Ana Sayfa Edebiyat Eleştiri Retorik ve Şiir (1)

Retorik ve Şiir (1)

Retoriğin en güçlü panzehiri retoriğin kendisidir*

“ama gene de herkes sevdiğini öldürür

bu böylece biline

kimi bunu kin yüklü bakışlarıyla yapar

kimi de okşayıcı bir söz ile öldürür

korkak bir öpücükle,

yüreklisi kılıçla, bir kılıçla öldürür!

hemen herkes bir türlü öldürür sevdiğini

ama bundan ötürü herkes asılmamıştır”

Oscar Wilde’ın Reading Zindanı Baladı’nı yazmasından 1850 yıl kadar önce, Atina’da, Leontinili Gorgias, Truva savaşına sebep olan Helen’i savunmak için uzun bir söylev vermişti. Gorgias’a göre Helen, kendinden daha güçlü olana boyun eğerek ve aşkının peşinden giderek doğa yasalarına uygun davranmıştır. Bu nedenle suçlanmamalıdır. İlk kuşak sofistlerin belagati en güçlü olanı sayılan Gorgias, gerçi Atinalıları ikna edememiştir ama savunusu, antik çağ retorik sanatının kıymetli bir parçası olarak günümüze kadar gelmiştir.

Söz konusu diyalogda Sokrates, sofist sanatı olarak değersiz bulduğu retoriği ve öğreticilerini eleştirmekte, sofistleri açıkça dalkavuklukla itham etmektedir. Hakikat, bilgi, uzlaşma, göz boyama gibi kavramlar çerçevesinde geçen konuşma, bilgiyi temel alan felsefe ile kanıyı temel alan retoriği karşı karşıya getirir. Genellikle olduğu gibi tartışmadan felsefe adına zaferle çıkan Sokrates, sofistlerin ağır ithamlarından nasibine düşeni almaktansa kurtulamaz. “Gorgias”; sofistler ile Sokrates-platon çizgisi arasındaki tartışmayı, hakikat algısının nesnelliğini, suç ve ceza kavramlarını ve demokrasiyi tartışırken genelde retorik, özelde ise Atina halk mahkemelerinde kullanılan retoriğe ilişkin değerlendirmeler sunmaktadır.

Diyaloğun Arka Planı:

Atina’da sofistliği oraya çıkaran nedenler ve Gorgias’ın Atina’ya gelişi sofist kelimesinin çağrıştırdığı ilk anlam, para karşılığı ders veren kimsedir. sofistlik ise sahte felsefecilik ve laf kalabalığı yapma ile özdeşleştirilir. Buna göre sofistler felsefe öğretmenleri değildir; öğrencilerine bilgi yerine salt ikna yöntemleri satarlar. Bu, kısmen doğru bir değerlendirmedir. Evet, sofistler, öğrencilerine ikna etme sanatını ve güzel konuşmayı öğretirler; ancak şunu da göz ardı etmemek gerekir ki, Protogoras ve Gorgias’ın dahil edilebileceği ilk sofist kuşağı aynı zamanda felsefecidir. bu felsefe, görelilik ve kuşkuculuk üzerinde temellenir. Protogoras, felsefede duyumculuğun temelini atmış; insandan bağımsız bir hakikat var olmadığı temel alınırsa birbirinin tersi iki görüşün de doğru sayılabileceğini, dolayısıyla “her şeyin ölçüsünün insan” olduğunu savlamıştı. Bu, salt bir gerçeklik bulunmadığını ve değişken bir gerçeğin bilinemeyeceğini değil; herkesin kendi gerçeklerini temel aldığını ifade eder. Başka bir ifadeyle, eğer bir şey bilinemiyorsa, ona ilişkin bütün ifadeler aynı doğruluk değerini taşır. Dolayısıyla Protogoras düşüncesinde görelilik söz konusu olsa da, onu buraya getiren, mutlak kuşkuculuk değildir. Sofist düşünceye kuşkuculuğu getiren ise Leontinili Gorgias’tır. Gorgias’ın da çıkış noktası, Protogoras gibi hakikatin bilinmezliği olmakla beraber, bu kabul onu her şeyin eş değerde doğru olduğuna değil, hiçbir şeyin doğru olmadığı kanaatine götürür.

Gorgias, “Bir, hiçbir şey yoktur. İki, olsa dahi bilinemezdi, üç bilinse dahi aktarılamazdı,” der. Hiçbir şey yoktur. Çünkü eğer şeyler varsa, onların ya sınırsız, öncesiz ve sonrasız ya da sınırlı, yaratılmış, meydana gelmiş olmaları gerekir. İkinci ihtimalde, yokluk var olmadığı için, var olan şeyler ancak var olan başka şeylerden doğabilirler. Bu, bir çelişkidir. İlk ihtimalde ise, bu türden bir varlığın her yeri doldurması gerekir ki bu da imkânsızdır. Gorgias’ın ikinci önermesiyle kastettiği, algılamanın göreliliği ve düşüncenin sonsuzluğu karşısında hakikati sabitlemenin mümkün olmayacağı; üçüncü önermesinde söylediği ise şeylerin varlıklarının göreli yapı ve değişik algı biçimleri nedeniyle dilin şeyleri tam olarak anlatamayacağıdır ki bu, temel bir epistemoloji önermesidir. Sofist anlayış, ahlak alanında da göreliliği gerektirir. Eğer bir tek doğruluk kanıtlanamayacaksa, insanlar doğruluk konusunda ancak “ikna” edilebilir ki, bu düşünce sofistlerin felsefeden ikna sanatına yönelmelerinin temelini oluşturur. Sofistler, doğa yasalarını önemser ve zayıf olanların güçlüler üzerinde kurdukları tüzel denetimi küçümserler. Bununla beraber, tarihsel olarak sofistlerin yunan ahlâkına uyum sağladıkları ve sistemle çatışmadıkları bilinir. İyona’yı da kapsayan geniş bir coğrafyada ortaya çıkan sofizmin Atina’da yaygınlaşması tarihsel açıdan anlamlı bir döneme denk düşer. Pers savaşlarının ardından oluşan demokratik yönetimde yurttaşlar, etki güçleri oranında önemli pozisyonlara gelebiliyorlardı. Etki gücünü oluşturmak için ise, konsey ve halk toplantılarında konuşma ve ikna yeteneğine sahip olmak gerekliydi. İşte, hakikat ne olursa olsun logosu kullanarak bir tartışma kazanmayı öğreten sofistler, bu dönemde kendilerine tarih sahnesinde önemli bir yer buldular.

Aynı tarih kesitinde Sicilya’nın iki büyük şehri olan Sirakusa ve Leonitini’de ise iki farklı siyasi iklim hüküm sürüyordu. Çeşitli aralıklarla yaşanan demokratik dönemler dışında tiranlıkla yönetilen Sirakusa’ya karşın, Atina’yla ticari ve siyasi anlamda iyi ilişkiler içinde olan Leontini’de demokrasi vardı. Öyle ki tiranlık döneminde el konulan mallarını geri almak isteyen halk, hakkını mahkemelerde aramaya başladığında siyasette zaten kullanılmakta olan retorik, yurttaşlar nezdinde hukuka ilişkin bir ihtiyaç olarak belirdi. mahkemelerde güzel konuşma ve ikna sanatı, Leontini’de böylece gelişti. Atina’daki demokrasi deneyimi içerisinde yurttaşların site yönetimine etkin katılabilmek için retorik sanatına ihtiyaç duyduklarına yukarıda değinilmişti. Gorgias’ın Atina’daki varlığı ve kurduğu okul bu sanatın gelişmesine katkı sağladığı muhakkaktır. Ancak aslına bakılırsa Gorgias, Atina’ya bir öğretmen değil, bir elçi olarak gelmişti. Sirakusa ile Atina’ya yakın olan Leontini arasındaki, M.Ö. 427 yılında savaşa dönüşen iktidar kavgası sırasında Atina, Leontini’ye yirmi gemilik bir donanmayla destek verdi. Verilen bu desteğin altında, elçi olarak iki senedir Atina’da bulunan Gorgias’ın çabaları yatıyordu. Yurduna yandaş bulmak için kullandığı sanatını Atinalılarla paylaşan Gorgias, Sokrates’in ilgisini ve husumetini bu dönemde çekmiş olsa gerek. Ortaya çıkış nedenleri bir tarafa bırakılacak olursa; sofistler, bireycilik yanlısı, aristokrasi ve kölelik karşıtı tavırlarıyla dikkat çeken ve dönem filozoflarından farklı olarak bu düşüncelerinin propagandasını yapmaktan çekinmeyen öğretmenler olarak tarih sahnesinde bulunmuşlardır. Sofistlik, çeşitli bilimlerin halk katmanlarına yayılmasını sağlamış, düzyazı ve gramerin gelişimine (netice olarak ikna sanatı logosa ilişkin bir sanattır) katkıda bulunmuştur. Bütün bunların dışında, özelikle ilk kuşak sofistler, duyumculuğun temelini atmış, kuşkuculuklarıyla epistemolojinin gelişmesine önayak olmuştur. Tersten okunacak olursa, Sokratik yöntem ve önermeler mantığının ortaya çıkmasını sağlayan da sofizmdir. Öte yandan aynı düşünce, hakikatin bilinemezliğinden yola çıkarak tartışmalarda haksız zaferler elde etmeyi arzulayan öğrenciler yetiştirmiş, – şeklin içeriği bir oranda belirlemesi noktasında durmayarak- içerik şekil dengesini şekil lehine bozmuş, lâf kalabalığını abartarak göz boyamacılığına dönüşmüş ve giderek yozlaşarak düşünce tarihinden silinmiştir. İkinci kuşak sofistler, sadece zanaat öğreten dil ustaları olarak yaşamlarını kazanmışlar, sofist deyimi ise başta belirtilen anlam kaymasına uğramıştır.

[1] (Devamı var. )

Önceki İçerikAydınlık Gece 6
Sonraki İçerikYürek Dokuyan Alkışlar
Salih Aydemir
1967’de doğdu. 9 Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. T.B.M.M’de danışmanlık yaptı. İşsizler Derneği Genel Başkanlığı’nı yürüttü. 2000 yılına kadar çeşitli şiir dergilerinin yayın süreçlerinde yer aldı. 2000 yılından beri Öteki-Siz Dergisi’ni çıkartıyor. 2007-2011 yılları arasında Uluslararası(UNESCO) Türkiye PEN Yazarlar Derneği Denetleme Kurulu Üyeliğini ve Barış Komitesi başkanlığını yürüttü. Anadolu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencisi… Şiirleri, İngilizce, Fransızca, Almanca, Çince, Kürtçe, Rusça ve İtalyanca dillerine çevrilmiştir. kitapları: (H)içlenmeler (Şiirsel Denemeler) (İlgi Yayınevi, 2000) , Meriç Hanım (Şiir) (Öteki-siz yayınevi, 2002), Hüzünlü Isırgan (Şiir) (Şiirden Yayınları, 2007) , Akıntılar (Deneme) (Babil Yayınları, 2009), Dilbendi (Şiir) (Şiirden Yayınları, 2009) , Gölge Göçü (Şiir) (Şiirden Yayınları, 2014) , Kırık İğne (Şiir) (Noktürn Yayınları, 2015) , Sessizliğin Laneti (Şiir) (Artshop Yayınları, 2017), Akıl Ayazı (Şiir) (Etikus Yayınları, 2005 ve Kaos Çocuk Parkı, 2018) , Araz (Şiir) (Kaos Çocuk Parkı, 2018).

1 Yorum

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz