<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Tanıtımı &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<atom:link href="https://zamansizdergi.com/zamansiz-o-an/kitap-tanitimi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<description>Herkes İçin Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Sep 2026 15:31:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/cropped-Untitled-design-32x32.jpg</url>
	<title>Kitap Tanıtımı &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocuklar Savaşta Ne Kaydeder Ne Kaybeder &#8211; Haydar Alper Eser’in yeni kitabı üzerine</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/cocuklar-savasta-ne-kaydeder-ne-kaybeder-haydar-alper-eserin-yeni-kitabi-uzerine/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/cocuklar-savasta-ne-kaydeder-ne-kaybeder-haydar-alper-eserin-yeni-kitabi-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zamansız Editör Kolektifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2026 15:31:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=12653</guid>

					<description><![CDATA[Haydar Alper Eser’in yeni kitabı, savaşın çocukluk, hafıza ve ruhsal dünyada bıraktığı izleri politik psikoloji perspektifinden ele alıyor. Yazarlarımızdan psikoterapist Haydar Alper Eser’in beşinci kitabı Çocuklar Savaşta Ne Kaydeder Ne Kaybeder, Kil Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kitap; savaşın pedagojik yönünden çatışma dönemlerinde çocukların ihtiyaçlarına, asimilasyondan kimlik oluşumuna, dil gelişiminden çok dilliliğin tehdit olarak algılanmasına, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"></p>


<p><strong>Haydar Alper Eser’in yeni kitabı, savaşın çocukluk, hafıza ve ruhsal dünyada bıraktığı izleri politik psikoloji perspektifinden ele alıyor.</strong></p>
<p>Yazarlarımızdan psikoterapist Haydar Alper Eser’in beşinci kitabı Çocuklar Savaşta Ne Kaydeder Ne Kaybeder, Kil Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kitap; savaşın pedagojik yönünden çatışma dönemlerinde çocukların ihtiyaçlarına, asimilasyondan kimlik oluşumuna, dil gelişiminden çok dilliliğin tehdit olarak algılanmasına, çocukların farklı yas biçimlerinden ölüm ve sonrasındaki evrelere tanıklığa kadar uzanan geniş bir çerçeve sunuyor. Savaş ve zenofobi ilişkisi de kitabın ele aldığı başlıklar arasında yer alıyor.</p>
<p>Eser, farklı disiplinlerden konuları bir araya getirirken savaşın çocukların hafızasında bıraktığı izlere ve değişen şehirlerin kişisel hafızamızdaki yerine de odaklanıyor. Çocukluk anılarının koruduğu şehirler, yıkımın ardından değişen sokaklar ve bütün bunların bireysel ve toplumsal hafızada bıraktığı izler, kitabın temel meseleleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Kitabın ortaya çıkışında yazarın kendi tanıklıkları da önemli bir yer tutuyor. Eser, yıllar önce okuduğu TMMOB Yıkılan Kentler Raporu’nun “Bir şehre dair çocukluk anıları olmayanlar; o şehre zulmederler.” cümlesini hafızasında taşıdığını belirtiyor. Çocukluk yıllarında anlamlandırılamayan deneyimlerin, yıllar sonra mesleki kimlikle yeniden ele alınması, kitabın kişisel ve mesleki zeminini oluşturuyor.</p>
<p>Çocuklar Savaşta Ne Kaydeder Ne Kaybeder, yalnızca savaşın çocuklar üzerindeki etkilerini anlatmakla kalmıyor; hafızanın, yasın, tanıklığın ve ruh sağlığının savaş sonrasında nasıl şekillendiğine de bakıyor. Yazarın ifadesiyle kitap, uzun süre üzerine konuşmaya ve üretmeye cesaret edilemeyen “sessiz yaslar” için başka türlü bir anlatım imkânı arıyor.</p>
<p>Şehirlerin yıkımının üzerinden yıllar geçse de hafızada kalan kurşun izleri, travmalar ve uğultular varlığını sürdürüyor. Eser, bu izlerin peşinden giderek yitip gidenlerin hikâyesini politik psikoloji perspektifinden yeniden düşünmeye çağırıyor. Küçük tabutların hatırasına bir saygı olmasını dileyerek kaleme aldığı bu çalışma, savaşın çocuklukta ve hafızada bıraktığı izleri görünür kılma çabasına dönüşüyor.</p>
<p>Haydar Alper Eser’in Çocuklar Savaşta Ne Kaydeder Ne Kaybeder adlı kitabı, savaşın yalnızca şehirleri değil, o şehirlerde büyüyen çocukların hafızalarını da nasıl dönüştürdüğünü anlamak için okura güçlü bir düşünme alanı açıyor.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/cocuklar-savasta-ne-kaydeder-ne-kaybeder-haydar-alper-eserin-yeni-kitabi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeşilin Politikası, Solun Hafızası: Türksen Başer Kafaoğlu&#8217;nun Bir Yerden Başlamak: Sol ve Yeşil Dokunuşlar</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/yesilin-politikasi-solun-hafizasi-turksen-baser-kafaoglunun-bir-yerden-baslamak-sol-ve-yesil-dokunuslar/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/yesilin-politikasi-solun-hafizasi-turksen-baser-kafaoglunun-bir-yerden-baslamak-sol-ve-yesil-dokunuslar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Roza Tulga]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2026 18:18:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=12495</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de çevre hareketlerinin tarihi, yalnızca doğanın korunmasına yönelik girişimlerin tarihi değildir; aynı zamanda kamusal alanın savunulması, demokratik katılımın geliştirilmesi ve yurttaşlık bilincinin güçlendirilmesi mücadelesidir. Özellikle 1980 sonrasında neoliberal kentleşme politikalarının hız kazanması, doğal ve kültürel varlıkların piyasa mekanizmalarına açılması ve çevresel karar alma süreçlerinin merkezileşmesi, çevre hareketlerini yeni bir siyasal özne haline getirmiştir. Bu süreçte [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>


