini sinirlendiriyor ayağında 33 numaralı terlikleri ile ufaklık, gözyaşlarının dudaklar ile buluştuğu bir anda… “İkinci bir emre kadar dışarı çıkmayın!” sesi, küçük ağızları bastırıyor, küstürüyor, dağıtıyor, neşeler silikleşiyor, yitiriyor boylu boyunca sokaklar içinde hapsettiği kahkahaları. İhlal edilen emirlerin sokaklarda meşru oyunlarını oynayan çocukların ürkek kovalamacalarını izliyor, yaşlı Mehmet Amca sararmış ellerle tutuğu bastonuyla…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çığlıklar kuşların cıvıltısına emanet ediyor yerini ikinci bir emre kadar. Apartman boşluklarında kıvranıyor son ikindi güneşi, gölgeler çekilmeye, cıvıltılar sessizleşmeye yüz tuttuğu bir vakitte. Güneş yansımasını minik bir serçenin gözbebeğinde hapsediyor, milyonuncu kez doğmanın sancısıyla. seher yıldızı güneşi uğurluyor, ayı siyahlarla buluşturmak için; minik çocuklarını serpiştiriyor ay, sonsuz uzanan asimanın boylu boyunca uzanan kızıllığında. Tenini okşuyor meltemler, saçları dağınık bir biçimde hastaneden yeni gelme Leyla hemşirenin, yorgun biraz, biraz da ürkek. Gölgesini uğurluyor daldığı anda kahverengi betonlara. Küçük mavilerde soluklanıyor gün boyu soluksuz kaldığı maskenin içinde kargocu Fırat, kahverengi betonlar sabahlarla beraber nefes alırdı gecenin onca yorgunluğundan kurtulmak için, betonlarda kendisini zifirilere teslim ediyor, betonlar da yorgun, betonlar da…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayat buluyor zifiriler, uluyan köpeklerin raks edişleriyle, sokak lambasının altında uçuşan bir kelebeğin kanadında. Minarelerden yükselen son ses, sokak haylazlarının yatma vaktinin işareti, cübbesini asıyor imam caminin ışıklarını kapatırken, oda kendisini zifirilere bırakıyor gecenin bir vaktinde. Yeni betonlar dikiliyor, kiminin yalnızlığına eş, kiminin gecelerini delip aya ulaşmak için. Ağaçların uzayan saçları toprağın kararmış ellerini yalıyor meltemlerin coştuğu bir vakitte. Küçük mavilerden atılan izmaritlerin kirlettiği sokaklar şimdi huzurun gece uykusunu yaşarken; işinden dönen bir emektarın korna sesiyle irkiliyor. Kahverengi betonlara atıyor kendini, güneşle beraber doğmak için. Şimdi sükûnetin yalnızlığında süren en leylim anlar, bahar esintilerinin görkemli kılavuzluğunda savrulan düşlerinin coşkusunun başladığı zaman, kimisi beyaz, kimisi gri bu düşlerin. Siyahın en zift hali silikleştiriyor lastik izlerini, gece tüm ihtişamıyla gölge bıraktırıyor kahverengi betonlara. Beyaz tül perdeler ardından uykunun sersem halini bastırıyor küçük maviler; sokakların düşlerine dalmamak için. Kapı eşiklerinde erguvan, fuşyalarla bezenmiş birçok 33 numaralı sevinçler çifter çifter gecenin sessizliğinde bekleyişleri, maviler ardından doğması için sabahın bekçisini. Ay asimana serpiştirdiği minik çocuklarını birer birer çekip alıyor gecenin sessizliğinden. Gitme vakti, emanetlerin teslim edilmesi bir sonraki aydınlığa; milyonuncu kez sancıların sessizliğinde var olmak için.</p>



<p class="wp-block-paragraph">33 numaralı sevinçlerin, sokaklarda terli izlerine gölge bırakmak adına gitme vakti…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/33-numara-ayakli-sevincler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hazzın Kelepçeli Hüzünleri</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/hazzin-kelepceli-huzunleri/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/hazzin-kelepceli-huzunleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Agece]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2020 08:45:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=8983</guid>

					<description><![CDATA[İki bin yirmi Mayıs ayındayım Bir yirmi bilinmeyenli denklem içinde çözülmeye mahkum bırakılmış bir sualim, yanıtlanması hoş görülmeyen zor bir soru, belki de bir (sorun) aykırıyım bu zamana, bu ana, tam da şimdiye, saatlere küskünüm, duvarda arkamı döndüğümde bana bakıp arkamdan gülenlere özellikle. Tik tak sesleri en nefretim. Çılgınıyım bakir düşlerin, kirli kalan düşüncelerden geldim, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İki bin yirmi Mayıs ayındayım</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yirmi bilinmeyenli denklem içinde çözülmeye mahkum bırakılmış bir sualim, yanıtlanması hoş görülmeyen zor bir soru, belki de bir (sorun) aykırıyım bu zamana, bu ana, tam da şimdiye, saatlere küskünüm, duvarda arkamı döndüğümde bana bakıp arkamdan gülenlere özellikle. Tik tak sesleri en nefretim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çılgınıyım bakir düşlerin, kirli kalan düşüncelerden geldim, temizlenmesi zor bir vakitte bırakıp geldim tüm kirli kalmışları.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çarşamba günü günlerden, masamın başında sıralanıyor dizelerim, saman kağıdı defterime bunları yazarken yalpalamıyorum, sözcüklerin taşmasından ziyade yok şikayetim, kalemim isyanda boyuna siyah boncuklar ıslatıyor ellerimi, bana bir kalem alsana diye haykırıyorum, kime mi? Beni yazmaya iten bana. Yine kendime kızıyorum kendi kendimle konuşmak deliliktir söylemini yıllar önce aykırı bulmuştum,&nbsp; çünkü her şeyi kendime borçluydum, bendim beni en çok seven, bendim baktığım aynalardaki güzel, benim sesimdi duyulunca kulakları okşayan. Bencil miyim? Belki biraz, bu çirkin dünyada bencil olmak çirkin bir şeyse güzel olanı kazanmaya vaktim olmamıştır, hem duvarda bana gülenlere asiydim varsa bundandır bencilliğim, bir vakte esir düşüremezdi hiç kimse, zaman beni kovalayamazdı, gölgem haricinde herkese kızgın, herkese diş bilenmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şubatlardan geldim biraz zemheri, biraz yalın ayak kalmış gecelerin ürpertisi var üzerimde hayır üşümüyorum, yüreği soğuk bir şubat beni üşütmüyordu. Şubatlardakiler kötü, şubatta doğanlar, şubatta ölenler, nefes alanlar… Hem herkes kötüyse bu iyiler de kimdi? Herkes iyiyse kötüler de kimdi? Ama ben bencildim, hep öyle derdi, papatyaları seven kız. Sen diye başlardı sözlerine gözlerime bakarak, başlardı sayıp sövmeye, bedduaların öznesiydim, ellerimiz haykırışta bulunmak için açılırdı semaya ben dua, o beddua ederdi. Adını hatırlamıyorum ama yüzü zihnimde, kovamıyorum, çıkaramıyorum hoş geldin dediğim kapıdan, bir kadrolu çalışan gibi sürekli çalışıyor tek işi kalbimi kırmak, mesailere kalıp rüyamda da kalbimi parçaladığı anların şahididir düşlerim, ah kalbim sensin tüm bencilliğimizin sebebi, sensin hadi aşıp çok seven ve yine sensin bencil yaftasını bize layık gören. Nasıl mı kalbim? Nasıl mı? Papatyaları seven kıza methiyeler dizerek yaptın, leyli’de ranzanın altına sıkıştırdığın gözyaşlarıyla yaptın, &nbsp;gecelerin sahibi olan baykuşların uykusunu bölerek yaptın. Evet kalbim sen yaptın, sen…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama bencildim, çok seviyordum, aykırıydım sevgilere, yaşatmak için son nefesi verene, dudakları ıslatan öpüşlerin anasıydım, ellerin sıcak buluşmasının hazırlıklarını yapan yine bendim. Hem kaç kez benden ona şiir okumamı istemişti? Küçük şairim derdi bana, hiç şiir okumamış yaştayken.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ocaklardan geldim, bir annenin hazırladığı akşam aşından tattım da geldim, bir babanın gözyaşlarına şahit oldum da geldim. Ama bana sen bencilsin derdi, içimde o vardı,&nbsp; içimdeki onu sevmem bencilik olurdu, ben onu severdim o ise kendimi sevdiğimi düşünürdü ve ben bencil olurdum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duvarda asılı duranlarla sıkı bir dosttu sanırım, ben yapamıyorum derdi, seninle bir gelecek düşlemek, düşlenilmesi imkansız bir gelecek derdi. Vakitleri ben taraflı kötü biliyordu, zamanı benle düşlemeyi iğrenç, saatleri işkence, sonra dakikaları… evet onlarla sıkı bir dostu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kasımlardan gelmişti ve oldum olası kasımları sevmem, eylüller dururken, ekimin okşanmaya hasret yelleri dururken, niye kasım? Güzlerin pembeliğinde aşık olmuştum, son nefesini vermeye hazır bir yaz bitkisine, hangi iğdenin dalını kırmamıştım ki?&nbsp; O vakitler ki sevilip kırılmayan bir şey söyleyin bana? Şeylerin dünyasından taşar da şeyler, siz yine şey dersiniz…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vakit yatsı sonrası, saat kaç bilmiyorum önümde duran sarı, leylim yazılı postere bakıyorum, kim bilir benim hakkımda ne düşünüyor? Posteri&nbsp; yırttığım için bana karşı ne hissediyor? Geceleri olduğu yerden aşağı düşmesi intihar etmesi ile alakalı mıydı? Ve benim her sabah onu yeniden olduğu yere asmam, hangimiz bir duvara asılmadık ki? Kimimiz bir çocukluk vaktinde, kimimiz en deli çağında, kimimiz öldüğünde…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geceleri zihnimin taşması, sürdürememesi anıların sırt ağrısını, taşıyamaması gel git’lerin en zor anını.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geceler ki karanlık odamın daralması, korkumun fotoğrafçısı, yalnızlığımın tek görgü tanığı. En çok uzun Aralık gecelerinde sevdim ben, aralıklardan gelmeyim, soğukları ocaklara taşıyan, soğukları bexwedi bir hanenin bacasından tezek dumanı çıkartmaya vesile olan.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama ben bencildim, ben zamana direnen, vakitlerin bağını kesen doğumlara engel olan katil bir ebe, ben, bin dokuz yüz doksan yedide doğan, annemin yağmurlu, çamurların arasında hatırladığı tek an, annemin on beşinde bilmesi beni küçük sabilerin utangaçlığını üstümde gören, titremesi, gözünden akan damlalar ki şahidi…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jane Maryam dinleyerek sıralıyorum bir bir bir</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci bir satıra geçiyorum iki iki iki</p>



<p class="wp-block-paragraph">Satırlar arası mesafe ne kadar uzakmış, o uçurumdan hep korkmuşumdur, bentleri aşarak yuvarlanırdım boşluklardan. Kelimeleri doldurarak atlamayı denedim boşluklardan kurtulmak için.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uykunun baş döndürücü bir evresindeyim. Ellerim kelepçeli bir biçimde düşlerimde şeytanlarla buluşturulmak için sürüklenerek yüz üstü uzaklaştırılıyorum saman kağıdı yapraklarımdan.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beni unutmayın bin dokuz yüzlerden gelmeyim, ayları sırtında taşıyan, bir babanın hıçkırıklarında beliren de benim. Beni unutmayın, ben bencil değilim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/hazzin-kelepceli-huzunleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tanımsızlık</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/tanimsizlik/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/tanimsizlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Agece]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2020 10:33:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=8913</guid>

					<description><![CDATA[Bir isme tanımsız, bir sözcüğe, bir kişiye&#8230;Anlamını bilmediğim yada&#160;bulunmayanBelki de aranılmaya müsait,bir çaresizlik tanımsızlık.Düşüncelerin gelgefi içinde sürükleniyor benliğim, gözlerim kapalı hırpalanıyor bedenim.Bir yorgunluk çöktü isim bulamayışıma, tanımsızlığıma belkide hiçliğime..Kelimelerin dehlizlerinde, kaybolmuşum. Aranılmaya müsait, görülmeye değer belkide duyulmaya hasret. Tanım dışı bir hayal, bir siluet, bir hengameler yığını. Sonrasında evet, sonrasında yitip giden çaresiz bakışlar altında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bir isme tanımsız, bir sözcüğe, bir kişiye&#8230;<br>Anlamını bilmediğim yada&nbsp;bulunmayan<br>Belki de aranılmaya müsait,bir çaresizlik tanımsızlık.<br>Düşüncelerin gelgefi içinde sürükleniyor benliğim, gözlerim kapalı hırpalanıyor bedenim.<br>Bir yorgunluk çöktü isim bulamayışıma, tanımsızlığıma belkide hiçliğime..<br>Kelimelerin dehlizlerinde, kaybolmuşum. Aranılmaya müsait, görülmeye değer belkide duyulmaya hasret.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tanım dışı bir hayal, bir siluet, bir hengameler yığını. Sonrasında evet, sonrasında yitip giden çaresiz bakışlar altında ezilen, hor görülen hakir bir ben. Bir ben ki her şeye kayıtsız ve tanımsız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir ben ki zamana şartlı bir teslimiyetle aiddiyet bağlarıyla geçmişe hasret kalan. Hülyaların nadide uykuları arasında&nbsp; sersemleşmiş çilekeş bahtında. Solgun benzi, yürek dağlayan feryadı bir ben. Kirpikler ıslanmaya meyilli, ben ıslatmamaya inat, sersenişler ne fayda, dökülüyor gözümden inciler, kanımca birer inci yığını, herkesçe tanımsız.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lüzumsuz tasalar, hıçkırıklara boğuyor beni,sesimi duyabilirler susmalıyım, hıçkırıklar boğuyor genzimi durmalıyım, kirpiklerim sırılsıklam, dinmeliyim. Burnumu çekerken buluyorum kendimi, hırpalanmış bir gözlerim, kirpiklerimi hiç sorma, ya kaynağından olan pınarım. Evet lüzumsuz tasalar demiştim, lüzumsunuz belkide, evet belkide beni tekrara düşüren sizsiniz şimdi olduğu gibi, beni hep aynı kalıplaşmış tasniflere sıgdiranlar,beli belirsiz elem denizlerinde beni boğmaya çalışanlar evet lüzumsunuz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dalıyor yine gözlerim, uçsuz bucaksız, beyaz bir buluta gözlerim yeni belini doğrultmus, kendine gelmiş düşlere talip, olmayacaklara aminli ağızlarla hep bir yakarış, düşlenmemesi gerekeni düşlüyor ve utanmadan süslüyor. Tanımadan kendini, kendine tanımsız, duymadan kendini, herkese kulak; olmayanı kendini, oldurtanı tüm bir şeye. Evet farkındayım, iyi değilim, bir şey var adını koyamadığım beni sarıp sarmalayan ama bedenimi degil, hayır hayır onu değil ruhumu, beni, hatta düşlerimi, hayallerimin belini kavrayacak derecede bir sarmalayış, beni ben olmaktan çıkaran tanımsızlığıma tanımsız adlandırmasını yapan bir şey. Adı olmalı o şeyin, bir adı!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet bu isim bulamama cefası beni harap ediyor, çoraklaşmış hüzün çöllerinde hep kendimi ararım, bazen bir gözyasinda, bazen tebessüm eden bir gözde mutluluk kavramı uzak, mutluluk kavramı yok lugatta, öyle bir kavram yok, lugatımın tenha sayfalarında.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olmalıyım, olmam gerekeni kurtarmalıyım, cefadan yol katetmeliyim sefaya. İsim bulmalıyım, o şeye tanımsızı sığdırmalıyım düşlerime belki de lugatimin tenha sayfalarında mutluluk kelimesini istiflemeliyim, belki son olarak bir inci sevdalısı akıp giden tüm zamana Hodgamlıgın ruh üfürülmüş bedeninde bir tanımsızlık bendeki söküp atılmayan.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet kendime tanımsız, hayata ve tüm düşlere.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/tanimsizlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
