Ana Sayfa Zamansız O An Mektuplar Lacivertli Gece

Lacivertli Gece

Ellerim ceplerimde, ay ışığı ile birlikte ovayı sessizce izlerken, bir an nerede olduğumu unutmuştum. Ha, evet! Kasımiye Medresesi’ndeydim. Senin yüzün hürmetine, gülüşlerimle vahiy indirirken yeryüzüne, tebessümüne kadehimi kaldırıyordum. Derinlerden bir melodi sesi geliyordu. Sanırım yuvarlanan kuru yaprakların, ufak taşlara çarparken çıkardığı ritimlerdi. Ve gece lacivertin tüm tonlarıydı ki lacivert beni cezbeden uçurumun kenarında saçlarımı okşayan rüzgârın en somut tarafıydı. Sen kokuyordu gece, mavi, doku, ruh, zaman… Zamanın kokusu olur mu? Seninle oluyordu çünkü zamanın çizgiselliği insanla mümkündü.

Muhteşemlik gösterisi, kendine hayranlık, ego çırpınışları ve empati yoksunluğunun çok eski insanlık öğesi olduğunu fark eden Sigmund Freud’un terimleri dökülüyor. Tıpkı Narkissos Sendromu gibi yankılanan derinliğimde… Gökyüzünün lacivertinde kendimi değil, doğrudan göğü görmeliydim…

Dudaklarımın arasındaki sıvı; eski çağlardan kalma, efsunlu bir geleneksellikle, yanı başımızdaki Ermeni Annelerinin ezdiği şarabın kırmızısı… Şarabı, gökyüzü ile buluşturan görsel şölenin, cezbeden tarafının tenimde oluşturduğu üzüm taneleri… Ovadaki göz hizamın düş ve lacivert geceyle buluşması, arkamda bıraktığım taş sokakları kıskandırıyordu. Çünkü şehri arkamda, diğer dünyaların canlı, yaşam dolu ışığı tam karşımdaydı. Ardından vücut ısımın soğukta oluşturduğu çemberin ötesine adımlarımı atıyordum. Ayaklarımın altında sarhoşluktan kırılıp parçalanan bira şişelerinin gıcırtısıyla yönümü değiştiriyordum. Ve bunlar kente sırtımı dönmem için yeterli sebepti. Dokunun ruhu, sürekli kentin insanları tarafından yok sayılıyordu. Yine de lacivert dokunun tarihinden daha uzun süre oradaydı. Orada olmaya devam edecekti…

Dayanamayıp durdum, cam parçaları ayağımın kanamasına sebep olmuştu. Sanki cam parçaları benden bağımsız tuhaf bir haz haline bürünüyordu. Sıvıyı ayağımda değil de lacivert gecenin göğsünde hissederken, sevişme anının ihtişamlı kıvrımları arasında süzülen şehvetin doyumsuzluk hali beni sarhoş bir balık gibi cam ve biranın yüzeyinde gezintiye çıkarıyordu. Aktıkça, değişip, dönüşen… Doğanın ormanlara bıraktığı su damlalarının, yapraklardan süzülerek, yüzeye düşmesiyle oluşturduğu canlı orkestranın olağanüstü sesleri, tenimde gizil bir estetik haline dönüşüyordu. Devamında parmak uçlarım dudaklarıma yaklaşırken eksik olan bir tarafı hissettiriyordu. Neydi? Ne olmalıydı, diye düşünürken büzülmüş dudaklarımın ıslanması beni gülümsetiyordu. Lacivertli gece ile son yüzyılın böylesine samimi, içten ve huzur verici olması kaçınılmazdı. Aslında tam bir zıtlıklar dünyasıydı. Ardımda huzursuz, cansız bir hareketliliğe sahip kent, önümde soft, güçlü, yaşam dolu bir gökyüzü…

Ellerimi hafifçe ceplerimden çıkarırken havanın soğuduğunu; oturduğum masanın, tarihin alt edemediği kentin taş dokuyla bütünleşirken, sırtımı dayadığım nişlerin arasındaki ahşap pencereden de soğuğun bedenime nüfuz ettiğini fark ediyordum. Beklerken, yaktığım ateşin közünü iyice harlandırıp lacivertin içinde mavileşip, kızıllaşan ateşi ekliyordum. Ateş, dünyanın hürmetine en kadim haline bürünürken, ellerim tekrar ceplerime gidiyordu. Bir eksik vardı şölenimde, yalnız kalan melodiyi tamamlamam gerekiyordu. Belki bir dans belki bir şarkı… Sonra mı? Lacivertten bir vahiy inerken kefaret olarak, kentle kalan son bağımı bulanıklaştırıyordu. Bu önemli miydi? Sanmıyorum. Anın eşsiz zaman yarığında bir şeyler yiterken, yenileri ekleniyordu. Devinim hiç durmadan devam ediyordu.

Ve yine fark ediyordum ki muazzam senfoni tenimdeki geceydi. Önümde büyülü lacivert, yanımda sessizliğiyle raks ettiğim kadın ve zamanın kusursuz devinimi…

2 YORUMLAR

  1. Derin düşüncelere dalarken hele ki bira içerken kendimi yazının içerisinde büyülenmiş olarak gördüm. Janyaya Mektuplar kitabından bildiğim bir edebiyatçı. Okurken Aylak Adam romanı aklıma geldi. Güzel yanları yazdığımda daha da güzel şeyler geliyor aklıma 🙂 tebrik ederim İlham ağabey. Başarılarının devamını dilerim 👏🏻

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz