<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çocuk Hikayeleri &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<atom:link href="https://zamansizdergi.com/cocuk-edebiyati/cocuk-hikayeleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<description>Herkes İçin Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Wed, 31 Aug 2022 09:40:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/cropped-Untitled-design-32x32.jpg</url>
	<title>Çocuk Hikayeleri &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Baharın Müjdecisi Ülke</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/baharin-mujdecisi-ulke/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/baharin-mujdecisi-ulke/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Galip Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Aug 2022 09:40:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Hikayeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10845</guid>

					<description><![CDATA[Uzak diyarların derin ormanlarında, karların eriyip, nehirleri coşturduğu, şelalelerin çılgınlar gibi akmaya başladığı, otların yeşerip, çiçek olmak için toprağı yırtan fidanların güneşi selamladığı günler gelmişti. Kahverengi ayılar; olanca gürültülü esnemeleriyle ormanı titrete titrete uyanırken, Leylekler, göç ettikleri sıcak diyarlardan aldıkları egzotik eşyalar ve değişik kıyafetleriyle bulutların altında süzülmeye başlamıştı. Karıncalar ve böcekler, hangi delikten dünyaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Uzak diyarların derin ormanlarında, karların eriyip, nehirleri coşturduğu, şelalelerin çılgınlar gibi akmaya başladığı, otların yeşerip, çiçek olmak için toprağı yırtan fidanların güneşi selamladığı günler gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kahverengi ayılar; olanca gürültülü esnemeleriyle ormanı titrete titrete uyanırken, Leylekler, göç ettikleri sıcak diyarlardan aldıkları egzotik eşyalar ve değişik kıyafetleriyle bulutların altında süzülmeye başlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karıncalar ve böcekler, hangi delikten dünyaya tekrar çıksak diye düşünürken, ışığı kovalama yarışında birinci olmaya uğraşıyorlardı. Ormana çıkacak, yavaş yavaş ağaçlara tırmanıp, kendilerine sıcak mevsimde geçirecekleri yeri ayarlayacaklar ve ağaç altlarında kümelenip, gelecek kışın hazırlıklarına imece usulüyle başlayacaklardı. Liderleri bütün kış onlara neler yapacaklarını, nasıl örgütlü çalışacaklarını, ne zamanlar dinlenmeleri gerektiğini, kaldıramayacakları bir ağırlık yahut zorluk olduğunda örgütlü çalıştıklarında her zorluğun üstesinden gelip, başaracaklarını anlatmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Irmaklarda buzlar çözülüp, sular ısınmaya başladığında balıklar da canlanmıştı. Artık o soğuk buz kütlesinin altındaki derin ıssızlık bitmiş, gürül gürül şelalelerden akan kar sularının, soğuk da olsa hızlı dalgalarına kendilerini bırakmıştı. Uzak diyarlara göç etmiş balıklar da artık geri dönmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağaçkakanlar, yeni keşfettikleri ağaçları gagalarken, yuvalarına yumurtalarını bırakan diğer kuşlar da onları büyütme ve yiyecek bulma hazırlıklarına girişmişlerdi. Kartallar, atmacalar, şahinler yüksek kayalıklar ve dağlarda uçuşurken, kanaryalar ve papağanlar ağaçların yücelerinde cıvıldaşıyordu. Şaşkın baykuş ise kafasını bir o yana bir bu yana çevirerek olan biteni izliyordu. Tam da o an, etrafı izlediği dala tutunan bir maymun, henüz olgunlaşmamış yeşil muzu elinde sallanıyor, sallandıkça dalı da sarsarak baykuşu rahatsız ediyordu. Goril ailesi ve filler de yavaş yavaş ormanın merkezine doğru ilerliyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zebralar ve yaban atları, dört nala koşarak, renkleri birbirine karışa karışa, artlarında bıraktıkları tozların arasından, kırılmış dalların üstünden atlayarak ormanın karanlığını yara yara geliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sırada ormanın yücesindeki kayaların etrafından kartalların ve biraz aşağısından kanaryaların kaçıştığı görüldü. Baykuş korkusundan başını içine sindirdi. Gölgeyi gören timsah, başını yosunların arasına sakladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gölge yavaş yavaş kayalığın ucuna doğru yaklaştı. En sonunda görüldü ki, sapsarı tacı ve kıpkırmızı peleriniyle, heybetli yeleleri ve büyük pençeleriyle, mağrur kral aslan gelmişti. Gözlerini açıp, etrafa uzun uzun baktı. Tüm orman onundu. Kral oydu. Adaletli ama disiplininden taviz vermeyen bir kraldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunca başarıyı, pençelerindeki tırnakları kırıla kırıla, avuç içleri ezile ezile, yıka yıka elde etmişti. Sırtlanların, çakalların oyunlarını bir bir kırarak, hepsini ezerek, tüm ormanın kralı olmuştu. En karanlık köşeler de, uzak göllerdeki adalar da, denizlere varan ırmaklar da hep onundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüklerini taşıyan leylekler, tüneklerine kondu. Flamingolar ve turnalar, göçün verdiği yorgunlukla, ağır ağır da olsa, uzun bacaklarını ırmağın sığ yanına bastı ve başlarını krallarına döndürdü. Onun ne diyeceğini bütün orman merak ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslan, kayalığın en ucuna geldi ve sol pençesini kaldırıp, halkını selamladı. Hepsi başını eğip, onu selamladı. Tüm gün hazırlıkları tamamlanmış, yakında batacak güneşin hemen öncesinde, krallarının bir yaz güneşi gibi yeni sıcak mevsimlerin başlangıcı için yapacak konuşmasını bekliyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslan, pençesini indirdi ve konuşmaya başladı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-“Ey halkım! Ey ülkemin bütün hayvanları! Büyüğünüz, küçüğünüz ayırt etmeden, hepinizi selamlıyorum. Koskoca ve karanlık bir kışı, tüm soğuğu ve cansızlığına rağmen canlı atlattık. Beyazı yeri geldi gözümüzü kör etti. Yeri geldi iliklerimize kadar üşüttü. Zar zor karnımızı doyurduk. Yeri geldi, bu beyaz görünümlü karanlık mevsim, bizi bize düşman etti. Birbirimize göz diktik. Ama size müjdedir ki, işte koskocaman güneş orada. İşte sıcak mevsimlerin müjdecisi güneşin, büyüyüp de üstümüze doğuşunun ilk batışı, o yemyeşil dalların ardından gerçekleşiyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün hayvanlar, krallarının eliyle gösterdiği yöne bakıp, güneşin sarıdan turuncuya dönüşünü izledi. Kral Aslan devam etti:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-“Ben ki; kralınızım ve bütün bu orman ve uzak adaları dahi benim, ama size hep adaletle, eşitlikle yaklaştım. Sizlerin farklılıklarını zenginlik saydım. Kış gelince göçmek istediniz, izin verdim. Üşüyüp, zayıf düşeceğinize, başka sıcak diyarlara gidip, oraları görün, oraların da zenginliğini alıp bizlere getirin istedim. Şimdi de sizlere diyorum ki. Şu ardımda maviden beyaza dönen ay birazdan dolunay olarak doğacak. Gecelerimizi derin derin aydınlatacak. Sabahında ise o kocaman sarı güneş, bizi iliklerimize kadar ısıtacak. Toprak, tüm verimiyle bize çiçeklerimizi, bitkilerimizi, meyvelerimizi verecek. Ağaçlar yapraklarını genişletecek ve gölgesiyle bizi, benden de daha kral, benden de daha kızıl güneşin kızgınlığından koruyacak. İşte siz de artık, gittiğiniz yerlerden getirdiklerinizi, öğrendiklerinizi, ormanımıza kazandıracak, yenilikleri getirecek ve herkese anlatıp, öğreteceksiniz. Biz bu dünyanın en uzak diyarının da, gözümüzün önünde olup, göremediğimizin de eşiti olacağız. Hepiniz de o diyarlardaki mutlu kişiler gibi mutlu olacak, onlar gibi yaşayacaksınız. Kültürünüzü de bu yeniliklere katıp, daha güzel ve çok daha mutlu bir orman yaratacaksınız. Ben de sizleri bu heyecan ve adaletle yönetip, daha huzur ve refah içinde bir ülkenin kralı olarak yöneteceğim. İşte şimdi, bu başlangıcın kutlama vaktidir. Getirin meydana uzak diyarlardan getirdiklerinizi, kurun masaları. Kutlama başlasın. Ey bülbüller başlayın şarkıları söylemeye, siz farelere ve ağaçkakanlar, tahtalara vurun, ritim tutun. Şenlik başlasın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kral aslan; bunları söylerken, ardından dört parlak yıldız belirdi. Güneş batmıştı, karanlık ise bu yıldızların ve koskocaman dolun ayın ışığıyla ormanı parlatıyordu. Leylekler ve turnalar; uzak diyarlardan getirdikleri yiyecekleri önce koydu ortaya. Sonra ayılar ve samurlar, ırmağın derinliğinden bulduklarını. Arılar, uzak dağların göğsünden topladıkları nektarlardan olan balları döktüler. Filler, Hindistan’dan getirdikleri cevizleri koydular.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ortaya kocaman bir ateş yakıldı. Ateş neredeyse yıldızlara ulaşacaktı. Bu ateşe, geçip biten kışa dayanamamış ve canlarını vermiş ağaçların kalanları atıldı. Bu onların cenaze törenleri, yerlerinde yeşeren fidanların ise doğum törenleriydi. Ateş yükseldikçe yükseldi. Kral aslan mağrur bir şekilde, altın varaklı koltuğunda, tüm hayvanları, kraliyet ailesiyle izleyerek, onlara yukarıdan ödüller dağıtıyordu. Uzak diyarlardan kazandığı ödüllerin, ele geçirdiği ganimetlerin, halkının hak ettiği payını halkına dağıtıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üç gün, üç gece şenlik devam etti. Daha sonrasında ise, prenses aslanın elinden tutan kral aslan yine uçurumun kenarına geldi. Güneş en tepedeyken halkına tekrar seslendi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-“Ey benim, çalışkan, güzel halkım. Baharı selamlamamız burada bitiyor. Artık hepimiz daha çok çalışacak ve gelecek olan o soğuk kışın, bizi yenememesi için elimizden geleni yapacağız. Ama size bir müjdem daha var. İşte prensesiniz, benim büyük, güzel kızım. O da uzak diyarlara gitti ve başarılarını elde etti. Yıldızları onun olsun, güneş baş tacı olsun. İşte şimdi bu güzel prensesimin de o uzak diyarlardan bir prens bulup, onunla evlenmek üzere olduğunu sizlere müjdeliyorum. Şimdi dört elle çalışın, biriktirin, üretin. Kışın yiyeceklerinizi toplayın. Kendinize ve ailenize, evinizle beraber çekidüzen verin. Yakında düğünümüz var. O düğün için de kendinize en güzel kıyafetleri hazırlayın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ormanın halkı, geçirip, kurtuldukları büyük kışın ardından, suların coştuğu, dalların yeşerdiği, toprağın doğurganlığıyla bire bin verdiği bu yeni dönemi, şenlikler yaparak selamladıktan sonra işlerine güçlerine dört elle sarıldılar. Bahar, yaza dönerken öyle çok üretmişlerdi ki, kışın asla aç kalmayacaklarını gördüler ve çok mutlu oldular. Krallarından gelecek haberi ve o büyük düğün için giyinecekleri elbiseleri hazırlayarak, yine üreterek ve refah içinde beklediler. Ülkelerini öyle çok sevdiler öyle çok sevdiler ki, onu üreterek hep güçlü tuttular. Başka kralların ve başka ülkelerin yardımına hiç muhtaç bırakmadılar. Hiç korkmadılar, hiç yılmadılar, hep ürettiler. Onlara önder olan ülkelerinin kurucusu kral aslanın, onlara öğrettiklerini hiç unutmayıp, ülkelerini ellerinin üstünde tuttular, hep yücelttiler. Kültürlerini geliştirdiler, eğitimlerini hep ileri götürdüler. Hep okudular, öğrendiler. Hep çalıştılar, ürettiler, başardılar.</p>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2022/08/Galip-ucar_baharin_mujdecisi.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/baharin-mujdecisi-ulke/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2022/08/Galip-ucar_baharin_mujdecisi.mp3" length="12029184" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Yaramaz Sincap ve Akıllı Tavşan</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/yaramaz-sincap-ve-akilli-tavsan/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/yaramaz-sincap-ve-akilli-tavsan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Galip Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2022 19:05:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Hikayeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10461</guid>

					<description><![CDATA[Bir gün, ormanın derinliklerinde, cennetten bir parça gibi güzel ağaçların altında koca boynuzlu geyikler, hafta sonunun verdiği mutlulukla top oynuyorlardı. Bu beş geyik boynuzlarıyla topa vura vura birbirlerine atarlarken, birden top ağaçların yanından aşağıya doğru kaçtı ve derenin kenarına doğru gitti. Geyiklerin bir anda toplarının kaçmasıyla bozulan oyunlarına üzülürken, topu kaçıran genç geyik de topun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bir gün, ormanın derinliklerinde, cennetten bir parça gibi güzel ağaçların altında koca boynuzlu geyikler, hafta sonunun verdiği mutlulukla top oynuyorlardı. Bu beş geyik boynuzlarıyla topa vura vura birbirlerine atarlarken, birden top ağaçların yanından aşağıya doğru kaçtı ve derenin kenarına doğru gitti. Geyiklerin bir anda toplarının kaçmasıyla bozulan oyunlarına üzülürken, topu kaçıran genç geyik de topun peşinden gidip topu almak için uğraşıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Genç geyik, nehir kıyısına geldiği anda bir anda durup kaldı. Öylesine şaşırmıştı ki, diğer geyik arkadaşlarını da bağırarak çağırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Hey! Koşun hemen koşun gelin! Burada çok acayip bir şey oluyor çabuk gelin!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geyikler, arkadaşlarının sesini duyar duymaz, toprağı toza katarak, koşa koşa yokuştan aşağıya geldiler. Onlar da dere kenarına geldikleri an hayretler içinde kaldılar. Az önce genç geyiğin kaçırdığı top, olduğu yerde zıp zıp zıplıyordu. Sapsarı renkteki top, sanki bir güneş gibi havaya yükseliyor, sonra aşağıya düşerken daha yere değmeden tekrar havalanıyorlardı. Buna bir anlam veremeyen geyikler, bir yandan da korku içinde topu seyrediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En sonunda içlerinden boynuzları en iri geyik, cesaret ederek topun yanına doğru ağır adımlarla ilerledi. Biraz korku, biraz telaş, biraz da heyecanla topun yanına gelen geyik, gördüğü manzarayla şok oldu.&nbsp; Derenin kıyısında yuva yapmış bir sincap, topu burnuyla havaya fırlatıyor, top yere düşmeden yine topa burnuyla vurarak oyun oynuyordu. Geyik bunu görünce:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Hey o bizim topumuz! Topumuzu bize geri ver! Oynamayı bırak!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu duyan sincap telaşlandı ama oynamayı da bırakmadı. Aşağı düşen topu bu sefer tepesine doğru değil, biraz daha ileriye doğru havaya fırlata fırlata oradan hızlıca topla uzaklaştı. Uzun bir süre sincap ve topun peşinden koşan iri boynuzlu geyik, bir zaman sonra yoruldu ve bacaklarını kırarak yere oturdu. Yaramaz sincap ise yorulmak bilmeksizin topu havaya fırlata fırlata koşuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sırada, geyiklerin yanından geçen tavşan, üzgün geyikleri görüp yanlarına geldi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Geyikler ne yapıyorsunuz? Bu güzel haftasonu gününde neden böyle üzgünsünüz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Ah tavşan kardeş ah! Bir bilsen başımıza ne geldi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Ne oldu anlatsanıza?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Şu senin komşun yaramaz sincap yok mu yaramaz sincap?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Eee nolmuş o yaramaz sincaba</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Biz şu ağaçların orada, topumuzla oynuyorduk. Sonra bu genç geyik attığımız topu boynuzlarıyla tutamadı. Top da bu bayırdan aşağıya dereye doğru kaçtı. Genç geyik de peşinden geldi. Sonra bir anda genç geyiğin bağırma sesini duyduk biz de buraya geldik. Bir baktık ki top kendi kendine bir güneş gibi durduğu yerde zıplıyor. Bir zaman sonra iri boynuzlu cesur geyik daha da yaklaştı. Yaklaşınca bir de ne görsün?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Ne gördü?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Senin komşun olan o yaramaz sincap topumuza, o kahverengi koca burnuyla vurup vurup oynuyor. Topumuz ver de dedik ama vermedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; E siz ne yaptınız?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Ne yapalım tam daha da yaklaşayım derken iri boynuzlu geyik, sincap topu ileriye doğru vurup koşa koşa buradan uzaklaştı. Sonra da topla sincap önce, iri geyik arkada şuraya doğru gittiler. Belki bir saat oldu daha dönen de olmadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu duyan akıllı tavşan, komşusu adına biraz üzgün ama ona da çok kızgın olarak geyiklerin yanından uzaklaştır. Yürüdü, yürüdü, yürüdü. En sonunda bir de ne görsün? İri boynuzlu cesur geyik, bacaklarını kırıp, yere çömelmiş duruyor. Ona bir şey olduğunu sanıp koşa koşa yanına gitti:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Hey, hey! İri boynuzlu cesur geyik iyi misin?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geyik yorgun gözlerle ve ter içinde tavşana baktı. Konuşacak hali yoktu. Dili dışarıda başını sallayarak iyiyim der gibi yaptı. Tavşan dereden biraz su alıp geyiğe getirdi ve içirdi. Geyik biraz kendine gelince ona olanları anlattı. Tavşan daha da üzgün bir şekilde bu sefer ormanın derinliklerinde yaramaz sincabı aramaya devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saatler sonra; bir ağacın altında, başını sarı topa yaslamış, çevresinde yemiş kabuklarıyla sızmış kalmış yaramaz sincabı gördü. Başını iki yana sallayıp, ellerini de beline koyup: Şimdi seni yakaladım diyerek sincabın yanına sessizce gitti. Sincabın yanına vardığında hemen başının altındaki sarı topu aldı. Topu aldığında da yaramaz sincabın başı yere düştü ve başını toprağa çarptı. Uykusundan başını çarparak uyanan yaramaz sincap, başını ova ova ne olduğunu anlamaya çalışırken, komşusu akıllı tavşanı gördü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Akıllı tavşan napıyorsun sen? Bak başım nasıl acıdı. Niye böyle yapıyorsun?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Sen asıl ne yapıyorsun yaramaz sincap? Sen yaptıklarından utanmıyor musun?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Ne yapmışım ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Sen ne yaptığını iyi biliyorsun? diyerek elindeki topu gösterdi: Bu ne bu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Top</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Bu kimin topu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Benim topum bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Senin topun mu? Emin misin?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Evet benim topum. Başka kimin olacak?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Geyiklerin topu olabilir mi acaba?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaramaz sincap kekeleyerek: Ge&nbsp; ge geyik mi? Ge ge geyiklerin topu mu? Nasıl olsun geyiklerin topu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Benim her şeyden haberim var yaramaz sincap. Geyikler o kadar üzgün ki. Ben de o kadar üzgünüm ki</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Niye üzgünmüşsün sen akıllı tavşan?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Tabi çok üzgünüm. Benim komşum sincap, kendine ait olmayan bir şeyi, bu topu almış, kaçmış. Yani çalmış</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Hayır çalmadım</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Üzgünüm yaramaz sincap, sen çalmışsın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Nasıl çalmışım?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Geyikler bana anlattı. Kaçan toplarıyla dere kenarında oynamışsın, onları görünce de topla koşup oradan kaçmışsın. Sana ait olmayan bir şeyler kaçmak, onu alıp götürmek hırsızlıktır, çalmaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Hayır ben çalmadım. Ben bana gelen topla oynadım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Sen başkasının topunu alıp gitmişsin. Onlardan izin almadan, onların topunu almış, kaçmışsın bu hırsızlıktır. Bu çok ayıp bir şeydir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Ben kötü bir şey yapmadım ki. Topla oyun oynadım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Hayır sen kendinden utanmalısın. Sen başkasının topunu, izni olmadan almışsın. Hadi almadın diyelim. Sen başkasının topunu onlardan izin almadan almış ve oynamışsın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Ben almadım. Top bana geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Top sana gelse ne olacak. O top onların. Top sana geldiğinde, etrafa bakıp, o topu arayan, ona sahip biri var mı yok mu bakman lazımdı? Sen baktın mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Bakmadım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Hemen oynamaya başladın değil mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Evet</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Peki geyikler gelince neden kaçtın?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Onlar benim topumu alacaktı. Ben de topumu vermemek için kaçtım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Ama o senin topun değildi ki. Onlar kendi topunu almak için geldiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu duyan sincap biraz da utanarak oradan gitmek istedi ama tavşan onun önüne geçerek:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Bak yaramaz sincap. Sen çok yaramazlıklar yapıyorsun ama senin yaptığın yaramazlıklar hoş görülse de hırsızlık hoş görülmez. Bu çok ayıp ve senin bundan utanman gerekiyor. Bir şeyi çalmak, kaçırmak suçtur. Cezası olan bir şeydir bu. Hırsızlığı asla yapmamalısın ve bu yaptığından utanmalısın. Ben senin yerinde olsam, şimdi giderdim ve geyiklerden çok çok özür diler, bir daha asla bunu yapmayacağını, çok pişman olduğunu ve çok utandığını söyler ve onların olan topu onlara verirdim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Sanırım haklısın. Şimdi çok ama çok utanıyorum yaptıklarımdan. Beraber geyiklerin yanına gitsek, ben de orada özür dilesem olur mu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Peki olur. Ama bir daha asla yapmayacağına söz verecek misin bana?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Söz veriyorum. Zaten bu yaptıklarımdan çok utanıyorum. Bir daha asla kimsenin malını onlardan izin almadan kullanmayacağım, almayacağım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuşmaları bittikten sonra, ormanın içinden ferah ferah, gürül gürül akan derenin kıyısından hızlı adımlarla geyiklerin olduğu ağaçlık yere gittiler. Sincap geyiklere sarı toplarını verdi. Hepsinden bir bir özür diledi ve ne kadar pişman olduğunu ve utandığını onlara anlattı. Bir daha da asla böyle bir hata yapmayacağını, kendisini affetmelerini istedi. Geyikler de onu affetti ve isterse onlarla top oynayabileceğini söyledi. Geyikler, yaramaz sincap ve akıllı tavşan günün geri kalanından orada top oynayıp çok eğlendiler.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/yaramaz-sincap-ve-akilli-tavsan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pembe Pati</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/pembe-pati/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/pembe-pati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zamansız Editör Kolektifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Nov 2021 10:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Hikayeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10171</guid>

					<description><![CDATA[Aden, güneşli havalarda ailesiyle pikniğe gitmeyi çok severdi. Bugün tıpkı o sevdiği günlerde olduğu gibiydi; ışıl ışıl güneş, masmavi bir gökyüzü, şakır şakır öten kuşlar… Annesi, eşyalarını toplaması için Aden’e yarım saatten az bir vakitleri kaldığını söylemişti. Günün güzelliğine hayran kalarak vaktinin yarısından fazlasını harcadığının farkında olduğunda, annesinin azarından kaçmak için çok geç kalmıştı.  Anne: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Aden, güneşli havalarda ailesiyle pikniğe gitmeyi çok severdi. Bugün tıpkı o sevdiği günlerde olduğu gibiydi; ışıl ışıl güneş, masmavi bir gökyüzü, şakır şakır öten kuşlar… Annesi, eşyalarını toplaması için Aden’e yarım saatten az bir vakitleri kaldığını söylemişti. Günün güzelliğine hayran kalarak vaktinin yarısından fazlasını harcadığının farkında olduğunda, annesinin azarından kaçmak için çok geç kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"> Anne:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Aden! Hala hazır değil mi eşyaların? Çantanı ihtiyacın olan araç ve gereçlerle doldurman için her zaman yanında olmayacağım. Bir plan yaparken önceden hazır olmak adına birtakım şeylere ihtiyaç duyarsın. Planın ne kadar eğlenceli olursa olsun, çantanda elin kirlendiğinde ulaşabileceğin temizleme mendili, üşüdüğünde giyinebileceğin bir hırkan olmalı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aden:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-İyi de anne, bunların hepsini sen zaten piknik sepetimizin içine koyuyorsun. Hırkayı da şimdi yanıma alırım olur biter. Beni neden uğraştırıyorsun ki!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Annesi verilen cevaptan huzursuz olmuştu ama hatasını anlaması adına tekrar uyarmayacaktı.&nbsp; Aden’in şimdiden dışarı çıkmak için hevesi kaçmıştı. Oysa uyandığında sırasıyla oynayacakları oyunları düşünmeye başlamış, Zülal ile uzun bir aradan sonra buluşacakları için de çok mutlu olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu düşüncelerle beraber arabanın arka koltuğuna yerleşti. Emniyet kemerini takmayı ihmal etmedi; babası ona arabada kendini güvende hissetmenin ilk kuralının bu olduğunu söylemişti. Haklıydı da. Bir keresinde yolda gidiyorlarken aniden karşılarına küçük bir çocuğu çıkmıştı, babası durumu erken fark edip tam zamanında frene basmıştı ama kendilerini öne doğru aniden gitmekten alıkoyamamışlardı. Kemer sayesinde olası bir kazanın önüne geçmişlerdi, babasının dikkati sayesinde de yaramaz çocuğun evine sağ salim gitmesine yardımcı olmuşlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Piknik yapacakları harika yeşillikler içindeki yere gelmişlerdi. Annesi, Aden ile göz göze gelmiyordu. Kızgınlığının geçmediğini düşünüyordu Aden. Ne yapabilirdi bir fikri yoktu. Sonuçta, ‘annem bana küs kalamaz’ diye düşünerek, arkadaşı Zülal’e doğru koşmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aden:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Canım arkadaşım, seni çok özledim, yaz tatilleri dışında pek görüşemiyoruz, ama bak bugün çok güzel bir gün ve biz en sevdiğimiz yerdeyiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zülal:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Evet! Ben de seni çok özledim. Sana beraber vakit geçirmediğimiz zamanlarda neler öğrendiğimi anlatmak için can atıyorum!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aden şaşırmıştı. Daha önce buluştuklarında ilk iş ne oynayacakları hakkında tartışmak oluyordu ama Zülal büyümüştü. Vaktini sadece eğlenerek değil, öğrenerek de geçiriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pikniğin başladığını, çok güzel kokuların etrafa yayılmasından anlayabilirdi herkes. Bu kokular yaban mersini, mandalina ve portakal; kısacası Aden’in en sevdiği meyvelerin kokularıydı. Zülal ile beraber keyifle yemeye başlamışlardı. Daha sonra ellerini yıkamak için çeşmeye doğru yönelmişlerdi fakat çeşmenin musluğunu kırılmış olduğunu görmüşlerdi. Aden, annesinin yanına doğru gitmek için yönelmişti; Zülal küçük çantasının içinden temizleme mendili çıkarmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zülal:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Bu gibi durumlarla karşı karşıya kalabiliriz Aden ama endişe etme, annem her zaman hazırlıklı olmam adına çantamın içine neler koyabileceğimi bana öğretti, bu sayede o yanımda olmasa bile nasıl davranacağımı biliyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aden utanmış ve sıkılmıştı. Annesi ona üçüncü sınıfa geçtiğinden beri birçok şey öğretmeye çalışıyordu ama Aden her seferinde ne gerek var ki diyerek annesini üzüyordu. Çocuk olmak güzeldi ve her şeyi şimdiden düşünerek oyun oynayacağı vakitten çalmak istemiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aden, Zülal’ in uzattığı mendil ile elini sildikten sonra ormana doğru koşarak gözden kayboldu. Zülal şaşırarak arkasından bakakalmıştı. Aden hem koşuyordu hem de içinden, “Bunu da annen öğretti mi, hızlı koşmayı! “ diye seslenerek kendince arkadaşıyla dalga geçiyordu. Zülal arkasından bağırıyordu:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Aden hayır! Uzaklaşma, orman çok tehlikeli, ailelerimizin yanından ayrılmamalıyız. Aden duymazdan gelerek doğruca ormanın derinliklerine doğru koşuyordu. Nihayet arkasını dönüp baktığında her yerin ağaç olduğunu ve geldiği yerin yönünü kaybettiğini anlamıştı. Ağlayarak bir ağacın gölgesine sığınmıştı. Nasıl geriye dönecekti? Üstelik karanlık çökmeye başlamıştı, tek başına bu ıssız yerde ne yapacaktı! Aden, bu düşünceler yüzünden korkmaya başlamışken bir anda ağaçların arasından gelen bir miyavlama sesi duydu. Tek başına değildi, tıpkı kendisi gibi evinden çok uzakta bir kedi yavrusuydu bu. Bir yandan gözyaşlarına hâkim olamıyor bir yandan da bulduğu bu kedi yavrusuna sıkı sıkı sarılıyordu. Eğer annesini dinleseydi çantasında muhakkak atıştırmalık ve süt de olurdu. Hem minik yavrunun da karnını doyurabilirdi. Şimdi annesine karşı haksızlık ettiğini anlamıştı ama gönlünü almak için onu bulması gerekiyordu. Hava gittikçe kararıyordu, ormandan değişik sesler geliyordu. Kucağındaki kedinin miyavlaması da gittikçe sessizleşen ortamda büyük gürültüye sebep oluyordu. Yavaş yavaş oturduğu yerden doğrularak çevresine göz atmaya başladı, koştuğu yolu ayak izlerinden bulmaya çalışıyordu. İzlediği bir filmde izciler bu şekilde bazı hayvanların yuvasını bulabiliyordu. Geçirdiği boş zamanları düşündükçe kendine öfkeleniyordu Aden. Eğer Zülal gibi eğlenerek öğrenebileceğini fark etseydi şu an bu kadar çaresiz kalmayabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elindeki minik yavru kedi yere doğru atladı. Ona bir yol göstermeye çalışıyor gibi miyavlayarak arkasına baka baka bir yere doğru ilerliyordu. Aden, onu takip etmeye başladı. Küçük taşlı bir yola girdiler ve bir süre yürüdükten sonra Aden gözlerine inanamadığı devasa süt şelalesiyle karşılaştı. Burası patilerin dünyasıydı. Tam o esnada küçük, pamuk gibi bembeyaz ve pespembe patileriyle Aden’e doğru dönen yavru kedi fısıldamaya başladı. Aden, rüya gördüğünü düşünerek uyanmak için kollarını sıkıyordu ama hiçbir işe yaramıyordu. Bunun yerine yavru kediye yaklaşarak:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Merhaba beni anlıyor musun? Diye sordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"> Kedi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Merhaba, Aden. Ben pembe pati. Ormanda ağladığını gördüm ve seni yalnız bırakmak istemedim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aden:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Ama kediler konuşamaz ki! Burası neresi böyle, ben rüya mı görüyorum?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Hayır, bizler gerçeğiz. Burası yetişkinlerin bizi sahiplendikten sonra sıkılıp geri bıraktığı Pati Ormanı. Burayı yalnızca hatasını anlayan güzel kalpler görebilir ve sanırım sen anneni üzdüğün için beni duyabiliyor ve evimizi de görebiliyorsun.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Evet, onu üzdüğüm için çok pişmanım, eğer kendimi kanıtlama hissi duymasaydım; düşüncesizce bu ormana doğru kaçmazdım. Bildiğimi sandığım şeyler yanlış olabilir ya da eksik biliyor olabilirim. Büyüklerimden doğrusunu öğrenmem gerekli.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Evet Aden! Nasıl da hatanı anlayıp telafi etmek için çabalıyorsun. Hadi seni evine götürelim ve eve gidince bizlere yardımcı olmak için süt şelalemize katılacak kapları kapının önüne bırakmayı unutma. Pati perileri kapları alıp bize getirecek ve bizler seni asla unutmayacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aden, sevinçli ve bir o kadar da şaşkın bir şekilde ormanın dışına doğru yol aldı. Pembe Pati ona nereden gideceğini göstermiş ve yolculuk sırasında acıkırsa diye de küçük bir erzak çantası yapmıştı. Bu sayede kısa bir mesafe bile olsa karnını doyurmuş ve bir kez daha hazırlıklı olmanın ne kadar önemli olduğunu anlamıştı. Ormandan çıktığında annesi ve babasının güvenlik görevlileri ile endişeli bir şekilde beklediğini gördü. Onlara doğru koşuyordu…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anne:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Annem çok endişelendirdin bizi, bir şeyin var mı? Nerelerdeydin?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aden:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Endişe etme anneciğim, &nbsp;çok özür dilerim. Düşüncesiz davrandım ve seni üzdüm, senin gözünün önünden kaybolarak ormana kaçtım ama yaptığım bu hareket sonrasında düşündüm, düşünmem hatamı anlamama yardımcı oldu, bir daha asla seni üzmeyeceğim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anne:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Sen çok düşüncelisin ve ben bunun için sana teşekkür ederim, bir daha korkutmayacağından eminim. İyisin ya en önemlisi de bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aden:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Ben iyiyim annecim ama sensiz hareket edebilmem için büyümem gerekiyor, hazırlıklı olmam, küçük küçük şeyler öğrenmem için ise de dinlemem gerekiyor. Peki, sokağa bırakılan hayvanlar nasıl yapacak anneciğim? Onların bizler gibi bir doğası yok, sıcacık bir yuvaya alışıp dışarıda yalnız tek başlarına ıssız yerlerde bırakılmaları ne kadar üzücü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Annesi, Aden’nin bu düşüncelerine karşı başını bir yere çarpıp çarpmadığı konusunda endişelenmişti. Hızlıca kontrol etmişti ama bir şey görünmüyordu. Aden’ e sormak istediyse de bir türlü soramadı. Kızı çok haklıydı, birkaç saat boyunca yavrusunu kaybetmek bile onu ne kadar üzmüş korkutmuştu. Peki ya sahiplendirildikleri ailelere alışan o yavrular ne olacaktı? Yalnızlık ve bilmedikleri doğadaki korku dolu anlar, tesadüfler, tehlikeler! Karınlarının aç mı, tok mu ayrı bir yara…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün itibariyle yaşanan bu olaydan Anne ve Aden ders çıkarmıştı. Anne hayvanları korumak için çalışmalara başlamış, çevresindeki herkesi bilinçlendirmişti. Aden ise kapının önüne mama ve su kabı bırakmayı unutmamıştı, bir de Pembe Patinin istediği süt kabı tabii ki… Belki hayal belki gerçekti, bilemiyordu ama Pembe Pati sayesinde bulmuştu ailesine geri dönüş yolunu. Ona teşekkür etmenin tek yolu buydu. Aynı zamanda her şeye karşı her zaman hazırlık yapıyordu. Çantasını hazırlıyor, bir sonraki derste öğreneceği şeylere bile önceden göz gezdiriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zülal ile beraber oynadıkları oyunları artık daha eğitici bir şekilde oynuyorlardı. Eğlenerek öğrenmek dünyanın en güzel şeyiydi. Teşekkürler Anne ve teşekkürler Pembe Pati. Varlığından haberdar olmadığımız her patili dostlarımız için her teşekkürümüz kapımıza bir kap su ve mama…</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Soru Köşemiz:</strong></p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li>Hem eğlenip hem öğrenebileceğimiz oyunlara birer örnek verelim. Ve sınıf arkadaşlarımızla beraber oynayalım.</li><li>Pembe Pati gibi evimizde bizimle beraber yaşayan hayvan dostlarımız var mı? Varsa onlara nasıl davranıyoruz, paylaşalım.</li><li>Öğretmenimizle beraber dışarıdaki canlı dostlarımız için mama ve bir kap su etkinliği yapalım.</li><li>Peki, siz Aden gibi hazırlık yapıyor musunuz? Bildiğimiz hazırlık şekillerini arkadaşlarımız ve öğretmenimizle paylaşalım.</li></ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/pembe-pati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Annemin Doğum Günü (9 yaş üstü)</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/annemin-dogum-gunu-pinar-gocer/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/annemin-dogum-gunu-pinar-gocer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Göçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Feb 2019 09:17:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Hikayeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=5652</guid>

					<description><![CDATA[Odamda ders çalışıyordum. Biraz mola vereyim, dedim. Mutfağa bir bardak su içmeye gittim. Kapıyı açtım. Babam içerdeymiş, “Ödümü koparttın!” dedi. Cep telefonunu, kolunun altına saklamaya çalışıyordu. “Niye sessizce giriyorsun Pelin?” “Su içecektim,” dedim. Raftan aldığım bardağa, sürahiden su doldurdum. Babam, cep telefonunu kulağına götürdü, “Pelin’e de söylüyorum Sedat,” dedi. Sedat dayımla konuştuğunu anlamıştım. Kaşlarımı kaldırdım. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>				Odamda ders çalışıyordum. Biraz mola vereyim, dedim. Mutfağa bir bardak su içmeye gittim. Kapıyı açtım. Babam içerdeymiş, “Ödümü koparttın!” dedi. Cep telefonunu, kolunun altına saklamaya çalışıyordu. “Niye sessizce giriyorsun Pelin?”</p>
<p>“Su içecektim,” dedim. Raftan aldığım bardağa, sürahiden su doldurdum.</p>
<p>Babam, cep telefonunu kulağına götürdü, “Pelin’e de söylüyorum Sedat,” dedi.</p>
<p>Sedat dayımla konuştuğunu anlamıştım. Kaşlarımı kaldırdım.</p>
<p>“Ne oldu baba?”</p>
<p>“Yarın annenin doğum günü…” diye fısıldadı.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5653" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/images.png" alt="" width="265" height="190" /></p>
<p>Ellerimi çırptım, “Çikolatalı pasta alalım,” dedim.</p>
<p>İşaret parmağını dudağına götürdü. “Sus sus! Annen salonda televizyon seyrediyor, konuştuğumuzu duymasın.”</p>
<p>Hiçbir şey anlamamıştım ama babamın sözünü dinleyip sustum.</p>
<p>Masanın kenarındaki sandalyelere oturduk. Babam ciddileşmişti. Kulağıma doğru eğildi.</p>
<p>“Hiç kimse annenin doğum gününü kutlamayacak.”</p>
<p>“Annem çok üzülür…” diyecek oldum.</p>
<p>Dudaklarında bir gülümseme belirdi. “Şaka yapıyoruz kızım. Doğum gününü unuttuğumuzu sanacak. Oysa akşama sürpriz doğum günü partisi düzenliyoruz. Anneannenle deden dahi oyunumuza katılmayı kabul etti.”</p>
<p>“Tıpkı filmlerdeki gibi…” dedim.</p>
<p>“Evet,” dedi babam. “Ve senin de bir görevin var. Sedat dayınla birlikte evi süsleyebilelim diye, anneni evden uzaklaştıracaksın.”</p>
<p>“Anlaştık,” dedim ve mutfaktan çıkıp odama gittim fakat hemen geri döndüm.</p>
<p>Babam, yine telaşlandı, “Aman Pelin…”</p>
<p>“Ne yapayım baba, su içmeyi unutmuşum.”</p>
<p>Mutfak kapısını, arkamdan yavaşça kapadım. Göz ucuyla kontrol ettim; annem salonda televizyon seyretmeye devam ediyordu.</p>
<p>Ertesi sabah, erkenden uyandım. Annem, odama geldi. Neşeliydi, en güzel elbisesini giymişti. “Günaydın Pelin, kahvaltı birazdan hazır olur,” dedi.</p>
<p>“Günaydın anne,” diyerek yatağımdan kalktım. Okul formamı giydim ve kahvaltı etmeye gittim. Ailece sofraya oturduk.</p>
<p>Babam, anneme döndü, “Ben bugün biraz gecikebilirim Ceyda, toplantım var,” dedi.</p>
<p>Annem, hayretle gözlerini açtı. “Hakan biliyorsun bugün…” diyordu ki babam sözünü kesti.</p>
<p>“Ah evet, sıradan bir gün,” dedi.</p>
<p>Annemin canı sıkılmıştı yine de bir şey söylememeyi tercih etti.</p>
<p>“Hadi Pelin, okula geç kalacaksın,” dedi babam.</p>
<p>Okulda bütün gün, son ders zilinin çalmasını bekledim. Heyecandan tek kelime ders dinleyemedim.</p>
<p>Annem, lisede matematik öğretmenidir. Akşamları aynı saatlerde eve dönüyoruz. Ondan önce eve ulaşmak için koşa koşa gittim ve çarçabuk üstümü değiştirip apartmanın dış kapısına çıktım.</p>
<p>Zavallı annem, keyifsiz bir halde eve geldi. Demek ki öğretmen arkadaşları, doğum gününü kutlamamıştı.</p>
<p>“Neden kapının önündesin?” diye sordu.</p>
<p>Sorusuna cevap vermek yerine, “Anneanneme gidelim,” dedim.</p>
<p>Durdu, düşündü. “Gidelim bakalım, belki hatırlar,” dedi.</p>
<p>“Neyi?” diye sordum. Kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum.</p>
<p>“Hiç…” dedi.</p>
<p>Anneannem, bizi görünce şaşırmış gibi yaptı.</p>
<p>“Ah sizi görmek ne güzel!”</p>
<p>Dedem de evdeydi. Salonda karşılıklı koltuklara oturduk. Ortamda derin bir sessizlik vardı. Annem sonunda dayanamadı.</p>
<p>“Hangi ayda olduğumuzun farkında mısınız?”</p>
<p>“Şubat,” dedi dedem.</p>
<p>“Peki, hangi gündeyiz?”</p>
<p>“On beşi değil mi? Evet, evet on beşi…” dedi anneannem.</p>
<p>“Yani hatırlamıyorsunuz?”</p>
<p>“Emekli maaşımızı soruyorsan biz aybaşında alıyoruz kızım,” dedi dedem.</p>
<p>Annem, iki eliyle başını tuttu. “Emekli maaşı da nereden çıktı baba?”</p>
<p>“Sen sordun ya?” dedi dedem. Güldüğü belli olmasın diye de eliyle ağzını kapatıyordu. Annem öylesine kızmıştı ki güldüğünü fark etmedi bile… “Hadi Pelin gidiyoruz,” dedi.</p>
<p>“Yine gelin,” dedi anneannem.</p>
<p>“Küstüm, gelmem,” dedi annem.</p>
<p>“Küsme benim güzel kızım,” dedi dedem.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5654" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/745838338a7b060.jpg" alt="" width="650" height="443" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/745838338a7b060.jpg 650w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/745838338a7b060-300x204.jpg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/745838338a7b060-600x409.jpg 600w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Daha partiye bir saat vardı. Sokakta oyalanmaya devam etmemiz gerekiyordu. “Parka doğru yürüyelim mi?” dedim.</p>
<p>Annem derin bir nefes aldı. “Hava almak bana da iyi gelecektir,” dedi.</p>
<p>Parka varmıştık. Çınar ağacının altındaki bir banka oturduk. Güneş batmaya hazırlanıyor.</p>
<p>“Bugün benim doğum günüm,” dedi annem. “Hiç kimse hatırlamadı. Ne kadar büyürsek büyüyelim, doğum günlerimizde çocukluğumuza geri dönüyoruz. Kutlama yapmak istiyoruz.” Sesinden canının sıkkın olduğu anlaşılıyordu.</p>
<p>“Bana da kırgın mısın?” dedim. “Kusura bakma, henüz doğum günlerini aklımda tutamıyorum.” Ayağa kalktım. Kendi kendime, “On dakika daha sabret,” diye mırıldandım.</p>
<p>“Bir şey mi dedin Pelin?”</p>
<p>“Eve gitme zamanı anneciğim.”</p>
<p>El ele tutuştuk ve ağır adımlarla ilerleyip evimize vardık. Misafirlerin, salona saklandığını biliyordum.</p>
<p>Annem montunu çıkardı, askıya astı ve salonun kapısını açtı.</p>
<p>“Sürpriz! İyi ki doğdun Ceyda!”</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5702" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Annem-sürpriz-doğum-günü-kutlamasına-çok-sevinmişti....jpg" alt="" width="904" height="960" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Annem-sürpriz-doğum-günü-kutlamasına-çok-sevinmişti....jpg 904w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Annem-sürpriz-doğum-günü-kutlamasına-çok-sevinmişti...-300x319.jpg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Annem-sürpriz-doğum-günü-kutlamasına-çok-sevinmişti...-600x637.jpg 600w" sizes="(max-width: 904px) 100vw, 904px" /></p>
<p>Babam önde; akrabalarımız, annemin arkadaşları, komşularımız arkasında…</p>
<p>“Doğum gününü unutmam mümkün mü Ceyda?” dedi babam.</p>
<p>“Doğduğun gün, sanki dünmüş gibi aklımda,” dedi anneannem.</p>
<p>Annemin neşesi yerine gelmişti. Sevinç gözyaşlarını sildi ve “Hepinizi çok seviyorum,” dedi. Alkışlar arasında, doğum günü pastasının üzerinde yanan mumları üfledi.</p>
<p>&nbsp;		</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/annemin-dogum-gunu-pinar-gocer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sihirli Kitap (9 yaş üstü)</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/sihirli-kitap-pinar-gocer-9-yas-ustu/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/sihirli-kitap-pinar-gocer-9-yas-ustu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Göçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Feb 2019 16:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Hikayeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=4759</guid>

					<description><![CDATA[Gün, yeni yeni ağarıyor. Yatağımdan kalktım, burnumu pencere camına dayadım, dışarıyı seyrediyorum. Dün gece başlayan yağmur, hâlâ dinmemiş. Kaldırım kenarlarında minik dereler oluşmuş. Pazar günü olduğundan sokaklar tenha. Çıt yok, herkes uyuyor galiba. Sokağımızın gönüllü koruyucusu benekli köpek bile karşı apartmanın girişine uzanmış. Annem, odama geldi. Yüzünde sevgi dolu bir gülücük belirdi. “Erken kalkmışsın Emre…” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>				<em>Gün, yeni yeni ağarıyor. Yatağımdan kalktım, burnumu pencere camına dayadım, dışarıyı seyrediyorum.</em></p>
<p>Dün gece başlayan yağmur, hâlâ dinmemiş. Kaldırım kenarlarında minik dereler oluşmuş. Pazar günü olduğundan sokaklar tenha. Çıt yok, herkes uyuyor galiba. Sokağımızın gönüllü koruyucusu benekli köpek bile karşı apartmanın girişine uzanmış.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4761" src="http://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2018/12/book-2160539_960_720.png" alt="" width="960" height="540" /></p>
<p>Annem, odama geldi. Yüzünde sevgi dolu bir gülücük belirdi. “Erken kalkmışsın Emre…”</p>
<p>“Evet anne…”</p>
<p>“Kahvaltı hazırlayacağım, baban da fırından taze ekmek almak için çıkacak.”</p>
<p>“Bu yağmurda mı?” diye sordum.</p>
<p>“Islanmamak için yanına şemsiye alır,” dedi.</p>
<p>“Öyleyse dedem de söz verdiği gibi gelecektir,” dedim.</p>
<p>“Elbette gelecek Emre. Yağmurun yağması, dedenle birlikte gezmenize engel olmayacaktır.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-4762 alignleft" src="http://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2018/12/bilge-dede-250x250.jpg" alt="" width="250" height="250" />Annem, mutfağa gitti. Ben de pencereden dışarıyı seyretmeye devam ettim. İnsanlar, birer ikişer sokağa çıkmaya başlamışlar. Kimisi şemsiyesinin altına sığınıyor kimisi yağmurluğu ile ıslanmaktan korunuyor.</p>
<p>Hava yağmurun etkisiyle biraz serinlemiş. Pijamamın üzerine eski bir kazak geçirdim ve mutfağın yolunu tuttum. Annem çaylarımızı bardaklara dolduruyordu. Sokak kapısının açılma sesini işitince de babamın fırından ekmek alıp geldiğini anladım. Babam, uçlarından sular akan şemsiyeyi kurusun diye koridorda açık bıraktı.</p>
<p>Ekmekler de mis gibi kokuyor. Bir parça koparıp ağzıma attım.</p>
<p>“Bir an evvel kahvaltı etmeye başlayalım. Bilirsin deden erkencidir, birazdan kapıyı çalar,” dedi babam.</p>
<p>“Sofraya geçebiliriz. Sahanda yumurtalar hazır,” dedi annem.</p>
<p>Bir sandalye çektim ve oturdum. Taze ekmeği yumurtaya banıp güzelce karnımı doyurdum. Kahvaltı sofrasından kalkınca, üzerimi değiştirmek için odama gittim.</p>
<p>“Balıkçı yaka mavi kazağını giy,” diye arkamdan seslendi annem. “Sıcak tutar, üşümezsin.”</p>
<p>Mavi kazağımı ve pantolonumu giydim. Dedemi bekliyorum. Çok geçmeden zilimiz çaldı ve dedem geldi. Koşup boynuna sarıldım.</p>
<p>“Seni çok özledim.”</p>
<p>“Ben de seni özledim Emre,” dedi. Siyah şemsiyesini kapının kenarına bıraktı.</p>
<p>“Hemen çıkalım mı?” dedim.</p>
<p>Babam araya girdi, “Birlikte sabah kahvemizi içelim, sonra gidersiniz.”</p>
<p>Salona geçip koltuklara oturdular. Kahvelerini içtiler.</p>
<p>“Hadi ama dede…” dedim.</p>
<p>“Tamam, Emre’ciğim,” dedi dedem. “Ömer’i fazla bekletmeyelim.”</p>
<p>Dede – torun, annemle babama veda ettik ve evden ayrıldık. Yağmur, daha da hızlanmış. Neyse ki yağmurluğumu giydim.</p>
<p>“Gideceğimiz yer çok uzak mı dedeciğim?”</p>
<p>“Sokağın başındaki duraktan belediye otobüsüne bineriz. On beş dakikaya orada oluruz.”</p>
<p>Sahiden de on beş dakika sonra büyükçe bahçesi olan bir evin önündeydik. Dış görünüşünden, oldukça eski olduğu belliydi. Pembe renkli boyası solmuş, ahşap panjurları yıpranmıştı.</p>
<p>Bahçeden geçip kapı ziline bastık.</p>
<p>“Ding, Dong!”</p>
<p>Dedem gibi beyaz saçlı olan Ömer amca, kapıyı açtı.</p>
<p>“Hoş geldin Ahmet, hoş geldin Emre… Amma ıslanmışsınız, sobanın başına geçin de hasta olmayın.”</p>
<p>“Hoş bulduk,” diyerek içeri girdik.</p>
<p>Ömer amcayla bir süre önce dedemin evinde tanışmıştım. İkisi, çocukluktan beri arkadaşmış. Ömer amca, bana pek çok kitabı olduğundan söz etmiş ve evine davet etmişti.</p>
<p>Yağmurluğumu çıkardım, ellerimi ısınsınlar diye sobaya tuttum. Bir yandan da koca salonun iki duvarını kaplayan kitaplığa bakıyorum. Hayatımda bu kadar kitabı bir arada görmemiştim.</p>
<p>Ömer amca, “Çay demlemiştim, getireyim de birer bardak içelim,” dedi.</p>
<p>Çaydanlıkla geri döndüğünde, yanında benim yaşlarımda bir kız çocuğu vardı. Çay bardaklarını koyduğu gümüş tepsiyi taşıyordu.</p>
<p>Ömer amca, çaydanlığı sobanın üzerine yerleştirdi.</p>
<p>“Torunum Miray,” dedi. “Senin gibi kitap okumayı çok sever.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-4763 alignleft" src="http://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2018/12/girl-160169_960_720.png" alt="" width="490" height="720" />“Özellikle de sihirli kitapları,” dedi Miray.</p>
<p>Ömer amcanın çay doldurduğu ince belli cam bardağı, teşekkür ederek aldım.</p>
<p>“Sihirli kitap mı?” dedim.</p>
<p>“Emre’ciğim,” dedi dedem. “Sizin yaşınızdayken ben de sihirli kitap okumaya bayılırdım.” Kitaplıktaki yeşil, bordo ve lacivert deri kaplarıyla dikkat çeken bazı kitapları işaret etti. “Ömer, sihirli kitaplarının kıymetini bildi, ne yazık ki ben çoğunu kaybettim.”</p>
<p>Gözlerimi hayretle açtım. “Sihirli kitaplarının olduğunu bilmiyordum,” dedim.</p>
<p>“Sana söylemeyi unutmuşuz demek ki… Baban, elimde kalan son kitapların masallarıyla büyüdü,” dedi dedem. “Bendekileri sana veririm.”</p>
<p>Şaşkınlığım iyice artmıştı. “Sihirli kitaplar; sadece masallarda, filmlerde oluyor sanırdım,” dedim.</p>
<p>“Bütün kitaplar sihirlidir, okuyucularını daha önce gitmedikleri dünyalara taşırlar,” dedi Ömer amca.</p>
<p>Miray; yeşil, bordo ve lacivert kitapların sıralandığı rafın önüne gitti ve ellerini kitapların üzerinde gezdirdi.</p>
<p>“Ama biz gerçek sihirden söz ediyoruz.” Yeşil kapaklı bir tanesini, nazik bir hareketle raftan çekti. Adeta fısıldayarak, “İçindeki hikâyelerden birini okumamı ister misin?” dedi.</p>
<p>“İsterim,” dedim. Nedense ben de fısıldamıştım.</p>
<p>Miray, kitabın kapağını açtı. Aniden odanın içini parlak bir ışık kapladı. Işığa gözüm alışınca, karşımda altın renkli bir kapının olduğunu fark ettim.</p>
<p>Ömer amca, çayından bir yudum aldı ve ceketinin cebinden devasa bir anahtar çıkarıp uzattı. “Bu anahtar her kapıyı açar. O kitabı hatırladım, en son altmış sene önce açıp okumuştuk, değil mi Ahmet?”</p>
<p>“Ah, evet,” dedi dedem. “Genç ve güzel Nazlı ile kötü kalpli cadının hikâyesi ile başlıyor.”</p>
<p>Ömer amcaya baktım. Yerinden kıpırdamamıştı. “Biz kapıdan geçiyoruz, siz gelmiyor musunuz?” dedim.</p>
<p>“Daha çayımız bitmedi,” dedi Ömer amca.</p>
<p>Bu büyükleri de hiç anlamıyorum. Çay &#8211; kahve içmeyi, sihirli bir kapıdan geçmeye, tercih edebiliyorlar.</p>
<p>Anahtarı alan Miray, kilide taktı ve çevirdi. Altın renkli kapı usulca açıldı. Biz geçince arkamızdan hemen kapandı.</p>
<p>Miray, yeşil kapaklı kitabı bana verdi, “Sakın kaybetme.”</p>
<p>Kitabı ıslanmasın diye kazağımın içine sakladım. Çünkü bardaktan boşanırcasına yağmurun yağdığı, karanlık bir ormanın içindeydik.</p>
<p>“Anlaşılan yağmurdan kurtuluş yok,” dedim. “Bilseydim yağmurluğumu giyerdim.”</p>
<p>“Hikâyelerde yağan yağmurlar ıslatmaz ki&#8230;”</p>
<p>Ellerimi, kollarıma sürdüm. “Evet, evet ıslanmamışım,” diye bağırdım. “Bu müthiş bir duygu!”</p>
<p>“Şşşt!” dedi Miray. “Kötü kalpli cadı, geldiğimizi duymasın.”</p>
<p>Geç kalmıştı. Tiz bir ses, “Kim var orada?” dedi.</p>
<p>Kötü kalpli cadı, kayığıyla bir derenin içinde ilerliyordu. Sırtında da bir büyücü heybesi taşıyordu. Cadıyla göz göze geldim ama gözleri korkutucu olmak bir yana, hayli bitkin bakıyordu.</p>
<p>“Yıllardır kürek çekmekten kollarım yoruldu. Bu derenin ne başı var ne sonu,” dedi.</p>
<p>Cadıyı ardımızda bıraktık ve dar yolda ilerledik. Yağmur durmuştu, beyaz bir kedi “Miyav,” diyerek bacağıma süründü. Kediyi kucağıma alıp tüylerini okşadım.</p>
<p>Bahçesi çiçeklerle bezeli, sevimli bir kulübeye varmıştık. Sallanan sandalyesinde oturmuş, örgü ören bir nine bize gülümsedi.</p>
<p>“Minnoş’la çabucak dost olmuşsunuz,”</p>
<p>“Kedileri severim,” dedim.</p>
<p>“Ahmet’le Ömer, buralarda mı?” dedi.</p>
<p>“Salonda çay içiyorlar”, diye cevap verdim.</p>
<p>Nine, “Söyleyin o yaramazlara, çok fazla şeker yemesinler,” dedi.</p>
<p>Ninenin söylediklerinden hiçbir şey anlamamıştık.</p>
<p>“İkisi de dede oldu. Biz de onların torunlarıyız,” dedi Miray.</p>
<p>Nine, telaşla sandalyesinden kalktı ve kulübesine koşturdu. “O kadar zaman geçti mi? Ocakta kaynattığım çorbam taşmıştır.”</p>
<p>İçeriden bir çığlık sesi yükseldi. Nine, bir gümüş aynayla yüzünü inceliyordu. “Yaşlanmışım,” dedi. “Oysa bu imkânsız&#8230; Beni, kötü kalpli cadının elinden kurtaracak yakışıklı ormancı henüz gelmedi.”</p>
<p>Nineyi tekrar bahçedeki sallanan sandalyesine oturttuk. “Bu hikâyede neler olup bittiğini çözdüm,” dedim. “Nazlı adındaki genç kız, bir sebepten yaşlanmış.”</p>
<p>Kitabı, kazağımın içinden çıkardım. Okumaya başladım. Kötü kalpli cadı, kayığına binmiş ve ormandaki kulübesinde yaşayan güzel kızı, bir karakargaya çevirmeye geliyordu. Güzel kız ise kulübesinin bahçesinde örgü örüyordu. Ne var ki sonraki sayfalar birbirine yapışmıştı.</p>
<p>“Dedelerimiz, şekerli elleriyle sayfaları çevirmişler,” dedi Miray.</p>
<p>“Sayfalar da şeker yüzünden birbirine yapışmış. Hikâyede bu sayfada takılmış.” dedim.</p>
<p>Parmaklarımızı kullanarak sayfaları temizledik. Kötü kalpli cadı, kayığından atladı. Nine de alımlı bir genç kız oluverdi.</p>
<p>Ormanın içinde, neşeli bir şarkı söyleyen ormancının sesi yankılandı.</p>
<p>Başımızı çevirince bir de ne görelim; güzel kız, cadının serptiği büyü tozu yüzünden bir kargaya dönüşüvermiş.</p>
<p>Yakışıklı Ormancı, kulübenin bahçesine girdi.</p>
<p>Ağacın dalında “Gak gak!” diyerek şarkısına eşlik eden karakarganın kanatlarını okşadı. “Sen ne güzel bir kuşsun böyle!” dedi.</p>
<p>“Aklını kaçırmışsın, o çok çirkin bir kuş,” dedi Cadı.</p>
<p>“Bence, dünyanın en güzel kuşu,” dedi Yakışıklı Ormancı.</p>
<p>Karakarga, silkindi ve eski haline dönüşüverdi. Yakışıklı Ormancı sayesinde büyü bozulmuştu. Genç kız, cadının sırtında taşıdığı heybeyi aldı ve ocakta yanan ateşe attı.</p>
<p>Kötü kalpli cadı da korkusundan ormanın öbür ucuna kaçtı.</p>
<p>Miray, sevinçle ellerini çırptı. “Mutlu sonlara bayılırım.”</p>
<p>“Artık hiç yaşlanmayacaksın Nazlı,” dedim ve kitabı kapattım.</p>
<p>Miray derin bir nefes aldı. “Kitaplıktaki bütün sihirli kitapları temizlemem gerekiyor.”</p>
<p>“Merak etme, sana yardım ederim,” dedim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><iframe loading="lazy" title="Sihirli Kitap - Pınar Göçer" width="1290" height="726" src="https://www.youtube.com/embed/r9R1kISBv_w?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>		</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/sihirli-kitap-pinar-gocer-9-yas-ustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
