<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İzlenim &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<atom:link href="https://zamansizdergi.com/zamansiz-o-an/izlenim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<description>Herkes İçin Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Aug 2026 17:05:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/cropped-Untitled-design-32x32.jpg</url>
	<title>İzlenim &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Samandağ Kitap Fuarı ve Hatay’da Yaşam</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/samandag-kitap-fuari-ve-hatayda-yasam/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/samandag-kitap-fuari-ve-hatayda-yasam/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Mahabad]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2026 17:05:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzlenim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=12595</guid>

					<description><![CDATA[Şiirin, edebiyatın ve dayanışmanın buluştuğu Samandağ Kitap Fuarı’nda, 2025 Altın Defne Genç Şiir Ödülü’nü almanın onurunu yaşarken bu ödülü yalnızca şahsıma verilmiş bir edebiyat ödülü olarak değil, şiirin insanla, kentle ve hafızayla kurduğu ilişkiye dair olması inancındayım. Hatay’ın Samandağ ilçesinde düzenlenen Samandağ Kitap Fuarı, kitapların, yazarların, şairlerin ve okurların bir araya geldiği önemli bir kültür [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şiirin, edebiyatın ve dayanışmanın buluştuğu Samandağ Kitap Fuarı’nda, 2025 Altın Defne Genç Şiir Ödülü’nü almanın onurunu yaşarken bu ödülü yalnızca şahsıma verilmiş bir edebiyat ödülü olarak değil, şiirin insanla, kentle ve hafızayla kurduğu ilişkiye dair olması inancındayım.</p>
<p>Hatay’ın Samandağ ilçesinde düzenlenen Samandağ Kitap Fuarı, kitapların, yazarların, şairlerin ve okurların bir araya geldiği önemli bir kültür buluşmasına ev sahipliği yaptı. Şiir insanın iç dünyasından başladığı yolculuğu zamanla yaşadığı coğrafyanın sesini de taşımaya başlar. Bu nedenle Samandağ’da, Hatay’ın yaralarını hâlâ bütün ağırlığıyla taşıdığı bir dönemde böyle bir ödüle layık görülmek benim için yalnızca edebî bir takdir değil, aynı zamanda bu coğrafyanın acılarına, belleğine ve umuduna karşı taşıdığım sorumluluğu da hatırlatıyor.</p>
<p>Bu süreçte yazar Mustafa Karasu, şair ve yazar Nihat Özdal, Aalen Antakya Kültür ve Sanat Derneği Yönetim Kurulu ve bu anlamlı organizasyonun gerçekleşmesinde emeği bulunan herkes kıymetli bir çaba üstleniyor. Edebiyatın ve sanatın zor zamanlarda bile yaşatılmasına katkı sunan her çaba, bugün belki olduğundan daha büyük bir anlam taşıyor. Samandağ’da kitapların, yazarların, şairlerin ve okurların bir araya geldiği böyle bir buluşmanın gerçekleşmesi başlı başına önemli. Çünkü Hatay’ın hâlâ depremin ağır izlerini taşıdığı bir zamanda kitapların etrafında toplanmak, şiir konuşmak, bir yazarla oturmak ve bir kitabın sayfalarını birlikte çevirmek, ilk bakışta küçük görünen ama aslında çok kıymetli şeyler.</p>
<p>6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçmiş olsa da (diğer şehirlerimizde de) Hatay’da depremin etkisi hem fiziksel hem de ruhsal olarak derinden hissediliyor. Kaybedilen insanların, yarım kalan hayatların ve yerinden edilen hatıraların yanında görünmeyen başka bir yıkım daha var: İnsanların iç dünyasında açılan güçlü yaralar… Sokaklar yeniden kurulabilir, binalar, yollar, caddeler kısacası yerleşme yeniden inşa edilebilir. Fakat bir kentin hafızasını, kayıplarını, seslerini ve yaşanmışlıklarını yeniden var etmek en güç olanı. Zaman su gibi akıyor derler. Akıp giden insana dair birçok yara olduğu yerde kalıyor. Acı geçiyor ama acı çekmiş olmak geçmiyor diyor şair. Hatay&#8217;da durum bu. Yaşadığı acılar bitecek elbette. İnsan her acının üstünü örtecek yaşantıları her zaman var etmiştir ancak yaşanan acı olduğu gibi kalacak. Unutmak kolay olabilir. Hatırlamak ise bazen daha ağırdır. Ama geleceği daha iyi kurabilmek için geçmişle bağımızı koparmamamız gerekiyor.</p>
<p>Bir zamanlar hayatın bütün renklerinin birbirine karıştığı sokaklarda şimdi yıkılmışlık var. Bir evin kapısından içeri girdiğinizde artık orada olmayan birinin sessizliğiyle karşılaşabiliyorsunuz. Bir sokağın adını duyduğunuzda yalnızca bir adresi değil, geçmişten kalan bir hayatı hatırlıyorsunuz. Bu nedenle Hatay’da iyileşmek, yalnızca fiziksel bir yeniden yapılanma meselesi değildir. Aynı zamanda hafızayı korumak, kayıpları unutmamak, kültürü yaşatmak ve insanların yeniden hayata tutunabilmesini sağlamak meselesidir. Tam da bu nedenle kitap fuarlarının, şiir buluşmalarının, sanat etkinliklerinin ve kültürel organizasyonların Hatay için çok özel bir anlam taşıdığına inanıyorum. Çünkü kültür ve sanat, yalnızca iyi zamanlarda ihtiyaç duyduğumuz bir alan değildir. Aksine, en çok yaralandığımız, en çok sustuğumuz ve geleceğe dair umudumuzu kaybetmeye başladığımız zamanlarda sanata daha fazla ihtiyaç duyarız.</p>
<p>Bu yüzden Samandağ Kitap Fuarı’nı yalnızca bir kitap etkinliği olarak görülmemeli. Böyle buluşmalar, Hatay’ın kültürel hafızasının yeniden güçlenmesi açısından da son derece kıymetlidir. İnsanların yeniden bir araya gelmesi, kitaplara dokunması, şiir dinlemesi, yazarlarla konuşması ve aynı masanın etrafında düşüncelerini paylaşması, iyileşmenin görünmeyen ama çok önemli parçalarından biridir. Şiir dünyayı tek başına değiştirmez belki fakat şiirin insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi değiştirebileceğine hatırlamak gerek. Hatay’ın bugün en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de belki budur: Birbirimizin sesini yeniden duyabilmek. Çünkü unutmak iyileşmek değildir. Hatırlamak da yalnızca geçmişe bakmak değildir. Bazen hatırlamak, geleceği kurabilmenin ilk şartıdır.</p>
<p>Hatay’ın yeniden kurulması elbette gerekli. İnsanların güvenli evlere, yaşanabilir mahallelere ve yeniden kurulan bir hayata ihtiyacı var. Ama bunun yanında hafızaya da ihtiyacımız var. Kültüre, sanata, edebiyata ve birbirimizi dinlemeye de ihtiyacımız var. Çünkü iyileşmek sadece yeni binalar yapmak değildir. Belki sanatın en büyük gücü de burada.</p>
<p>Samandağ Kitap Fuarı’nı bu nedenle yalnızca bir kitap fuarı olarak görülmemeli. Böyle etkinliklerin Hatay için kültürel anlamının çok daha büyük olduğunu düşünüyorum. İnsanların yeniden bir araya gelmesi, kitaplara dokunması, şiir dinlemesi, yazarlarla konuşması, çocukların kitapların arasında dolaşması bile başlı başına bir iyileşme biçimi. Hatay’ın yeniden ayağa kalkacağı günlere, yalnızca yeni binalarla değil; yeniden çoğalan kitaplarla, şiirlerle, türkülerle, hikâyelerle, sanatla ve birbirimize tutunarak ulaşacağımıza inanıyorum. Ve belki de bugün Hatay’ın ihtiyacı olan en önemli cümlelerden biri şudur: Yıkılanı yeniden yapacağız; ama kaybettiklerimizi unutmadan, hafızamızı koruyarak ve kültürümüzü yaşatarak…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/samandag-kitap-fuari-ve-hatayda-yasam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Paulo FREİRE’nin Ezilenlerin Pedagojisi Kitabının EPİFANİ KİTAP TOPLULUĞU Tarafından Değerlendirilmesi</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/paulo-freirenin-ezilenlerin-pedagojisi-kitabinin-epifani-kitap-toplulugu-tarafindan-degerlendirilmesi/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/paulo-freirenin-ezilenlerin-pedagojisi-kitabinin-epifani-kitap-toplulugu-tarafindan-degerlendirilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Epifani Kitap Toplulugu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2025 16:17:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzlenim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11565</guid>

					<description><![CDATA[Ezilenlerin Pedagojisi Üzerine Birkaç Şey&#8230; &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Damdan düşenin hâlinden kimin anladığını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Empati ve farkındalığa vurgu yapan Türkçedeki bu söz kendimizi başkalarıyla ve onların dünyadaki durumuyla özdeşleştirmek istersek, sadece onların yaşadıklarının aynısını yaşarsak bunu anlayabileceğimizi öngören bir anlam barındırıyor içinde. Oysa empati yapabilmek için karşımızdakinin de bizim gibi bir insan olduğunu bilmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ezilenlerin Pedagojisi Üzerine Birkaç Şey&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Damdan düşenin hâlinden kimin anladığını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Empati ve farkındalığa vurgu yapan Türkçedeki bu söz kendimizi başkalarıyla ve onların dünyadaki durumuyla özdeşleştirmek istersek, sadece onların yaşadıklarının aynısını yaşarsak bunu anlayabileceğimizi öngören bir anlam barındırıyor içinde. Oysa empati yapabilmek için karşımızdakinin de bizim gibi bir insan olduğunu bilmek yeterli bence. Hayatın her insana eşit şekilde sunmadığı fırsatlardan ve imkanlardan birilerinin diğerlerinden daha fazla istifade edebiliyor olması, birilerinin yoksun ve yoksul doğdukları için ötekiler tarafından ömürleri boyunca görmezden gelinmesi ve bunun nesiller boyu böyle sürüp gitmesi, gezegenin bir yerlerinde hâlâ en temel insani haklardan mahrumken insanlar, diğer tarafta başkalarının sınırsız kaynaklar içinde “varoluşsal sancılar” çekiyor olması gözden kaçırılan bir şeylerin varlığı üzerine düşünmeye sevk etmeli bizi. Ama salt düşünce de yeterli değildir. Eyleme geçmemiş düşünce kof, boş ve samimiyetsizdir. İnsana düşen sorumluluk, insan olarak sahip olduğu insanlaşma ve sevme yetisi nedeniyle İnsandışılaşmanın her türlü sonucuyla mücadele etmek ve bu sonuçları ortadan kaldırmaktır. Temelinde sevgi yatan bir empati “yeryüzünün lanetlilerini” yani ezilenleri anlamayı ve onları bu durumdan kurtaracak bilinç düzeyine ulaştırmayı hedefler. Sahte iyilikseverlik gösterileriyle vicdani tatminler peşinde koşmak ve hatta Paulo Freire’nin de ifade ettiği gibi asıl amacı ezme olgusunu sürdürmek olan çakma yücegönüllülük, ezilenlerin dertlerine deva olmaktan çok uzak şov olmaktan öteye gidememektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <em>Ezilenlerin Pedagojisi</em> ezilen insanların öncelikle kendi durumlarının farkına varmalarını ve neden ezilmekte olduklarını anlamalarını sağlamalıdır. Ezilenler yeni ezenler değil hem kendilerini hem de ezenleri bu durumdan kurtarmış birer özgürlük mücadelecisi olmalıdırlar. Bu da yazarın, Conscientização -bilinçlenme ya da farkındalık olarak çevirebileceğimiz- kavramıyla gerçekleşebilir. Bu süreç, ezilen insanın özgürlüğüne kavuşması ve ulaşılacak sonuç itibarıyla sistemin, ortada ne ezilen ne de ezen tarafın kaldığı, varolan düzenin ütopik denebilecek derecede yüksek nitelikte bir özgür insan, toplum ve devlet yapısına evrildiği, paradigmanın düşünce ve eylem açısından tamamen insanın özgürlüğü hedefine kanalize edildiği bir nosyon olan praksise ulaşma çabasıdır. Bunun için&nbsp; öncelikle egemenlerin yani ezenlerin tahakkümlerinin sürdürülmesini sağlamaya hizmet eden ve Freire’nin Bankacı Eğitim Modeli olarak adlandırdığı, öğrencinin (ezilenin) zihninin sadece kendisinden istendiğinde geri verebileceği bilgilerle doldurulduğu ve nihai amacının yine bir ezme-ezilme ilişkisinin varlığının sürdürülmesine hizmet etmek olan eğitim sisteminin yerine Diyalog Temelli Problem Tanımlayıcı bir eğitim modeline geçilmesiyle mümkün olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sonuç olarak <em>Ezilenlerin Pedagojisi</em>, yalnızca bir eğitim modeli değil, aynı zamanda sosyo-politik bir umut manifestosudur. Ezilenler ve ezenler arasındaki ilişkiyi sona erdirmek, bireyin ve toplumun özgürlüğüne ulaşmasını sağlamak için bir rehberdir. Bu ütopya, imkânsız gibi görünse de, Freire’nin de dediği gibi, umut her zaman bir eylem hâlidir. Çünkü insan, umut ettiği sürece özgürleşebilir ve dünyayı değiştirebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>(Mehmet Zeki DEMİR’in yorumu) </em></strong><strong><em>⬆⬆⬆</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Freire için okuryazarlık sadece öğrencileri bağımlı çalışmaya ya da ‘’kariyerlere’’ hazırlamanın bir yolu değildi, özyönetimli bir hayat için hazırlıktı. Ve özyönetim sadece, insanlar eğitimin üç hedefini yerine getirdiği zaman gerçekleşebilirdi: Kendine dönük derin düşünme (self reflection/özdüşünümsellik) yani ünlü şiirsel “kendini bil” deyişini anlamak ki bu da içerisinde yaşadığı dünyayı ekonomik, siyasal ve aynı derecede önemli olarak psikolojik boyutlarıyla kavramaktadır. Özellikle “eleştirel” pedagoji, öğrenenin şimdiye kadar hayatına hükmetmiş ve özellikle de bilincini şekillendirmiş olan güçlerin bilincine varmasına yardımcı olur. Üçüncü hedef, erkin en azından eğilim olarak, kelimenin gerçek anlamından doğayı ve kendilerini dönüştürerek sosyal dünyayı yaratanlara aktardığı yeni bir hayat, yani bir düzenlemeler bütünü üretmek için gerekli koşulları belirlemeye yardım etmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Postmodernizmin bazı akımları Freire ‘nin pedagojisi’ndeki ayrıntılı sınıfı analizini reddedecek olsa da şimdi sınıfsız bir dünyada yaşıyormuşuz gibi davranmak muazzam bir hatta ve hatta belki akademik bir namussuzluktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ezilenlerin amacı yetkin insan olmaksa bu çelişkinin ögelerini tersyüz etmekle ya da sadece kutupları birbiriyle değiştirerek amaçlarına ulaşamayacaklardır.’’ Aynı şekilde ezen de kutupları değiştirip ezilme şiddetini doğrudan yaşamakla ezileni kurtarabileceği beklenmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sadist sevgi sapkın bir sevgidir; ölümü sevmektir, hayatı değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>(Canan SİNCAR’ın Yorumu ve Alıntıları) </em></strong><strong><em>⬆⬆⬆</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Despotizmi başlatan, zulmedilenler değildir, za­ limlerdir. Nefreti başlatan, horlananlar değil, horlayanlardır. İn­sanı olumsuzlayan, kendilerine insan olma hakkı tanınmayanlar değil, onlardan insanlığı esirgeyenlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>(Hicran DOYAN’ın alıntısı) </em></strong><strong><em>⬆⬆⬆</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Hiç kimse, hiç kimseyi kurtarmaz; hiç kimse de kendini tek başına kurtaramaz. İnsanlar, birbirleriyle dayanışma içinde, ortak bir mücadeleyle özgürleşir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>(Mahsum ARSLAN’ın alıntısı) </em></strong><strong><em>⬆⬆⬆</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Emeğin ticaretini yapmak ya da emeğini satmak köleliğin bir biçimidir.”<br><br>“Artık ‘kitleler’in bir parçası değilim, ‘halk’ım ve haklarımı talep edebilirim.”<br><br>“Şimdi insan olmaksızın dünyanın da olmayacağını anlıyorum.”<br><br>“Ezen azınlık çoğunluğa boyun eğdirdiğinden ve hükmettiğinden, iktidarda kalabilmek için onu bölmek ve bölünmüş hâlde tutmak zorundadır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>(Meryem AŞKAR’ın Alıntıları) </em></strong><strong><em>⬆⬆⬆</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/paulo-freirenin-ezilenlerin-pedagojisi-kitabinin-epifani-kitap-toplulugu-tarafindan-degerlendirilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Söz ve Resim</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/soz-ve-resim/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/soz-ve-resim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sabriye Gür]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2020 07:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzlenim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9098</guid>

					<description><![CDATA[Eğer benim gibi ilköğretim yıllarınızı 1980-90 lar döneminde tamamlamış ezberci öğretim müfredatına maruz kalmış bir bireyseniz nam-ı diğer Sosyal Bilgiler dersinin tarih kısmına giriş kısmına ait hafzlarınızda kalan bilgi muhtemelen aşağıdaki gibi olacaktır. Tarih öncesi dönem: Taş devri (Kaba Taş Yontma Taş devri, Cilalı taş devri), Maden devri (Bakır Devri,Tunç Devri, Demir Devri). Tarih Devirleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Eğer benim gibi ilköğretim yıllarınızı 1980-90 lar döneminde tamamlamış ezberci öğretim müfredatına maruz kalmış bir bireyseniz nam-ı diğer Sosyal Bilgiler dersinin tarih kısmına giriş kısmına ait hafzlarınızda kalan bilgi muhtemelen aşağıdaki gibi olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Tarih öncesi dönem: Taş devri (Kaba Taş Yontma Taş devri, Cilalı taş devri), Maden devri (Bakır Devri,Tunç Devri, Demir Devri). Tarih Devirleri (İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ, Yakın Çağ- ya da Uzay Çağı).</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Bu sıralamayı başlangıç ve bitiş tarihleri ile birlikte hatırlamanıza ya da ezberlemenize yarayacak, sınıfınızın bir duvarına (muhtemelen bir Türkiye coğrafi haritası yanına) asılı devasa tarih çağları tablosunu da gözlerinizin önünde şu an canlandırabiliyorsanız, üzgünüm bugünler de tüm siyasilerin, toplum mühendislerinin, neuromarketing uzmanlarının, gelecek bilimcilerinin ve bilumum diğer yeni nesil meslek gruplarının tavlamaya çalıştığı <em>Z kuşağı </em>bireylerinden değilsiniz. Size daha çok tarihin linear akışı, belli neden sonuç ilişkileri bağlamında anlatıldı yıllar boyu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonraki yıllarda,&nbsp; medeniyet, <em>medeniyetler savaşi</em>, uygar olmak, uygarlık düzeyi, “batılılaşma”, gelişmişlik seviyesi, globalleşme gibi kavramlarla tanıştınız belki yine eğitim öğretim hayatınızın belli noktalarında. Belki biraz ilgiliyseniz neden-sonuç ilişkilerine ve tarih biliminin, geçmişi bilmenin gelecekleri inşaa etmedeki ve bugünü anlamadaki rolüne daha da derinleştiniz ve <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Jared_Diamond">Jared Diamond</a>’dan <em>Tüfek, Mikrop ve Çelik,</em> Bernard Lewis’dan Ortadoğu, Edward Said’den <em>Ortadoğu</em>, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Samuel_Huntington">Samuel Huntington</a> ‘ın <em>Medeniyetler Çatışması</em> vb kitaplar okuduz. Belki de benim gibi bu yolculuğun asla bitmeyeceğini anladınız her yeni edindiğiniz bilgiyle, bazen yıldınız kafanızdaki sorulara cevap bulamamaktan, bazen de tam tersi heyecanlandınız “Aman tanrim ne çok şey var daha öğrenecek!”. Daha da derinleşmek istediniz. Kafa yordunuz beşer üstüne, toplum üstüne, toplum bilim üstüne.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama bazen öyle anlar vardır ki okuduğunuz onca bilgi, kafanızda kurduğunuz onca bağlantı gördüğünüz bir imajla, bir resimle alt üst olabiliyor ya da taşlar tamamen yerine oturabiliyor. Onca kitabın onca sözün, onca teoremin yapamadığını resim sanatı bir anlık bir bakışla yapabiliyor. (Sanatın gücü!).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Benim için bu etkiyi <em>James Gillray’ın 1802 de resmettiği yukardaki tablo yarattı. Bilmeyenler için hikayesi şöyle. 1800’lü yıllarda su çiçeği henüz aşısı bulunmamış, bulaş hızı çok yüksek olan, insanların karantina edilmesine sebep olmuş öldürücü etkisi yüksek bir salgın hastalık olarak girmiş insanların hayatına. (Hikaye bilmem tanıdık geldi mi?). Ve günün bilim insanları aşı bulmak için tüm güçleri ile uğraşmış. Günün birinde bir bilim insanı, bir ineğin üzerindeki benzer bir virüsten yola çıkarak bir aşı üretmiş. Ve işte o an halk ikiye bölünmüş; aşı fikrini benimseyenler ve aşı karşıtları. Aşı fikrini benimseyenler üzerinden çok ilginç hikayeler hatırda kalmasa da aşı karşıtlarının argumanları epey ışık tutucu günümüze. Kiliseyi almışlar yanlarına karşı çıkmak için aşıya; “Bu aşı insan kanını kirletiyor; insanları ineğe eş değer tutacaklar” diyerek örgütlemeye çalışmışlar insanları. Aşının kullanılmaması konusunda hemfikirlermiş. İşte James Gillray bu resim ile bu halet- i ruhiyeyi anlatmaya çalışmış. </em><em></em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu resmi gördüğümde tarihle ilgili, evrimle ilgili, toplumsal bilim, örgütlenme, kitle ve iktidarla ilgili, medeniyetleşme ile ilgili bugüne kadar okuduğum pek çok şey bir saniye içinde geçiverdi beynimden. RESMİN GÜCÜ! Onca sözün, onca kitabın ve onca teorinin bir görselde özeti oldu beynimde.  </em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Tarihin tekerrürden ibaret olduğu, ya da&nbsp; linear takvimin yelkovanının “uzay çağı”</em><em>, </em>akrep’inin de “Bilişim Çağını” gösterdiği vakitte yaşayıp çok benzer bir salgın senaryosu (COVİD 19)&nbsp; ile karşılaştığında ne kadar da benzer tepkiler verdiğini gördüm “modern” beşerin. Aşı bulunsun tez zamanda diye bekleyen bir gurup ve onlara karşı komplo teorilerini savunup aşının aslında insanları yeni çağa ayak uydurmasını kolaylaştıracak mikroçipler&nbsp; içerdiğini düşünen ya da aşının biyolojik bir silah olması kuvvetle muhtemeldir diyen diğer gurup. Hangi gurup haklıdır elbette “<em>zaman</em>”gösterecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimin hakli olduğunu bugün “dün” olduğunda geçmişi deşelemeye meraklı, geçmişin izinden gidip yarınını anlamaya çalısan; bugün ismi henüz konulmamış bir kuşağın bir bireyi, bugunun Z kuşağı gencine ait bir karikatür ya da bir resimden öğrenecek belki de. İşte o zaman yine tarih tekerrürden ibaret olacak. Söz hep var olacak ve resimle anlam bulacak; insanın kendi yolculuğunu anlama yolunda söz ve resim el ele verip ışık tutacak beşere.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/soz-ve-resim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göçer Kadınlar – Yazı ve Fotoğraflar</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/gocer-kadinlar-yazi-ve-fotograflar-selmet-guler/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/gocer-kadinlar-yazi-ve-fotograflar-selmet-guler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zamansız Editör Kolektifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Feb 2019 09:04:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzlenim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=5666</guid>

					<description><![CDATA[17 yıldır göçerlerin fotoğraflarını çekiyorum. Onlara misafir olduğum her seferinde yeni fotoğraflar çekiyorum, yeni şeyler öğreniyorum. Göçerlikle ilgili bana en ilginç gelen şey dağlarda kendilerine yetebiliyor olmaları ve doğa dilini ‘pusulu’ gibi kullanmaları…  Bu yazı, doğayla ‘pusulu’ konuşan ‘Göçer Kadınların’ günlük yaşamlarından bir kesittir, işte… *** Yaprakların solduğu, kuşların göçmeye başladığı, doğa ananın hepten kendini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>				<strong><em>17 yıldır göçerlerin fotoğraflarını çekiyorum. Onlara misafir olduğum her seferinde yeni fotoğraflar çekiyorum, yeni şeyler öğreniyorum. Göçerlikle ilgili bana en ilginç gelen şey dağlarda kendilerine yetebiliyor olmaları ve doğa dilini ‘pusulu’ gibi kullanmaları…  Bu yazı, doğayla ‘pusulu’ konuşan ‘Göçer Kadınların’ günlük yaşamlarından bir kesittir, işte… </em></strong></p>
<p>***</p>
<p>Yaprakların solduğu, kuşların göçmeye başladığı, doğa ananın hepten kendini kış uykusuna hazırlamaya başladığı yılın son mevsimi… Göçmen kuşlar gibi onlar da yollara düşmüşlerdir şimdi. Yalnız bu mevsimde tek bir korkuları vardır, yollara erken düşen kar…</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5972" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar1.jpg" alt="" width="1000" height="664" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar1.jpg 1000w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar1-300x199.jpg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar1-600x398.jpg 600w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kim bilir şu an çadırlarını hangi şehrin hangi kasabanın hangi köyün de kurmuşlardır. Belki de çadırlarını daha kurmamış, gecenin sessizliğinde bitmez, tükenmez dağ patikalarında yol yürüyorlardır. Gecenin müsait bir zamanında şehirlerden, kasabalardan, köylerden uzak, dağların kuytu bir yerinde sadece yıldızların ışıldadığı bir yere varıp konaklayacaklardır.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5975" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar2.jpg" alt="" width="900" height="598" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar2.jpg 900w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar2-300x199.jpg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar2-600x399.jpg 600w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p>Bu yer, mutlaka ya güneye bakan bir dağ yamacıdır, ya da poyrazın hüküm edemediği derin bir vadidir. Göçer kadınların gür sesi dağlarda yankı bulup gecenin sessizliği bozuluverdi mi, eşek ve katır yüklerinin urganlar çözülür, yere çadır kazıkları çakılır, tiftikten örülmüş “Konê Reş” dedikleri siyah kıl çadırların orta sütun direkleri yıldızlara doğru yükselir, yere çakılan kazıkların ipleri gerilir, kap kacak içeriye taşınır, döşek ve yorganlar çadırların içinde bir düzen içinde serilir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5977" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar3.jpg" alt="" width="900" height="598" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar3.jpg 900w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar3-300x199.jpg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar3-600x399.jpg 600w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p>Bütün bunlar yapılırken göçer anaların sırtında bir yük vardır hep. Bir parçalarıymış gibi bu yük hiç mi hiç sırttan inmez.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5979" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar4.jpg" alt="" width="900" height="598" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar4.jpg 900w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar4-300x199.jpg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar4-600x399.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p>Göçer bir anne, mışıl mışıl uyuyan çocuğunu Kürtçe de “tûr” dedikleri sırt torbadan çıkartır, çocuk uyanır ve ağlamaya başlar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5981" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar5.jpg" alt="" width="900" height="1355" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar5.jpg 900w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar5-300x452.jpg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar5-600x903.jpg 600w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar5-199x300.jpg 199w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar5-768x1156.jpg 768w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar5-680x1024.jpg 680w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Göçer anne, ay ışığında sütten sarkmış memelerini dışarıya çıkartarak ağlayan bebeğinin ağzına verir, ağlayan bebesini böylece susturur. Doymayacakmış gibi süt emen çocuk, ansızın gözlerini açar, annenin yüzüne bakar, doydum dercesine annesine şirince gülümser. Anne, binbir şirinlikle ona karşılık verir. Anne, onu sıkıca tutup sen benim her şeyimsin dercesine çocuğunu bağrına basar, pembe dudaklarıyla dünyanın en sıcak en uzun öpücüğü nar rengindeki yanaklarına kondurur. Göçer kadın, bir müddet ağzı süt kokan bebeğini beşik sallar gibi ayaklarının üstünde sallar, çabuk uyusun diye ninni tonunda türküler mırıldar. Ninni melodisini çağrıştıran bu türküler gençliğinden yarım kalmış ve içine hapis ettiği yitik bir sevdanın sesi olabildiği gibi, aşiret kavgalarında öldürülmüş oğul, kardeş veya koca acısının unutulmaz feryatlarının ifadeleri de olabilmektedir. Bu arada çocuk, gözlerini bir açar bir kapatır, uyudu uyuyacak. Annenin gözlerine uyku, vücuduna de uzun yol yorgunluğun ağırlığı düşse de anne çocuğunu uyutmak için sallamaya devam eder. Çocuğun ansızın ağırlaşan göz kapakları tülümsü çarşaf gibi mahmur gözleri kaplamaya başlar. Göçer anne, çocuğunu alır yere bırakır. Anne, uyuşan ayaklarını oyduktan sonra tekrar çocuğunu kucağına alır, renk ve motiflerini kır çiçeklerden alan koyunyününden yapılmış rengârenk keçenin üzerine besmeleyle yatırır. Anne küçük bir keçeyle bebesinin üstünü örtükten sonra güz gecelerinde üşümesin diye babasının eskimiş çobanlık keçesini de üzerine atar. Anne, keçenin dört tarafını sıkıca kapatır sonra günün son öpücüğü için kelebek hafifliğinde bir öpücük kondurur yanağa.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5982" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar6.jpg" alt="" width="900" height="601" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar6.jpg 900w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar6-300x200.jpg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar6-600x401.jpg 600w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar6-768x513.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p>Bu arada evin kızı, gelini veya kumasının serip hazırladığı yataklarda bütün aile fertleri çoktan uyumuşlardır. Anne, çocuğunun yanı başında, hazırlanmış olan yatakta kocası olmaksızın uzanır. Göçer kadının kocası koyunlarıyla beraber ya yol yürüyordur ya da dağ meltemi eşliğinde, ay ışıltısının bozluğunda koyunları otlatıyordur. Yorgunluk göçer kadının kocasını yatakta düşünmesine fırsat vermez. Yol yorgunluğu onu alıp götürür hemen. Böylece bir gece daha çobanlar hariç bütün aşiret, dağların kuytu sessizliğinde sabaha kadar uyuyacaktır.</p>
<p>Aşiretin kaç gün konaklayacağı çoğu kez belli olmasa da bu bazen bir hafta bazen de iki üç gece bazen de bir gündür.</p>
<p>Göçer kadınların yaşamı, tahmin edemeyeceğimiz kadar doğaya adapte olmuştur. Göçerler herhangi bir yerde konakladıkları süre içinde çevrelerine zarar vermezler. Hiçbir göçer kadın yaş ağaç kesmez, sadece ağaçların kurumuş dallarını toplar, kendilerinin örüp “ben” diye Kürtçe de adlandırılan yassı genişçe urganlarla yükü sırtlayıp getirirler. Bir kısmını ısınmak için yakarlarken bir kısmı ile de saç ekmeğini yaparlar.</p>
<p>Göçer kadınların üç öğün hazırladıkları sofradan iki şey eksik olmaz. Biri saç ekmeği, diğeri ‘Peynîrê Sîrik’ yani otlu peynirdir.  Otlu peynir, göçer kadınların misafirlerine sundukları en kıymetli ikramların başında gelir. Özellikle dağlarda ‘Buhari’ çadırlarının serinliğinde sıcak saç ekmeği ile közde kızartılmış ‘Peynîrê Sîrik’e doyum olmaz.</p>
<p>Bir gece ansızın daha kuşlar ötmeden, tan ağarmadan kalkar aşiret. Kazıklara bağlayıp gerdikleri iplerin düğümleri çözülür, kazıklar tek tek yerden çekilir, orta sütun direklerini kaldırdıkları gibi yere indirilir ve tekrar yola yani gidecekleri yere, yazı ya da kışı geçirecekleri yöne doğru yola koyulurlar.</p>
<p>Yine göç yine yol…</p>
<p>Bilinmezlikle ve sorunla dolu bilinmez yollar…</p>
<p>Akşam gelip gözler güneşi yitirdiğinde dünyanın başka bir yerini kendilerine yurt edinirler. Göçerlerin yeri yurdu yoktur. Akşam nereye konaklayacaklarsa o gün oralı oluverirler çünkü.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5983" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar7.jpg" alt="" width="900" height="602" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar7.jpg 900w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar7-300x201.jpg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar7-600x401.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p>Bir gün ‘Emşe’ adında göçer bir kadına “nerelisiniz?” diye sordum. “Hiçbir yerden değiliz” diye yanıt verdi. Şaşırdım. Bir insan nasıl hiçbir yerden değildi! Şaşkındım. Daha şaşkınlığım üzerimdeyken döndü şaşkınlığımı süzercesine yanlamasına bana baktı, yerleşiksizlik ve yurtsuzluk duygusuyla karışık bir eda ile ‘Biz her yerdeniz oğul’ deyip durdu. Daha çok şaşırmıştım, ne demek istediğini pek anlamamıştım. Bunu anlamak için ekmeklerini sıklıkla yiyerek uzun kış gecelerinde misafir kaldığım, dertleriyle kederlenip sevinçlerine ortak olduğum Şehmüs Dayı’nın iki hanımından biri olan Gulistan Ana’yı dinleyelim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5984" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar8.jpg" alt="" width="900" height="601" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar8.jpg 900w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar8-300x200.jpg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Gocer-Kadinlar8-600x401.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p>“Kendimize has bir köyümüz, bir meramız yok, yaşantımızın yarısına yakını yoldur, geri kalanı kışı Germyan’da, yazı Zozan’ da geçiririz. Her yıl farklı bir yol, farklı bir mera, farklı bir dağa sığınır bambaşka bir coğrafyayı mesken ederiz. Onun için biz göçerler hangi merada isek, hangi dağın havasını soluyorsak, hangi coğrafyanın pınarının suyunu içiyor isek, kısacası nefes aldığımız an nerede isek kendimizi o an oralı hissederiz.”		</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/gocer-kadinlar-yazi-ve-fotograflar-selmet-guler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
