Ana Sayfa Zamansız O An Anlatı Viktorya Dönemi Çocuk İşçiliği

Viktorya Dönemi Çocuk İşçiliği

“Çocuk maden işçilerine ‘bodur alev çalısı’ denilirdi, çünkü onlar parmakları kanayana kadar pürüzlü kömür parçacıklarını çıplak elleriyle ayıklardı.”

“Zamanların en iyisiydi ama aynı zamanların en kötüsüydü; akıl çağıydı, budalalık çağıydı; inancın devriydi, kuşkunun devriydi, aydınlığın mevsimiydi, karanlığın mevsimiydi; umudun baharıydı, umutsuzluğun kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem de hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğrudan cennete gidecektik ya da tam öteki yana; hülasa şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece ‘daha’ sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.”

“Benim için çalışan iki oğlum var. İşten sonra kolları ve dizleri kanar. Bu yüzden ben de bir başka baca temizliğine gitmeden önce tuzlu suyla yaralarını ovarım.”

“Buraya geçen cuma geldim. Ertesi gün gece yarısından sonra saat 3’te işe başlayacaktık. Bunun için bütün gece burada kaldım. Evim buradan 5 mil uzakta. Altıma önlüğümü, üstüme de ceketimi çekip yerde uyudum. Diğer iki gün sabah saat 6’da buradaydım. Burası sıcak bir yer! Buraya gelmeden önce, tam bir yıl boyunca yüksek bir fırında çalıştım. Taşrada büyük bir fabrikaydı. Orada da cumartesi günleri sabahın 3’ünde kalkardım, ama hiç değilse eve gidip uyuyabilirdim; evimize yakındı. Diğer günler sabahları saat 6’dan akşamları 6 veya 7’ye kadar çalışırdım.” (9 yaşında bir çocuk işçi olan George Allinsworthi)

Victoria dönemi İngiltere’si kudurgan bir endüstriyelleşme atılımına tekabül eder. Heyhat ki sanayileşmenin arkeolojisi yapıldığında çocukların ve kadınların kemikleri, kanları ve emekleriyle karşılaşılır. Artık değere dindirilemez bir iştah, açlık besleyen burjuva sınıfının ilksel sermaye birikimi, yoğun ve mebzul miktarda çocuk ve kadın emeğini kullanmak suretiyle mümkün olmuştur. İşçilerin ölesiye çalıştırılmaları yetmiyormuş gibi bir de yemek vakitlerinden kırpılan ve kemirilen dakikaların ve “küçük dakika hırsızlıkları”nın burjuva hazretlerince kâr sayıldığı zamanlardır.

Bilhassa 19. yüzyılda işçi sınıfından ailelerin çocukları fabrikaların yanında yöresinde, sağlıksız, eprimiş barınaklarda ve tekinsiz sokaklarda yaşıyordu. Her gün olmamak kaydıyla bir tike ekmek, az biraz domuz eti, birazcık süt, bir tutam da peynirle beslenebilen çocuklara gelişim bozukluğu musallat oluyor, nice bebek de ölüyordu. Sabahları işçileri yutan, akşamları da posası çıkmış vaziyette tüküren, duman tüttüren kaknem ve kişiliksiz fabrikalar; çığlık atan, homurdanan, pavkıran ve zaman zaman çocukların körpe etini çiğneyen, taze kemiklerini öğüten makinelerin, bulut karanlığıyla isin birbirine karıştığı kasvetli gökyüzünün İngiltere’sidir bu dönem. Eşitsiz gelişim yasasının en eşitsizlerinin, kimi zaman eşitsizliğin en eşitlerine çocuklarını satabildiği bir dönem. Peki fabrikatörler, yani üretim araçlarına sahip olan, zaman yitirecek kadar zamanı olan sermaye sınıfı neden çocuk işçi çalıştırıyordu? Çünkü ucuzdular, çünkü devasa makinelerin altına girip de mekanizmanın dişlileri arasındaki kirleri, tozları, kırpıntıları ve uygunsuz herhangi bir şeyi temizleyecek kadar küçük bedenleri ve parmakları vardı, çünkü şikayetlenmezlerdi, çünkü sendika kuramazlardı, çünkü genel grev örgütleyemezlerdi. Devrin bir çelik fabrikası patronu şöylesi bir beyanatta bulunur: “Gece, 18 yaşından küçük çocuk çalıştırmasak işlerimiz yürümezdi. İtirazımız, üretim masraflarının artacak olmasıyla ilgili. Usta işçi ve kısım şefleri bulmak zordur; oysa istediğiniz kadar çocuk bulabilirsiniz.” Sermaye sınıfı, gece vakti çocuk işçi çalıştırabilmek için vardiya sistemini geliştirdi ve mesai saatini günün bütününe teşmil etti.

Victoryen dönemde çocuk işçiliği vakay-i âdiyedendi. Çocuk işçiliğini yasaklayan ya da sınırlayan, çocuk haklarını muhafaza eden koruyucu sözleşmeler ya henüz yoktu ya da oldukça gevşek, zayıf ve denetimden yoksundu. İngiliz Sanayi Devrimi, çocukların ve kadınların “kutsal emeği” üzerinde yüzüyordu. Çocuklar ve kadınlar ise sarf ettikleri kutsal emeklerinin ummanında boğuluyordu. Çocuklar emek piyasasının neredeyse her alanında istihdam ve istismar ediliyordu: maden işçiliği, demir dökümhanesi işçiliği, fare yakalayıcılığı, baca temizleyiciliği, dilencilik, fabrika işçiliği, yevmiyeli çamaşırhane işçiliği, tarlakuşu korkutuculuğu, çanak çömlekçilik, çiftlik işçiliği, tekstil işçiliği, fahişelik, şapka yapımı, beslemelik, hizmetkârlık, sokak satıcılığı, tersane işçiliği, duvar kağıdı imalatı, cenaze ağlayıcılığı, cam atölyeleri, çöpçatanlık, gar işçiliği, hırsızlık, kapkaççılık… Kimi fukara aile çocukları yollara saçılan at dışkılarını ve başkaca çöpleri süpürüyordu. Görüldüğü üzere Viktoryen dönem çocuk işçiliği, geniş bir meslek yelpazesini ihtiva ediyordu. Büyük Britanya’nın fahişe ihtiyacını karşılamak için genelev işletmecileri çocukları kaçırıyor, ayrıca Avrupa’nın fahişe talebini de demiryolu ağı üzerinden karşılıyordu. Hatta bakire kızlara olan ilgiden ötürü seks amelelerinin kızlık zarları tıbbi müdahalelerle diktiriliyordu. Zaten Viktoryen dönem ahlakçılığın, yani ahlaksızlığın şahika noktasına eriştiği bir zaman zarfıydı. Değil mi ki ahlak, en çok da ona ihtiyaç duyan ahlaksızların sığındığı bir olgudur.  Ahlaka en çok müracaat edenlerin, ahlakı en fazla terennüm edenlerin, ahlaka dair çenebazlık yapanların ahlaksızlıkla malul ve mamul oluşu dikkatinizi celbetti mi!?

Southey: “Köle ticareti, fabrika işçiliğiyle kıyaslandığında daha insaflı.”

On iki yaşındaki erkek çocuğu J. Murry: “Kalıp işine bakar ve tekerleği çeviririm. Sabahları saat 6’da, bazen 4’te gelirim. Bu sabah saat 6’ya kadar çalıştım. Önceki geceden beri yatağa girmedim. Benim dışımda 8 ya da 9 erkek çocuk da gece boyunca çalıştı. Bu sabah biri dışında hepsi yine geldi. Haftada 3 şilin 6 peni alıyorum. Bütün gece çalıştığım zaman ayrıca bir şey almam. Geçen hafta iki defa bütün gece çalıştım.”

İngiliz milletvekili William Cobbett, 1824 yılındaki bir fabrika teftişinden edindiği gözlemini şöyle dile getirir: “Günde ortalama on sekiz saat çalışmaya ve seksen iki derece sıcaklığa mahkum edilen bir çocuğun durumu nasıl olabilir ki? Bedeninde kalbi, kafasında da dili olan herhangi biri, böylesi bir kölelik ve bu türlü bir zulüm üreten düzene küfür etmekten kaçınabilir mi?” Örneğin 1832 yılına ait bir avam kamarası raporunda şöylesi bir ibare mevcuttu: “İşçiler bir kaza vuku bulduğu andan itibaren genellikle terk ediliyor, maaşları kesiliyor, tıbbi müdahale sağlanmıyor ve yaralanmanın boyutu her ne olursa olsun kendilerine tazminat ödenmiyor.”

Buhar, Victoryen dönem İngiltere’sinin başat enerji kaynağıydı. Buhar; buharlı gemileri, trenleri ve buhar kullanılan fabrikaları besleyen nefes olmuştu adeta. Ancak makinelerin buharla beslenebilmesi için gerekli olan sıcaklık kömür yakmak suretiyle sağlanabiliyordu. Bu yüzden gerek ucuz iş gücü olması gerekse de maden ocaklarının dar damarlarında kolayca yol alabilmesi sebebiyle bu dönemde çocuk emeği yoğun ve yaygın şekilde kullanıldı. Gerçekten de çocukların küçümen bedenleri daracık maden dehlizlerinde kolayca manevra yapabilmelerini ve yol alabilmelerini sağlıyordu. Bu da maden işletmecileri için çocuk işçileri cazip kılıyordu. Çocukların maden ocaklarındaki çalışma koşulları felaketti.  Bilhassa kömür madenlerinde mevzubahis durum çok daha kötüydü. Kömür madenlerinin kesif karanlığı görmeyi güçleştirdiği gibi gözleri sürekli bir gerginlik ve basınç halinde tutuyordu. Gerekli havalandırmanın yoksunluğundan ötürü ocaklardaki kömür tozu yoğunluğu oldukça fazlaydı. Günde 12 ila 18 saat çalıştırılan çocuk işçilerin tamamının solunum rahatsızlığı söz konusuydu. Çocuk işçiler, sıçanlarca istila edilmiş ve mütemadiyen gürültülü koşullar altında çalışıyordu. Bu da mikrobik rahatsızlıklar ve işitme güçlüğüne sebebiyet veriyordu. Birçok çocuk, sürekli eğik, emeklemiş vaziyette çalıştığı için kalıcı omurga/belkemiği rahatsızlığından mustaripti. Çocuklar arasında gelişim bozukluğu son derece yaygındı. Patlamalar ve çökmeler ise müstakbel ve mütemadi tehlikelerdi ve çocukların her anına sirayet etmiş bir korkuydu. Güvenlik önlemlerinin ve bilincinin noksanlığından ötürü ölüm, sürekli ve mevcut bir tehditti. Nice çocuğa makber olmuştu madenler. Ayrıca Güneş ışığından ve ısısından mahrum kalan çocukların ufarak bedenlerinde kemik hastalıkları da meydana geliyordu. Tuzakçılar, madenciler için havalandırmayı sağlayan kapıları açan çocuklardı. Karanlık, nemli ve soğuk maden tünellerinde ıslanmış, korkulu ve üşümüş halde beklerlerdi. Bir de maden dehlizlerinde kömür yüklenen yük arabaları/kasalarını çeken çocuklar mevcuttu. Bunlara “Çekmeci” deniliyordu.

“Sabah altıdan akşam altıya kadar çalışıyorum. Yemeğimi yemek için öğlen vakti bir saat dururum. Akşam yemeğimde ekmek ve tereyağım var; içecek bir şey alamam.”

“Günde on iki saat boyunca karanlık bir maden ocağında oturuyorum. Güneşi sadece ocakta çalışmadığımdan pazar günleri görebiliyorum. Bir defa uyuyakaldım ve bir vagon bacağımın üzerinden geçti.”

“Karanlıktan nefret ediyorum, karanlık beni korkutuyor. Karanlıkta asla uyuyamam. Bazen şarkı söylerim. Kapıyı (havalandırma kapısını) açmak ve kapamaktan başka yapacak iş yoktur.”

“Belimin etrafında bir kemerim, bacaklarımın arasından geçen bir zincirim var. Ellerimin ve ayaklarımın üzerinde giderim. Çalıştığım yerdeki tüneller dar ve ıslak. Elbiselerim neredeyse gün boyunca ıslak.”
 
Yetim ve ihmal edilmiş, fakr u zaruret koşullarında ömür tüketen, ebeveynlerinin gözden çıkardığı, kaşık düşmanı olarak telakki ettiği nice çocuk sokaklarda çalıştı ve yaşadı. Kibrit, çıra, düğme, çizme bağcığı, çiçek, cilalı/parlatılmış ayakkabı, ayak işleri/getir-götür işleri yaptılar, ayrıca burjuva sınıfına mensup olanların yürüyüş yollarını, geçtikleri güzergâhı süpürmek de bu hiçbir şeyden daha az bir şey olan çocukların üstlendiği bir işti.

Victoryen dönemde çocukların yaygın olarak çalıştırıldığı bir başka iş de baca temizleyiciliğiydi. Baca temizleyiciliği, çocukların varlığı için en kasvetli ve vahşi meşgalelerden biriydi. Ufacık bedenleri, kömür madenciliğinde olduğu gibi baca temizleyiciliğinde de çocukların kullanılmasını cazip ve tercih edilir hale getiriyordu. Raporlar 3 yaşında çocukların bile baca temizleyiciliğinde çalıştırıldığını göstermekte. Baca temizleyiciliği çocuklar için ölümcül ve çok tehlikeli olabiliyordu; hele bir de bu onların ilk işiyse… Bacaya sarkıtılan çocukların kollarının, dizlerinin, dirseklerinin üzerindeki deri bacanın yüzeyine sürtünerek tahriş oluyor, öyle ki bazen dizleri ve dirsekleri üzerindeki deri ciddi şekilde sıyrılabiliyordu. Haris ve hasis patronların çocuklara reva gördüğü ise yaralarını tuzlu suyla özensizce, şöyle bir silmek ve herhangi bir halden anlarlık göstermeden bir başka bacadan aşağıya sarkıtmak olacaktı. Bir zaman sonra çocukların derileri, vazifelerini daha bir katlanılır kılacak şekilde nasır bağlardı. Ne var ki çocukları o andan sonra çok daha büyük tehlikeler beklemekteydi. Baca temizleyicisi çocukların en büyük korkuları bacaya sıkışıp öylece kalakalmaktı. Ayrıca sürekli bacadaki kurumu soluyan çocuklarda telafisi imkânsız akciğer hasarı vuku buluyordu. Baca temizleyicilerinin ömrü nadiren orta yaşları buluyordu. Kimi aileler yetim çocukları adeta birer köle işgücü olarak alıyor, baca temizleyiciliği için fazla büyüdüklerinde de sokaklara atıveriyordu. Öte yandan patronlar çocukları bacalardan kolayca inebilecek incelikte olabilsin diye yetersiz besliyordu. Hatta bazı patronlar, sırf bu sektörde çalıştırmak için çocuk kaçırıyordu. Çocuklar 9-10 yaşlarına vardığında artık baca temizleyiciliği için gereksiz hale geliyordu. 1788’de sekiz yaşın altındaki çocukların baca temizleyicisi olarak kullanılmasına karşı bir yasa yürürlüğe girdi, ancak resmi makamlar cezaî yaptırım uygulama hususunda oldukça isteksiz davranmaktaydı. Ayrıca yasa, çocuklar ayinlere katılabilsin, böylece makbul, uysal bir yurttaş ve Tanrı’nın sevgili bir kulu olarak yetişebilsin diye pazar günlerini tatil günü ilan etmişti.

“Kasvetli ve karanlık bacanın içinde tırmanmak zorunda bırakıldığında, mecalsiz dizleri ve körpe dirsekleri sürtündüğünde ağladı ve haftanın her günü kurum gözlerine dolduğunda ve ustası onu dövdüğünde…” (Kingsley, Gutenberg)

“Her sabah saat beşte çalışmaya başlıyorum ve bütün gün gece dokuza kadar çalışıyorum. Tam on altı saat! Çalışırken oturmamıza, konuşmamıza ve pencereden dışarı bakmamıza izin yok! Kiliseye gitmek zorunda olduğumuzdan, çalışmadığım tek gün pazar günleri.”

(bir çocuk işçi)

Tekstil işletmelerinde henüz çalışmaktayken makineleri temizlemekte görevlendiriliyordu ve birçok çocuk parmaklarını, elini kaybetmişti; kimileri de devicileyin makinelerin çarkları ve dişlileri arasında çiğnenmişti. Ne de olsa çocuklar kırılan dişlileri bağlamak için makinelerin altında sürünecek, emekleyecek kadar küçüktüler. Yine kibrit fabrikalarında çalışan çocuklar kibritleri fosfor gibi tehlikeli bir maddeye daldırmak için istihdam edilmişti. Fosfor, çocukların dişlerinin çürümesine neden olabildiği gibi akciğerlere solunduğundan dolayı ölümlere sebep teşkil ediyordu. Herhangi bir kazada ve ölümde yetimhanelerdeki yedek çocuk işgücü ordusu derhal fabrikalara, işliklere, üretimliklere takviye kuvvet olarak sevk ediliyordu. Karl Marx İngiliz sermayesinin çocuk kanını emerek kanlandığını, semizlediğini söylemiş, öte yandan kibrit üretim atölyelerini yeryüzü cehennemi olarak tasvir edip Dante’ye atıfta bulunmuştu: “İş günü 12 ila 14 veya 15 saat arasında değişiyor, geceleri de çalışılıyor; yemek saatleri düzensiz, yemekler çok kere fosfor tozlarına bulanmış çalışma mekânlarında yeniliyor. Şayet Dante bu iş kolunu görmüş olsaydı, kendi dehşet verici cehennem tasvirlerini geride bıraktığını düşünürdü.” Çocuklar enerjileri ve dinamizmi nedeniyle yetişkinlerden çok daha etkin ve aktif çalışabiliyordu. Üstelik aldıkları ücret, bir yetişkinin geçimliğiyle mukayese edilemeyecek kadar azdı. Bu da onları patronların nazarında daha makbul kılıyordu. Öyle ki kimi fabrikalarda çalışan çocuk sayısı yetişkinleri azınlıkta bırakıyordu. Fabrikalarda en kirli işler çocuklara verilirdi ve çocukların hakları değil yükümlülükleri, mecburiyetleri, zorunlulukları vardı.

Victoryen dönem fabrikalarında ya çok az güvenlik önlemi alınmıştı ya da hiç alınmamıştı; bu nedenle yaralanmalar ve ölümler sık tesadüf edilen vakalardı. Çalışma saatlerinin uzunluğu fabrikaları tam anlamıyla birer çilehaneye dönüştürüyordu. Normal çalışma haftası pazartesi her sabah saat 06.00’da başlar, cumartesine dek her akşam 18.00’da biterdi. Geciken, uyuklayan ya da herhangi bir hata işleme talihsizliğine düşen çocuklar ya dövülür ya da para cezasına çarptırılırdı. 

Çömlekçilik çocukların çalıştırıldığı bir başka çalışma sahasıydı. Çömlekçi çocukların hal-i pür melalini Z. Kuzey Staffordshire Hastanesi Başhekimi Dr. J. T. Arledge şöyle rapor eder: “Kadın ve erkek çömlekçiler, bir sınıf olarak, …fiziksel bakımdan da manevi bakımdan da soysuzlaşmış bir nüfusu temsil eder. Genellikle kısa boylu ve çelimsizdirler, çoğunun göğüs yapıları bozuktur. Erkenden yaşlanır, kısa yaşarlar; kansız ve ağır hareketlidirler; yapılarının zayıflığı yüzünden, bir kere yakalarına yapışınca kolayca def edemedikleri hazımsızlık, karaciğer ve böbrek bozuklukları ve romatizma gibi musibetlere tutulurlar. Fakat hepsinden önemlisi zatürree, verem, bronşit ve astım gibi göğüs hastalıklarına kolay yakalanırlar. Astım hastalığının bir şekli özellikle bunlarda görülür ve kendi aralarında çömlekçi astımı veya çömlekçi veremi diye bilinir. Bademciklere, kemiklere ve vücudun diğer kısımlarına musallat olan sıraca hastalığı, çömlekçilerin üçte ikisinden fazlasının tutulduğu bir hastalıktır. Bu bölgedeki nüfusun uğradığı soysuzlaşmanın (degenerescence) çok daha büyük olmayışı, yalnızca, çevredeki tarım bölgelerinden sürekli şekilde yeni insanların gelmesi ve evlenme yoluyla içlerine sağlam soyların karışması sayesindedir.”

Demem o ki Victoryen dönemde işçi sınıfının, baldırı çıplakların, ayaktakımının çocuğu olmak; oyunsuz, oyuncaksız, çocukluksuz bir çocukluk demekti. “Sanayi Devrim” zamanında çocuk olmak, çocuklar ve çocukluk için bir “Karşı Devrim” demekti.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz