<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Kemal ERSÖZ &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<atom:link href="https://zamansizdergi.com/author/mustafakemal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<description>Herkes İçin Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 Jul 2026 20:21:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/cropped-Untitled-design-32x32.jpg</url>
	<title>Mustafa Kemal ERSÖZ &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>ASPERGER’İN ALKOLSÜZ SAYIKLAMALARI</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/aspergerin-alkolsuz-sayiklamalari/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/aspergerin-alkolsuz-sayiklamalari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kemal ERSÖZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=12042</guid>

					<description><![CDATA[Sabah Fakhri’ye ve Kemal Tahir’e Dünya’nın ta ucundaki kaldırımın başında oturuyordum. Ezan sesi geliyordu uzaklardan, fecrin uyandığını gördüm, kuşların velvelesini duydum. Oradan öyle upuzun gölgem, ince gövdem, simsiyah saçlarımla Kün deyip doğruldum. Bal köpüğü bir gündüz düşünün peşinden yürüdüm. O sabah işte aynada kendi yüzümü ilk kez gördüm. Gözlerimi, Dudaklarımı, burnumu, boynumu, omuzlarımı ve daha [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sabah Fakhri’ye ve Kemal Tahir’e</em></p>
<p>Dünya’nın ta ucundaki kaldırımın başında oturuyordum.</p>
<p>Ezan sesi geliyordu uzaklardan, fecrin uyandığını gördüm, kuşların velvelesini duydum.</p>
<p>Oradan öyle upuzun gölgem, ince gövdem, simsiyah saçlarımla</p>
<p>Kün deyip doğruldum.</p>
<p>Bal köpüğü bir gündüz düşünün peşinden yürüdüm.</p>
<p>O sabah işte aynada kendi yüzümü ilk kez gördüm.</p>
<p>Gözlerimi, Dudaklarımı, burnumu, boynumu, omuzlarımı ve daha başkaca yerlerimi</p>
<p>Sahabiden bir şey vardı bende</p>
<p>İhsandan nasip düşmüş cömert bir şeyler…</p>
<p>Diyebilirim ki; hüznümde papatya buğusu vardı.</p>
<p>Dikkatli, solgun, sanki biraz da çekingen</p>
<p>Belli ki bir yılan otu büyütmüştü beni ya da belki bir kasımpatı</p>
<p>Bunu öylesine söylemiyorum.</p>
<p>Geç kalan ama tekrar sonra tekraren dirilen bir şey vardı bende!</p>
<p>Kendime uyanmıştım…</p>
<p>Kendimi ayırmıştım da</p>
<p>Yağmurlu korular içinde bir zambağı ayırır gibi</p>
<p>Herkesten bir parıltıyla ayrıldım.</p>
<p>İyi ki ben bunu böyle yaptım.</p>
<p>Er yahut geç böyle yaptım!</p>
<p>Çünkü o sabaha değin kendime hep Cemile’nin arkası köreltilmemiş cep aynasından bakmıştım.</p>
<p>Bakmamıştım bile</p>
<p>O ne söylese inanmıştım</p>
<p>Ondan ne duyduysam yüzüm bilmiştim.</p>
<p>İşte nihayet kendimi görmüştüm.</p>
<p>Ve her şey böyle dönüştü.</p>
<p>Kıpkırmızı bir sonraki güne</p>
<p>Artık şakirt değildim ne de mürit!</p>
<p>Yüzümü gördüm! Sadece yüzümü de değil…</p>
<p>Sesimi duydum. Kendi sesimi, Musab’ın sesi!</p>
<p>Biraz hırıltılı</p>
<p>Bir şarkı söylüyordu;</p>
<p>Bir şarkı:</p>
<p>‘<em>’Ya sabah al ward val yasmyn</em></p>
<p><em> Al shams tanawir al ghurfa</em></p>
<p><em>Suhiyyat min al alnawm 3ala sawt ala 3assafir’’</em></p>
<p>Sonra</p>
<p>Dünya’nın en ucundaki fenerin ayakların dibinde</p>
<p>Sanki biraz öfkeyle uyandım.</p>
<p>Ağzımda başı ezilmiş onlarca isyanın tadı</p>
<p>Dilimin ucunda mayhoş tutun kırığı</p>
<p>Öylece gelip-geçen</p>
<p>Tüm o akşam güneşlerinin ardından</p>
<p>Hırkamı hâkî bir cepkenle değiştirdim.</p>
<p>Bilinsindi gayrı gözlerim yalnızca kara değildi! Gözlerim benimle dolup taşıyordu.</p>
<p>Kendimle dolup taşıyordum!</p>
<p>Şami Otel’in bahçesinde oturup üzerine biraz düşünsek</p>
<p>Bir demlik çaydan sonra peş peşe içtiğim onlarca sigaradan sonra</p>
<p>Belki buna kin diyebilirdik…</p>
<p>Siz buna böyle demeseniz bile ben bunu böyle anlayabilirdim!</p>
<p>Çünkü gözleriniz endişe, sevgi ve müstakbel nefret arasında öylece vadiye bakıyor.</p>
<p>Ama Ubeyd bin Halef de biliyor!</p>
<p>Ben daha önceden söylemediğim hiçbir şeyi yapmadım!</p>
<p>Bunu gizlemedim zaten gizleyemezdim de!</p>
<p>Yaşasın ki bir mızrağım var!</p>
<p>Kafirin hırsını mürtetten çıkarıyor!</p>
<p>Zülkarni, sigara içemiyor.</p>
<p>Maraş otu çiğniyor.</p>
<p>Nereden duymuşsa sürekli Ali menkıbeleri anlatıyor.</p>
<p>Hıdır’a inanıyor her şeyi batınla açıklıyor.</p>
<p>İki göz dolabının yamacında gül fidesi büyütüyor.</p>
<p>Bu dünyadan hala bir hissesi olabileceğini umuyor.</p>
<p>Herkesi tanıyor ve herkes de onu tanıyor.</p>
<p>Ve ben de onu her yerden tanıyorum.</p>
<p>Bir zamanlar aciliyeti olan yitik hergelelerden</p>
<p>Hırsından ve ümitsiz umudundan başka her şeyini kaybetmiş müflis tüccarlardan</p>
<p>Hababam üç koyup beş almaya olta atan öğretmenlerden</p>
<p>Tırcı yancılarından, ucuz viskicilerden, tinicilerden, Zaho’dan gelen sigara paketlerinden, sararmış bıyıklardan, gecikmiş tıraşlardan, yakası solgun gömleklerden daha bir sürü dayıdan ve amcadan…</p>
<p>Döver’den, Dükkân Abutlar’dan, Armutlu’dan ve Aknehir’den tanıyorum.</p>
<p>Her sabah ren geyiğimin boynuzunu bileyliyor.</p>
<p>Şimdi nereden mi çıktı ki Zülkarni,</p>
<p>Çünkü onu hiç olmadık saatlerde</p>
<p>Sağ avcumdaki tırnak izinden anımsıyorum</p>
<p>Sol dizimdeki geçmeyen ağrından hatırlıyorum.</p>
<p>Çünkü Yusuf’la kuyu arasında İşkoryat’la Yuhanna arasında</p>
<p>Hatta Usame ile Salebe arasında duruyorum.</p>
<p>Çünkü bu kılıçla boyun arasındaki konuşma!</p>
<p>Tahtaboşta unutulmuş bir iskemlede</p>
<p>Fail, kurban, sanık ve tanık olarak oturuyorum.</p>
<p>Her ne düşünülürse düşünülsün benim hakkımda ya da ne söylenirse söylensin</p>
<p>Ben tüm fiilleri üç harften türetiyorum.</p>
<p>Birileri meşrebince, benden her ne anladıysa</p>
<p>Filhakika ben ne söylemediysem</p>
<p>Oradan buradan bir şeyler ekliyor önüne ardına</p>
<p>Birisi eşantiyondan bir ıslak mendil</p>
<p>Kimi pembe panter, öteki Batum’a hiç kesilmemiş bir bilet</p>
<p>Diğeri düşüşten bir replik</p>
<p>Ve bir şarkı daha:</p>
<p><em>‘’Soltaneh ghalbam! To hasti</em></p>
<p><em>Darvazehaye  delam ra shekasti</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Peymane yari be ghalbam to basti’’</em></p>
<p>Fettah ya rezzak işe giden insanların yorgunluğu var gözlerimde</p>
<p>Elbette ben bu kadar değildim.</p>
<p>Vakti zamanında o ruşen ilk yaz günü</p>
<p>Lacivert gömleğim, har, umut ve cemreden kavrulmuş esmer yüzüm, havari sakallarım,</p>
<p>Upuzun bacaklarım tarihin eşiğinde durmuştum.</p>
<p>Her Allahın günü saat 6:45’lerde ve 7:15’lerde yanlarından öylece geçip gittiğim</p>
<p>Milyarca çift kulaklık, milyarca çift göz</p>
<p>Bankalardan öte dünyanın olduğuna dair bir ayet bekler gibiydiler.</p>
<p>Upuzun bacaklarım üzerinden bir azimle yükselsem</p>
<p>İlamsız takiplerin, temerrütlerin, ihbarların, ihtarların, tedbirlerin üzerinden süzülüp uçsam</p>
<p>Bu toprakta tohumların arasında, başakların sarısında kalacak gibiydi adım!</p>
<p>Eğer soluğum, düğüm, çözülmeseydi</p>
<p>Dizlerim çözülmeseydi ve bir neden bilmeseydim</p>
<p>Bilmeseydim</p>
<p>Ne kadar korkunç olabileceğimi kanıtlamak için kendime</p>
<p>Bir intikam almak için kendimden</p>
<p>Hiçbir kedi hiçbir daha kör sabahın kimselerin ayağında gerinmesin diye</p>
<p>Özgül ve ağırlıksız</p>
<p>Bütün kedileri vurun! emrini ben vermeseydim</p>
<p>Hiç kimse Mayıs’ın bir ad olabileceğini akıl etmesin diye bir daha</p>
<p>Mayıs’ları ateşe vermeseydim.</p>
<p>Kendi ağzımla kışı kendim çağırmasaydım</p>
<p>Dokunaklı halk türküleriyle gömülecek</p>
<p>Gömütümün üzerine ölümsüzlüğümün nişanesi abidem dikilecek gibiydi.</p>
<p>Tabii daha sabahında çocuklar işemese kaidesine ve kuşlar uymasa çocukların işine</p>
<p>Yani müsaade etse çocuklar ve kuşlar</p>
<p>Gülünçlüğüme</p>
<p>Yıkımı zafer sayan her ahmak gibi gülünçlüğüme</p>
<p>Saygıyla geçilip abidemin önüne haykırılacak gibiydi</p>
<p><em>“İşte iradenin zaferi “</em></p>
<p>Demem o ki:</p>
<p>Ele geçmez bir yaz Marcel Khalife, Antakya’ya gelmişti</p>
<p>Ne yana baksam Ümit Burnu nereye dönsem San Salvador</p>
<p>Değmiyordu ayaklarım dünyaya</p>
<p>Her yere koşar adım gidiyordum.</p>
<p>Aynası çukurdu ben de biraz astigmat</p>
<p>Her şeyde bir miktar efsun her şeyde bir yenilik hükmü</p>
<p><em>‘’Qadduk-l-mayyas ya’omri ya ghusene-l-ban kal-yusri’’</em></p>
<p>Ben Mustafa, bu dünyadan olamayacağıma dair tereddütleri gıdıklıyordum.</p>
<p>Ta ki ayna Girne Kapı’daki esnaf lokantasında kırılana değin</p>
<p>Ve işte her şey böyle dönüştü</p>
<p>Musab’ın kıpkızıl doğum gününe</p>
<p>Oysa Maksim-Sümerler-BP durağında sözüne itimat edilir bir falcı</p>
<p>Söylemişti bana: Annemin çiçeği geç açarmış.</p>
<p>Ben olsam Arap atı derdim!</p>
<p>Anlımda yarım akıtma yularımda bir nakış:</p>
<p><em>“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm”</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/aspergerin-alkolsuz-sayiklamalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
