Ana Sayfa Zamansız O An Anlatı Ona

Ona

“Bırak şunu ya” dedi. “Saçmalama baksana bir hastalığı var galiba.”

Aklıma o anda Hüseyin abi geldi. Annemin akrabası olan bu genç adam ara sıra bu türden krizlerle öylesine sarsılırdı ki ayakta duramaz kendisini bilmeden düşüverirdi gözümüzün önünde. “Dilini dışarıya çıkartmalı böyle durumlarda ilk bunu yapmak gerek.” dedim. “Bunların işi gücü numara kızım kesin ağzından çıkan köpüklerde diş macunudur.” Yerde yatan genç adam kavruk tenli, kupkuru, üstü başı dökülen ve üzerine eğildiğimde duyduğum ağır ter kokusuna eklenen çöp kokusu ile öylece titriyordu. Göçmen miydi? Kaçmış mıydı bir yangın ortamından bunda mı yanıksıydı teni. Başka bir ülkenin toprağını yer, yön bilmeden adım adım yürüyerek mi tanımaya çalışıyordu. Göçmüştü işte gözümüzün önünde.  Buralıydı belki. Masalda ısınan kibritçi kız gibi çöplerde gördüğü ekmek hayaliyle yalandan doyan bir buralı. Hiçbiri belki. Bir yerden olmayı beceremeyen sahipsiz bir ortalık canı. Konuşmuyordu ağzı, sadece köpürüyordu. Az önce ortağım Yaşar ile çetrefilli bir dosyanın duruşmasından kafamız allak bullak çıkmış Adliye dışına park ettiğimiz arabaya doğru ilerlerken birden önümüzdeki kâğıt toplama arabasının demirlerinin sesiyle kendimize gelmiştik. Paslı demirlerine parça pinçik olmuş kirli bir çuval gerilmiş araba bir yana, sahibi başka bir yana devrilivermişti. Genç adamın yanına ilk koşan ben olmuştum. Hatta o sırada yanımızdan yürüyüp sadece bakmakla yetinenlere hayret etmiştim. Hoş Yaşar’ında onlardan bir farkı yoktu.

Adliye neredeyse mesai bitimine yaklaştığından berbat sirenini çalarak uzaklaşan cezaevi aracı, personel servislerinin ortalığa yaydığı ağır egzoz kokusu, başımda hala verilen kararın ve onu veren Ağır Ceza heyetinin ağırlığı, bir de bu genç adamın hali. Az sonra kendine gelir gibi olmuş bu arada ben çevremdekilerde insanlık, ağzımda da küfür bırakmamıştım. Çantamda ki yarım şişe suyu yüzüne dökmüşken aç mı acaba diye geçirdim içimden. Yaşar çoktan arabayı çalıştırmış yanıma gelmiş adamın biraz daha iyi olduğuna kanaat getirince arabaya binerek oradan uzaklaşmıştım.

Birkaç gün aklımdan çıkmayan bu olay, sonrasında kalın dosyalar, insanın içine dokunan mahcuz eşya satışları, sabahtan akşama süren duruşma sıraları ve derdi hiç bitmeyen müvekkil ziyaretleri arasında kaynadı gitti zihnimde. Ofise her gün yerel bir gazete almak adettendi. Okurduk ama okumasak bile şehirde buna cesaret eden yayıncıyı kalkındırmak niyetine hizmet eden bu alışkanlık bana iyi geliyordu. Bir gün sayfalarına öylesine göz gezdirirken yerde ağzının içi köpürerek yatan genç kâğıt toplayıcısını gördüm. Önünde arkasında bir sürü kelime yazsa da tek bir kelimeye bakakaldım. Büyük ve kalın harflere ÖLDÜ yazıyordu. Ellerim titredi, boğazım düğümlendi, burnuma yerleşen sızı gözlerime vurdu sessizce ağladım. Kızarak ölmüş olan insanlığıma-mıza.

O günden sonra doğru dürüst uyuyamaz, ruhu sıkışır gibi uyku ile uyanıklık arasında gider gelir olmuştum. Gözlerimi her sabah biraz korkarak açmaktan da bezmiştim. O sabah köpekler yine  usanmadan  havlıyorlardı, acaba kime böyle kızdılar diye camdan onları beklerken henüz gün ağarmak üzereydi. Sokağın tam ortasında, bir kâğıt toplayıcısı önde, onlar arkada köşeye doğru yaklaşıyorlardı. Bizim sokağın köpeklerinin düşmanıydı bu kâğıt toplayan, çoğunluğu bir şehri baştanbaşa yürürken kavruklaşmış tenleri, incecik bedenleri, kiminin arabasının bir yerine bağladığı dünyanın acımasız seslerini unutturacak minik el radyoları ve genelde kâğıtlar dışında kimseyle olmayan ilişkileri. Sabahtan akşama kadar sokakları aşındıran bu şehirde kâğıt ve karton temizliğinin bir numaralı beden işçileri… Sokağın gürültüsü onlardan birinin geçişi sırasında artar bilmem köpekler neye bu kadar kızarlardı. Odama döndüm koltuğa attım kendimi. Gözlerim açık renkli duvardaki bir noktaya ve aklıma yine o an takıldı. Kâğıt toplayıcısı şehrin tüm yazılarını sabah kimse fark etmeden toplayıp gidiyordu. Kim bilir hangi yarım duygular o kâğıtlarla geri dönüşüm yapılmak üzere bir devridaim ediyordu. Gözlerim başımı dayadığım koltuğumun yastığında bir anda kapanıyor, kâğıtlar toplanıyor, kâğıtlar dönüşüyor bazen bir kitap sayfası bazen bir defter yaprağı oluyor sabahın kuşluğunda henüz güneş kendini göstermeden kavruk bir bedene iş güç oluyordu. Şehrin bekçisi köpekler havlıyor tüm şehrin el yazısını taşıyan gizli notlarından oluşan şehir günlüğü bir demir araba ile gizliden taşınıyordu. Gözlerimi yeniden açtığımda elimi yakınımda duran deftere uzattım arasında duran kalemi aldım ve “Özür dilerim” yazdım. Topladığı kâğıtlar gibi buruşturulup bir kenara atılmış, karton kutular gibi dümdüz edilmiş ona. Sonra bu sayfayı yırtıp buruşturmadan kâğıt çöpüne attım. Dönüşerek bende bir kâğıt gibi, o genç adama bir mektup yazdım.

Önceki İçerikKahve Vaktiydi
Sonraki İçerikEdebiyat Kırığı
Yasemin Onat
Yaşadığım süre boyunca öğrenme telaşıma ortak, öğretmen bir anne ve babadan 1977 yılında Ankara’da doğdum. Bana ve aileme Anadolu’nun misafirperverliğini tattıran kasaba ve şehir okullarında tamamladığım öğrencilik yıllarımı İzmir’de okuduğum Hukuk Fakültesi ile tamamladım. Ve hep yazdım, hep anlattım. Kimi vakit gerçekleri kimi vakit kurmacaları hikayeleştirmekten tadına doyulmaz bir zevk aldım. Savunma yaparken ve yazarken kuralarla, yaşamı ve varoluşumun cilvelerini savunup kâğıda dökerken hayal gücüm ve çekmecelerimde biriken anılar ile yol aldım. Bir vakit geldi kimi ağırlıklardan vazgeçtiğim köşe başlarında, hafifleyerek yeni ve bilinmedik yollar ile tanıştım. Yazmanın büyülü dünyasında şimdi karşıma çıkan yeni istikamete doğru yürürken gür bir sesle “hoş buldum” diye sesleniyorum. Duyuyor musun?

3 YORUMLAR

  1. Sanatçı, gören adamdır. Kimsenin görmediğini gören, kimsenin duymadığını duyabilen, kimsenin söyleyemediğini söyleyebilen, herkesten farklı anlatan adamdır. İç gözlemlerin yazılarını çok sevdiriyor. Yazılarında ortaya çıkardığın kültür ve yaşam değerleri, kararan göklerdeki yıldızlar gibi oluyor. Kutlarım.

  2. Değerli dostum, sabahın ilk ışıklarında yazılarınızın bir bölümünü umudum yazarların yaşamlarından kesintilerini de inceledim ellerinize yüreklerinize sağlık ve doğaldır imrendim benim savruk dağınık ve zamansız yazı, şiirlerimi anımsattınız diğer duyguda insanların sıcak iç dünyalarını okuduğumda ayrı – duyumsanır izlenimler oldu ben de. Almanya’da akrabanla beraber gittiğiniz bahçe
    müzesi diye tanımladığın yerin sahibinin evinin bulunduğu yerin ayrı bir duygulandım yarattı ben de bahçe, hayvanlar, kitaplar, anılar, sanat beni çok etkiledi kendimden parçalar buldum yazılarıyla tanıştığım diğer dost-yazarların kalemlerine güç gelsin. Üretkenliğiniz bol olsun Müslüm dostum teşekkür ederim ayrıca, hoşçakalın

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz