Ana Sayfa Edebiyat Şiir Kara Kalem

Kara Kalem

Sesimin gölgesine yaslanan sesin gibi
Yaslı ve sisli kalır gülüşünün ertesi.
Ertesi ki yok olan varlığınla yoklukta
Bana hüznün az gelir,
Istıraptan çoklukta!
Uyakları uydurup cinastan geçemeden,
Kare bir kalem gibi eşkalin çiziliyor.
Eziliyor gençliğim, yarınım eziliyor.

İğne yapraklı dala konan ispinoz gibi
Ötüşün göçüşümdür, Ölüşümdür
Sürülüşümdür sultanım
Acıya sürdürülüşümdür bilirim.
Ayağa kaldırılışım, düşe saldırılışımdır!
Kendime sarılışımdır belki de.
Bu sarılmanın çizimidir kalemle:
Çizik bir plak çalmaya çalışırken,
Aynı hüznü bin kere
Döndükçe aynı yere, Sesinle gerilere…

Sesin ki eşkaliyle çizili bak içimde,
Her şeylere yeten mecalin var belki de.
Kara bir kalem çiziyor, yazıyor her şeyi:
Dumura uğramış duruşunu,
Duruşundaki durgunluğunu.
Durgunluğun ki duruluğunla bilenmiş
Ve gözaltı torbalarında gözaltına alınıp
Korkuyla gizlenmiş,
Sonra sırf inadına gönenmiş
Göğüs kafesine gelincikler,
Yetim papatyalar doldurup
“Uçsuz ama bucaklı” tarlalara özenmiş.

Biliyorum ki,
Hevesinin hevesi kursağındadır artık.
Ellerinde ayrılığın ayırdığı bir takvim
Ve akşamüzeri ucuzluğu var içinde
Şarkın sultanı iken elinde hüküm ile
Kucağında zaman ayarlı bir bomba var
Ve daraldıkça daralan yaraların.
“Ve gül ve zil ve şal” basit bir imge olur
Endülüs masalından Acem kâbuslarına
Dipsiz uçurumların dibi akmış düşüsün
Belki de yoksun artık
Ya da hiç olmadın kim bilir?
Paranoyak bir sanrı,
Şizofrenik gülüşsün!

Haddini bilsin artık
Bu çocukça sevincin!
Ne bu her gün sormalar:
“Ayna ayna söyle bana, ya da boş ver…” demeler hüsranla.
Saçları kırlaşan bir takvimi sırtlayıp
Kara bir kalemle ak anılar çıkararak
Anısal belleğimin lağım çukurlarından.
Ve glikoz mahrumu ikindi uykularından

Seni ilk hatırladığım son yerde belki de
İçimde tek tanrılı çok sancılı bir özlemle
Ruhumda hüzün: sevda var serde
Kara bir kalemle çizilmiş eşkâlin içimde.
Hani camın buğusuna çizilen yamuk kalpler kadar,
Veya ikinci sınıf yırtık bir astar kadar Hatırlanmasa da hatırası her şeyin,
Keskin hatlarıyla çizili her yerin
Hatta en derin okyanusların bakışlarının.

Minarelerin yükseldiği, işaret ettiği gök
Demirin ve çekicin curcunası,
Dudaklarındaki yarı yalancı bir tebessümün çırpınması da boşa değil.
Bilirsin ki söz uçar,
Resmin iki cihanda da var.
Kara bir kalemle çizilmiş
Yalancı donduran güneşlerin,
Kavuran zemherilerin olmasa…

Dondurma külahına
Dolan dünya mı desem,
İncir çekirdeğinden taşan
Hayallerim mi yoksa?
Kim bilir ki cananım, kara kalem çiziyor.
Tanık da o sanık da
Sustuğun tüm hususta.

Önceki İçerikÇorbayı Çatallamak
Sonraki İçerik63. Gün
Abdulkadir LALOĞLU
Diyarbakır doğumluyum, 36 yaşındayım, evli ve bir çocuk babasıyım. Millî Eğitim Bakanlığına bağlı bir okulda Teknoloji ve Tasarım, özel eğitim kurumlarında da (yaklaşık 15 yıl) Eğitim bilimleri hocalığı yapmaktayım. Şiire ve edebiyata çok yakın olmasalar da tasarımı sanat, eğitim bilimini de ruhsal alt yapı materyali olarak kabul edip şiir denemeleri yapmaktayım. Daha önce Edebiyatist ve Songemi dergilerinde şiirlerim yayınlandı.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz