Ana Sayfa Zamansız O An İzlenim Yürek Dokuyan Alkışlar

Yürek Dokuyan Alkışlar

“Haydi gençler! Son kez seremoni için yerlerimizi alıyoruz. Batuhan arkadaşınız Ataol Behramoğlu’nun Bahar şiirini okuyacak. O bitirip yerine geçerken sizler de yarım ay halka oluşturacaksınız.” dedim.

Kulise gidenler bir yanda, bağlamalarına ayar verenler diğer yanda, hele mikrofon aşığı Oğuzhan bambaşka alemdeydi. Hepsine, şimşek çakan gözlerimle bir bakış fırlatınca ortam sakinleşti. Şiir dinletimizin ezgilerinden sorumlu Tolga’ya işaret verdiğimde, bağlamacı arkadaşı Emre’yle Bahar şiirinin fon müziğini çalmaya başladılar. Sarışın saçlarını parmaklarının arasından geçirerek düzelten renkli gözlü Batuhan, yavaş yavaş sahnedeki yerini aldı. Tolga’nın baş sallamasıyla, “Bu sabah mutluluğa aç pencereni / Bir güzel arın dünkü kederinden / Bahar geldi, bahar geldi güneşin doğduğu yerden/ Çocuğum, uzat ellerini.”  dizelerini, anlamına uygun ton ve vurguyla okudu. O anda içimi, coşkun bir sevinç kapladı. Tutup kucaklayasım geldi onu. Bireysel eğitim aldığı halde, arkadaşlarından daha çok çaba gösteriyordu dinletinin başarıyla gerçekleştirilmesi için. Bu duyguyla gözüm dolarken, Batuhan geri geri gidip seromoni için hazır bekleyen arkadaşlarının arasındaki yerini alırken heyecanlandı ve Şahin’in yardımıyla yerine geçebildi. Ardından şiirsever on üç öğrenci, yarım ay halka oluşturarak “Nemrut’un Kızı” türküsüne nakarat bölümünde alkışlı tempoyla eşlik ettiler. O ana kadar başarılıydılar; ancak, izleyiciye selam verme sırasındaki uyumsuzlukları dikkatimi çekti ve canım sıkıldı.

“Bakın sevgili gençler!” diye seslendim, “Yarın dinletimizi yapıyoruz ama hâlâ işin ciddiyetinde olmayanlar var. Alnımızın akıyla bu dinletiyi gerçekleştirdiğimizde, size olumsuz gözle bakanların önyargılarını kıracaksınız. Ona göre seremoniyi, son kez prova ediyoruz, göreyim sizi gençler!” dedim.

Beyaz tenli ve etine dolgun Turhan, gözlerini kırpıştırarak:

“Hocam siz merak etmeyin! Yarın, sizin emeğinizi boşa çıkartmayacağız.” dedi.

Provamızı düzgünce tamamladıktan sonra onları serbest bıraktım. Bazıları, Tolga ve Emre’nin çaldıkları oyun havası eşliğinde sahnede kurtlarını dökerken, bazıları da yanıma gelip izin dilekçesiyle ilgili bilgilerini verdiler. Dinletide görev alanların çoğu, Makine Bölümü on birinci sınıf öğrencisiydi. Dil ve Anlatım derslerine giriyordum onların. Her biri bir alemdi, kendi dünyalarındaydılar. İlk kez sınıfça bir iş yapıyorlardı ve onlara sene başından beri şiirler yazdıra yazdıra, okuya okuya bir sevgi ya da ilgi kazandırabilmiştim edebiyata.

Sınıfın hepsi erkek olduğu için de hazırlık çalışmalarında bazen çizmeyi aşabiliyorlardı. Okulumuzda çok az kız öğrenci vardı ve her dönem hazırladığımız şiir dinletisine aynı kızları almak zorunda kalıyordum. Onlar, arada bir nazlansalar da hatırımı kırmadan eşlik ediyorlardı. Makineci öğrencilerin tavırlarından rahatsız olup ayrılmasınlar diye onları, son provaya katmıştım. Neyse ki bir sıkıntı yaşamadan provamızı bitirmiştik. Yine de içimi kemiren bir kötücül duygu vardı, ya bir sorun çıkarsa diye…

Ertesi gün, baştan sona dinletinin süresini ayarlamak üzere, kazan dairesinden dönüştürme çok amaçlı salondaydık. Son provaya gelmeyen Batuhan Ömer’in yerine, ezberi kuvvetli ve sahne deneyimi olan bir Alaz’ı aramıza almıştık. Herkes sahnede yerini alınca  Makinecilere sordum:

“Şayet Batuhan Ömer gelecek olursa ne yapalım?”

BEP’li Batuhan hariç hepsi “Sahneye almayalım!” dediler. Arkadaşlarının tavrına şaşıran ve üzüntüden eli ayağına dolaşan Batuhan:

“Olur mu öğretmenim? O bizim arkadaşımız!” diye tepki gösterdi. Sahnedekiler, onun bu duyarlığına şaşırmışlardı. İtiraz edenler oldu ama onu yanıma çağırıp alnından öptüğümde, tepkiler yerini sessizliğe bıraktı. Başka hiçbir şey söylemeden dinleti öncesi provamızı başlattım. Bir taraftan da kronometremiz devreye girdi. Dinletimizin süresinin tam elli dakika tuttuğunu saptadık. Ona göre akışı belirledikten sonra, herkesin ihtiyaçlarını gidermesi için on beş dakika ara verdik.

Arada sahne ve kulisi son kez kontrol ettim. Şairlerin fotoğraflarının yer aldığı slaytları gösterecek öğrencimizle ses kumanda odasını denetledikten sonra içim rahatlamış olarak dışarı çıkmak istedim. O sırada sempatik ama oldukça dalgın Oğuzhan yanıma koşarak geldi. Nefes nefese kalmış haliyle:

“Batuhan Ömer geldi öğretmenim. Dışarıda sizinle konuşmak istiyormuş.” dedi.

O an film şeridi gibi bu öğrencimizin bendeki izlenimleri gözümün önünden akmaya başladı. Yaşadığı ailevi sorunları gerekçe göstererek derslere düzenli gelmeyen, geldiğinde de dikkat dağıtan bu öğrencimizin okula bağlanması için yoğun çaba göstermiştim. Zor koşullarda oğluna sahip çıkmaya çalışan annesi de onu sürekli takip ediyordu. Buna rağmen devamsızlıktan kalacağını öğrendiğimde canım sıkılmıştı. Nedenini sorduğumda, Bahçeli’deki gece kulübünde çalıştığını söylemişti. Elinde tespihle dolaşmasının, külhanbeyi tavırlar takınmasının nedenini o an anlamıştım. Kendisiyle ilgilendiğimi bildiğinden sorumlu davranmaya başlamıştı ama dünkü provaya gelmemiş, haber de vermemişti. Şimdi ona ne demeliydim, nasıl davranmalıydım…

Dışarıda beni gören Batuhan Ömer, elime sarılıp öpmek istedi. Kızaran yüzündeki utanmayla dudakları titriyordu. Elimi çekerek:

“Karşılıksız sevginin abidesi annenizin elini öpün sadece!” dedim.

Önce duralayan, ne diyeceğini bocalayan Batuhan, titrek sesiyle:

“Öğretmenim, gece kulübünde dün ölümden döndüm. Size haber veremediğim için çok üzgünüm. Beni affedin ki, bu dinletiye katıldığımı öğrenen annemin de yüzü gülsün.” dedi.

Yüreğimin en hassas yerinden yakalamıştı. Yine de onun kararlılığını sınamak istedim:

“Sen, benim güvenimi sarstın. Bu saatten sonra senin sahneye çıkman, olgunlaştırdığımız çalışmayı alt üst eder.”

“En ufak bir sorun çıkarsa, beni herkesin önünde rezil edin öğretmenim.”

“Burada rezil etmek ya da olmak için değil, onmak için varız çocuğum. Doğru kulise gidip arkadaşlarınla ne yapacağını konuşuyorsun, tamam mı?”

On beş dakika sonra salon öğrencilerle dolmuş, öğretmenler yerini almıştı. Kamera ve fotoğraf çekimi yapacak öğrencilerimize hazır olmalarını işaret ettikten sonra:

“Değerli öğretmen arkadaşlarım, sevgili öğrenciler; birazdan şiir ve müzikleriyle size güzel bir dinleti sunacak arkadaşlarınızı huşu içinde dinlemenizi istiyorum. Çünkü, çoğunuz atölyelerde ve staja gittiğiniz yerlerde emek üretiyorsunuz. Dolayısıyla sanat emeğinin de çok değerli olduğunu, en iyi siz anlayacak durumdasınız. Şiir dilli olmanız dileğiyle…” deyip programı başlattım.

Okulda sorunlu bir sınıf olarak anılan Makineciler ve onlara eşlik eden kız öğrencilerimiz, göze batan hiçbir hata yapmadan şiir ve türkülerini okudular, fon müzikleriyle de dinleyenleri büyülediler. Onların bu başarımları karşısında boğazımın düğümlendiği, gözümün nemlendiği anlar oldu. Batuhan Ömer ortalarda şiiri duygu katarak okuduğunda sevinçten gözyaşıma hakim olamamıştım. Ataol Behramoğlu’nun “Bahar” şiirini dinletinin sonunda BEP’li Batuhan çok renkli biçimde okuduğunda salon ayağa kalkarak alkışladı. Dinletiye emek veren tüm öğrenciler coşkuluydular. Onlarda selam verdikten sonra dinleyicileri alkışladılar.

Batuhan’ların yüreklerine dokunabilmenin alkışı, kulağımda sanat emeğinin eğitici müziğine dönüşmüştü o an…

Önceki İçerikRetorik ve Şiir (1)
Sonraki İçerikSümbül
Müslüm Kabadayı
1960’ta Hatay’ın Yayladağı ilçesine bağlı Kışlak Bucağı’nda doğdu. 1970’li yıllarda Düziçi İlköğretmen Okulu’ndan 1982 yılında A.Ü. DTCF’den mezun oldu. Okul dergilerindeki yazılarından sonra edebiyat dünyasına öykü, deneme, eleştiri, makaleleriyle katkıda bulundu. Yazarlık hayatına 1986’da Ankara’da yayımlanan Yaşamın Tüm Birimlerinde Yoğunluk Sanat Kitabı’yla başladı. Yerel dinamiklerden beslenen dergiler başta olmak üzere onlarca dergide ve gazetede inceleme-araştırma yazıları başta olmak üzere edebi-sanatsal ürünlerim yer aldı. Birçok derginin de Yayın Kurulunda yer alarak edebiyat dostluğunu geliştirmeye çalıştı. 1987’den beri Trabzon, Hatay ve Ankara’da Edebiyat Öğretmenliği yapıyor. 1990’lı yıllarda Hatay Eğit-Sen Şube Başkanlığını ve İnsancıl Dergisi Antakya Temsilciliğini yürüttü. Birçok kentte söyleşi, panel ve sempozyumlara katılarak bildiriler sundu, konuşmalar yaptı. En çok da “Emek Edebiyatı” üzerinde durdu. Suriye, Ürdün, Lübnan, ABD ve Almanya’da kültür-edebiyatla ilgili sunumlar gerçekleştirdi. 1999’dan bugüne yayımlanmış 15 kitabı bulunmaktadır. Bunlardan 5’i (Salkım Saçak Keldağ, Közlü Yürekler, Dirilten Duyunçlar, Çölüngelini ve Çuhadaroğlu Kaplan Ali) öykü kitaplarıdır. Araştırma-inceleme, deneme, eleştiri, makale, günlük, gezi yazıları, açık mektuplar ve öykü türlerindeki yaratıcı üretkenliğini, romanla zenginleştirmek istiyor.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz