Ana Sayfa Edebiyat Deneme Kendi icabına Bakabilme Sanatı

Kendi icabına Bakabilme Sanatı

Kendi icabına Bakabilme Sanatı

Sosyal medyada en sevdiğim şey yeni yerler, insanlar, yetenekler ve olayları keşfetmek.
Kim ne yemiş, ne giymiş, nerde görünmüş gibi paylaşımcıları pek takip etmiyorum. Beni
etkileyecek görseller, beni düşündürecek sözler ve paylaşımların takipçisiyim
çoğunlukla.
Elbette beğendiklerimi “like” ediyorum sanki çok önemli bir hareketmiş gibi, sanki like
etmezsem paylaşan üzülürmüş gibi. Fare dağa küsmüş, dağın haberi yokmuş misali.
İşte böyle gezinirken ekrandan tanış oldum Göksel Bekmezci’nin sözleriyle.
Müthiş kelimelerle muazzam cümleler kuruyor. Beni benden alıyor cümleleri ve
düşündürtüyor.
Yazmak bir yetenek ve Yaradan bunu herkese veriyor da bazılarımız mı kullanıyor yoksa?
Acaba Yaradan özene bezene birilerini mi seçiyor bu eylemi gerçekleştirsin diye.
Yazıyı güzel kılan kelimeler insanın içinden öylesine çıkmıyor. Bir şeyleri görmeye,
hissetmeye, duymaya başlıyorsun. Dokununca içinde bir yerler ya pır pır ediyor, ya da
acıyor, kanıyor. Cildinin üzerine sanki ateş basıyor, kalbin deli gibi kan pompalıyor ve bir
anda yazarken buluyorsun kendini. Hissediyorsun harfleri, hatta cümlelerin içindeki
titreşimleri. Dolanıyor her yerinde o cümleler ta ki klavyenin sesiyle, kalemin
mürekkebiyle yazıya dönüşene kadar.
Ve sorduklarında diyorsun ki; Yazmak eylemi benim için sanki hayati olmuş bir anlam
bulmama ve devam etmeme yardımcı oluyor.
2009 Golden Pen Award ödülünü kazanmış olan, 2017’de kaybettiğimiz büyük sanat
elestirmeni John Berger’in sözlerine bir bakın ne demiş yazmak eylemi için;
“Birkaç satır yazdıktan sonra, sözcüklerin dil mahlûkuna doğru gerisin geri kaymalarına
izin veririm. Ve sözcükler orada; aralarında anlam, aliterasyon, mecaz ya da ritim
akrabalığı olan bir grup ev sahibi sözcük tarafından hemen tanınırlar ve karşılanırlar.
Hoş beş edişlerine kulak veririm. Hep birlikte, benim seçmiş olduğum sözcükleri
kullanma biçimime karşı çıkarlar. Onlara verdiğim rolleri sorgularlar.
Böyle olunca, satırlarla biraz oynarım, bir ya da iki sözcüğü değiştiririm ve onları tekrar
sunarım.
Başka bir muhabbet başlar aralarında. Ve bu böylece sürüp gider, ta ki geçici bir onay konusunda en az homurdanma olana kadar.
Sonra, diğer paragrafa geçerim.
Başka bir muhabbet başlar…”
Ve sosyal medya aracılığıyla tanış olduğum Göksel Bekmezci’nin
kendisini anlatışına bir bakın…
Bu güzel cümleleri kurabilen zihnin, bu evrende, kendimizi fark etmemizi
sağlayacağından eminim.
“söz geçmişim
ben, göksel bekmezci.
kendimi bir yerlerden tanırım ama çıkaramam.
yalnız yaşarım. Fakat evime geç kaldığımda telaşlanırım.
kalbim ‘78 model ve tek tanrılıdır, ruhumsa yan sanayi.
bazı şeyler hayal gücüme gider, çok şeyse bilinçaltımda ezilir.
aşklarımda yoklama alırım. İçim yanımdaysa, herkesi var yazarım.
bayramlarda tanrı’yla şeytan’ın barışmasını bekler;
kıyamet, bir pazar gününe denk gelse, can kaybı fazla olmaz sanırım.
dilbilgisinin önemini öpüşürken hatırlar, sevişirken ne haz kontrolü yapar ne de sekse
siyaseti karıştırırım.
oturur, kendime çalışırım.
edebi metinlerin içinde en çok ebedi metinleri severim. hüzne yetenekliyim.
bazı günler kendimi dağıtır, zamanla toplar, çıkan sonuçları yüzüme çarparım.
dönüş sanatları da olsun isterim.
herkes, hiç olmadıkları yerlere gitmek isterken, ben, kendime gelsem yeterim. kendim
bana ne diyecek, canıma ne istetecek; onu merak eder, onu dinler, onu
susarım. kendime gelmek, pasaportsuz yolculuğumdur benim.
acele etmek için hep erken davranırım. erken davranmaya ise geç kalırım.
adam olmaktansa aşık olmayı yeğlerim.
kazasız belasız bugün de özleyebildimse ne mutlu içime, sabah ola hayrola, diyerek
kendime uzanırım…
perdelerim siyahtır, karamsar değil. yatağım simsiyahtır, kapkara değil.
bazı geceler uykumdan da kaçarım…
iyi uykular kadar, iyi duygular demek de lazım…
yorulur, kırılırım. aşk karnına biraz şiirle, üzerimdeki tüm dargınlığı alırım. kim bilir, belki
bir gün, beni üzen organları da bağışlarım…
gün gelir kendimin icabına bakarım.”
Hepimizin gün geldiğinde kendi icabımıza bakabilecek cesaretimizin olması dileğiyle…

Önceki İçerikKarnaval
Sonraki İçerikKırık Yanılsama
Stella Namet Abulafya
1971 İstanbul’da doğdum. Eğitim hayatım öyle çok şatafatlı değil, İstanbul Üniversitesi Dericilik bölümü mezunuyum ve mesleğimi hiç yapmayanlardanım. İşim gereği çok seyahat etmem insan hallerini gözlemlemeye imkân tanıdı, bu da beni yazmaya teşvik etti. Kanserle tanışıp haşir nesir olmamızın kurgusunu yazdığım “PENCERE" ve yola çıkma cesareti gösteren tüm ruhlar anısına yazdığım “3 NOKTA YOLDAN ÇIKANLAR” adlı basılmış iki kitabım mevcut.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz