<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Emin Aslan &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<atom:link href="https://zamansizdergi.com/author/mehmeteminaslan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<description>Herkes İçin Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Dec 2022 18:05:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/03/cropped-zamansiz_editor_100x100-1-32x32.jpg</url>
	<title>Mehmet Emin Aslan &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Lâl ve Gece</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/lal-ve-gece/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/lal-ve-gece/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Emin Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Dec 2022 18:05:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10961</guid>

					<description><![CDATA[Kentin kalabalığından uzak, sarmaşıklar ile bezenmiş, loş ışıklı bir köşe başı kahvehanesidir burası. İşlektir, uğraktır kendini bulanlara, belki de kaybedenlere. “Hüzünle gelen geceyle gider.” diyordu biri. Bir adam gelirdi buraya. Kandillerini yakıp gelirdi, dönüş yolundaki bu mistik kahvehaneye. Üstünde bir şeylerin yorgunluğu. Kirli sakalı ve dağınık saçlarıyla gelirdi tıpkı yüreği gibi. Sanki tufan kopmuş, kopmuşta [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kentin kalabalığından uzak, sarmaşıklar ile bezenmiş, loş ışıklı bir köşe başı kahvehanesidir burası. İşlektir, uğraktır kendini bulanlara, belki de kaybedenlere.</p><p>“Hüzünle gelen geceyle gider.” diyordu biri.</p><p>Bir adam gelirdi buraya. Kandillerini yakıp gelirdi, dönüş yolundaki bu mistik kahvehaneye. Üstünde bir şeylerin yorgunluğu. Kirli sakalı ve dağınık saçlarıyla gelirdi tıpkı yüreği gibi. Sanki tufan kopmuş, kopmuşta bir daha toparlayamamış. Masasında gümüş tabakası, sardığı sigarasıyla hep gece gelir kurulur bir köşe başına. Bir başına yudumlar çayını. Kimseyle konuşmadan, ilişmeden hiç kimseye. Bir sigara yakar, gözleri parlar, dalar uzaklara.</p><p>Bir insanın uzağı nedir, nasıl varılır o uzaklıklara? Bir sigaradan diğerini tutuşturur, masanın lâllığına söndürür. Zamanın hoyratlığına. Susar, anılarıyla muhabbet eder içinden sanki. Sudan çıkmış balık gibi gelirdi. Çakır keyf bazen, bazen başı dumanlı.</p><p>Kimdi? Kimliğinde acılarına dair ne yazıyordu? Oturup sorsam kızar mıydı? Yahut kalkar gider miydi masadan?</p><p>Ben de sustum, bir sigara yaktım onun gibi. Zaman yanıyordu. Gece yanıyordu suskunluğuyla. Gece sanki onunla geliyordu. O gelince gece çöküyordu omuzlarımıza. Şarkılar bile susuyordu o sustukça.</p><p>Her gece daha bir dağınık geldi. Ve her gece biraz daha erken&#8230;</p><p>Bir keresinde dışarıda bir yağmur yağıyordu. Yağmuru seviyordu zannımca. Zaten bu topraklarda yağmuru en çok çiftçiler ve suskunlar sever. Dayadı alnını cama. Sanki yağmur damlalarını sayıyordu. Bir sigara yaktı, derin bir nefes çekti. Bir an göz göze geldik, kaçırdı gözlerini, kıstı nefesini. Bir çay işaret etti garsona. Bir kâğıt bir kalem istedi. Garson hızla getirdi kâğıt ve kalemi sonra da çayını. Yine sustu, suskunluğunu çizdi kâğıda. Yağmur damlalarının camekândaki izlerini çizmişti. O kalktıktan sonra gördüm. Aldım sakladım o kâğıdı. Her gün bir kâğıt biriktirdim. Farklı farklı bir tomar kâğıt&#8230;</p><p>Sonra günlerden bir gün bir kadınla geldi.</p><p>Belli ki buralı değildi ve hiç buralı olmak istemiyordu. Küçümser bakışlar ile süzdü etrafı. Her zamanki masaya kuruldular. İki çay söyledi bu sefer kâğıt istemedi. Kadının somurtuk yüzü çayı soğuttu, zamanı soğuttu konuştukça. Hariçten bir şeyler anlatıyordu. Adam sustu, sustu duvarlar gibi. Çayın bitimine yakın adam konuşmaya başladı. Kadının onu dinlediğinden emin olmamakla beraber. Konuştu konuştu sonra sustu. Masadan vedalaşmadan kalkıp çıktı.</p><p>Kimdi bu kadın? Bu suskunluğa o mu hapsetmişti adamcağızı.</p><p>Arkasından öylece baka kaldı. Garson masayı toparlamaya gitti. Adam kadının bardağını aldırtmadı masadan. Bir çay söyledi, tabakasından bir sigara yaktı. Belki de yüreğini&#8230; Çayı içmeden öylece durdu. Bu sefer masasını toplamak için ben gittim. Belki konuşuruz düşüncesiyle küllüğünü değiştirdim. Boşunu aldım ve içmediği çayı yerine sıcak bir çay getirdim. Göz göze geldik fakat konuşmadı. Konuşmak için hiçbir söz sarf etmedi. Gözleriyle bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Bir kâğıt bir kalem getirme vakti gelmişti. Masaya kâğıtla kalemi bıraktım. Teşekkür etti. Saatine baktı önce. Sonra tabakasını açtı. Fakat tütünü kalmamıştı. Sigara paketini bıraktım masaya ve yerime geçtim. Geçtim ki döksün yüreğindekileri. Bozsun suskunluğunu kâğıtla, kalemle. Sonra gün bitti. Ayık olduğundan emindim fakat sekiz çize çize yürüdü. Arkasından bakındım. Ayakları gitmek istemiyordu. Sanki ağırlığı katlarca artmıştı. Arkasından izledim sadece. Sonra masasına döndüm kâğıt bomboştu. Elleri bir iki gitmişti. Ama dökememişti içini.</p><p>Devrisi gün görmedim onu. Bir devri gün daha&#8230; Beş gün sonra yağmurlu ıslak bir akşamüstü, parkası elinde, üstünde ince bir ceketle sırılsıklam girdi içeri. Özlemiş gibi bakıyordu. Suskunluğunu belki de burada bırakmıştı. Hafif bir tebessümle ve başını sallayarak selam verdi. Her zamanki yerine geçti. Ama kimdi? Beynimde merak uyandıran bu gizemin sebebi neydi? Çayını istemeden garson çayı masaya götürdü ve küllüğünü bıraktı. O gün tıraş olmuştu. Başındaki ıslaklık yüzüne akıyordu. İçini ısıtmak için bir çay daha söyledi. Etrafındaki onca gürültü, onca kahkaha arasında hüznü daha bir baskın geliyordu.</p><p>Bu sığlığın içinde hangi duygu can bulabilir? Yarım saat sonra aynı kadın elinde bir şeylerle geldi. Sanki oturmamak için tüm yolları deniyordu. Oturdu adamın karşısında. Adamın içine bir öküz oturdu sanki. Elindekileri masaya bıraktı. Adama doğru iteledi. Adam hareketsizce durdu Bir kadına baktı bir masadakilere. Fırtına öncesi sessizliği gibiydi ortalık. Bir şeyler demesini bekledi kadın. Adam daha bir sustu. Oysa konuşulacak ne çok şeyi vardı. Dışarıda gök ağlıyordu, onun ise içi&#8230; Sağanak bastırdı iyice. Bir kâğıt istedi adam, sadece bir kâğıt. Kâğıttan bir gemi yaptı. Masaya bıraktı. Eşyaları alıp kapının yolunu tuttu. Gemi masada kaldı. Bir daha hiçbir yerde rastlaşmadık.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/lal-ve-gece/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Badem Ağacı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/badem-agaci/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/badem-agaci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Emin Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2022 15:05:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10943</guid>

					<description><![CDATA[Bu gözler neler gördü neler. “Di” li geçmiş zamanın birinde. Üç doğrunun bir yanlışı götürdüğünü gördüm. Gecenin yarasını gün kapatıyordu tan sessizliğinde. Toprağın yangınını gördüm. Bir şeylerin geç kaynadığını. Fokurdadığını suyun ve doğurduğunu gördüm bollukla, sabırla toprağın. Meyve verir elbet her insanın düşündeki toprak ve o topraktaki yeşil ağaç. Sadıktır, cömertlikte üstüne yoktur. Bir ekersin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu gözler neler gördü neler.</p><p>“Di” li geçmiş zamanın birinde.</p><p>Üç doğrunun bir yanlışı götürdüğünü gördüm.</p><p>Gecenin yarasını gün kapatıyordu tan sessizliğinde.</p><p>Toprağın yangınını gördüm. Bir şeylerin geç kaynadığını. Fokurdadığını suyun ve doğurduğunu gördüm bollukla, sabırla toprağın. Meyve verir elbet her insanın düşündeki toprak ve o topraktaki yeşil ağaç.</p><p>Sadıktır, cömertlikte üstüne yoktur.</p><p>Bir ekersin bin bir verir.</p><p>Bir devler masalında en büyük kahramanımdır annem.</p><p>Okuma yazma bilmez. Onun için kitaplar ikiye ayrılır. İnce ve kalın. Kalın kitaplar hep korkutur onu. Hele birde içinde resim yoksa. Ne zaman eve bir kalın kitap gelse bir müddet sonra şeytan alıp götürür bir yerlere satıp geri getirmez. Yasını tutarız günlerce kayıp kitaplarımızın.</p><p>&nbsp;Bahçedeki çapa sesleriyle uyandım.</p><p>Toprağı derin kazıdı. Güneşi bol alan bir yere gömdü onları. Toprağı bol olsun diye değil.</p><p>Öyle bir şey değil.</p><p>Kitap ektim seneye çiçek verir gibi değil. Korkularını ekti toprağa.</p><p>Büyüsün yeşersin diye değil&#8230;</p><p>Sonra günlerden bir gün bir karga gagasıyla toprağı eşeledi. (Benim de korkularım var aslında. Oymasınlar diye gözlerimi hiç karga beslemedim.) O da annem gibi derince bir çukur kazdı. Sonra ölü bir karga getirdi annemin kitap mezarlığına ve onu toprağa gömdü. Üstünü iyice kapattı. Günlerce bekledi başında mezarın. Sonra kayboldu.</p><p>Takvimler yapraklarını savurdu gün kayıplarına.</p><p>Bir sincap ilişti gözlerime sonra.</p><p>Ağzında bir şeylerle geldi o toprağın başında durdu. Etrafı iyice kolaçan etti. Korkuyla toprağı eşeledi ağzındakileri gömdü toprağa.</p><p>Başında dua eder gibi durdu bir vakit.</p><p>&nbsp;İki mevsim sonra toprakta bir badem filizi. Körpe, gelecek vaat eden. Günbegün büyüdü, büyüdü. Büyümesi gereken her şey gibi. Koca bir ağaç oldu. Üzerine kargalar ve sincaplar konan. Gölgesinde çağla vakitlerinde dedikodu yapılan.( Tuz ve çiğdemle)</p><p>Biz büyüdük biz büyüdükçe annem korkularını evcilleştirdi.</p><p>Şimdi ne mi yapıyorum?</p><p>O badem ağacının altında kalın bir kitap okuyorum.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/badem-agaci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
