Deneme

Tek Kullanımlık Samimiyet

Hava yağmurlu, yağan yağmurun bıraktığı damlacıklar camıma desen oluyor. Şemsiye ile geçen insanları izliyorum. Kasvetli hava damlacıklarını serperken bana umut yağdırıyor, mutluluk hissiyle ıslatıyor beynimin içini. Bir şeylere yeşerdiğimi hissediyorum.
Yağan yağmur yüreğimde yatanları sulamışçasına filizlenmeye hazırlanıyorum.
Tarih 2 Mart, saat 15:26.Yeniden doğmuş gibi hafifim, fırsatları kaçırmamışcasına umutlu, hiç üzülmemiş gibi toy bakıyorum damlacık kaplı camımdan…
Sıcaklardan bunalan, kaçan, bunalımda hisseden ben neşeyle doluyum.
Bugün beni düşünen Mikail’e bin teşekkürüm var.
Kasvete, suya âşık olarak geçirdiğim, kâğıt ve kalemi elime alabildiğim için takat veren bu havaya bin teşekkür…
Yanı başımda duran bardaktaki su daha parlak daha duru geliyor, kasvetle vuran huzurlu ışık ikimizi birden aydınlatıyor.

Güneş, sıcak havalar, sahte eğlenceler, sahte gülüşler, durumsal tek kullanımlık samimiyetler, beni 22’mde yalnızlaştırdı.
Çoğunluğun nefret ettiği, evlere kapandığı bu havalarda benim neşeli oluşum durumumu ele veriyor sanırım.
İnsanlara değil sahteliğe karşıyım. Reklam etmelere, insan kullanmalara karşıyım.
Çıkara ve faydaya dayalı dahasıyla da yetinemeyen kullanıcılara karşıyım.
Gördükçe ve aralarında bulundukça fark ettiğim insan ilişkilerinden sonra; günden güne
yalnızlaşan kelimelerim ,yanan umut alevimi titretiyor.
Verdikçe dahasını isteyen ilişkiler, kendinden vermeler… Böylesi olunca benliğimde hayat bulmuş sevgi anlayışım paralel zamanda zaman aşımına uğruyor.

Yaranamayan beyaz yakalılar gibiyim. Ne yapsam yetmiyor, dahası isteniyor. Ne kadar çabuk yapsam yeni sorumluluklar kucağımda beliriveriyor. İğne ucu kadar yapılmış iyilikleri ise bahşedilmiş gibi panolara asılıyor, bin bir tantanayla gösteriliyor.
Reklamların devrinde kötü bir eli kumandalıyım.
Yazdıkça kötülüyorum, huysuzlanıyorum…
Beyaz kâğıdıma elin pisini bulaştırıyorum. Yazsam düzelirler mi?

Sanmıyorum…

Yenidünya düzeninde 22’mde bocalıyorum. Samimiyet gerçeklik arıyorum, ama bulamıyorum.
İyi olmak daha kolay iken kötü olarak yüksekten emir yağdıran sağır dilli vicdansızların kolaycı kötülüklerini hayretle seyrediyorum.
Elim her şeye yatkındır. Kolay kavrar kolay yaparım. Hızlı öğrenir, eksiksiz yapmaya çalışırım fakat bu devrin gerektirdiği maharetleri ve normalleştirilmiş, yozlaşmış meziyetleri kendimde bulamıyorum. İnsanların sahte ilişkilerini anlayamıyorum. Çocukluk iletişimimi, yaşamımı özlüyorum.

İki yüzlülüğü sevmediğini bangır bangır söyleyen, kendi çok yüzsüzlüklerini görmeden, görmek istemeden başkalarının iki yüzlü olduğunu iddia eden maskeli insan furyası her gün farklı bir maskeyle işteler, okuldalar, aramızdalar; kısacası toplumun bir kısmını oluşturuyorlar. Didikledikleri kişi kendileri olsa… Keşke olsa, topluma ayna olsalar…

Durumsal ve anlık takılmış samimiyetsiz tek kullanımlık maskeleri ile insanlarda güven ve duygu zafiyetine neden oluyorlar.
Yarar ve faydayı alırken yumuşacık sevgi lifine dönen çıkarcı furya, yarar çıkar son bulduğunda tek kullanımlık maskelerini çöpe atıveriyorlar.

Ortada ne kalıyor?

Ortada güven zafiyeti, durumsal ilişkilerin sürecini çıkara dayalı doldurması ve samimiyetsizlik kalıyor.
Faydacılık akımı güven zafiyetidir. Geri dönüşen şey tek kullanımlık atık maskeniz değil sevginiz olsun, dönüştükçe çoğalsın, dayanılan duvar sevgi ve sadakatle harçlansın.
İş hayatının istediği profesyonelliği hayatımıza taşıyışımızla bir toplumu uçuruma taşıdık.
Bu geçiçi duygu bozukluklarını hayat biçimi haline getiren ama profesyonelliği dillerinden düşürmeyen bilirkişiler; para çıkar, konfor çıkar, fayda rahat, getiri/ ilişki odaklı bir toplum inşa ettiler.
İnsanların insanları kullandığı toplumda yalnızım…
“Yazmasam delirirdim.” diyen Sait Faik gibi hissediyorum kendimi.

Düşünürken zaman yağmur sularına karışıp akıp gitmiş, saat 16:02…
Toplumsal bir yozlaşmanın ortasındayım. Yaşıtlarımdan yaşlı ve yıpranmış! Kendimi alışamamış hissediyorum. Dönemim meziyetlerine eğreti duruyorum.

Belki de fazla içselleştirip duygularımla ben de sele kapılıyorum, kendimde infial yaratıyorum.

Fakat uyumsuzluğumla mutluyum, gerçekliğimle gururluyum…
Şimdi okkalı bir kahve yapmaya gidiyorum. Belki başka bir yağmurlu günde beyaz sayfama yaraşır şeyler yazmak için buluşuruz masamda.
Gerçekliğinizle, reklam olmayan hayatınızla gurur duyun sahici okuyucularım…

Yazar: Beyza Yazıcıoğlu

İstanbul Ünv. / Anadolu Ünv. Ön lisans mezunuyum. Web Tasarımcısıyım ve İstanbul’da yaşıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir