<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zamansız Dergi</title>
	<atom:link href="https://zamansizdergi.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<description>Herkes İçin Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Sat, 03 Jan 2026 22:53:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>

<image>
	<url>https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/03/cropped-zamansiz_editor_100x100-1-32x32.jpg</url>
	<title>Zamansız Dergi</title>
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dil ve Kelime Faşizmi: Sözcüklerin İktidarı, İfadenin Tahakkümü &#8211; 1 &#8211;</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/dil-ve-kelime-fasizmi-sozcuklerin-iktidari-ifadenin-tahakkumu-1/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/dil-ve-kelime-fasizmi-sozcuklerin-iktidari-ifadenin-tahakkumu-1/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Galip Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jan 2026 09:37:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11888</guid>

					<description><![CDATA[Dil, yalnızca insanlar arasında iletişimi mümkün kılan bir araç değildir; aynı zamanda düşünmenin, anlamlandırmanın ve dünyayı kavrayış biçimimizin temelidir. Bu nedenle dil üzerinde kurulan her türlü baskı, yalnızca sözcüklerin kullanımını değil, doğrudan düşünce biçimlerini, toplumsal yapıları ve bireysel özgürlükleri hedef alır. Dil faşizmi ya da daha özel bir kavramla kelime faşizmi, dilin belirli kişi, kurum [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dil, yalnızca insanlar arasında iletişimi mümkün kılan bir araç değildir; aynı zamanda düşünmenin, anlamlandırmanın ve dünyayı kavrayış biçimimizin temelidir. Bu nedenle dil üzerinde kurulan her türlü baskı, yalnızca sözcüklerin kullanımını değil, doğrudan düşünce biçimlerini, toplumsal yapıları ve bireysel özgürlükleri hedef alır. 	</p><p>Dil faşizmi ya da daha özel bir kavramla kelime faşizmi, dilin belirli kişi, kurum veya ideolojiler tarafından kontrol edilmesi, daraltılması, yasaklanması, manipüle edilmesi veya tek bir doğrultuya yönlendirilmesi anlamına gelir.	</p><p>“Dil Faşizmi Nedir?” diye soracak olursak ise şu cevabı verebiliriz:	</p><p>Dil faşizmi, bireylerin düşünme biçimini, kendini ifade etme kapasitesini ve toplumsal algıyı kontrol etmek amacıyla dil üzerinde baskı kurulmasıdır. Bu baskı; yasaklar, manipülasyonlar, yönlendirilmiş söylemler veya toplumsal norm dayatmalarıyla uygulanır. 	</p><p>Dil faşizminin temel hedefi, bireylerin neyi nasıl söyleyebileceğini belirleyerek düşünce alanını daraltmaktır. Bu olgunun anlaşılabilmesi için süreci oluşturan başlıca mekanizmaları ayrıntılı olarak şöyle ele alabiliriz.</p><p><strong>Kelimelerin Yasaklanması</strong>	</p><p>Dilin baskı altına alınmasının en görünür yöntemlerinden biri, belirli kelimelerin yasaklanması, kullanılmasının ceza gerektiren bir eylem hâline getirilmesidir.Örnek verecek olursak, şu başlıklar altında ele alabiliriz:</p><p>1. <strong>Politik Yasaklamalar	</strong></p><p>Bazı ülkelerde &#8220;diktatör&#8221;, &#8220;sansür&#8221;, &#8220;soykırım&#8221; gibi kelimeler resmi söylemde yasaklanmış veya kullanılmaları cezalandırılmıştır. Bu kelimelerin yasaklanması, o kavramların, bazı kişilerce toplumsal bilince ulaşmasını engellemek için uygulanır. Toplum mahrum bırakılır.</p><p><strong>2. Kutsal veya tabu sayılan kelimeler</strong>	</p><p>Bazı toplumlarda cinsellik, beden, kadınlık ve erkeklikle ilgili kelimeler yasaklanmış veya “ayıp” ilan edilmiştir. Bu yasaklar, insanların temel biyolojik ve sosyal gerçeklikleri tartışmasını bile zorlaştırır.</p><p><strong>3. Tarihsel yasaklamalar</strong>	</p><p>En basit ve yirminci yüzyıl örneğini verecek olacaksak, Sovyetler Birliği’nin var olduğu dönemide “Tanrı”, “kilise”, “rahip” gibi kelimeler yoğun baskı altındaydı. Sovyetler Birliği’nin “Sovyet” olarak tanımladığı özerk bölgeler ve cumhuriyetlerde uygulanarak, devlet politikasının sürdürülmesine ve geçmişin politikaların karşısına çıkmaması için uygulanmıştır.	</p><p>Diğer yandan, Dünya’nın başına gelmiş en büyük zulümlerin merkezinde olan Nazi Almanyası’nda “pasifizm”, “demokrasi” gibi kelimeler düşman ilan edilmiştir. Bu da aslında Sovyetler Birliği’nde verdiğimiz örnek belki de daha ötesi olarak sadece bir devlet politikası değil toplumu yönlendirip, ideolojiye göre şekillendirme eyleminin de temelinde olan kelimeler olmuştur.	</p><p>Çünkü bir kelime yasaklanınca o kelimenin temsil ettiği düşünce de kamusal alandan silinir.</p><p></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/dil-ve-kelime-fasizmi-sozcuklerin-iktidari-ifadenin-tahakkumu-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Etik ve Estetik Arasında Savrulan Benlik</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/etik-ve-estetik-arasinda-savrulan-benlik/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/etik-ve-estetik-arasinda-savrulan-benlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Zeki Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 13:26:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11883</guid>

					<description><![CDATA[Oscar Wilde, sanata olan estetik yaklaşımı ve Viktorya döneminin katı ahlaki normlarına başkaldıran bir isim olarak edebiyat dünyasında özel bir yere sahiptir. Oxford yıllarında özellikle John Ruskin ve Walter Pater’dan etkilenerek yarattığı estetik bakış açısı, Wilde’ın sanatının ahlaktan bağımsız olması gerektiğine dair düşüncelerinin dayanak noktası olmuştur. Viktorya dönemi, şekil ve kuralların toplumsal yapıyı belirlediği ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Oscar Wilde, sanata olan estetik yaklaşımı ve Viktorya döneminin katı ahlaki normlarına başkaldıran bir isim olarak edebiyat dünyasında özel bir yere sahiptir. Oxford yıllarında özellikle John Ruskin ve Walter Pater’dan etkilenerek yarattığı estetik bakış açısı, Wilde’ın sanatının ahlaktan bağımsız olması gerektiğine dair düşüncelerinin dayanak noktası olmuştur. </p><p>Viktorya dönemi, şekil ve kuralların toplumsal yapıyı belirlediği ve muhafazakâr diyebileceğimiz bir saygınlık kültürü içerisinde bireylerin bu hayata adapte olmaya çalıştığı ancak bastırılmış arzular ve gizli hayatların da yoğun olarak yaşandığı bir sosyal atmosferdi. Wilde’ın yaşamı bu ikircikli ortamın hem sonucu hem de bir eleştirisidir.Viktorya dönemi dış görünüşteki kusursuzluğu ahlaki yönden müspet kabul edilmeye yeterli gören bir anlayış üzerine kuruluydu. Saygınlık çoğu zaman sahip olunan karakter özelliklerinden çok toplumsal normlara ne derece uyum sağlandığıyla ölçülüyordu. Bu durum sanat ve ahlak arasında da bir gerilim yaratmış ve estetizm bu gerilime verilmiş en güçlü tepkilerden biri olmuştur. Dorian Gray’in Portresi bu sığ erdem kavrayışının eleştirisini estetik bir sembolizmle ortaya koyar, dışardan bakıldığında masum ve sevecen görünen bir hayatın ardında esrime, suç ve bastırılmış duygular bulunur.</p><p>Roman genç ve olağanüstü güzelliğiyle dikkat çeken Dorian Gray’in Basil Hallward tarafından yapılan portresiyle başlar. Lord Henry’nin telkinleriyle hazcılığa yönelen Dorian zaman ilerledikçe kendisinin yaşlanıp da portresinin aynı gençlik ve güzellikte kalacağı düşüncesiyle sarsılır ve bunun tam tersi olmasını dileyerek ruhunun karanlıklara sürükleneceği bir sürece adım atar. Oscar Wilde’ın Kelt atalarına atfedilen bir söz şöyle der: Ne dilediğine dikkat et çünkü gerçekleşebilir. Bu dileğin ardından Dorian’ın işlediği her günahta portredeki yüz gittikçe solup çirkinleşirken kendi yüzü gençliği ve güzelliğinden hiçbir şey kaybetmez. Ta ki Dorian portrenin ressamı Basil’i öldürüp portreyi yok etmeye çalışırken de kendi sonunu getirip estetik ve ahlak arasındaki gerilim trajik bir sonla kapanana kadar.</p><p>Yukarıda sözü edilen toplumsal ve ahlaki arka plan içerisindeki estetik yönelim dekadanlık çerçevesinde gelişir. Roman dekadanlığın büyüsünü gösterirken aynı zamanda onun kaçınılmaz yalnızlık ve çöküşle noktalanan yanlarını da ortaya koyar. Dorian’ın yaşamı tam olarak bu estetize edilmiş devasa tükeniş ve yıkımdır. Dekadan estetik yapaylık, aşırılık ve doğal olana duyulan güvensizlik üzerine kurulu bir dünya görüşüdür. Dorian Gray bu anlayışın idealize edilmiş figürüdür. Yaşamını yüzeysel güzelliğe yönelim ve ahlakın yerine ikame edilmiş bir doyum arayışının deney alanına dönüştürür. Tıpkı kitapta Lord Henry’nin Dorian’a verdiği Joris-Karl Huysmans’ın Â rebours (Tersine) adlı romanında olduğu gibi doğal olana duyulan nefretin ve yapaylığın kutsandığı bir dekadan dünya kurulur. Wilde, Dorian’ın hayatını bu dekadan davranış motifleriyle örer: zevk nesnelerine düşkünlük, vicdani sayılabilecek her türlü tutumdan kaçınmak, kültürel egzotizme yöneliş ve yaşamı sanatsal bir laboratuvara dönüştürme arzusu. Zola’nın natüralizmine bir başkaldırı niteliğinde olan tutum Wilde’ın romanında güzelliğin yüceltildiği fakat beraberinde çürümeyi getiren ikili bir yapıya dönüşür. Estetik, ikiyüzlü toplumdan kaçmak için güçlü bir sığınakken aynı zamanda insanın yıkıntıları altında ezildiği bir enkaza dönüşür.</p><p>Roman boyunca Dorian’ın en yakınında gördüğümüz iki karakter olan Basil Hallward ve Lord Henry Wotton hakkında Wilde şöyle der; ❝Basil Hallward, ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry, dünyanın beni sandığı kişidir;…❞ Bu iki karakterin Oscar Wilde’ın kişiliğinin farklı yönlerinin kitaba yansımış olması elbette oldukça doğaldır. Ancak Wilde’ın felsefi ve sanatsal anlamda beslendiği kaynaklar olan Ruskin ve Pater’ın görüşleri ışığında bu iki karakter incelendiğinde Basil, Ruskin’in sanatın ahlakla iç içe olması gerektiğini benimseyen yaklaşımını temsil eder. Onun gözünde sanat insanın hakikatlerini yücelten en nadide araçtır ve Dorian Gray’in portresini resmederken onu bu gözle idealize eder. Lord Henry ise Pater’cı haz estetiğinin vücut bulmuş halidir. Hayatı duyusal deneyimlerin sahnesi olarak görür ve Dorian’a sürekli bu yönde telkinlerde bulunur. Dorian, Basil’in vicdani ve manevi kişiliği ile Henry’nin tahrik edici estetik manipülasyonları arasında sıkışır. Dorian Gray’in bu iki nokta arasındaki konumu romanın felsefi derinliği ve gerilimini belirleyen temel eksendir.</p><p>Bu felsefi gerilimin imgeleminde “portre” Dorian’ın bastırılmış benliğinin dışavurum aracı olarak yer almaktadır. İçsel çürüme bir nesneye aktarılırken asıl fail üzerinde herhangi bir etkiye rastlanmaz bu da hakikat ve görünüş arasındaki karşıtlığın somutlaştırılmasında çarpıcı bir anlatı tekniği olarak karşımıza çıkar. </p><p>Alegorik olarak portre imgesine hayat veren en güçlü dokunuş roman ile Narcissus miti arasındaki güçlü bağdır. Dorian Gray’in Portresi, edebiyatta Narcissus mitinin modern bir versiyonu olarak karşımıza çıkar. Narcissus suya bakıp kendi yansımasına hayran olurken, Dorian da portresi aracılığıyla kendi ideal benliğine tutulur. Wilde’ın André Gide’e anlattığı bir başka Narcissus öyküsünde Narcissus’un ölümüne üzülen suya bu üzüntüsünün nedeni sorulduğunda su şu cevabı verir: çünkü onun gözlerine her baktığımda kendimi görüyordum. Sevdiğimiz çoğu zaman karşımızdaki değil ondan bize yansıyan kendi benliğimizdir. Bu fikir romanın temelindeki psikolojik yapıyla birebir örtüşür. Narsisizm-Gerçek Benliğin İnkârı kitabında Alexander Lowen narsisistik yapıdaki bireylerin gerçek benliklerini terk ederek idealize edilmiş bir benliğe tutunma çabalarından bahseder. Dorian’da ideal benlik genç ve güzel bedenidir gerçek benlik ise portrede çürüyen suça bulanmış ruhtur. Roman bu iki benlik arasında gittikçe şiddetlenen ve en sonunda kişinin ideal benliğinden kurtulmaya çalışırken kendi sonunu getirmesinden söz eder. Psikolojik açıdan bakıldığında Dorian’ın ölümü sahte benliğinin çöküşünün kaçınılmaz sonucudur. Alexander Lowen aynı kitabında şu ifadelere yer verir: Ne var ki, bir dereceye kadar hepimiz Dorian Gray gibiyizdir. Aynada yüzümüzü incelediğimizde sık sık şaşırır, hatta şok oluruz. Yaşlanmanın getirdiği çizgilerle taş keser, onlara üzüntülü gözlerle ve acı dolu bir ifadeyle bakarız. Kendimizi bu şekilde görmeyi hiçbir zaman beklememiştik. Zihnin gözünde kendimizi hala cildinde kırışık olmayan, tasasız, genç bir insan olarak görürüz. Tıpkı Dorian Gray gibi hayatımızın gerçekliğiyle yüz yüze gelmek istemeyiz. </p><p>Sonuç olarak Dorian Gray’in Portresi hem estetizmin içinde barındırdığı çelişkileri hem de güzellik ve ahlak arasındaki kırılgan bağı anlayabilmek adına modern bir anlatı yaratır. Wilde yüzeyde yer alan güzelliğin altında yatan hakikatleri ortaya koyarken estetizm ve dekadanlığın efsunlu tehlikesini bize gösterir. Portre metaforu aracılığıyla görünüş veya imaj kültürünün çürüme potansiyelini ve bireyi sürükleyebileceği yıkımı gözler önüne seren roman günümüz bireyselleşmiş dünyasını anlamak adına da çarpıcı bir metin olma özelliği taşır. Dorian’ın trajedisi güzellikle yıkım arasındaki ince çizginin varlığını koruduğunu bize hatırlatır.</p><p></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/etik-ve-estetik-arasinda-savrulan-benlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yoksunluk ve Nezaket</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/yoksunluk-ve-nezaket/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/yoksunluk-ve-nezaket/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dılovan Çakmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 13:27:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11877</guid>

					<description><![CDATA[Gözleri ard arda dolan tanımsızlar.. Ellerinde kendilerini koruma altına alabileceklerini düşündükleri, savunma refleksi barındıran bir dizi atom füzyonu rekabetçisi, Olta takımları, kesici bir alet olan orak benzeri ve yırtıcı bir kuş pençesi Satır aralarından taşan ne idüğü belirsiz sıfatlar ve pasajlar caddesinden çıkmış bir kitapçının, yürek hoplatan hikayesi var bu su damlası kabartıların kağıt üzerinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gözleri ard arda dolan tanımsızlar.. </p><p>Ellerinde kendilerini koruma altına alabileceklerini düşündükleri, savunma refleksi barındıran bir dizi atom füzyonu rekabetçisi, </p><p>Olta takımları, kesici bir alet olan orak benzeri ve yırtıcı bir kuş pençesi</p><p>Satır aralarından taşan ne idüğü belirsiz sıfatlar ve pasajlar caddesinden çıkmış bir kitapçının, yürek hoplatan hikayesi var bu su damlası kabartıların kağıt üzerinde bıraktığı ıslak halkalarda</p><p>Söz gelimi şatolar kadar iç açıcı hiçbir sütun veya dikilitaş ihtişamını muhafaza edememiştir mağaralardan yana</p><p>Mağaralardaki el izleri kadar beni hiçbir şey o kadar hayran da bırakmamıştır sesleniş denilen şeye</p><p>Uğruna ne feda edilirdi ise sevginin, feda etmiş isek, karşılığını sorgulayan taraf olmak ile, haklı bir direnişle de verdik ayrıca</p><p>Kim onlar diye soranlara karşı, insan suretinden olan, alemlerin yaratıcısı ve tanrı tanıyanlar olarak da ilave ettik ayrıca</p><p>Ve kaza ve bela üzerine durulan bir nokta da yaşam iken bu, ki yaşam bir kazadan ibarettir</p><p>Ve bela bir nefesten ibarettir, kim bilebilirdi mahşer gününün herkesin uyurken katılacağı kolektif bir rüya olacağını</p><p>Ölüm bir mukaddestir derken mukaddese giden yolda reverans olan yaşam, ki yaşam ölüme yapılan bir reveranstı.. </p><p>Düşünebilirmiydik ki infilak eden beyinlerin tehlikeyi ön göremezlikle buluşturduğunu ve umarın cilvesinin yazgıyla sarmaş dolaş seviştiğini </p><p>Kader denilen şeyden hoşnut olmak için ona inanmak denilen taşın yerinde ağarması lazım. </p><p>Yerinde ağar olmak için bu ne demek diye sormak lazım¿</p><p></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/yoksunluk-ve-nezaket/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toprak	ve	Güneş</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/toprakvegunes/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/toprakvegunes/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevda Yalçın]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 10:22:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11868</guid>

					<description><![CDATA[Köklerimin filizlendiği toprağım kuru. Gözlerimin gördüğü güneşimin ısıtamadığı dallarım soğudu çölümde. Oysa ne çok isterdim güneşimin toprağıma gülümsediği anı görmeyi. Belki bilirdim yeşil olmayı. Bilirdim Anadolu’nun rahminde filizlendiğimi, Bundandır rüzgarım tenime sarılamadı hiçbir zaman.Yağmurun yumuşaklığını hissedemedi ruhu revanım, öylesine cılız öylesine kurumuş kaldı dallarım. Çiçek açmanın bilgeliğine erişemedim henüz. Yüzünde solgun tebessümü ile yorgun yaş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Köklerimin	filizlendiği toprağım kuru.</p><p>Gözlerimin	gördüğü	güneşimin	ısıtamadığı	dallarım	soğudu çölümde.</p><p>Oysa	ne	çok	isterdim	güneşimin	toprağıma	gülümsediği	anı	görmeyi.</p><p>Belki	bilirdim	yeşil	olmayı.</p><p>Bilirdim	Anadolu’nun	rahminde	filizlendiğimi,</p><p>Bundandır	rüzgarım	tenime	sarılamadı	hiçbir	zaman.Yağmurun	yumuşaklığını	hissedemedi ruhu	revanım,	öylesine	cılız	öylesine	kurumuş	kaldı	dallarım.</p><p>Çiçek	açmanın bilgeliğine	erişemedim	henüz.</p><p>Yüzünde	solgun	tebessümü	ile	yorgun	yaş	ağacım.</p><p>Oysa	ne çok	renk	vardı	evrenimde, ben	kendi	rengimi	hiç	bilemedim.</p><p>Kimse	de	bilemedi	gökkuşağımdaki	renklerimi.</p><p>Hasretmde	kaldı	güneşimin	sıcaklığı,</p><p>Hasret	bildim	toprağımın	soğukluğunu.</p><p>	Yine	de	yaşam	sevinçlerim	var	yeşil	yeşil,</p><p>Toprağımı	ıslatır	sevinç	yağmurum,</p><p>Güneş	ile	gülüşmelerim	ısıtır	tenimi,	</p><p>Ben	yine	yaşam	kokarım	çiçeksiz	dallarımda.</p><p>Ben	yine	sevgi	telaşı	ile	büyürüm	gökyüzüne	doğru,</p><p>Ben	yine	özgürlük	çiçeği	benzerim,</p><p>Ben	yine	yaşam	tohumu	ekerim	toprağıma</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/toprakvegunes/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PETER û FRİEDRİCH û HAYDAR</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/peter-u-friedrich-u-haydar/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/peter-u-friedrich-u-haydar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haydar Alper Eser]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 09:43:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11864</guid>

					<description><![CDATA[Galiba galip olan yok. O halde galiba diye değil de ‘’mağluba’’ diye başlasın cümle. Bildiğim tüm diller kendimi açık etmek bir yana dursun; yorumlanmaya yatkın. Söylediğim şey dışındaki şeyleri söylemek istediğimi de düşünenler var. Şu geçen yıllarda ne Turrini kadar cesur yaşadım ne de Nietzsche gibi dramatik bir sahnem olacak. ‘’Şimdi sadece sessizlik ilgilendiriyor beni’’ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Galiba galip olan yok. O halde galiba diye değil de ‘’mağluba’’ diye başlasın cümle. Bildiğim tüm diller kendimi açık etmek bir yana dursun; yorumlanmaya yatkın. Söylediğim şey dışındaki şeyleri söylemek istediğimi de düşünenler var. Şu geçen yıllarda ne Turrini kadar cesur yaşadım ne de Nietzsche gibi dramatik bir sahnem olacak. ‘’Şimdi sadece sessizlik ilgilendiriyor beni’’ demişti o köfteburun. Ben kısık sesli şeyleri duymaya çalışınca daha iyi hissediyorum. Bildiğim bir dile kulak kesilip onu diğer dilde yorumlamaya çalışınca, ama kendime, kendimle. Beni iyi etmek için. Ya da bana. Bilerek beni ve bana diye ayırır olduk artık. Her ikisine de ben deyince karışıyorlar birbirine. Boşuna çift isim koymamışlar diyorum bazen. Her bir ismimi bir benime atfen falan. Çoklu isim bozukluğu, tekli kişilik sıkışıklığı. Evet, yok böyle tanılar. Evet, asla da olmayacaklar. </p><p>Uyarmıştım, öyle dramatik at ve kırbaç hikâyeleri beklemeyin benden. Tekerlek ve nal sesleri arasında bir yaşantım olmayacak, kameralar bana dönmeyecek o sırada. Ben muhtemelen ekmek almaya giderken çıldıracağım bir gün. Ucunu koparıp ağzıma attığım sırada bir şimşek çakacak beynimde ve olduğum yere yığılacağım. Ne Breuer koşacak imdadıma ne de o müptezel Freud. Bizim mahalle berberi koşacak elinde usturayla. Birileri bana zarar vermeye çalıştı sanacak. Bilincimin altını üstüne getirmeye çalışacak. Terapistin alet çantasında bir keskin ustura kalacak. Fırıncı kendini suçlu hissedecek camdan beni görüp. Ekmeğin içine gramajı artsın diye attıkları şeylerin boğazımda kaldığını sanacak. Otopsi raporumda sahtekârlık yazılacak. Savcılar, mühürleyecek o fırını. Fırıncı, mühürden korkacak. Sonra mahallede yayılacak hikâyem, bir halk hikâyesine dönüşeceğim. Artık çocuklar bunu anımsayıp ekmeğin ucunu koparıp ağızlarına atmayacaklar. Aileleri ‘’cız’’ diyecek buna. Paternal hikâyeler uyduracaklar adıma. Siyezli Baba, İnce Tırnak Hazretleri, Siverek İşi Türbesi, Mor Somun Manastırı, Surp Tam Buğday Kilisesi, Pir Çavdar Dede ve daha onlarcası. Hayır, ne dinle ne nanla dalga geçercesine bir yer değil bu bağlam. Bilincin bir gün bizi terk edeceğinin bilincinde olmayla ilgili! Hal böyleyken aşırı bilinçlilik de biraz aptalca geliyor insana. Edilgen bir şey üzerinden neden kendini var hissedersin ki? Kırbaç yiyen at daha meşhur ve bilinç sahibi değil mi? Evet, Nietzsche denen hırsız, atın bilincini çalmıştır. Kahraman olan nesne atın kendisidir. Hatta direkt özneleşmiştir at, bir canı olmasına da münasebetten. Galiba ben de ekmeğin ucunun bilincini mâl ettim kendime. İyi de oldu demi? Hiçlikten hikâye çıkardık. Güldük bazı yerlerde, bazı yerlerde saçma bulduk. Yorumlarken de ‘’ilginç bir bakış açısı’’ diye boşluğa bir cümle fırlattık. Anlamadığını övüp yermeyen ve risk almayan muhteremlerle zor bu işler. Oysa anlaşılmayacak bir şeyin olmadığı, her şeyin dekorlardan ibaret olduğu savundum, gayet açık değil mi? </p><p>O herif bine kadar saymıştı. Gelin biz binden geriye sayalım. Bence insan, binden sonra bir umut diye kalkıp ‘’ bin bir ulan!’’ diyebilir. Ama sıfır daha net bir kabulleniş yaratır. Kimse ‘’eksi bir olmaz mı acaba?’’ diye kendi korkaklığını ilan edemez. Turrini kendini öldürmeden bitirdi o metni. İçinden ‘’bin bir!’’ dedi ama duymadı okuyan. ‘’Nihayet Bitti’’ başlığındaki biten şey ömrü değil de saymasıydı. Siz ahmaklar, yok yere kendinize kıydınız. Bari sıfırı duyup, olaysız dağılsaydınız. Yapmadınız, yıkıcı metinler sizi ilgilendirmedi, anlayabildiğiniz kadarını övdünüz, yere düşenlere de bundan güldünüz. Siz düşmeyecek kadar asil olduğunuz için. Tahtınızı elleriyle işleyen marangoz bir amca vardı. Çarmıha gerdiler onu. Şaraba düşürdüler. Hatasız peygamberler aradık durduk yıllarca. Herkes anasından duyduğunu hatasız bildi. Bu hatalar arasından sıyrıldı sonunda Tanrı. Terk etti herkesi. Haklıydı, uğurlar olsun!</p><p></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/peter-u-friedrich-u-haydar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyrut Limanı 2020 </title>
		<link>https://zamansizdergi.com/beyrut-limani-2020/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/beyrut-limani-2020/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Senem Gökel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 06:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11860</guid>

					<description><![CDATA[Ne kolay kabul ettik omuzları düşük mutluluğu İnanmıştık, çenesi kahkahayla kalkan        çaresizliğe Zamanımız kısıtlıydı Salı akşamüzeri, Beyrut’u camlarla mıhlayarak yükselen   turunç dumanın sesi Mesarya’nın görünmez duvarlarına hızla çarptı,   yıktı gitti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ne kolay kabul ettik</p><p>omuzları düşük mutluluğu</p><p>İnanmıştık, çenesi kahkahayla kalkan        </p><p>                                            çaresizliğe</p><p>Zamanımız kısıtlıydı</p><p>Salı akşamüzeri,</p><p> Beyrut’u camlarla mıhlayarak yükselen   </p><p>                           turunç dumanın sesi </p><p>Mesarya’nın </p><p>görünmez duvarlarına </p><p>hızla çarptı,  </p><p>yıktı gitti.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/beyrut-limani-2020/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>And Kitabesi III. III</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/and-kitabesi-iii-iii/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/and-kitabesi-iii-iii/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet A. Başkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 16:22:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Mektuplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11847</guid>

					<description><![CDATA[Hiciv Kapısı Gerçek, insanın uyutulduğu toplum. Toplum, şahıs iştahında insan kurgusu. Kurgu, yorganın ağır rüyası. İktidar, uşağın kulağına çalınan sır. Ahlaksız ve ayrıca zeki adamın gaddar aklı. Bu akıl, epik bir şiir ve kanın aktığı çanak. Tarih, külli zamanın isi. Küf kokulu ihtiyarın zehri. Belki de ayyaş bir dervişin çektiği duman. Bellek, zihinsel hendeğin üzerine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>	Hiciv Kapısı</strong></p><p>Gerçek, insanın uyutulduğu toplum. Toplum, şahıs iştahında insan kurgusu. Kurgu, yorganın ağır rüyası.</p><p>İktidar, uşağın kulağına çalınan sır. Ahlaksız ve ayrıca zeki adamın gaddar aklı. Bu akıl, epik bir şiir ve kanın aktığı çanak. </p><p>Tarih, külli zamanın isi. Küf kokulu ihtiyarın zehri. Belki de ayyaş bir dervişin çektiği duman.</p><p>Bellek, zihinsel hendeğin üzerine serili geçici desen. Kel adamın ömrü kadar süren harita.</p><p>Mekân, kent kahvesinde ömür çürüten oyunlar. Dar bir insanın sığ ufku kadar büyük bir gürültü. </p><p>Mitler, zeytin ve incir adına bize söylenen sözler. Lezzetin diğer dünya kıyası. </p><p>Beden; gerçeğin, iktidarın, tarihin, belleğin, mekânın ve mitlerin üzerinde tepindiği kale kapısı.</p><p><strong> Övgü Kapısı</strong></p><p>Övgü, hicvin çarıklı ikizi. Dilencinin kandıran görkemi. Rom üzümünün maya hali.</p><p>Zaman, tarihin politik inşasında eriyen saatler. Düzenin çarkında hak ve hukuk tabiri olarak kalmış saat kurmacası.</p><p>Duygu, mesneviden beslenmiş yalanlar. Gül ve umudu heba eden sıcak kan torbası.</p><p>Dil, düşüncenin yamalı çizgisi. Hatıraların üzerini çizen dolma kalemin sivri ucu. </p><p>Düşünce, serabın su hali. Bir var bir yok. Aklın bilmediği kalbin yolu yordamı. </p><p>Bilgi, cehaletin en sevdiği ağaç. Meyvesine taş atıp doyar sonra hikmeti kusar. </p><p>Adalet, kul adamın perdesi. Ne görür, ne işitir, ne söyler, ne bilir. Çünkü terazi gaddar adamın malı ve mülkü.</p><p>Şimdi söyle: Otun et tokluğunu, duman üzeri hayalleri, geceyi ve bilmeceyi kim bilir? Var olmak ılık bir can havli. Kavli yalan olan kitaplardan ne öğrenebiliriz?</p><p></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/and-kitabesi-iii-iii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GİYİNMENİN MİLLİ VE KÜLTÜREL KODLARI İLE KÜRT KADIN KOSTÜMLERİ</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/11841-2/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/11841-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Mahabad]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 21:49:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11841</guid>

					<description><![CDATA[Giyim-kuşam kültür kavramının en önemli bileşenini oluşturur. İnsan yaşadığı coğrafya ve koşullara göre çeşitlilik gösteren kıyafet kültürü, günümüzde gelenek göreneklerin en önemli maddi öğesi olarak kabul görüyor. Giyim-kuşam toplumların en çok ihtiyaç duyduğu boyutuyla ele alınırken, aile ve topluluk olma anlayışının gelişim göstermesiyle (Paleolitik dönem) başlayan giyinme zamanla nesiller boyu değişim göstererek geleceğe aktarılmıştır. Ancak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Giyim-kuşam kültür kavramının en önemli bileşenini oluşturur. İnsan yaşadığı coğrafya ve koşullara göre çeşitlilik gösteren kıyafet kültürü, günümüzde gelenek göreneklerin en önemli maddi öğesi olarak kabul görüyor. Giyim-kuşam toplumların en çok ihtiyaç duyduğu boyutuyla ele alınırken, aile ve topluluk olma anlayışının gelişim göstermesiyle (Paleolitik dönem) başlayan giyinme zamanla nesiller boyu değişim göstererek geleceğe aktarılmıştır.</p><p>Ancak insanın varoluşunu dayanaklandırma/koruma çabası için gerçekleştirdiği arayışın, giyimin insan için bir nevi ilk sığınağı olmasına ön ayak olmuştur. İncir yapraklarından bugünün sınırsız giysi üretim ve tüketim mekanizmalarını anlatmak ve yazmak farklı bir konu fakat bedenini örtme ile başlayarak bugüne ulaşan giyinme olgusu unutulan bazı kıyafet türlerinin artık arşivlenme ihtiyacı gösterdiğini söyleyebiliriz.</p><p>Bu doğrultuda kültürü var eden en önemli unsur halini almıştır. Sosyo-kültürel temelinde tesadüfî olmayacak birçok nedenle şekillenmiştir. Korunma, dini etkenler, cinsiyet, yaş, toplumsal sınıflar, meslek grupları, askeri koşullar, cenaze-yas, anlık-günlük ihtiyaçlar, estetik kaygılar ve moda bunlardan birkaçıdır. Hatta İnsan çevresi, coğrafyası, hiyerarşik oluşumu, ekonomik ve toplumsal yapısının yanı sıra cinsellik gibi faktörler de giyimin boyutlarına önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Ayrıca kıyafet kültürü insanın yaşamına simgesel bir boyut kazandırırken ulusların aidiyetini anlamlandırır. Aynı coğrafyada yaşamalarına rağmen birini diğerlerinden ayıran, kendilerine özgü giysileri ve giyinme biçimleri kimlik kavramının giyim-kuşam ile ilişkili olduğunu kanıtlıyor. Hangi ideolojiye, dine, sınıfa ait olduğunun farklı dilidir giyinme.</p><p>Bununla beraber giyiniş biçimlerinden yola çıkarak toplumların karakterini dahi analiz eden araştırmalar mevcut. Böylece giyim-kuşam, geçmişi simgeleyen bir araçtır aynı zamanda. Konuyla ilgili tam anlamıyla geniş bir çalışma alanı mevcut değildir. Elbette belli ülkelerde çok özel bir alana sahip olan giyim/kuşam özellikleri dünyanın birçok bölgesinde üzerinde durulmayan bir konu konumunda. Özellikle ilk uygarlıkların gelişme gösterdiği coğrafyalar incelendiğinde iğne olarak kullanılan ince kemiklerin insan bedenini örtmede devrim niteliğinde olduğu söylenebilir.</p><p>Ancak kıyafet tarihinin dinamik yapısı değişiklik gereksinimini sürekli ayakta tutmuştur. Toplumun her kademesinde yer edinen geçici yenilik moda anlamında kullanılıyor. Belirli dönemlerde kendini bireylere kabul ettiren ve ilgi gören giyim biçimi olan moda, geleneksel giyim tarzının etkisini kaybetmesine neden olabilmekte. Halkların yaşam biçimlerini bütün incelikleriyle bünyesinde barındıran giyim-kuşam çoğu üniter ülkede bilinçli olarak sömürülmekte veya çeşitli şekillerde yok sayılmaktadır. En basit haliyle günümüz Türkiye’sinde doğu ve güneydoğu bölgelerinde şalvar, puşi gibi giyim kültür unsurlarının belli ideolojilerin ifade biçimi sayılması gibi. Bu noktada stilist, ressam, desinatör Nevin Reşan Güngür’ün Nûbihar yayımlarından yakın zamanda okuyucuya sunulan <em>“Geleneksel Kürt Kadın Kıyafetleri”</em> kitabı ile Kürt toplumunun giyim kuşam özelliklerinin yok oluşuna karşı cevap niteliği taşıyan incelenmeye değer bir kitap.</p><p>Kitabın girişinde, teşekkür bölümünde kitabı yazmasının amaçlarına değinilirken <em>“Sanatçı olmak, aydın olmak size farklı bir misyon yükler; ulusuna, toplumuna karşı kendinizi yükümlü hissedersiniz. Kalemin, fırçan, renkler, desen, çizgi ve motifler, tasarladığın yapı taşlarına dönüşür. Sanat bu yanıyla da “insanlık hallerinin” resmedilmesidir.”</em> ifade ediyor. Kendi halkının kültürel hallerini, giyim-kuşam üzerinden ele alan Güngör çalışmasına ulusal pencereden yaklaşmaktadır. Ayrıca <em>“kadınlığa karşı duyduğum sorumluluk, ulusal kimliğim ve sanatçı kişiliğim bu çalışmanın ana aksını oluşturdu.” </em>Diyerek çalışmanın kendisine yüklediği sorumluluğu dile getiriyor. Kitabın hazırlanmasının temel amacına değinirken <em>“Şu ana değin Kürt kadın giysileri hakkında yapılmış akademik veya profesyonel bir çalışma yok. Zaman zaman iyi niyetli kişi ve grupların belli çalışmalarıyla bu konuyu gündeme getirdiğine tanıklık etmekteyiz. Ne var ki bu çabalar yetersiz olduğu gibi derinlikten de uzaktırlar.”</em></p><p>Dünya hızlı bir değişim içindeyken ücra köşelerde kalmış, toplumun en önemli dinamiklerini oluşturan değerlerin unutulmaması için bu tarz çalışmalarla kayıt altına alınmasını emeğini önemli kılıyor. Göngör, Kürt kadın kostümleriyle ilgili yapılmış amatör çalışmaların dışında, ciddi bir bilimsel çalışmanın olmadığının altını çizerken, bu çalışmanın ilk olmanın bütün sıkıntılarını taşıdığını da belirtiyor<em>. “Mevcut veriler, ya çok az ya da elimizde değil. Onlara ulaşmak şu an mümkün görünmüyor. Geriye kala kala gravür çizimler ya da kütüphanelerde, tarihi kitaplarda resimlenmiş görseller kalıyor. Ya da batılı araştırmacıların Kürtlerle ilgili yaptıkları çalışmalar diğer önemli bir kaynağı oluşturmaktadır.” </em>Olarak değerlendiriyor.</p><p>Demokratik/özgürlükçü anlayıştan uzak, farklılıkları tehlike olarak kabul gören, gelişimini tamamlayamayan ülkelerde birçok değer zamanla yok ediliyor. Kürt toplumunun yaşadığı koşullar göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’de sömürge zihniyetiyle halkların binyıllar boyunca meydana getirdiği değerler ya yok sayılıyor ya da yozlaştırılıyor diyen yazar <em>“Bu durum hala devam ediyor. Alanıma denk düştüğü için uzun yıllar Kürt kadın kostümlerinin izini sürdüm. Karşılaştığım manzara yürekler acısıydı. O güzelim Kürt kadın kostümleri büyük bir hızla dejenere ediliyordu.”</em> Şeklinde anlatıyor.</p><p>Çeşitli başlıklardan oluşan kitap ilk olarak <em>“Giyinmenin Gerekliliği ve Evrimi”</em> başlığıyla koşullara göre değişen giyim özelliklerine değiniyor. Üçüncü başlığında <em>“Giyinmenin Milli ve Kültürel Kodları”</em> nı ise detaylıca okuyucuya sunuyor. Halkların karakteri üzerinde çok büyük etkiye sahip olan giyim-kuşamın renk, model, biçim ve deseni özellikleri ulusların farklılıklarının dışsal yansımasıdır. Böylece tarihin gözeneklerinde saklı kalmış libasları/giysileri bir toplumun aidiyetine uygun şekilde özelliklerini koruyarak okuyucuya ulaştırıyor. Ulusal sınırlar, gelişen teknolojik çağa uyum sağlayamadığından giyim-kuşam ideolojik sınırların ötesine geçerken böylece küresel bir boyut kazanıyor kültürel öğelerin bazı özellikleri. Sadece günümüzle sınırlı olmayan bir olgu bu durum. İpek Yolu’nun doğu ile batı kültürleri arasında kurduğu bağın etkileri uzun süre hissedildiği gerçeği, uygarlıkların kıyafet kültürü ile ne derece şekillendiğini gösteriyor.</p><p>Aynı durum Mezopotamya’da da geçerli, tarih boyunca birçok uygarlığın geliştiği coğrafyada kültürel geçişler çok güçlü kalmıştır. Ancak Kürt toplumunda mevcut giyim-kuşam birçok özelliğiyle özgünlüğünü koruyabilmiştir. Bu özgünlüğün korunmasında Kürt toplumunun mevcut coğrafyasının sınırları dışına yakın zamana kadar ciddi boyutlarda göç etmemesi, bir arada yaşam olduğu kadar, geleneksel aile bağlarının, gelenek ve göreneklerin sürdürülmesi ve korunması etkili olmuştur denilebilir. Bu nokta giyim- kuşam tarihinin önemli noktalarından bazılarının uygarlık tarihine olan katkısından dolayı kalıcılığını etkin bir şekilde günümüze taşımıştır. Özellikle Mezopotamya uygarlıklarının katkıları yadsınamaz.</p><p>Güngör, <em>“kültürün var olabilmesi ve yaşayabilmesi ve hatta kendini sürdürebilmesi için şahsi hassasiyetlere ihtiyaç duyduğu kadar, bu konularda araştırma yapacak akademik kurumlara, araştırmacılara da gereksinim duyar. Bunların yazılı hale gelmesi, arşivlenip korunması bilimsel disiplini zorunlu kılar.”</em> Bu noktada gelenek ve göreneklerin süreklilik arz edecek şekilde var olabilmesini ciddi bir sorumluluk ve akademik çalışmaların yoğunluğuna bağlıyor. Modern dünyanın çeşitlenen ihtiyaçlarının yanı sıra geçmişi ayakta tutan öğelerin elle tutulur şekilde yaşamımıza dâhil edilmesi gerekiyor. Her anlamda geri kalmış toplumlarda arşivleme koşulları da çok yetersiz. Kaldı ki Türkiye var olanı korumak yerine yok etme çabası içerisinde. Kürt kadın kıyafetleri üzerine yoğunlaşan bu çalışmasıyla Kürt kıyafetlerini çeşitli kategorilerde ele alıyor. Kürt giysilerini üç ayrı özellikle ön plana çıktığını belirtirken: İç mekân giysileri, Dış mekân giysileri, Elbise altına giyilen iç giysiler. Özellikle beyaz tonların iç giyimde baskın olduğunu ifade ederken dini etkilerin de iç giyim üzerinde baskın olduğunu vurguluyor böylece: Zerdüşt’te, İslam’da ve Yezidi inançlarında halen yaygın olarak kullanılmakta</p><p>Kürt coğrafyasında yaşayan Kürtler- farklı coğrafyada yaşayan Kürtlerin giyimleri hakim kültürün etkisi altında dejenere olmakta/oluyor- ve komşu halklar, yüzyıllar boyunca emekleriyle yarattıkları değerleri, giyim ve kuşama da taşımışlardır. Özellikle doğadan faydalanarak elde ettikleri doğal boyaları, hayvan kıllardan, tüylü hayvan postlarından, ipek böceklerinden ipekler, yünler, iplikler elde etmiş ve bunları işleyerek giysi haline getirmişlerdir. Bu noktadan yola çıkarak Kürdistan tarihine ve sosyolojisine yüzeysel bir bakış bile bir dizi zenginliği bünyesinde taşıdığına dair işaretler sunduğunu belirtiyor.</p><p>Özellikle kadın giyiminde renklerin ve tonların baskın olduğu (nu) gözleniyor. Bu durum coğrafyanın renkliliği, lehçe farklılıkları, farklı inanç gruplarının bir arada yaşaması ile alakalıdır. Söz konusu bu zenginlik, kendisini olduğu gibi hayatın diğer alanlarına da taşımıştır. Dil ve dindeki bu zenginlik giyimde, barınmada, mimari ve beslenmede bir zenginlik olarak kendisini dışa vurmuştur. Derin bir tarihi zenginliğe sahip olan mevcut çalışma alanı üzerinde çalışma yürütmek zor. Güngör çalışmasını derleme sürecinde birçok kurum ve kuruluşa başvurmuştur ve çalışma sürecini: <em>“Kürt kadın kostümlerini araştırmak burayı çalışma alanı seçmek oldukça zor, meşakkatli ve maliyet gerektiren bir çaba. Ben bu çalışmayı koşullarım el verdiği ölçülerde kütüphanelerden, üniversitelerden ve arkeolojik kazılarda bulunan çanak-çömlek, rölyef, heykeller ve tarihi mekânlardaki duvar çizimler, mozaikler, gravür çizimlerinden elde edebildiğim örneklerle temellendirdim.” </em>Şeklinde açıklıyor.</p><p>Güngör çalışmasında kullandığı giyim desenlerinin çoğunluğu kendi çizimlerinden oluşmaktadır. Araştırma bu yönüyle ayrıca mühim. Ayrıca giyim-kuşamın önemli parçalarından olan kadın başlıklarına da detaylıca yer veriyor. <em>“Birçok ulus için baş bağlama biçimleri adeta simge gibidir. Kürt toplumunda baş bağlama biçimlerinden genç kızı, evli ya da dul kadını seçebiliriz. Baş bağlama biçimi süs aracı olmanın ötesinde, toplumsal içeriğe sahip mesaj verici bir öğedir.” </em>Bununla beraber estetik görünmenin tarihi boyunca insan bedeni üzerindeki etkilerini görebilmekteyiz. Dolayısıyla çalışmanın sonlarına doğru çeşitli yöresel takıların görsellerine yer veriliyor. Özellikle Ergani ve Bismil yörelerinden mevcut arkeolojik kazılardan elde edilen bulgulara resmedilmiştir.</p><p>Çizimlerinin çoğunlukla batılı seyyahların gravür çizimleri üzerlerinde çalışılarak renklendirildiğini belirtiyor. Basmakalıp renklendirme ve çizimler olmayıp her desen üzerinde incelikli çalışılıp tartışılıp çizildiğini vurguluyor. Görsellerin ya da desenlerin yer aldığı kaynak her resmin yanına işlendiğini ve böylece çalışmada kullanılan kaynaklara okuyucunun ulaşmasına olanak sağlamış oluyor. Ayrıca bulunduğu kütüphaneler ve kaynakçanın nasıl temin edildiği not olarak yanlarına iliştirilmiş.</p><p>Her resmin kaynağını bölge ve çizilme tarihini açıklama gereği hissederken ulaşamadığı, göremediği çok sayıda giysi olduğu belirtiyor. <em>“Bu çalışmanın Kürt kadın giysilerinin bütününü içerdiği söylenemez.” </em>Derken kitapta mevcut örneklerin bile müthiş bir zenginlik olduğunu açıklıyor. Ayrıca katalogda yer alan her resmin dikilebilir ve giyilebilir nitelikte olması geleneksel kıyafetlerin yaşatılması ya da varlığını sürdürebilmesi adına çok önemli. Son olarak <em>“Dünyaya Kürtler hakkında bir fikir verebilir. Derdimiz bu giysileri yeniden hayata katmak, yaşamalarını ve sürekliliğini sağlamak. Dünya moda tarihinde hak ettiği yeri alması için yapılmış mütevazı bir katkıdır.”</em> Diyor, Nevin Reşan Güngör.</p><p>Görseldeki çalışmalar: DESİNATÖR- RESSAM: NEVİN REŞAN GÜNGÖR</p><p>CİLÛBERGÊN GELÊRÎ YÊN JİNÊN KURD</p><p>GELENEKSEL KÜRT KADIN KIYAFETLERİ</p><p>TRADİTİONAL KURDİSH WOMEN WEARİNGS</p><p>BİRİNCİ BASKI: 2021</p><p>NÛBİHAR YAYINLARI</p><p>SAYFA: 200</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/11841-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>33. Yüzyıl Duası</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/33-yuzyil-duasi/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/33-yuzyil-duasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Aksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 21:13:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11836</guid>

					<description><![CDATA[Tanrım, ruhumu alçıya al.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tanrım, </p><p>ruhumu</p><p> alçıya</p><p> al. </p><p></p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/33-yuzyil-duasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 November 8:37 PM Ya Da Ant</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/ya-da-ant/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/ya-da-ant/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dılovan Çakmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 20:24:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11825</guid>

					<description><![CDATA[Asırlar geçti.Ben asırların ne demek olduğunu bilirimİçsel bir dürtü bu, asırlar geçmiş olduğuna dair bir kanıksamaÖyle bir histir ki rüzgar uzun mu uzun zamanlardır böyle sert esmemişti yüzüme doğruve ben üfürülmenin ne demek olduğunu bile unutmuştum.Üfürülmek çok uzaklara, doğrular ve düşünceler ile birlikte ki ama bu kime ait bir doğru,kimin, kimlerin düşünceleri bunlar, kim izah [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Asırlar geçti.<br>Ben asırların ne demek olduğunu bilirim<br>İçsel bir dürtü bu, asırlar geçmiş olduğuna dair bir kanıksama<br>Öyle bir histir ki rüzgar uzun mu uzun zamanlardır böyle sert esmemişti yüzüme doğru<br>ve ben üfürülmenin ne demek olduğunu bile unutmuştum.<br>Üfürülmek çok uzaklara, doğrular ve düşünceler ile birlikte ki ama bu kime ait bir doğru,<br>kimin, kimlerin düşünceleri bunlar, kim izah edebilir bana bunu ki,<br>ben asırlardır bu gizi taşıyorumdu.<br>Asırlardır gizem altında, prefabrik düşünceler<br>,<br>Prefabrik düşünceler ve yakut, zambak doğrular<br>Fermantasyon geçiren fikirler, ülkerli, atlaslı yukarılara bakan atlar ve sürücüleri jokeyler<br>Hey jokeyler, matadorlar, İskandinav Mitolojileri journal&#8217;ından La Fonten&#8217;e uzanan<br>masallar ve beyaz tavşan kokan sinematografya<br>Güzide bir inim inim inlerim.. çoğalır, inim inim diye ninniler söyler Camuslu sancılarının<br>şaklabanları<br>Katrilyon kereye bulanan ve sarı rengin, ya da beyaz rengin ya da köyü, kahverengiye<br>bulanan bir çizmeli kedi sevicisinin<br>Ellerinden geldiği kadar diyet taşımaları ve o diyetleri ödemeleri, giyotin sevdalılarının<br>medeniyetin beşiğinde olması kadar paha biçilmez bir ekmek belası, pasta belası veya,<br>Veya.. veya.. and içine olsun ki bu yolculuk kadar kaba saba hiçbir inanç ve saha ve<br>nefes ve kargış hiç olmadığımız kadar sevdalı ve hiç olmadığımız kadar derin yaraya<br>bulalı ve hiç olmadığımız kadar kişneş yapamazdı bizi ..<br>Yahut.. yahut.. şu sözler çok acıklı olabilirdi halbuki tek başına,<br>&#8220;Asırlardır nefes alıyorum ve.. asırlardır nefes alıyorum ve göğsüme kan sıçrıyor.&#8221;<br>Yanaklarıma kan sıçrıyor asırlardır, çizgime kan sıçrıyor, ellerime kan sıçramakta,<br>gözlerimin içine kan bulanmakta, her yanım, bacaklarım, tüylerime kan dolaşmakta, saç<br>diplerime kadar ulaşmakta kan asırlardır,<br>Asırlardır bacaklarım kan dolaşımından dolayıdır sızlamakta, uykuma kan sıçrar,<br>kalbimden kan sıçrar, dalağıma kadar, kan sıçrar böbreklerime kadar süzülür asırlardır<br>kırmızı katı bir rüzgar.<br>Asırlardır ayak altlarım kan toplar, asırlardır görmezden gelirim beni olduğum gibi<br>görmekten, kayıp uğrarım, kaybuğrarım.<br>Asırlardır ki o asırlardır ağaçlara hiç çıkmadım, hiç güneş görmedim gibi sanki, hiç ama<br>hiç su içmedim ve<br>gördüğüm her şey bir serap benim.<br>Dönüştüm).<br>Bir dönüşüm geçirdiğimi iddia ediyorum olsa bu hayatta öncelikle baktığım yerden<br>düşüncelerime dalar oradan buraya kadar ne varsa bir süzgeç tutardım saplandığı yere<br>hançerin<br>Gizliden gizliye hançer saplarım yüreklerime, çok yürekliyim, incinebilirim.<br>Çok yürekliyim hançerler kadar çok batar gözüme kuşanılmış aşk, sevgi, şefkat ve af<br>Gözüm olabildiğince kördür, bu uğruna feda edilen ömre tutuklu kalmış bir prensipte<br>geçirirken zamanı<br>İşte asırlardır ben dolanırım tek başıma, dünyam da sarhoş kimse kalmadı, dolanırım<br>asırlardır boşlukta sesim yankılanmadı,<br>Bir uçurum kıyısında durarak firar etmek var bu yaşamı asırlardan beri fermantasyon<br>geçirir bir fikir yatağında<br>Prefabrik düşünceler..<br>Eylemini aşan düşünceler çok çılgın gelir kulağına duyunca beynin, afallamadığına şahit<br>olmak da ister olur<br>Henüz neye saçmalayacağım bilmiyorum ancak delilik halini özledim, bu halde<br>özgürleşme bir koşul haline geldi ve kendimi ahlaki bulmadım özgür olmayışı üzerine.<br>…<br>Özgür Olmayışı Üzerine<br>Bir ornitorenk düşün ve bunu bir kuş gibi yargıla<br>Ben bir kuş değilim<br>Bir ornitorenk düşün ve bunu bir yılan gibi yargıla<br>Ben bir yılan değilim<br>Bir ornitorenk düşün ve bunu bir ornitorenk gibi yargıla<br>Ben bir ornitorenk değilim.<br>Şimdi sonuç nedir, sonuç ben niye bir ornitorenk düşünüyorum<br>kim bunu bana söyleyen ve neden kabul ediyorum,<br>niçin yargılıyorum<br>niçin buna itaat ediyorum ve<br>niçin olmak zorunda hissi bir anda damgalanıyor -çok anlamsız<br>Ben bir kuş değilim<br>Ben bir yılan değilim<br>Ben bir ornitorenk değilim..<br>Absürt buydu.<br>Absürttü.<br>İlkeler doğrultusunda kabul edilen ve edilmeyenlerin yaşama elverişli olunduğu takdirde<br>kendini gerçekleştirmesi hâli.<br>Fevriydi.<br>ve bu halin kendine özgü bir tavrının bulunması durumunu yaratan ifadenin biçimlenmiş<br>versiyonuna denilen şeydi,<br>ki özgür oluş buydu.<br>Bunun iç ve dış yükümlülükleri kabulune ilişkin alt yazıya zemin hazırlamak<br>küstahlıktan beterdi.<br>işte bu denli büyük bir figürün insansında bir kullanım görevi olur,<br>Bu radikaldi.<br>Bir oyuk açılır masmavi ve serinkanlı bir girdaptan akışa ve olay ufkuna karışır izafiyetin<br>resmi<br>epik bir sahne üzerinde perdesini çekmeye hazır bekler bir tragedya<br>Özgür oluş bir gün son bulmanın manevi çığırtkanına seslendiğinde, gök boyanır bir inci<br>gibi ateş hatlarıyla<br>Son dördündü bu, ola!</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/ya-da-ant/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
