<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Anlatı &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<atom:link href="https://zamansizdergi.com/zamansiz-o-an/anlati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<description>Herkes İçin Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Aug 2026 17:07:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/cropped-Untitled-design-32x32.jpg</url>
	<title>Anlatı &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>SOKAKTAKİ CANLAR </title>
		<link>https://zamansizdergi.com/sokaktaki-canlar/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/sokaktaki-canlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevda Yalçın]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 17:07:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=12589</guid>

					<description><![CDATA[Her mevsim üşüyorum ben, bir evim ya da yağmur yağdığında altına sığınabileceğim çatım yok benim. Konuşamıyor, yardım isteyemiyorum. Üstelik sokaklarda kaldığım her saniye güvende kalamayacak kadar şiddetli kötülükler görüyorum. Zararsız bir şekilde uyurken bile her an şiddet görme ihtimali ile yaşıyorum. Bir ailem yok benim ve gerçekten çok korkuyorum! Bunun yanında karnımı doyurmak için de [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her mevsim üşüyorum ben, bir evim ya da yağmur yağdığında altına sığınabileceğim çatım yok benim. Konuşamıyor, yardım isteyemiyorum. Üstelik sokaklarda kaldığım her saniye güvende kalamayacak kadar şiddetli kötülükler görüyorum. Zararsız bir şekilde uyurken bile her an şiddet görme ihtimali ile yaşıyorum. Bir ailem yok benim ve gerçekten çok korkuyorum! Bunun yanında karnımı doyurmak için de geçerli sorunlarım var. Konuşamamak, neye ihtiyacım olduğunu anlatamamak, beni daha da çaresiz kılıyor.</p>
<p>Yiyecek bir şeyler bulmak, kış mevsiminde daha da zorlaşıyor. Kimi zaman aç ve susuz kalıyorum. Hayatın benim için yaşamak kadar zor olduğunu görüyorum. Oysa istediğim tek şey bir sığınak ve yemekti.</p>
<p>Bu duygular sokak hayvanlarının anlatamadığı duygular olabilir mi ? Bunları okurken neler hissettiniz? Oysa bu çaresizliğin sesi merhamet kulaklarını titretmeliydi. Onlar sana, bana, bize emanet. Onlar konuşamazlar, anlayamazlar. Ama bizler, onların yardımımıza ihtiyaçları olduğunu anlayabiliriz. Hayvanlar bir toplum, bir insanlık sorunudur.</p>
<p>Özellikle de yerel halkın ve gerekli mercilerin, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeleri gerektiği konusunda kitlesel bir bilinç geliştirilmelidir. Siirt ili içerisinde sokaktaki canlarımıza yardım yapılmıyor değil elbette, gönüllü toplulukların hem beslenme yardımı hem de hasta hayvanların iyileştirilmesi adına çalışmaları var. Fakat bu yeterli midir, sorusu üzerine düşünülebilir.</p>
<p>Her ne kadar kitlesel bir bilinç oluşturulmalı düşüncesiyle hareket edilse bile, her bir bireyin sokak hayvanlarının duyarlılığını benliğinde barındırmalıdır. Her kapı önüne, hayvanların yiyebileceği temiz besinler birer kap içerisinde bırakılabileceği gibi hayvanların sıklıkla bulunduğu park ve benzeri yerlerde bir kap su ve bir kap yemek bırakma bilinci oluşturulabilir. “Bizim onlardan değil, onların bizden korktuğunu&#8230;” bilmeli onlara karşı şefkatli ve merhametli davranışlar ile yaklaşmalıyız. Zannediyorum ki hiçbir ahlâkî görüş ve mezhep, sokak hayvanlarına yapılan yardımı kötüleyen düşünce taşıyamaz. Bunu Siirt halkının idrak edeceği, şüphe götürmez bir gerçek.</p>
<p>İstisnasız herkes sokağındaki canlıya yardımda bulunabilmelidir. Bunun dışında sıklıkla yol kenarında ve otobanda karşılaşılan yaralı sokak hayvanlarının, tedavi görmeleri için gerekli yerlere götürülmesi için yetkililerle iletişim kurulması gerektiği konusunda bilinçlenmesi gereklidir. Sadece bunlar ile kalınamaz tabii,</p>
<p>Ayrıca barınaklar ziyaret edilerek hem mama yardımı yapılabileceği hem de sevgiye muhtaç birer dost sahibi olabilecekleri de unutulmamalıdır. Bunun doğrultusunda barınaklarda 30’a yakın yavru köpek, aşı ve kısırlaştırma işlemleri yapılarak sevgiye ve ilgiye muhtaç bir şekilde sahiplerini beklediklerini unutmayalım. Onlar dilsiz birer canlı. Yapılacak her iyilik gönüllülük değil, zaruri bir sorumluluktur.</p>
<p>Hayvanlar susarlar, haklarını savunamazlar ama unutmayalım ki onların bizlere çok ihtiyaçları var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/sokaktaki-canlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevgili Anneciğim</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/sevgili-annecigim/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/sevgili-annecigim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrfan Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2021 06:37:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anlatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9695</guid>

					<description><![CDATA[Aramızdan ayrılalı bir hayli zaman oldu ama biz seni hiç ama hiç unutmadık. Her an bizimleymişsin gibi yaşamaya devam ettik. Hasretin dayanılacak gibi değil ama yapacak bir şey de yok. Kendimizi yokluğuna alıştırmaktan başka çaremizin olmadığını bilip öyle yaşıyoruz işte! Bazı insanlar; mesela yanıbaşınızdayken bile esamesi okunmayacak derecede varlığı ile yokluğu bir olan insanlar gibidir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Aramızdan ayrılalı bir hayli zaman oldu ama biz seni hiç ama hiç unutmadık. Her an bizimleymişsin gibi yaşamaya devam ettik. Hasretin dayanılacak gibi değil ama yapacak bir şey de yok. Kendimizi yokluğuna alıştırmaktan başka çaremizin olmadığını bilip öyle yaşıyoruz işte!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı insanlar; mesela yanıbaşınızdayken bile esamesi okunmayacak derecede varlığı ile yokluğu bir olan insanlar gibidir ama seni, aramızdan ayrılışının kırbeşinci yılında da olsa; yaptığımız her güzel işte hatırlamak bile bize güç ve kuvvet veriyor, vermeye devam ediyor. Hiçbir şey senin bırakıp gíttiğin gibi değil anne, çok şey değişti çok. Mesela sen giderken yedi nüfustuk, şimdi dört kişi kaldık. Anlayacağın aileden üçü aramızdan ayrılıp sonsuzluğa gitti. Şimdi hepimiz büyüdük birer anne ve baba olduk, çocuklarımız da oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Seni her anışımızda onlara seni anlattık mutlaka ama onlar yine de seni tanımadıkları göremedikleri için senin hakkında konuştuklarımızı sadece dinlemekle yetindiler, yetiniyorlar, o kadar. Bize sağlığında her gün; günde üç öğün “iyi birer insan olun başka bir şey istemiyorum” deyişin bize rehber oldu. İyi birer insan olmaya çalıştık hep ve bunu çocuklarımıza da anlattık, anlatıyoruz. Onun için gözün arkada kalmasın anne.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mutlaka her gün olmasa da aile içinde senden bahsettiğimiz oluyor ama bugün bizden ayrılığının tam kırkbeşinci yılı olunca sana bu satırları yazmadan edemedim. Dediğim gibi aramızda yoksun, onun için de seni özlemekten başka bir şey yapamıyoruz ancak bize miras kalan o sözlerini rehber ediniyoruz. Ha, az daha unutuyordum, bizden ayılıp gittiğinde yaşadığımız evi değiştirdik, sonra kaldığımız şehri de değiştirdik. Derken hepimiz evlendik ve ayrı diyarlara gitmek zorunda kaldık ama sen hep bizimlesin bunu da bilmeni istiyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En çok zoruma giden ne anne biliyormusun? Sağlığınızda babamla yaptığınız vasiyetinizde “ölünce ikimizi de aynı mezara koyun” deyişinizi şartlarımızın ve ortamın müsait olmayışı yüzünden yerine getiremedik, onun için babam İstanbullarda sen ise Mersinlerde kaldın. Bundan dolayı ikinizden çok ama çok özür diliyoruz, bizleri affedin. Son olarak diyeceğim; hepimiz çok çok iyiyiz, çalışıyoruz, yaramaz bir durum da yok ancak dünyamız çok ama çok kötü bir Korona salgını ile karşı karşıya kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam bir yıldır bu salgın ve bu salgının yarattığı yıkımla uğraşıyoruz. Bu satırları sana yazarken gazeteler dünyada yaklaşık 3 milyon insanın bu salgın ve hastalıktan öldüğünü yazıyordu anne. Yani anlayacağın dünyanın hali hiç iç açıcı değil, hiçbir şey bıraktığın gibi kalmadıysa da çok güzel şeyler de yaşamadı, yaşamıyor dünyamız onu da diyeyim. Yine açlık, yine işsizlik, yine yoksulluk, kıtlık ve kıranla boğuşup duruyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında yazılacak çok şeyler var anne, ama hepsini tek tek yazmanın da anlamı olacağını sanmıyorum. Sana yaşadığımız dünyanın ve yaşamımızdan kısa bir özet yazdım. Zaten sen de sağlığında bir şeyi uzun uzadıya yazmamızı ve konuşmamızı sevmezdin. Çok kısa ve net konuşurdun. Seni olanca özlem ve hasretimizle bir kez daha anıyor ve son nefesimize kadar unutmayacağımızı yineliyoruz. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Toprağın incitmesin seni</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/sevgili-annecigim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hrisi’den Gelen Utanç</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/hrisiden-gelen-utanc/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/hrisiden-gelen-utanc/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rabia Çelik Çadırcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Aug 2019 08:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anlatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=8093</guid>

					<description><![CDATA[&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Hrisi’den Gelen Utanç Daha büyük şehirlere ve şehirlerin türlü gürültülerine alışkındım. Neden gelmiştim bu köye bilmiyorum. Belki de dinlenmek… Dinlemek zihnimin müziğine iyi gelecekti. Burası gördüğüm bütün köylerden çok daha güzeldi. Yan yana sıralanmış müstakil evler, evlerin çoğunun geniş terasları ve teraslarında Amanos Dağlarını izleyen geniş ferforje salıncakları vardı. İnsan saatlerini hatta tüm ömrünü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Hrisi’den Gelen Utanç </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha büyük şehirlere ve şehirlerin türlü gürültülerine alışkındım. Neden gelmiştim bu köye bilmiyorum. Belki de dinlenmek… Dinlemek zihnimin müziğine iyi gelecekti. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Burası gördüğüm bütün köylerden çok daha güzeldi. Yan yana sıralanmış müstakil evler, evlerin çoğunun geniş terasları ve teraslarında Amanos Dağlarını izleyen geniş ferforje salıncakları vardı. İnsan saatlerini hatta tüm ömrünü huzurla geçirebilirdi burada. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kiraladığım evin alt katında ev sahiplerim yaşıyordu; orta yaşlı bir çift ve epeyce yaşlı anneleri. Neredeyse bir asırdır yaşamın rengine gözleri ve yüreği aşinaydı annenin. Yaşamın bunca şahitliğine ve bu şahitliğin yüzünde bıraktığı yaşam çizgilerine sonsuza kadar saygı duyabileceğimi hissediyordum. İnsan saygı duymayı bilmeliydi. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne demekti ki saygı? </p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Başkalarını rahatsız etmeme inceliği&#8230;&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nicedir anlamını yitirmiş sözcükleri düşünüyordum; “Saygı”
da bunlardan biriydi. </p>



<p class="wp-block-paragraph">O gün, alt katta bir temaşa vardı. Bahçede iki büyük tandır yakılmış ve koca kazanlarda bir şeyler pişiriliyordu. Ev sahiplerimin kızları, oğulları, torunları avluyu doldurmuş, neşeli sesleri yankılanıyordu. Onları izlediğim fark edilince sesler bir an da kesilmişti. Gözlerim yaşlı anneyi aradı, eğer onu görürsem ne yapmam gerektiğine kolayca karar verebileceğimi düşünüyordum. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu köyde yabancılara hep tereddütle yaklaşıyorlardı. Sebeplerini tahmin etmek elbette benim için zor olmayacaktı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimi şeyleri Tahmin etmekten nefret ediyorum. İnsana hüznü önceden aşılayan bir hissiyat bu! Bilebilmenin çoğu zaman acıdan başka getirisi yok. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonunda gözlerim yaşlı anneyle buluşmuştu. Gülümsedik birbirimize. Kendimi, ne yapmam gerektiğine karar verememe tutsaklığından kurtulmuş hissettim. Ardından bir güvercin hafifliğinde salıncağıma kondum. İşte Amanoslar! Gözümün hapsinde nasılda ihtişamla salınıyorlar.  </p>



<p class="wp-block-paragraph">Az sonra kapım çaldı. Yaşlı anneydi gelen. Merdivenleri güçlükle çıkıyordu. Yine de yardım etme teklifimi kabul etmedi. Evime ilk kez çıkıyordu. Gerçi taşınalı çok uzun zaman da olmamıştı. Terasa geçip yumuşak minderli somyanın üzerine oturdu. Yüzü anneanneme ne de çok benziyor diye geçirdim içimden. İstediği bir bardak suyu içerken de babamın halası Hatice&#8217;ydi sanki. Gülümsedi yine ve ellerimi avuçlarının arasına alarak konuşmaya başladı: </p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Biz insanız&#8230; Biz de insanız. Bak ellerim seninkiler gibi sıcak. Allah da hepimizin Allah&#8217;ı. Seni de beni de o yarattı. Bugün bizim bir kutlama yemeğimiz var, adı da Hrisi. Eğer kabul edersen, yemeğimizi yersen sana da getirmek istiyorum. Bugün yemek yapmazsın, işine gücüne bakarsın hem. Tadı güzel, tertemiz yapıyoruz. Yemiyor bazı komşular, sen yemeğimizi yer misin? Getireyim mi?&#8221;  </p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun zamandır kendimi böylesi ayrımların bahsinden dahi uzak tutmuştum. Birden bire karşıma çıkışı, bana tüm aidiyetlerimi yeniden sorgulatmış, onların Alevi, Alevilerin yemeğinin yenmediği kalp karalığı başımı döndürmüştü. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Utandım. Tanrı insana böylesi bir utanma yaşatmasın demeyeceğim. Ancak böylesi bir utanma hissi bize insan onurunu sorgulatabilir ve insan olabilmeyi anımsatabilir. Başkalarını böylesi çekirdek kabuğunu doldurmayan, bu çağa sonsuza kadar ait olamayacak vasat inanç bahaneleriyle incitmemeyi, iki büklüm eylememeyi üstünlüklerimiz karşısında öğretebilir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Saygı… İçi doldurulamayan her sözcüğe aşk olsun!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu arada yemek güzeldi. </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/hrisiden-gelen-utanc/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek Demlik Çay</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/tek-demlik-cay/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/tek-demlik-cay/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fırat Duyan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Aug 2019 08:00:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anlatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=7996</guid>

					<description><![CDATA[Şiir okumayı en çok gece uyumadan önce severim..Yine yalnız gecelerden bir gece. Biri yünlü diğeri elyaf dolu hafif iki yastıklı tek kişilik yatağımdayım. Elimde Cemal Süreya&#8217;nın zihinsel sızısı için adeta hem ağrı kesici hem de kas gevşetici ilaç mahiyetindeki şiirleri. Gözümden uyku, yüreğimden o akıyor. Belki rüyamda onu görürüm umuduyla uyumak istediğim bilmem kaçıncı kör [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Şiir okumayı en çok gece uyumadan önce severim..Yine yalnız gecelerden bir gece. Biri yünlü diğeri elyaf dolu hafif iki yastıklı tek kişilik yatağımdayım. Elimde Cemal Süreya&#8217;nın zihinsel sızısı için adeta hem ağrı kesici hem de kas gevşetici ilaç mahiyetindeki şiirleri. Gözümden uyku, yüreğimden o akıyor. Belki rüyamda onu görürüm umuduyla uyumak istediğim bilmem kaçıncı kör gece. Masa lambasının ışığında öldürmeye üşendiğim mi yoksa “Rızkı kanımdandır” düşüncesiyle kıyıp öldüremediğim, onun da sanki şiiri dinliyormuşcasına her mısranın bitişinden sonra ışığın etrafında dans etmeye başlayan sivrisinek…</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;İki çay söylemiştik orada, biri açık, keşke yalnız bunun için sevseydim seni&#8230;&#8221; diyordu üstad. Birden sivrisinek vızıldamaya, yorgunluğum ve yalnızlığım karabasan misali üstüme gelmeye başladı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Uykumu daha da kaçırtacağını düşünmeden kalktım sallama çaylara söve söve tek demlikte çay yaptım. Yine de “Sabah uyandığımda hatırlamayacağım rüya için değmezdi” diye düşünmekten kendimi alamadım, çünkü zaten yine rüyama gelmeyecekti. Gelse hatırlarım illaki… Yalnızların çayıdır tek demlikte çay demlemek. Babam öldüğünde gece yarısı annemi tek demlikte çay demlerken görmüştüm. Yolda şoförlerin durup istirahat ederken, elli derecede toprak kokusunun karıştığı su ile toz şeker katıp tarlayı sulayan sulamacıların, köyde genç kızların işlerini bitirdikten sonra ikindi vakti tek başlarına uçsuz bucaksız Mezopotamya&#8217;ya bakıp hayali olarak ektikleri ağaçların gölgesinde oturup kaderlerine razı olmaya çalışırken içtikleri şerbettir. Çeyiz sandıklarındaki ak yazmalara damlattıkları lekedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ferhat&#8217;ın Şirin için dağları deldiğinde dinlenmek için bir taşa oturup demlediği umuttur. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Tek demlikte çay, sessiz sedasız bir şekilde bir uzaklara odaklanan platonik aşıkların, şizofren insanların çayıdır. Hele bir de peygamber mesleği olan çobanlığın…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dedikodusuz gıybetsiz küfürsüz içilir. Kabullenişin ya da sonsuz isyanın içeceğidir tek demlik. Kimi zamanda çayın altın oranıdır. Yitip giden aşkların şahididir. Tek vücutta iki kalbin buluşmasıdır. Ne cennette içilen şaraptır, ne de cehennemde içilen irin. Arafta kalanların, korkmadan sırat köprüsündeki sırasını bekleyenlerin altın oranlı içtiğidir tek demlikte çay.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üç buçuk ince belli bardak su, tepeleme bir tatlı kaşığı
çay. Bol miktarda yalnızlık bir çay kaşığının dörtte biri kadar umut, bir çorba
kaşığı ukde, pişmanlıklar, ciğerlerden çıktığı kadar ahh! </p>



<p class="wp-block-paragraph">Demlendikten sekiz dakika sonra içilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doldururken yüksekten döküp köpük çıkartılmaz, içerken asla bacak üstüne bacak atılmaz, kesme şeker katılmaz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/tek-demlik-cay/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>15</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
