Ana Sayfa Zamansız O An Anlatı Carudo

Carudo

Sizlere Carudo’dan söz etmek istiyorum. Ona bu lakabı takandan Allah razı olsun. Ayaklarından tutup baş aşağı kaldırırsan Carudo tam da lakabı gibi bir kül küreğine benzer. Carudo -Kül küreği- ‘nun hiçbir işe yaradığı yok, ancak yalan ve cimrilikte üstüne yoktur. Bir özelliği daha var ki düşman başına, uğursuzluğu! 

Bugün karşıma nereden çıktı bilmiyorum. Zaten ne zaman karşıma çıksa, gün boyu başıma bir felaket gelecek kaygısıyla içim içimi kemirir durur ve muhakkak başıma bir iş gelir.

İşte bugün yine Carudo musibeti yakaladı beni. Beni görür görmez de kene gibi yapıştı. Dükkâna kadar beraber yürüdük.  

Sabahın henüz ilk saatleri… Günün ilerleyen saatlerinde esnaf komşumun taziyesine gitmeyi düşünüyorum. Ancak Carudo yanımda ve durmadan konuşuyor.  

Kardeşim, taziyeye gidebilmem için dükkâna gelmiş. Biliyorum, taziyeye gitmek için henüz erken,  ama Carudo’dan bir an önce kurtulmak için dışarda oturan kardeşime seslendim. Kardeşim yanımıza gelirken, elinde tenekeyle bir adam da selam verip içeri girdi ve “Komşunuza bir teneke peynir getirmiştim. Aradım, ama taziyeleri varmış. Peyniri size bırakmamı istedi, sonradan alacakmış,” dedi. Ben de “Baş göz üstüne” deyip tenekeyi yere bırakmasını söyledim. Adam birine telefon açıp, “Peyniri komşunun dükkânına bırakıyorum,” dedi ve telefonu bana uzattı. Uzattığı telefonu alıp kulağıma götürdüm. Telefondaki ses, “Komşu, mümkünse peynirciye 200 lira ver, akşama kadar sana yetiştiririm,”  dedi. Ben de, “Baş üstüne komşum, sorun değil, ”dedim ve telefon kesildi.

Peynirciye telefonunu geri verirken nedense kötü bir şeyler olacak hissine kapıldım. Adam yere bıraktığı tenekeyi alıp, “Peynir tenekesini nereye koyayım?” dedi. Ben de dükkânın gerisinde bir yer gösterip, “Aha oraya bırak” dedim ve parayı vermek için masanın çekmecesini çektim. İçimden, “Yahu sen bu adama ne diye 200 lira vereceksin, ona 50 lira ver yeter de artar,” dedim. Çekmeceden 50 lira alıp uzattım, “Bende şu an 50 lira var, şunu al gerisini komşum gelince verir,” dedim. Suratını ekşiten adam istemeye istemeye uzattığım parayı aldı ve gitti.  Ben de Carudo’dan daha erken kurtulabilmek için onu da yanıma aldım ve taziyeye gitmek için komşumun evine doğru yürümeye başladık. Komşumun sokağına varır varmaz Carudo kolumdan tutup beni bir kapıya doğru çekiştirmeye başladı ve “Altıparmak Hasan, kurban, diyorlar ki Karınsız Mehmet çok hasta, gelmişken bir geçmiş olsun diyelim,” dedi. 

Carudo’nun, Karınsız Mehmet’ten hoşlanmadığını, hiç sevmediğini kesin biliyordum, onun bu isteği beni şaşırttı fakat böylesi bir ziyaretin de bir hayır işi olduğunu düşündüm ve onun dediğine uydum.

Karınsız Mehmet’lerin evine girer girmez Carudo ağlamaya ve ağıt yakmaya başladı. Carudo’nun bu hareketine daha da şaşırdım. Ziyaretimizi tamamlayıp evin dışına çıktığımızda Carudo’ya, “Neden ortalığı velveleye verdin, bu ne acayip hareketlerdi, sen değil miydin Karınsız Mehmet’ten nefret eden? Sanki baban veya kardeşin ölmüş gibi davrandın, adamın hastalığı o kadar ağır değildi ki? Ödünü kopardın ”dedim.

Carudo, “Doğru söylüyorsun, ondan hala nefret ediyorum fakat ona faizle biraz para vermişim, eğer ölürse param da gider, aslında ben ona değil parama ağladım,” dedi. Kendimden utanmasaydım hemen orada yüzüne öyle bir tokat yapıştırırdım ki yüzünde altıparmağımın izi kalırdı, fakat taziye çadırına yaklaştığımız için kendime hâkim oldum.

Çadırın altına geçip Fatiha’mızı okuduk. Carudo yine konuşmaya başladı. Ne kadar kaş göz hareketiyle sus desem de konuşmaya devam etti. Biraz vakit geçtikten sonra kalktık. Yürürken hem ona kızıyordum hem de dükkâna doğru ilerliyorduk. Dükkâna varır varmaz kardeşime, “Hele şu peynir tenekesini getir bir bakayım. Eğer adamın peyniri iyi ise biz de kendimize yaptırırız,” dedim. Kardeşim peynir tenekesini getirdi. Tenekenin ağzını açtım, baktım ki ne göreyim, tenekede sudan başka hiçbir şey yok. O şaşkınlıkla hemen komşumu aradım. Komşum bana, “Ne peyniri komşu?  Birileri seni kandırmış herhalde” dedi. Hemen telefonu kapattım, Carudo’ya döndüm ve Carudo’nun yüzünün ortasına altıparmağımla tokadı yapıştırdım. “Başıma daha kötü bir şey gelmeden hadi kalk git buradan seni uğursuz ” dedim. Yaptığım bu hareket Carudo’nun zoruna gitti tabii. Kardeşim, Carudo’nun kolundan tutup onu dışarıya çıkardı. Carudo ile karşılaşmanın hayra alamet olmayacağını biliyordum.

Önceki İçerikYasaktır Bu Aşktan Çıkmak
Sonraki İçerikSen Üzülme Gevrek Ömrüm
Roni War
Ronî War; 1969 yılıda Mardin’in Derik ilçesinde doğdu. Nûdem, Kevan, Nûbihar, Kulîlka Ciwan, War, Dergûş, Tîroj, Kovara W, Ajda, Notos, Hayal gibi dergi ve gazetelerde çevirileri, öyküleri ve yazıları yayınlandı. Türkçe Eserleri: Kuyudaki Taş (öykü- Kürtçeden çeviri), Kuşların Talebesi Feqiyê Teyran (Roman-Kürtçeden çeviri), Mem ile Zîn (Roman- Kürtçeden çeviri), Dewrêş ile Edûlê (Roman-Kürtçeden Çeviri), Şahmaran (Roman-Kürtçeden çeviri) Kürtçe Eserleri: Jiyan Jê Difûriya ( Çîrok), Hemû Çîrok in ( Çîrok: Ji Tirkî werger) Kevnedostê min gumgumok (Roman: Ji Tirkî werger), Feqiyê Teyran (Roman), Mem û Zîn (Roman), Siyabend û Xecê (Roman), Tehar û Ziharê (Roman), Behlulê Dîwane (Çîrok-Berhev), Deftera Wenda (Çîrok-Berhev), Mele Nisredîn (Pêkenok-Berhev), Şahmaran (Roman), Şahê Dengbêjan Evdalê Zeynikê (Roman), Dewrêşê Evdî û Edûlê (Roman)

1 Yorum

  1. Ne güzel bir öyküdür sevgili Roni. Carudo, hayatın, hayatımızın içinden. Çevrilen ve çevrilecek dolaplar da keza öyle.hayata yapışmış, hayattan sökülüp alınmış öyküler okumayı seviyorum. Bayıldım.Nicelerine.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz