Ana Sayfa Edebiyat Eleştiri şairden şiire ya da şiirden şaire “şiir nereye”

şairden şiire ya da şiirden şaire “şiir nereye”

şiirin ilkeli ilkesizliğine rağmen, popüler zamana karşı nereye gideceğini ve ne kadar uzak bir zamanla buluşacağını kestirmek zordur. yani şiirin zaman karşısındaki kalıcılığını…

aslında “şiir nereye” sorusundan çok, “şiir nereden” sorusu üzerinde durmak ve bunun üzerinden konuya yaklaşmak yerinde olur. bunun için de türkçe yazılan şiirimizin geçmişten şimdiye uzanan eleştirisinden yola çıkmalıyız. ancak bunu dört beş sayfalık yazılarla aktarmak olası değil. ama bu sorunun yanıtı birebir verilemese bile en azından soruyu açımlayabilecek yaklaşımlarda bulunulabilir. bu yazının “şiir nereye” sorusuna bir yaklaşım denemesi olarak (açıkladığım nedenden ötürü ) algılanmasını isterim.

sayın bedreddin aykın’ın bu soruya yanıt bulmaya yönelik yazısını okuma fırsatı buldum. bu yazıda beni özellikle heyecanlandıran bölüm, toplumcu gerçekçi şairler için yapmış olduğu eleştirel tutumun, benim savunduğum düşüncelerle de örtüşmesiydi. işçi sınıfı ve şairler için verdiği örnek bana göre çok şey söylüyordu. kendisinin de toplumcu bir gelenekten gelmesi; bugün ve bugünden sonra yazılacak şiire ve şairin her anlamda öncü ve muhalif tavrına yönelik değerlendirmeleri, türkçe yazılan şiirin bir hesaplaşma içinde olduğunu göstermekteydi. ben de bu konuda her fırsatta özellikle toplumcu gerçekçi şairlerimizin bir özeleştiri yapmaları gerektiğini savundum. çünkü gelecekteki şimdinin şiirinin büyük ölçüde bu özeleştireden geçeceğine inanıyorum. bu anlamda bedreddin aykın’ın türkçe yazılan şiirimiz için iyi bir adım attığını düşünüyorum.

şiirimizin nereye gittiği konusunda böylesi yaklaşımların doğruluğuna inanarak, atılan her küçük  adımın, şiirde koşulan adımlara denk geleceğini biliyorum.

evet, şiir elbette şiire doğru gidiyor…

sözcüklerin hareketliliği ve hislerin felsefesi

şairin felsefesi yalındır. onu harekete geçiren sözcükler, ilk anlamın –bilinen- baskısından kurtularak,  yeni –bilinmeyen- anlamlarına yaklaşmaya çalışır.

şairler, sözcüklerin yüzyıllardır bıraktığı anlam nostaljisiyle yaşarken, sözcüklerde başka hazlar ve hisler uyandıracak çağrışımların hareketine ayak uydururlar. sözcüklerdeki bu harekete göre şiirin zaman karşısındaki gücü ya da güçsüzlüğü de anlaşılmış olur. buna hislerin felsefesi de diyebiliriz. anlamınparçalılığına karşı; parçanın, bütünün anlamını sızdırdığı şiirden yana olmak…

şair gündelik hayatta kullandığı dil ile şiirin dili arasındaki çatışmayı sürdürebilecek bir tavrın içinde olmalı ve  çatışma, günlük dil ile şiirin dili arasında kalmalıdır. dil ile ses, dil ile anlam, dil ile ritim arasında şair için önceden yapılmış bir anlaşma yoktur. böyle bir anlaşmanın hesabını şiirini bitirdikten sonra başlatır. ve tabi ki bu hesaplaşmayı da yine dille yapar. Bu anlamda şairin kurduğu dil, yapılmış ve yapılacak olan bütün anlaşmalara baştan karşı çıkar. bu tavır elbette şiirin ve dolayısıyla şairin muhalif tavrının yıkıcı özüdür.

ben’in ruh gürültüsü            

ruhun tumturaklı gürültüsü yani ilkel ben’den kurtulamayan ve dolayısıyla kendindeki şiirin dilini kuramayan şair yansıtıcıdan başka bir şey değildir. şiirini, sözcük oyunlarından kurtarıp imge oyunlarına dönüştürdüğünde, şiirin dilini de yakalamış olur. yani tarihin sınırladığı insan, tarihin sınırladığı insanı yıkan bir imgeye dönüşmek durumunda. şair bu düşü ve yıkıcı tavrı ile hayata müdahale eder.

bu anlamda şiirde varolanlara bakalım:

  1. geçmiş ( sezgiden yoksun anılar yumağı sözcükler)
  2. kaçıp giden şimdi ( sözcüklerin bilinen anlamlarını yıpratmaya devam etme)
  3. gelecekteki şimdi (sözcüklerin bilinen anlamlarının yanı sıra imgenin şaire sunduğu ayrıcalık)

görkemli mesajlar taşıyan kalıcı şiirde hangisinin olması gerektiği yeterince açık. sözcüklerin ilk anlam azabından kurtulup, imgenin çağrışımsal oyununa doğru tercihte bulunmak şairin sorumluluğudur.

şair, sanıldığı gibi sıradan birisi değildir. şairin, geçmişi gelecekteki şimdiye dönüştürürken, zamanı da bir kez kullanması gerekmiyor mu? bu, sözcüklerin şiirde bir çok kez kullanılmaması anlamına gelmemeli. elbette şair yüzlerce kez kullanılmış sözcükleri bir kez daha kullanabilir. kullanıyor da. burada kastettiğim dilin gelişimi karşısında şairin, şiirini geçmişteki zamanın diline değil gelecekteki zamanın diline taşıyabilmesidir.

sözcüklerin isyanı

sözcüklerin isyanı, yapışkan bir geçmiş–yabancı bir gelecek karşısında mistik bir trajediye dönüşür. insanın doğasındaki isyanın trajedisiyle örtüşen bir değerdir bu. sözcüğün özgürleşmesi, imgeleşmesidir aynı zamanda. kutsanmış ânların ritimle örtüştüğü dil, şiirin dilidir.

dayatılmış dilin kontratını fesheden şair, sözcük oyunlarına gelmez. imgelerdir şiiri sözcük oyununa dönüştüren… şiirde içtenlik dediğimiz şeyi de burada ararız zaten.

peki bu içtenlik şairi ne’ye mecbur kılar?

sözcükler arasındaki kan bağının kurulmasına mı? elbette. ancak o zaman şiirde imge, sözcükler arasında kurulan kan bağında, zan altında kalmaz.

her imge gerçekliği yansıttığı kadar, onu karikatürize edip, gizleme işlevine de sahiptir. bu, imgenin aldatıcı olduğu ya da gerçekle bağı olmadığı anlamına gelmemeli. esas olan şiirin kurmaca olmadığını anlatabilmektir. kurmaca derken, şiirin bilinenin ve görünenin resmi olamayacağı anlamındadır. imge şiirde zamanı durdurur ve o şiiri her okuyuşta zamanın akışını yeniden başlatır. şiiirin hangi zamanda durduğu, hangi zamanla çatıştığı yine imgeye bağlıdır.

ilkelben’in kullanıldığı, daha doğrusu öne çıkarıldığı şiirlerde imgenin kapalılığı söz konusudur. bu anlamda ilkel ben’in imgeye taşınması da bir anlamda mümkün değildir. çünkü imge, ilk ben’in yıkılışı üzerine kurulur.

sözcük yeterince imge mi?

şiirin yayılması mı, genişlemesi mi?

yazılan şiir, şairinden koparak okuru ile buluşur. burada şiirin yayılmasından çok genişlemesi önemlidir. çünkü yayılma şairin şiirinden kopuşunu getirse de, bu şair ile şiiri arasındadır. yayılma şairin kendinde olandır. yani şairin şiiriyle hesaplaşması dediğimiz budur. genişleme ise şiir ile okurun buluşması anlamındadır. okur şairinden bağımsız olarak şiire doğru bir yolculuğa çıkar. okurun şairin izleğinden yola çıkarak kendinde olana doğru yaptığı bu yolculuk şiirin genişlemesidir.

“şiir nereye” sorusuyla şiirin dokunaklı sorunlarından birini tartışmaya açmanız özellikle öteki-siz için oldukça önemli. şiirin öncelikli kaygılarına karşı gösterilen böylesi dikkatleri her zaman önemsedik. öteki-siz şairin iktidarsız ilişkilerde kendini daha iyi sunduğunu ve şiirin felsefesinin şairini harekete geçirdiğini düşünüyor.

bilinen anlamların yerine gelecekteki şimdinin ırmağına kulağını dayayan şairlerin içtenliğidir aslolan…

Önceki İçerikKadınlığa Dair
Sonraki İçerikThomas Hager’dan “Havadaki Simya”
Salih Aydemir
1967’de doğdu. 9 Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. T.B.M.M’de danışmanlık yaptı. İşsizler Derneği Genel Başkanlığı’nı yürüttü. 2000 yılına kadar çeşitli şiir dergilerinin yayın süreçlerinde yer aldı. 2000 yılından beri Öteki-Siz Dergisi’ni çıkartıyor. 2007-2011 yılları arasında Uluslararası(UNESCO) Türkiye PEN Yazarlar Derneği Denetleme Kurulu Üyeliğini ve Barış Komitesi başkanlığını yürüttü. Anadolu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencisi… Şiirleri, İngilizce, Fransızca, Almanca, Çince, Kürtçe, Rusça ve İtalyanca dillerine çevrilmiştir. kitapları: (H)içlenmeler (Şiirsel Denemeler) (İlgi Yayınevi, 2000) , Meriç Hanım (Şiir) (Öteki-siz yayınevi, 2002), Hüzünlü Isırgan (Şiir) (Şiirden Yayınları, 2007) , Akıntılar (Deneme) (Babil Yayınları, 2009), Dilbendi (Şiir) (Şiirden Yayınları, 2009) , Gölge Göçü (Şiir) (Şiirden Yayınları, 2014) , Kırık İğne (Şiir) (Noktürn Yayınları, 2015) , Sessizliğin Laneti (Şiir) (Artshop Yayınları, 2017), Akıl Ayazı (Şiir) (Etikus Yayınları, 2005 ve Kaos Çocuk Parkı, 2018) , Araz (Şiir) (Kaos Çocuk Parkı, 2018).

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz