Ana Sayfa Edebiyat Röportaj Anıl Mert Özsoy: “Yazdığımız dili iyi kullanmamız en temel prensip olmalı.”

Anıl Mert Özsoy: “Yazdığımız dili iyi kullanmamız en temel prensip olmalı.”

Anıl Mert Özsoy, 1992 yılında Fethiye’de doğdu.İlk kitabı “Korku Yokuş Aşağıydı” 2017’de yayımlandı(Doğan Kitap). En iyi bildiği sokakları anlattı. İkinci kitabı ise 2018 Kasım’da “Yeniden Deniz Olmak”  ile çocuk kitapları arasına hızla girdi. Daha birinci ayında ikinci baskıyı yapan kitabı için tebrik eder, bizi kırmayıp röportaj teklifimize olumlu cevap verdiği için teşekkür ederiz.

 –          Karanlık ve sokaklardan beslenen insan Hikâyelerinden sonra çok güzel bir çocuk kitabı geldi sizden… Kitabın yayımlandıktan sonraki yolculuğu nasıl gidiyor,  nasıl eleştiriler alıyorsunuz?

–           Öncelikle güzel dönüşler aldım. Benim için çok heyecanlı bir kitap oldu, sanırım okur kitabı sahiplendi ve benim dışımda gelişen bir yolculuğu oldu. Şimdilik her şey çok yolunda. Birilerinin kalbine dokunabilmek benim için çok önemliydi, umarım böyle devam eder.

–           Üniversitede ekonomi okudunuz. Peki, rakamlardan harflere geçişiniz nasıl oldu?

–          Samimi olmak gerekirse rakamlara hiç geçememiştim. O yüzden üniversitede kötü bir öğrencilik hayatım oldu. Belki de yanlış tercihti. Türkiye’deki eğitim şartlarında eğitim anlayışında benim gibi birçok öğrenci olduğunu düşünüyorum. Ne mutlu ki şu an gazetecilik yapıyorum ve kelimelerin içindeyim .

–           Bir yetişkin olarak, çocukların dünyasına inmek zordur, sizi çocuk kitaplarına yönelten nedir?

–          Öncelikle haklısınız, çocuklar için yazmak yetişkinlere nazaran daha zor ve daha dikkat gerektiren bir durum barındırıyor içerisinde. Asıl motivasyonum iyi bir hikâyenin peşinde olmaktı. İyi bir hikâyenin kendi atmosferini ve dilini yaratığına inanırım her zaman. Bu çocuk kitabının özelinde konuşursak karşıma çıkan iyi bir hikâye benim anlatım tekniğimle birlikte çocuk kitabına dönüştü diyebiliriz.

–           Tam çocuk kitabı da diyemeyiz aslında. Kadın olarak Leyla’nın Hikâyesi’nden etkilendim. Erkek olsam baba oğul hesaplaşmasından, çocuk olsam da Gece’nin Hikâyesinden etkilenirdim. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

–           Aslında kombin bir hayat kurmak istedim “Yeniden Deniz olmak” ta. Paylaşılacak bir şey varsa bu sadece mutluluk olmamalıydı, hüzün de olmalıydı. O yüzden kitabın birden çok kahramanı var, bir yanıyla anneyi takip ederken bir yanıyla baba oğul arasındaki çatışmayı ve Gece’nin yeni geldiği yere uyumu ailesindeki dönüşümü takip etmesini görüyoruz. Ne mutlu bana, bu karakterler sizin için etkili olduysa. Yazarken de temel motivasyonum buydu.

–           Kitaplarınızda hikâyeden çok, karakterler öne çıkıyor. Bu özellikle tercih ettiğiniz bir şey mi? Size göre asıl olan hikâye mi karakter mi ?

–          Benim yazma kriterimde karakterlerimin öne çıktığını, metnin içinde olan biri olarak söyleyebilirim.  Böyle bir gayem de her daim var ama karakterin hikâyeyle bütünleşmesi bir öykünün, bir romanın ve çocuk kitabının daha kuvvetli olmasına yol açar. O yüzden yazarken elim her zaman karaktere kayıyor olsa da hikâye de çok kıymetli.

–           Korku Yokuş Aşağı’daki Fiko’nun Gömleği öykünüzde fesleğen tohumları ile “Yeniden Deniz Olmak” kitabınızda Fesleğen Restoranı arasında bir bağ kurabilir miyiz?

–           Öncelikle bu soru için çok teşekkür ederim, bunu tüm kalbimle söylüyorum. Paralel okuma benim için çok kıymetli . Fesleğen hayatımda önemli imgelerden biri, o narinliği ve etrafına yaydığı koku ve pozitif enerji her iki öykünün de temel motivasyonlarından biriydi. Fiko’nun Gömleği’nde de hayata karşı daha negatif  bakan bir anne görüyoruz. “Yeniden Deniz olmak “da da aynı şekilde ve hep bilinç altında fesleğenleri seven fesleğenlerle bağ kurmuş bir anne canlanır. O yüzden bu iki anlatı arasında ciddi bir bağ var…  Moliere (Molyer)’in dediği gibi yazdığım tüm karakterlere tüm öykülerde birbirine selam veren bir durum olmasını istiyorum. Sanki yıllar sonra eğer yazmaya devam edebilirsem birbirinin içinden geçen hikâyeler benim bilinçaltımı hayata bakışımı tamamlayacakmış gibi hissediyorum.

–         Röportajlarınızdan birinde, “Benim üzerinde en çok durduğum şeylerden biri de oydu. Ritmi olan bir dil yakalamak…” diyorsunuz. Bu anlamda beslendiğiniz örnek aldığınız yazarlar var mı? Kimleri örnek verebiliriz?

–           Dil meselesi benim için çok önemli. İnsanoğlunun kendini ilk tanımladığı alan olarak düşünüyorum. Türkiye’de maalesef devlet erkinin müthiş bir baskısı var. En azından biz yazarların yazdığımız dili iyi kullanmamız en temel prensip olmalı. Beni besleyen yazarlara gelirsek, büyük usta Yaşar Kemal’i söyleyebilirim. Günümüz öykücülerinden ve yine kendime usta kabul ettiğim Murat Özyaşar ismini vermek isterim. Bunun yanı sıra Perek benim hayatımda çok önemli bir yazar, dille kurduğu ilişki bakımından. Yine dünya edebiyatından bence karakter yaratmada dünyanın en önemli yazarlarından Dostoyevski. Dili kullanması (tabii burada çevirmenlerin de çok ciddi bir marifeti var) dil üzerinden yaşadığı dönemi karakterleri anlatabilmesi çok önemli. Ve tabi ki şairler… Türkiye şairlerini çok önemsiyorum. Deniz Urgan benim için çok kıymetli bir şair. Nazım Hikmet… Politik anlamda hiçbir zaman yan yana durmayacak olduğum ve söylediği sözün kendi hayatımda hiç bir zaman yeri olmadığını belirterek İsmet Özel’in dille olan ilişkisini çok kıymetli buluyorum. Bu şairler ve yazarlar beni besledi.

–           İlk kitabınız Doğan Kitap , ikincisi ise Can Yayınları gibi güçlü yayınevlerinden çıktı . Bu yola yeni çıkanlar için bir öneriniz var mı?

–          Ben metne biat ediyorum , metne saygı duyuyorum. Kimi zaman da şans faktörü. Malum Türkiye’de içinde bulunduğumuz dönemde yayınevleri çok zor durumda. Eklemek isterim ki ilk kitabı çok istediği yayınevinden reddedilmiş bir yazarım.

–           Her kitap, yazarın kendisi için gözbebeğidir. Kitabın iyi bir yayınevinden çıkması kitabın kaderi açısından ne kadar önemlidir?  Okurla ilişkiyle bir ilgisi olduğunuz düşünüyor musun?

–           Bu soruya yazardan daha ziyade bir okur olarak cevap vermek isterim. İşim dışında takip ettiğim yayınevleri var, kişisel okumalarım var. Metni kurcalamak ve inanmak yayınevinin üstüne çıkabiliyor. Bunun dünyada birçok örneği var, bir kitabın reddedilip daha sonra dünya klasikleri arasına girdiğini biliyoruz. Güçlü yayınevleri yazarları ön plana çıkartabilir ama ben bunların her zaman sabun köpüğü olduğunu düşünüyorum. Asıl bizi geleceğe bırakacak olan okurdur… Okurun bizi geleceğe bırakmasını sağlayan da metindir.

–           Peki, bir yazma disiplininiz var mı? Özellikle ilk kitapta okuduğumuz metinler psikolojik katmanları bakımından çok zengin… Yazacaklarımızı derdimiz mi belirler ?

–           Evet, hemen hemen her gün masanın başına oturmaya çalışıyorum. Masanın başına oturamadığımda da yazmak denilen fiilin en önemli yardımcılarından biri olan okumayı yapıyorum. Bunun dışında karakterlerin psikolojik durumları bilinçli olarak önem verdiğim bir durum. Yaşadığımız dönem ciddi bir baskı ve tahakküm altında, bunun da yazdığımız metne yansıması gerektiğini düşünüyorum.

–           Korku Yokuş Aşağıydı,  ‘Bodrum Kat’ adındaki bir dergide yayımlanan öykülerden ortaya çıktı. Şimdilerde deneme ve inceleme yazıları yazıyorsunuz Gazete Duvar’da… Bunları bir kitaplaştırma projesi var mı?

–           Öncelikle ‘Bodrum Kat’ benim ilk göz ağrım. Edebiyata dair yolun başında ne öğrendiysem orada yaptım. Onun dışında evet gazetede deneme yazıları yazmaya çalışıyorum, röportajlar yapıyorum. Edebiyatın sadece yazmak olmadığını düşünüyorum. Bunun yanı sıra başka şeyler yapılabilir. Hep söylüyorum keşke dil yeteneğim olsa ve çeviri yapabilsem. Edebiyatın bunların bütünü olduğunu düşündüğüm için yazmaya devam edeceğim. Fakat şu an için hâli hazırda bitirdiğim bir dosyam var yayınevinde. Bir roman yazmak istiyorum yakın zamanda. Ek olarak da Türkiye müzik tarihi ile ilgili röportaj serisi yapmak istiyorum ama bu iş çok zorlu ve meşakkatli. Onun için öncelikle yapmam gereken okumalar var, sonrasında evet gönlümde yatan aslan, o röportaj diyebilirim…

1 Yorum

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz