Ana Sayfa Edebiyat Deneme Beyin İkizliği

Beyin İkizliği

Beynin elektrik sinyallerinin senkronizasyonu üzerine çalışan nöroloji uzmanı Prof. Dr. Moran Cerf ve ekibi ABD’deki Northwestern Üniversitesi’nde bir araştırma yapmış. Buna göre birlikte zaman geçiren insanların beyin dalgalarının zamanla benzer görünmeye başladığını belirlemiş. Bu dalgaların bazı vakalarda iki insan beyninde birebir aynı çıkabileceğini vurgulayan Prof. Cerf, “Birbiriyle vakit geçiren insanlarda her iki beyinde de uyum oluşuyor. Sadece iki hafta sonra bile aynı filmi izleyen, aynı kitapları okuyan, aynı tecrübeyi paylaşan ve sadece birbirleriyle konuşan iki kişi, dil, duygu ve bakış açısından ortak kalıplar geliştirebiliyorlar.” Prof. Cerf’e göre, zamanla gelişen bu ‘Beyin İkizliği’, sosyal olduğu kadar duygusal ilişkilerde de oluşabiliyor. Prof. Cerf, çalışmalarının sonucunda şöyle bir açıklamada bulunmuş, “Hayatta alınabilecek en doğru karar, kiminle vakit geçirdiğinizi akıllıca seçmek.”

Bunu okuduğumda müthiş heyecanlandım. Hemen arkadaş listeme döndüm. Değer verdiğim dostlarımı tek tek gözden geçirdim. Ters köşe birkaç ilişkim haricinde hepsiyle beyin ikizliği yaşadığımı görünce gülümsedim, şükür ettim varlıklarına. Bunu bana gönderen dostuma kalplerle teşekkür ettim. Sonra trafikte beklerken birden şu soru düştü aklıma; Peki ben hep benim gibi düşünen, okuyan, hareket eden insanlarla dostluk kurarsam kendimi nasıl geliştireceğim, asıl ayna bulacağım kendime? İş çıkışı trafiğini bilirsiniz, bitmek bilmez ama ben iyi bir nokta yakalamıştım ki artık trafik keşmekeşliği umurumda değildi.

Öyle biriyle denkleşsem ki din, dil, ırk olarak benim gibi olmasa, okuduklarımı okumasa, hatta hiç benim gibi düşünmese, onu görmezden mi gelirim? Cevabımı yol boyunca düşündüm ve sanırım ‘Evet görmezden gelirim’ olurdu. Eve varınca Moran Cerf ile ilgili araştırmaya başladım. Kimmiş, ne yaparmış, bu fikri nasıl savunuyor?

Konuşmalarından birinde aldığımız eğitimin, politikacıların bizi ulaştırmaya çalıştığı yaşam seviyesini bize satma şekilleri, aldığımız üründen fayda sağlayacağımızı bize ileten reklamların da yanlı olduğundan bahsediyor. Hepsi bizim aynı düşünce tarzında olmamızdan dolayı bizi etkileyebilme gücüne sahipler. Bu durumda aynı düşünen olmak aslında bizi biraz otomatikleştiriyor mu, standart şekilde düşündükçe her şeye kolaylıkla kanıp, inanır mı oluyoruz? Bir durumu beynimiz analiz edip onu içine alırsa, onu yalanlaması aynı tür düşünenlerin arasında kesinlikle olmayacaktır. Bir taraftan da aynı tür düşünenlerden uzaklaşmaktan da çekinecektir. Bu da bizi kısıtlı çevrelerin, kısıtlı düşünce ve davranışların içine hapsediyor. Aynı tür düşünmenin bu tarz eksi gözüken yönleri varken bir de huylarımızı değiştirebilmek için artı yönleri de var. Mesela her zaman geç kalan biriyseniz, aynı tür düşündüğünüz bir insan eğer her yere vaktinde gidiyorsa, beyniniz bu yönünüzü düzeltiyormuş. Örneğin grubunuzdan biri diyete başladıysa diğerleri de yemeklerine dikkat eder olmayı seçiyorlarmış. Yalan kabul görüyorsa ailede, herkes yalancı olabiliyormuş. “Üzüm üzüme baka baka kararır.” atasözünü boşuna dememişler. Ancak bir şey hala kafamı kurcalıyor ya üzüm elmaya bakarsa? Acaba farklı bir üzüm mü olacak yoksa varlığını kaybedip yok mu olacak? O yüzden mi hep bizim gibi düşünenler arasında olmak isteriz?

Öte yandan da düşünüyorum. Acaba aynı şekilde düşünmek bizi istemediğimiz birine dönüştürür mü? Hayatımızda varlığına değer verdiğimiz birine benzeme, bir düşünceye veya bir duruma uyumlanma çabamız bizi gerçek özümüzden uzaklaştırıyor mu? Yaşayan deneyimlerle edindiğimiz tecrübeler bilinç dışından farklı olarak kolektif bilinçaltında bambaşka yansımalarla bizim bireyselliğimizi şekillendiriyor mu?

Geçenlerde dünya çapında yapılan bir etkinliğe katıldım. Dünya Bakışma Günü – World’s Eye Contact Day – Hiç tanımadığım birinin gözlerine bir süre bakıp yargısız, hatta hiç bir şey düşünmeden öylece kalakaldık, bakıştığımız sürece. Taraflardan biri bırakana kadar… Kolay gibi geliyor ama hiçte öyle değil yabancı birinin gözlerine kilitlenmek. Tedirginlikle bekledim kiminle ilk deneyimimi yaşarım diye ve ilk bakışmam müthiş güzel, yeşil gözleri olan biriyleydi. Odaklanmam imkânsızdı, sürekli halimizin garipliğini düşünüp gülüyordum, oysa o daha önce bu deneyimi yaşadığı için kolaylıkla odaklanabildi. Bakarken yüzünü incelemek istedim ama konu bu değildi. O anda karşımdaki kişinin ne yüzüne ne de benimle aynı düşünceyi düşünmediğine odaklanmadan, sadece bakmanın gücünü deneyimlemek için oradaydım. Kendimi keşfedeceğim bir ipucu aradım bakışlarından. O, bir savaş değil sadece tatlı bir yolculuk hissindeydi. Daha sonra çok farklı gözlerle bir araya geldim. Kimisiyle önce konuştuk sonra bakıştık, kimisiyle önce bakıştık, sonra konuştuk. Sonuçta şunu fark ettim ki iletişimin gücü sevgiyle birleşince ortaya çok güzel sonuçlar çıkıyor. Benim gibi düşünmesinin bir önemi yok.

Şimdi dönüp arkadaşlarınıza bir göz atın, onları sizin gibi düşündükleri için bilinçli mi seçtiniz yoksa yüreğinizden mi? Küçük Prens’in dediği gibi; “İşte sana bir sır, çok basit bir şey! İnsan yalnız yüreğiyle doğruyu görebilir. Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez.” 

Önceki İçerikGüzide Falcı
Sonraki İçerikaşk uzun sürer
Stella Namet Abulafya
1971 İstanbul’da doğdum. Eğitim hayatım öyle çok şatafatlı değil, İstanbul Üniversitesi Dericilik bölümü mezunuyum ve mesleğimi hiç yapmayanlardanım. İşim gereği çok seyahat etmem insan hallerini gözlemlemeye imkân tanıdı, bu da beni yazmaya teşvik etti. Kanserle tanışıp haşir nesir olmamızın kurgusunu yazdığım “PENCERE" ve yola çıkma cesareti gösteren tüm ruhlar anısına yazdığım “3 NOKTA YOLDAN ÇIKANLAR” adlı basılmış iki kitabım mevcut.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz