Eleştiri

İz Bırakanlar Hazan Kıyısında Aşk / Gani Türk

İnsan vedalaşamaz bağrına sıkıca basar da bırakır ya sevdiklerini bazen, az önce Gani Türk’ün Zamansız Edebiyat Yayınlarından çıkan son romanı olan HAZAN KIYISINDA AŞK’I bitirdim, öyle sarıp sarmalayıp bıraktım.

Hikâyeyi nasıl anlatmam gerektiğini bilmiyorum çünkü hikâye bana ait değil. Fakat hikâye aslında hepimizin herhangi bir yerde herhangi bir zamanda açılmış herhangi bir yarası gibi. Kendimi çoğu zaman Gani Türkün ustaca oynadığı imgeleme oyununun içerisinde buldum. Çok özlediğim İstanbul’u romanda karış karış gezerken Mardin’in sarı sıcak buğusunu tenime işledim.

Çok zulüm duydum da romandaki ağanınki gibi destursuz, yoz, duygudan yoksun zulüm ne duydum ne de okudum. Çok ağa vardır da böylesi yoktur, olmamalıdır. Belki bir yerlerde vardır da biz bilmemeliyizdir. Yalnızca zulmü okuduğum her satırda lime lime olup kayboldum.

Sanırım kimden ya da hikâyenin neresinden başlayacağımı kestiremiyorum çünkü karakterler yalnızca cümlelerde birer isim olarak kalmadan adeta beyninizin içerisinde birer hayale dönüşüyorlar. Rüstem mesela, köyünde payına bir karış topraktansa kaçmak düşen Rüstem. Sığındığı kentte, sığınılacak yuva olurken kaçırdıkları ve kaçırdıklarına istinaden daimi kaçışı. Yeniden doğduğu hayatta bulunduğu sınıftan kitaplarla kaçışı… Kitap dile gelse idi yahut Gani Türk ile bu duruma dair çıkarımlarımı paylaşsa idim; ‘sanırım insanın payına bir kez kaçmak düştü mü nerede, nasıl, ne şartlarda yaşarsa yaşasın hep biraz ve daima kaçar. Belki bazen en çok kendinden kaçar ‘ derdim.

Bir çocuğun erkenden çocuk büyüklüğü ve cesareti, yalnızlığı, emekleri ve gün görmeyen aşkı belki bu gün yüzümüzü çevirip bakmadığımız binlerce çocuk adına Gani Türk elinden Miran karakterinde hayat bulmuş. Beni hayatımdaki gerçeklere iten bir karakter de yazardı sanırım. Yazarın yalnızlıkla soğurduğu yalnız gerçekleri… Edebiyatla ilgili minik tüyolarının yanı sıra artık edebiyat camiasının ne durumda olduğunu peyderpey anlatışı… Dünyalar güzeli Berfin, arafta yaşayan Berfin. Bu gün bu coğrafyada kadın kadın kanayan yaramızın karakteri, ne zaman sana değindiyse ben o zaman içimde sana eğildim. En çok seni sarmak istedim. Aşkın, fakat yalnız aşkın izi olan Berfin… Gani Türk’ün sayfa yirmi beşte kurduğu ‘Kalbin zekâsı yoktur, kalbin zekâtı da yoktur ‘ cümlesi nedense hep sende imli olarak kalacak bende.

Kitap okumayı kendimi bildim bileli çok sevdim, abartarak sevdim hatta, fakat sürükleyiciliği sayesinde bir günde bitirdiğim iki yüz altı sayfalık bu kitabı okurken tırnaklarımı yedim ki tırnaklarımı yediğim kitap sayısı azımsanacak kadar azdır. Sanırım Roman okurken benim için en önemlisi kurgu ve karakterlerin hem bizden biraz bir parça oluşu hem de her parçaya rağmen orijinal kalışıdır. Ayrıca ben karakterlerin kendilerine has özelliklerini çok irdelerim. Hakkını vermeliyim ki Hazan Kıyısında Aşk romanında bu özelliklerin hepsi fazlasıyla var. Üstelik bu özellikler karakterden nefret etmeme yahut karaktere sarılmak istememe dahi neden oldu ki bu başarıyı çok az yazar okurda sağlayabiliyor. Klasik roman estetiğinden öte post modern tarzda yoğurulmuş bir kitap. Gani Türk, her bölüm başına bir felsefi cümleyi harç belleyip enfes bir mozaik ustası gibi renk renk desen desen işlemiş her bölümünü. Sona geldiğim an soylu bir mozaik eseri izlerken buldum kendimi. Ayrıca Yazar, bu imgeleme oyununun sonunda okuyarak öğreneceğim sonu bilmek ödülünü yirmi dört saatlik bütün o sürüklenmeme rağmen çok görmüş olmalı ki sonu noktalamamış hatta sonun başlangıcı olabilecek birkaç soru işaretiyle sanki, “Ey okur, hayal dünyanda hikayemi dilediğin şekilde sonlandırabilirsin.” demiş; Gani Türk’ün okuruna hikâyesi ile ilgili ortaklık teklif edişini çok sevdim.

Eğer toplumun kanayan yaralarına kayıtsız kalamıyorsanız ama ben aşktan da vazgeçemem diyorsanız bence bu kitap kütüphanenizde başköşede olması gereken bir kitaptır. Şimdi bu satırların ışığında Gani Türk’e bu biyopsikososyal ziyafet için teşekkür ederim.

Yazar: Gizem Gülşen

Eğitimci bir Anne/Baba nın kızı olarak dünyaya geldim, hep ötekileşen... Onlar ötekileştirmemeyi kanıma işlerken üstelik. On beşimde kanadım kanayalı kalemimin mürekkebi bitmedi... Çoğu zaman insanlara susup kâğıda dert yandım, biraz yaş akıttım. Bazen alaycı martılara bir simit karşılığı sır sattım... Bazen Gizem Gizemdir dedim. Bazen Ütopyanın Piraye’si oldum. Şimdi dünyadaki İz im Duru ya mirasım olsun istiyorum. Yüreğimin kilidi kayıp sandıklarından çıkardığım cümlelerden şiir takımları... Umarım sizlerin hayatına da değebilirim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir