Öykü

Mutluluk Ayracı

Çocukluğumun palazlandığı sokaklardan, kirpiklerimin üstünü kaplayan harman tozundan günün akşamında ayrıla durdum. Üstümde annemin yıllık birikimi bir yüzük ve dedemin umutlarını ve hayal kırıklarını gömdüğü sapı kan kırmızı dişleri taze bilenmiş emektar çakısı.

Koyuldum yola daha dün gibi kirpiklerimde asılı o anlar; otuz ikinci peronun soğukluğu ve annemin gözyaşı kemiğinden süzülen inci tanelerini o(baş) parmağımla silişim. Yere düşmesine el vermiyordu bedenimin soluna yamalı cebim.  Koyulduğum yolun adını sanını bilmeksizin, bir muhacir edasıyla on altıncı koltuğa geçtim ve ha bire ayaklarım hareket ediyordu, heyecandan olsa gerek parmak uçlarımı kemiren ayakkabı burnu zaten ekşi bir tat vermişti yeterince, üstüne heyecanım ve ilk yolculuğum olunca apayrı bir hüzün zulası oluverdim. Velhasıl kelam unutmam hiç Mardin, Urfa, Antep derken bir anda nefesim de bir yoğunluk hissetim fark ettim ki o an nem dedikleri şey bu olsa gerek. Yanımda pos bıyıklı hallice beli bükük, dünya yükünü epey bir sırtlamış, fikirlerine epeyce izm giydirmiş hapishaneden yeni çıkmış Ali Abi vardı; babamı kaybettiğimden beri insanlara karşı epey bir soğuktum.  Kendisiyle Mardin’den Adana’ya kadar sohbet etmişliğim iki cümle uzunluğundadır, o da ne olduğunu bilmediğim, “Sen nesin?” sorusunun cevabıydı. O an boş bulunmuş olsam gerek ki “Erkek” dedim ve içten kahkahası tıngırdayan otobüs camlarıyla düet tutmuşçasına hüznüme savaş açtı, daha fazla konuşmuşluğum olmadı, Adana’da indi kendisi. Yerine dünyanın mütevazılığine boğulmuş Halit Amca oturdu. Yolculuğu İzmir’eydi; oturdu, bir kaç defa eğildi doğruldu, fark ettim ki namaz kılıyor. Namazını eda ettikten sonra, “Yavrum nereye böyle, hayrola anan, baban yok mu?” demesiyle benim yüzümde tuzdan patikaların açılması bir oldu, akan burnumu kol boyu çektim, ne bilirdim ki şehir yerde böyle yapılmayacağını. Halit Amca elini cebine attı epeyce pörsümüş, siyahtan griye evrilbulmuş olan mendiliyle gözyaşımı sildi, kim bilir o mendil kaçıncı hüznün silgeci oldu benimle.

Yolculuğum ağır aksak devam ederken Halit Amca’da bir hareketlilik sezdim, elini uzattı ceketinin iç cebine; köstekli saatine sırdaş olmuş, ömründen beş paye çıkarıverdi. Ağır aksak sesiyle “Yavrum bak bu benim eşim bu sene kaybettim kendilerini.” deyiverdi ve anlatadurmaya başladı. İki şehir uzaklığınca mesafede anlattı, daldım uyumuşum o an, kaçırdığım çok şey oldu. Uyuduğumu fark eden Halit Amca ceketini çıkarıp boynum tutulmasın diye altına tutmuş. Uzunca bir süreden sonra muavinin sesi göz kapaklarımı yardı. Uyandığımda bundan yıllar önce yüzünü bile görmediğim mezarını bile bilmediğim babamın damak çatlatan sevgisini hissetim vücudumda; sıcak bir yolculuğa çıkan kanda. Epey bir zamandan sonra, yattığım ölümün kabuğunu attıktan sonra döndüm Halit Amca’ya, “Dünyanın en mutlu insanı kim amca, ben nasıl en mutlu olabilirim amca?” diye her iki sorumu soluksuz dillendirdim ve bakakaldım. Anlatmasını beklerken ağzından sarkan sigarasının kenarından çıkan üç kelimeydi, “Eşim sağken, bendim.” anlamadım başta, anlamadığıma dair gözlerimi büyüttüm. Anlamış olsa gerek ki açıklamaya başladı, “Yavrum, eşim on dört, bende on yedi yaşımdayken evlendik. Hep birbirimizin arkasında durduk tarlaya da, hastaneye de bayrama da beraber gittik. Her adımı çift attık, tıpkı bir elbise nasıl çift dikişle sağlam oluyorsa bizimkisi de o meseleydi. Sapasağlam ve ayrılmaz bir bütündük ama iste ayrıldık yavrum! Keskin bir bıçağın söküp attığı dünyalık bir Halit Amcan bu yanda kalırken…”

Bir anda sesi içeri kaçar oldu. Gözlerimi dalgınlıktan koparıp Halit Amca’ya baktığım vakit gözyaşları, pamuktan beyaz sakallarına tekmil duruyordu içlere sızmak için. O an kani oldum ki mutluluk herkese başka telden çalar ama benim mutluluğuma sebep olacak şey babamın bir mezarının…

Yazar: Murat Demir

Murad Demir: 1997 yılında, Mardin’in Nusaybin ilçesinde doğdum. 2015 yılında başlayan Selçuk Üniversitesi sosyoloji bölümü lisans maceram 2019 yılında son buldu. Eğitimime aynı yıl ara vermeden kendi üniversitemde, yani Selçuk Üniversitesi Genel Sosyoloji A.B.D yüksek lisansa başlama hakkı kazandım. Halen aynı üniversitede öğrenimim devam etmekte. Daha önceki süreçlerde çeşitli edebiyat ve sosyal bilim dergilerinde birkaç yayın yapma hakkı edindim. Kanaatimce, bana çok şey kattığını düşündüğüm bu dergilerden en önemlisi Soyologos Dergisi oldu. Mevcut derginin 19- 20. sayısının editörlüğünü yapmakla beraber çalışmalarımla katkı sağlamaya çalıştım. Akademik çalışmalarımın yanında edebiyata olan yoğun ilgim devam etmekte. Netice olarak “Edebiyat” bizler için hakikat arayışı kadar, kutsal bir arayıştır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir