Ana Sayfa Edebiyat Şiir Yara Göründü

Yara Göründü

Yara göründü! Yara ki
Dinsiz dervişlerin
Çıldırmış ermişlerin heybesindeki engerekle yaşayıp
Demir bir gramerin en derin çölünden geçerek,
Ve kendinden geçmiş zaman fiiliyle çekimlenerek
Atsız haraların, Kar beyazı karaların
Yarasını taklit ediyor artık
Hani plâstik nallar kuşanmış çılgın atlar
Çelik miğferli kır çiçeklerini dansa kaldırırken
Son Akşam Yemeği’nde anason kaldırıyor
Havadis müptelası havarileriyle İsa
Hani o yarasız ve yararsız çarmıhın ahıyla
“Hepsini Bu aksam Çal Benim İçin Kemancı!”
Diyemeyen kaçakçı İsa gibi, yarasını yokluyor.

Yara görünmeye, İdamlık urgan gibi örülmeye
Var olmaya devam ediyor inadına:
Lağımlardan ölü çocuklar akıyor dayandıkça,
Katır sırtlarında parçalı bulutlu umutlar…
Ajanslarda çalışan tüm ajanlar anons geçiyor:
“Ağlama Duvarı’nda gülen çocuklar öldü”
Yani yalanın sırtı pek, karnı tok bir açlıktan
Adına bağır denen bir taşlıktan çıktığı aşikâr
Ondan mıdır acaba yara daha ağır
Zaman donuk, toprak sinik, ateş sönük
Ve tüm yasalar kadük kalıyor modern zamanlarda?
Oysa sana, sadece sana ve hep sana
Kana kana bir aşk şiirine niyetlenmişken
Bin defa kimliğim soruluyor
Hasıraltı edilmiş hasret boyunca.
Şiirim kimlik değiştiriyor; Gözlerim oyuluyor
Çukurlarına şarap doldurulurken
Kimliği belli kimseler leşimi deşiyor.
Canlı yayınlardan cansızlar gösteriliyor
Altyazıdan Sümer yazıları akıyor
Kiralık adamların satılık televizyonlarından.
Radyolarda şanlı bir zaferin neferleri konuşur:
Ben vurdum, hayır ben vurdum, hayır ben…
Diyor eli kanlı baltasıyla cellat sürüsü.

Oysa bu aşk şiiriydi sultanım
Aşk şiiriydi aslında!
Aşkolsun böyle aşka da alışılmış aşırılığa da
Ya da aşk sanmışlığa, molozuna bile hasret
Nemrut’un kibrine rahmet bir duayla
Her şeyi gerimde bıraktım, ilerim sensin
Adında tadın olan ölümlerin paskalyasında.

Metalik sesiyle ökçelerin örselediği
Ve yalandan gülümsediği göğsüm kadar
Gözlerimin de şaşırmışlığı var bu alışmada.
Olana, ölene, celladına gülene de…
Senin dışında! Dışında… Da…
Eş sessiz ve sensiz sesim değil
Sözüm yankılanır ve kaybolur zamanda.
Evren genişlerken daralan dünyada
Batmakta her şey, alaborası desen ruhumda.
Dedim ya sultanım, Aşk şiiriydi bu
Ve aşk şiiri gibi olmalı inadına.
Belki bilmezsin, bilemezsin suçun yok
Bu anlamsız hırgürün nice vakit tam ortasında.
Bahar da gelse varsın, hazan da gitse.
Bitmiyorsun, ölmüyorsun inadına
İçimde ölmeyince sen
Parça başı çalışan proleter bir katile
Ölümünü sipariş ettim düşümün izdüşümünde.
Yapamadı “Gül derilmez, fidan kırılmaz” dedi.
Teşbihinde kusur yoktu katilin
İzahında izansızlık da.
Ben de bilmekteyim göğün mavi
Kanın kızıl ve senin sevgili olduğunu.
Kifayetsiz metaforların anaforunda
Her şeye benziyorsun: Sen sunaya, sen turnaya
Sen ebede, sen ezele
Şarkın büyük sultanının elindeki altın bir aynaya…
Sanırım sen sadece sana benzemiyorsun boylu boyunca(!)

Teşbihim teşhis etsin seni
Otopsinden hüzün çıksın
Kirli aynalardan temiz yüzün
Uçurumlar sevilmişliğini uçursun
Gözlerin gerçeklikten ferini kaçırsın diye
Kanlı bir şiiri aşk şiirine eviren azmettiricisin!
Söyle şimdi bir aşk şiirindesin
Ve başıbozuk bir öznesin,
Mutlu musun?

Önceki İçerikÖyle Değilmiş
Sonraki İçerikHiypnos
Abdulkadir LALOĞLU
Diyarbakır doğumluyum, 36 yaşındayım, evli ve bir çocuk babasıyım. Millî Eğitim Bakanlığına bağlı bir okulda Teknoloji ve Tasarım, özel eğitim kurumlarında da (yaklaşık 15 yıl) Eğitim bilimleri hocalığı yapmaktayım. Şiire ve edebiyata çok yakın olmasalar da tasarımı sanat, eğitim bilimini de ruhsal alt yapı materyali olarak kabul edip şiir denemeleri yapmaktayım. Daha önce Edebiyatist ve Songemi dergilerinde şiirlerim yayınlandı.

1 Yorum

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz