İzlenim

Rehber Duygular

Modern çağda duygularımızı tanımamız ne derece önemli sizce? Hayatımızın son zamanlarında duyguları bir kenara bırakıp akılcılığı ön plana çıkarmaya başladık. Fakat bu durum insan doğasına pekte uygun değildir. Artan stresli durumlar, antidepresan kullanımları, davranış ve iletişim bozuklukları gibi uzayıp giden listeler bunun göstergelerindendir. Bu sorunların ortaya çıkışı bize duygularımıza yönelmemiz gerektiği sinyallerini vermektedir. Çünkü bizi hayatta tutan şeylerden biri duygulardır. Duygularımız hasar görürse düşünme merkezlerimizde de arızalar oluşabilir. Çakar ve Arbak (2004) ‘ında aktardığı gibi Damasio’ya göre insan önce var olmuş ve çevresini duyumsamış ardından düşünmeye başlamıştır. O halde duygularına yabancılaşmış insan, fikirlerine de yabancılaşmış olur.

İyi kötü her fikrimiz, olumlu olumsuz her duygumuz hayatla bağ kurmamız için bir araç. Duygularımızı yaşama şeklimiz bize bir yön belirleyebilir. Sürekli olumlu duygularımızı (mutluluk, neşe, sevinç, umut vs.) ön plana çıkarma çabamızla birlikte bunu yapamadığımızda yaşadığımız çaresizlik hissi bizleri olumsuz duygularımızı anlama çabasına itmektedir. Olumsuz duygulardan kastedilen şeyler korku, kaygı, mutsuzluk, yetersizlik gibi duygulardır. Bu tür duygular sanıldığı kadar çaresiz bırakan duygular değildir. Temelinde çok farklı etmenler olmasıyla birlikte aslında insanı çaresiz bırakan durumlardan biri kendini tanımadan ezbere çözümler uygulamaya çalıştığı anlardır. Eğer ki kişi zorluğu ufuk açan bir anahtar olarak görüyorsa zorluk durumunun onda uyandıracağı kaygı, korku, stres gibi duygular daha düşük seviyede olabilmektedir. Fakat bunun aksi durumunda kişi zorluğa bir son olarak bakıyorsa o noktada çözümlenmeme, anlamama gibi işlevler ortaya çıkıp bireydeki stres oranını artırmaya neden olabilir. Duygular bilişsel haritalarımıza bağlı olarak davranışlarımıza yansımaya başlar. Hissedişlerimizin anlamsızlaştığı noktada davranışlarımızda tutarsızlık, kararsızlık, belirsizlik oluşabiliyor.

Duygularını iyi tanıyan kişi, kendine iyi bir rehber edinmiştir. Hissedemediğimiz şeyleri ne algılayabiliyoruz, ne de kodlayıp zihnimize yerleştirebiliyoruz. Hissiz şeyler uçup gidiyor bir nevi. Kısa süreli çözümler getiren anlık mutluluklar bizi uzun süreli strese itebileceği gibi kendimizi kandırmanın yarattığı girdaptan da çıkmamızda zorluk yaratacaktır. Acıları olan bir insan acısının dışardan görünmemesi adına birden kahkaha krizlerine girebiliyor veya acılarına sığınıp daha saldırgan olabiliyor. Bu devrede kişinin kendiyle ne derece konuştuğu, yüzleştiği ve kendine döküldüğü çok önemli bir noktadır.

Acılarımızı fırsata çevirebildiğimiz vakit sınırlarımızı aşmış olmanın mutluluğu içinde oluyoruz. Frida Kahlo, Van Gogh gibi sanatçılar acılarıyla başa çıkabilmek adına resim yaparak sıkıntılı hayatlarını sanata dönüştürmeyi başarmışlardır. Dostoyevski, Hemingway, George Orwell gibi yazarlar da acılarını iliklerine kadar yaşayıp kaleme döktüler dertlerini. Bir şey üretebilmek, yaratabilmek bizler için rahatlatıcı şeylerdir. Frida, acı çektiğini belli etmemek için ortam içinde sürekli gülseydi belki de bu tabloları çizemeyecekti ve onu tanıyamayacaktık. Keza bahsedilen diğer sanatçılar içinde durum aynı olacaktı.

İnsan olumlu olumsuz duygularının bütünüdür. Fakat öyle bir algı var ki sürekli mutlu olmak gerekiyormuş ve olumsuz bir durumla karşılaştığımızda çaresizleşip kendimizi hayatı yaşamak için geride kalmış gibi hissedebiliyoruz. Durup bunu anlamlandırmaya çalışmak bir zaman kaybı gibi algılanabiliyor. Eğer o olumsuz duygularımız uzun süreli ve klinik seviyede değilse ufuk açan anahtar olarak karşımıza çıkarlar. Arada bir insan kendini rahatsız etmeli. Biraz dürtmeli, ben neyim, kimim, hayattaki anlamım ne gibi sorularla. Bunu değerlendirebilmek bizim elimizde. Olumsuz duygularımızın temelini tek bir nedene indirgeyemediğimiz gibi çözümlenmeleri de tek bir yolla olmayabiliyor. Kendimize döküldükçe demlenip tatlanacağız. Her duygu çözülmeyi bekleyen bir sır gibi içimizde düğümlenmiştir. Olumlu duygularımız kadar olumsuz duygularımızı da anlamaya çalışalım yeter ki. Çünkü Sad-i Şirazi’nin belirttiği gibi ‘İnsan tek damla kan ve bin bir endişedir’.

Kaynakça
Çakar, U. ve Arbak, Y. (2004). Modern yaklaşımlar ışığında değişen duygu-zeka ilişkisi ve duygusal zeka. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6 (3), syf. 23-48.

Yazar: Arzu Tükenmez

Doğu Akdeniz Üniversitesi Psikoloji bölümü mezunuyum. Hayatı ve insanları anlayabilmek adına tercih ettiğim bu meslekte faydalı olabilmeyi amaçlıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir