<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zamansız Atölye &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<atom:link href="https://zamansizdergi.com/author/zamansizatolye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<description>Herkes İçin Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Fri, 12 Apr 2019 23:07:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/cropped-Untitled-design-32x32.jpg</url>
	<title>Zamansız Atölye &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tütün ve Zaman</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/tutun-ve-zaman/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/tutun-ve-zaman/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zamansız Atölye]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Apr 2019 09:26:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zamansız Atölye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=6995</guid>

					<description><![CDATA[ZAMANSIZ ATÖLYE’nin İlk Üretimi: Ayna Yazılar! Yazarlarımızdan Gani Türk ve Seda Cebeci, “Zamansız Atölye” için Ayna Metin çalışması yaptılar. Önce, yazarlarımızdan biri, yazacağı öyküye dair taslak notlarını diğer yazarımız ile paylaştı. İkinci aşamada diğer yazarımız, bu notları kullanarak kendi kısa öyküsünü oluşturdu. Son olarak, taslak notların sahibi yazarımız, ortaya çıkan yeni öykünün üzerine kendi öyküsünü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ZAMANSIZ ATÖLYE’nin
İlk Üretimi: Ayna Yazılar!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazarlarımızdan Gani Türk ve Seda Cebeci, “<strong>Zamansız Atölye</strong>” için <em>Ayna Metin</em> çalışması yaptılar. Önce,
yazarlarımızdan biri, yazacağı öyküye dair taslak notlarını diğer yazarımız ile
paylaştı. İkinci aşamada diğer yazarımız, bu notları kullanarak kendi kısa
öyküsünü oluşturdu. Son olarak, taslak notların sahibi yazarımız, ortaya çıkan
yeni öykünün üzerine kendi öyküsünü yazdı. Yazarlarımız bu atölye çalışmasında,
tıpkı <strong><em>Jan van Eyck</em></strong>’in <strong><em>Arnolfini’nin Düğünü</em></strong> tablosunun arka
planına yerleştirilmiş <em>lekesiz ayna</em> (<strong>Speculum sine macula)’da </strong>olduğu gibi,
sözcüklerin sonsuz yansıması ile yaratılmış metin katmanlarını keşfetmeyi
denediler. Yine, van Eyck’in tablosunu <strong>“Bu
tabloyu Jan van Eyck yaptı” </strong>yerine<strong>
“Jan van Eyck buradaydı” </strong>biçiminde imzalaması gibi, her iki yazar da birbirlerinin
imgelerini ve yazınsal üsluplarını paylaştılar ve ortaya çıkan her iki metine
de yazarlarımızın gölgesi vurdu. Zamansız Atölye’nin bu ilk üretimini
seveceğinizi umuyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Z.E.K.<br><em>Zamansız Editör Kolektifi</em> </strong></p>



<pre class="wp-block-verse"><strong>TÜTÜN VE ZAMAN - Gani Türk</strong></pre>



<p class="wp-block-paragraph">Sarmaya çalıştığı sigarasına yüzyıllık bir çınar ihtişamında
uzak ve derin bakıyordu. Titriyordu elleri, sanki sigarayı saramıyor değildi,
sarmak istemiyordu. Kim bilir her iki elinin parmaklarında halaya durmuşçasına yuvarlanıp
duran o yarım kapanmış sigara ona neler, ne hatıralar anımsatıyordu. Acılar,
hüzünler, içinin derinlerinde el değmemiş hazineler misali hala umutla
sahibinin gelmesini bekleyen sevinçler ve yaklaşık yüzyıllık ömrü boyunca bir
türlü hayata geçmeyen, geçemeyen, belki de geçirtilmeyen umutlar… </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben, niyetimin renginin yanlış
bir anlaşılmaya kurban gitmemesi için tütün kutusuna bakmaya çalışıyordum, o
ise sararmış gözaklarında yorgun yüzen gözbebekleri ile gözlerimin içine
bakıyordu. Sanki asıl derdimin “Amca tütününden bir sigara sarabilir miyim?”
olmadığını ilk bakışında anlamış gibi sigarayı sağ elinde bırakıp, sol elinin
avucuyla “Otur otur” dercesine toprağı okşadı. Sonra aynı elini yumruk yapıp
toprağı dövdü. Toprağa “Artık beni niye almıyorsun?” diye kızıyordu belki de.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İki elimi önümde, karnımın
hizasında üst üste koyup bir mürit edebinde çömeldim ihtiyarın yanına. Tütün
kutusunu açıp elime tutuşturdu ve tekrar sarmaya çalıştığı sigarasına daldı.
“Nasılsın? Ne edersin?” gibi sorduğum sorulara sadece “İyiyim oğul” dedi. “Akıp
giden ömürle ile ilgili bana bir şeyler anlat Amca” deyince sustu, yerden bulup
eline aldığı pastan katmerlenmiş bir çivi parçasını yılların yorduğu,
yıprattığı parmaklarıyla sıyırdı. Ayaklarının dibindeki toprağı eşelemeye
başladı. “Ne dersin? Konuşmak ister misin?” diye üsteleyince ufak bir çukur
açtığı toprakla didişmeyi bırakıp başını kaldırdı. Gözlerimin içine,
gözbebeklerimin tam ortasına yüreğimin derinine anlık bir hançer saplarcasına
bakıp yarımyamalak bıraktığı sigarasına döndü.&nbsp;
</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taştan bir haritaya benzeyen
asırlık duvarın dibinde sarmaya çalıştığı sigarasının derinliklerine doğru
sessizce ilerlemeye başladı asırlık amca ve sanki bir daha sesimi hiç duymadı. Asırlık
duvar ile asırlık amca ne de güzel birbirlerine yakışmıştı. Sorduğum hiçbir soruya
cevap vermedi artık. Onu konuşturmak için sesimi yükseltip bir şeyler
sorduğumda sadece sarmaya çalıştığı sigarasının sarma işine ara verip, başını
kaldırıp yıllar yılı sıvası dökülen duvara dönüp gözlerini duvara dikti. Üst
üste yığılmış ölü bedenleri andıran yıkık dökük duvarın önce sağına, sonra
soluna, sanki görecekmiş gibi ardına bakıp sarmaya çalıştığı sigarasının
tütününe bakıp daldı. Anladım artık, benimle değil duvarla konuşuyordu. Bir şey
sormadan, hareket etmeden beklemeye karar verdim. Nefes alışımı bile onu
rahatsız etmeyecek şekilde, duymayacağı sessizlikte alıp veriyordum. Beş dakika
geçti ya da bilemedim geçmedi. Bana uzun gelen bu sessizlikten sonra elime
verdiği tütün kutusunu geri aldı ve yarım sarılı sigarasını açık olan kutuya
bozulmayacak biçimde titizlikle bırakıp sol elinin işaret parmağıyla “Bana
kulağını daya” dercesine yanaşmamı istedi. Daha işaret ederken bana, beklediği
sevinçli haberi alan birinin uçarılığı ile hemen yanaştım dedeye. Kulağımı
dedenin ağız hizasında tutup daha da yakınlaşıp bekledim. “Sesim çok zayıftır
oğul, en az yüz yaşında, konuşmak istemiyorum, dinleyen de yok. Sen nereden çıktın
bilmiyorum, iyi bir insana benziyorsun” dedi. Sanki en yakınım ölümcül bir
ameliyattan saatler sonra sağ çıkmış heyecanındaydım. Gülümsedim, o da gülümsedi.
Kulağımı gösterip “İyice yaklaş” diye parmağıyla emir verircesine işaret etti.
Hayatım boyunca emre itaat nedir bilmek, yapmak istememiştim ama hayatımda ilk
ve belki de son defa emir gibi bir davete itaat etmek istedim. Dedenin kulağına
neredeyse yapışıp dinlemeye başladım: </p>



<p class="wp-block-paragraph">“Şelale, bir taşa rast geldiğinde taşın büyüklüğüne göre ya sessizce taşı örtüp yoluna devam eder ya da taşın her yanını tokatlayıp, üstüne zıplayıp, altını oyup yine yoluna devam eder. Sonuçta şelale şelaleliğinden bir şey kaybetmez.” Başımı eğip gözlerini görmek istedim ama başımı eğmeme gerek kalmayacak bir şekilde o da öne eğilip bana baktı. Yüzyılın hesabını sorar gibi gözlerinin içinden bana beynini gösterdi, gördüm… Uzak kuytuluklarda beyninin kıvrımları arasında saklanmış hazineleri, kurumuş ağaçları, hala akan hüzün ırmaklarını gördüm. Bakışlarıyla beni esir almıştı, mırıldanmalarını dinlerken sanki gözleri konuşuyordu: “Uzunca bir kış uykusundan sonra tomurcuğu patlamazsa ağacın, çürümüş demektir” dediğinde mürit edebimi bozmadan tam karşısına geçtim. Ağzı açık bir şekilde hurma ağacının dibinde, düşecek hurmayı bekleyen Bağdat tembelleri gibi o dilden dökülecek yeni söz hazineleri beklemeye başladım. Üçüncü cümlesi vücuda gelip bana doğru o ağızdan yola çıktı. Yavaş akan bir film misali yüz yıl olup sonrasında, son salisede hızlanıp bir zıpkın gibi kafatasımı delip beynimin tam orta yerine yerleşti: “Sert havalara önce dayanıklı ol, sonra hazırlıklı” dedi. Birden konuşmasını kesip açık bıraktığı sigara kutusundan yarım sarılı sigarasını aldı, tekrar parmakları arasında bir tespihle oynar gibi yarım sarılı sigarasıyla hırsla bütünleşti. Sanki o sigara bendim…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nihayet sardı
sigarasını, sigara kutusunu kapatıp yere bıraktı. Sol eliyle sıkıca kavradığı
muhtar çakmağını yokladı, sağ elindeki sigarayı dudaklarına götürdü, sigarayı yaktı,
uzunca ilk içimin dumanını harabe duvara doğru üfledi. Yerçekiminin kendini
çektiği bir tütün zamanında duvara doğru yol alıyordum. Yolculuğumun her
saniyesi bir yıldı…</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align:right"><strong><a href="https://zamansizdergi.com/yazar/GaniTurk/">Gani Türk</a></strong></p>



<pre class="wp-block-verse"><strong>TÜTÜN VE ZAMAN - Seda Cebeci</strong></pre>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzyıllık bir çınarın ihtişamı ile oturduğu köşede, sarmaya
çalıştığı sigarasını uzak ve derin bakışlarla süzüyor. Tütünü kâğıdın içerisine
yuvarlayan elleri hafifçe titriyor. Düşünceli, biraz da dalgın bakıyor
ellerine; bu hali ile sanki sigarayı saramıyor değil de sarmak istemiyor gibi.
Parmakları arasında halaya durmuş gibi kıpırdanan o eğri büğrü sigara, kim
bilir kişisel tarihinin hangi zamanını anımsatıyor ona. Neredeyse bir asırlık
ömründen taşan tüm acıların, hüzünlerin, yavaş yavaş tükenen umutların o nahoş,
sarımtırak mührünü seçiyor gözleri o sigaraya bakarken.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerim tütün kesesine kilitli, karşısında ayakta duruyorum. Başımı hafifçe yukarı kaldırdığımda beni süzen gözleriyle karşılaşıyorum. Gizleyemediğim bir utançla bakışlarımı o keseden çekmeye zorluyorum kendimi. Şu hayatta yanlış anlaşılmaktan ölesiye korkuyorum. Oysa kendim için istediğim bir şey yok onda; ne sigara ne de ağzımın içinde çevirebileceğim bir parça tütün. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu eğreti suskunluk canını sıkıyor. Duymayı neredeyse yüz
yıldır beklediği sözleri yanımda getirmediğimi anlıyor belki de. Parmaklarına
titrekçe tutturduğu sigarası sağ elinde. Boşluğa sallandırdığı sol elini, okşar
gibi yavaşça toprağın üzerinde gezdiriyor, yanına ilişmemi istiyor. Sonra
birden, aynı elini yumruk yapıp toprağı dövmeye başlıyor. Bana mı toprağa mı
haykırıyor o yumruk ile bilmiyorum; “Beni almak için daha ne bekliyorsun?” der
gibi sertçe, birkaç kez vuruyor yere.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ellerimi önümde, karnımın hizasında bitiştirip, bir mürit
edebiyle çömeliyorum yanına. O, toprağı yumruklamaktan yorulmuş elini diğerinin
üzerinde gezdiriyor şimdi. Sıradağlar gibi kabarmış mor damarlarını okşuyor
diğer elin. Adetten olduğu üzere, hal hatır sorularımı peş peşe ekleyip, bir
çırpıda soruyorum dikkatini ellerine verdiği sırada. O da, yine adetten, başını
kaldırmadan omuzlarını silkiyor, belli belirsiz birkaç iyilik, esenlik sözcüğü
fısıldıyor. Böyle yan yana, birimiz oturmuş birimiz çömelmişken, iki sapı olan
bir kahve cezvesine benziyor olmalıyız diye düşünüyorum. Şimdi, ona aklımdan
geçenleri bir bir sorsam, aslında bugününün değil geçmişinin hatırını sorduğumu
söylesem, yine böyle omuzlarını silkerek mi geçiştirir beni acaba? Kendini
anlatmanın ayartıcı hazzına ilgisiz kalabilir mi? </p>



<p class="wp-block-paragraph">Sigarası parmaklarının arasında yavaş yavaş kısalırken,
yerde bulduğu bir çiviyi toprağa batırıp çıkarmaya başlıyor. Sanki ne
yaptığının farkında değil gibi. Oysa ben, ucu eğri bir çapa ile toprağa ocaklar
açıp zerdali ve elma fidanları diktiğini hayal ediyorum o bunu yaparken. İşte
tam zamanı, diyorum kendi kendime, o zerdaliler, elmalar büyümeden sor da kurtul
merak ettiğin ne varsa!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir an için kafasını kaldırıp bana bakıyor. Hâlâ neden orada
olduğumu anlamaya çalışır gibi. Kataraktın grileştirip matlaştırdığı donuk
gözleri gözlerime deyince, tüm cesaretim kırılıyor. Çabucak gözlerimi arkamızda
uzanan asırlık taş duvara doğru çeviriyorum. O da aynısını yapıyor. Sıvası,
kireci yıllar önce dökülmüş, eğri büğrü taşları üst üste yığılmış ölü insan
bedenlerini andıran asırlık duvar bir haritaya benziyor. Sanki öylece duvara
bakarak birbirimizle konuşur gibiyiz. O, bir sigarada da sana sarayım mı evlat,
diyor Çin’e bakarken; ben, zahmet olmayacaksa isterim be amca, diyorum Tibet’i
ararken. Başlarımız duvara dönük, işte böyle susarak konuşuyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neden sonra elini kesesine daldırıp iki sigaraya yetecek
tütünü parmaklarının arasında yuvarlamaya başlıyor. Kalbim heyecanla çarpıyor.
Teklifsiz misafirliğimi kabullendiğini gösteren bir işaret bu! Ölüm riski
yüksek bir ameliyattan sağ salim çıkmışım gibi tarifsizce seviniyorum elindeki
iki sigaradan birini bana uzattığında. Gülümseyerek aldığım sigarayı, önce
göğsüme sonra anlıma götürüp hafifçe vuruyorum. Bunu yaparken, donuk gözlerinin
içerisinde küçücük bir ışık çaktığını görür gibi oluyorum. Hatta eminim,
düpedüz gülümsüyor bana.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuşmaya başladığında, benimle birlikte asırlık duvar,
zerdali ve elma ağaçları da kulak kesiliyor yaşlı adamın sesine. Usul usul bir
şelaleyi anlatıyor. Hani bazen mırıl mırıl bazen çağıl çağıl konuştuğunu
duyarsın ya şelalenin, diyor, işte o duydukların şelalenin kahkahasıdır. Yoluna
çıkan küçük taşların üzerinden atladığında neşesinden, büyücek kayaları
yerinden söküp ufaladığında da gururundan öyle koca koca kahkahalar atar. Oysa
sen ona baktığında sadece bir şelale görürsün. </p>



<p class="wp-block-paragraph">O konuşurken bakışlarımı bir an olsun gözlerinden
ayıramıyorum. Yanı başımda kahkahalar atarak akan bir şelalenin serinliğini
hissederek ürperiyorum. Yuvarlana yuvarlana ayağımın yanına kadar gelen taşlara
bakıp irkiliyorum. Yaşlı adamı dinlerken, hurma ağacının dibine ağzı açık
yatıp, düşecek hurmayı bekleyen Bağdat tembelleri gibi hissediyorum bir an
kendimi. Ve her tembel gibi gündüz düşlerine dalıp gidiyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">‘Uzunca bir kış uykusundan sonra tomurcuğa kalkmamışsa ağaç,
çürümüş demektir. Sert havalara karşı önce dayanıklı ol, sonra hazırlıklı!’
Ufala ufala etimi dağlayacak kadar parmaklarımın arasına yapışan sigara gündüz
düşlerimi bölmemiş olsa, onun söylediği bu son cümleyi belki de hiç
duymayacaktım. O an fark ettim ki, sadece sigara değildi beni yakan; yaşlı
adamın kesesinden çıkarıp çıkarıp sardığı tütün bendim. Bedenimi yakıp
ciğerlerine çekmiş, ruhumu dumana katıp havaya üflemişti. Parmakları arasında
halaya durmuş gibi kıpırdanan o eğri büğrü sigara, kişisel tarihlerimizi
birbirine bağlayan asma bir köprüydü adeta. Neredeyse bir asırlık ömrümüzden taşan
tüm acıların, hüzünlerin, yavaş yavaş tükenen umutların o nahoş, sarımtırak
mührünü seçiyor gözlerimiz şimdi o sigaraya bakarken…</p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align:right"><strong><a href="https://zamansizdergi.com/yazar/SedaCebeci/">Seda Cebeci</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/tutun-ve-zaman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZAMANSIZ ATÖLYE’nin İlk Üretimi: Ayna Yazılar!</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/zamansiz-atolyenin-ilk-uretimi-ayna-yazilar/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/zamansiz-atolyenin-ilk-uretimi-ayna-yazilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zamansız Atölye]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Apr 2019 09:04:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zamansız Atölye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=6989</guid>

					<description><![CDATA[Yazarlarımızdan Gani Türk ve Seda Cebeci, “Zamansız Atölye” için Ayna Metin çalışması yaptılar. Önce, yazarlarımızdan biri, yazacağı öyküye dair taslak notlarını diğer yazarımız ile paylaştı. İkinci aşamada diğer yazarımız, bu notları kullanarak kendi kısa öyküsünü oluşturdu. Son olarak, taslak notların sahibi yazarımız, ortaya çıkan yeni öykünün üzerine kendi öyküsünü yazdı. Yazarlarımız bu atölye çalışmasında, tıpkı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yazarlarımızdan Gani Türk ve Seda Cebeci, “<strong>Zamansız Atölye</strong>” için <em>Ayna Metin</em> çalışması yaptılar. Önce,
yazarlarımızdan biri, yazacağı öyküye dair taslak notlarını diğer yazarımız ile
paylaştı. İkinci aşamada diğer yazarımız, bu notları kullanarak kendi kısa
öyküsünü oluşturdu. Son olarak, taslak notların sahibi yazarımız, ortaya çıkan
yeni öykünün üzerine kendi öyküsünü yazdı. Yazarlarımız bu atölye çalışmasında,
tıpkı <strong><em>Jan van Eyck</em></strong>’in <strong><em>Arnolfini’nin Düğünü</em></strong> tablosunun arka
planına yerleştirilmiş <em>lekesiz ayna</em> (<strong>Speculum sine macula)’da </strong>olduğu gibi,
sözcüklerin sonsuz yansıması ile yaratılmış metin katmanlarını keşfetmeyi
denediler. Yine, van Eyck’in tablosunu <strong>“Bu
tabloyu Jan van Eyck yaptı” </strong>yerine<strong>
“Jan van Eyck buradaydı” </strong>biçiminde imzalaması gibi, her iki yazar da birbirlerinin
imgelerini ve yazınsal üsluplarını paylaştılar ve ortaya çıkan her iki metine
de yazarlarımızın gölgesi vurdu. Zamansız Atölye’nin bu ilk üretimini
seveceğinizi umuyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Farklı edebi türlerde üretimleri olan Zamansız Yazarları,
artık deneysel atölye çalışmaları ile de siz değerli okurlarımız için metinler
kaleme alacaklar. Elbette “<strong>Zamansız
Atölye</strong>” sadece yazarlarımızın değil okurlarımızdan gelecek deneysel
üretimleri de değerlendirmekten mutluluk duyacak. Atölye çalışmalarımıza
katılmak veya katkıda bulunmak isterseniz, yapmak istediğiniz deneysel
çalışmaya ilişkin olarak bizlerle <a href="mailto:info@zamansizdergi.com">info@zamansizdergi.com</a>
e-posta adresi üzerinden iletişime geçebilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Z.E.K.<br><em>Zamansız Editör Kolektifi</em> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/zamansiz-atolyenin-ilk-uretimi-ayna-yazilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