<p>Türkiye’de çevre hareketlerinin tarihi, yalnızca doğanın korunmasına yönelik girişimlerin tarihi değildir; aynı zamanda kamusal alanın savunulması, demokratik katılımın geliştirilmesi ve yurttaşlık bilincinin güçlendirilmesi mücadelesidir. Özellikle 1980 sonrasında neoliberal kentleşme politikalarının hız kazanması, doğal ve kültürel varlıkların piyasa mekanizmalarına açılması ve çevresel karar alma süreçlerinin merkezileşmesi, çevre hareketlerini yeni bir siyasal özne haline getirmiştir. Bu süreçte çevre mücadelesi, yalnızca ekolojik kaygılarla sınırlı kalmamış; kent hakkı, kültürel mirasın korunması, demokratik katılım ve toplumsal adalet talepleriyle iç içe geçmiştir.Türksen Başer Kafaoğlu’nun Bir Yerden Başlamak: Sol ve Yeşil Dokunuşlar adlı eseri, tam da bu tarihsel bağlam içerisinde okunması gereken önemli bir tanıklıktır. Eser, çevre hareketlerinin gelişimini yalnızca kronolojik bir anlatı şeklinde sunmaz; aynı zamanda Türkiye’de ekolojik duyarlılığın siyasal ve toplumsal dönüşüm süreçleriyle nasıl kesiştiğini ortaya koyar. Bu yönüyle kitap, çevre aktivizminin tarihine ilişkin bir bellek çalışması olmanın ötesinde, politik ekoloji perspektifinden okunabilecek bir düşünce pratiği niteliği taşımaktadır.Kafaoğlu’nun eserini politik ekoloji, kolektif hafıza, kamusal alan ve demokratik yurttaşlık kuramları çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel savı, yazarın çevre mücadelesini doğa korumacılığı sınırlarının ötesine taşıyarak onu demokrasi, özgürlük ve toplumsal adalet mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak yeniden tanımladığıdır.Türkiye’de çevre hareketlerinin gelişimi, sivil toplumun dönüşümü ve ekolojik duyarlılığın siyasal boyutları üzerine önemli bir tanıklık olarak değerlendirilebilir. Ancak eser yalnızca bir anılar toplamı değildir; aynı zamanda Türkiye’nin yakın dönem toplumsal mücadele tarihine alternatif bir okuma öneren politik bir hafıza alanıdır. Yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren çevre sorunları yalnızca bilimsel ya da teknik meseleler olarak değerlendirilmemeye başlanmıştır. İklim krizi, kentleşme politikaları, doğal kaynakların özelleştirilmesi ve ekolojik yıkım, çevreyi doğrudan siyasal bir meseleye dönüştürmüştür. Bu dönüşüm, çevre hareketlerini yalnızca doğayı koruma ekseninden çıkararak demokrasi, yurttaşlık ve hak mücadeleleriyle ilişkilendirmiştir.Türksen Başer Kafaoğlu tam da bu tarihsel dönüşümün içerisinden konuşur. Kitap, Türkiye’de çevre mücadelesinin kurumsallaşma sürecine tanıklık eden bir aktivistin deneyimlerini aktarırken aynı zamanda çevrecilik ile sol düşünce arasındaki ilişkinin teorik ve pratik boyutlarını görünür kılar.Bu nedenle eser, yalnızca biyografik bir anlatı olarak değil, Türkiye’deki çevre hareketlerinin sosyolojisini anlamaya yönelik bir kaynak olarak okunmalıdır.Kitabın başlığında yer alan “sol” ve “yeşil” kavramları tesadüfi değildir. Avrupa’da özellikle 1970’lerden itibaren gelişen yeşil siyaset, çevre sorunlarının sınıf ilişkilerinden bağımsız düşünülemeyeceğini ortaya koymuştur.Kafaoğlu’nun yaklaşımı da benzer bir çizgi izler. Çevresel tahribat yalnızca yanlış planlamanın sonucu değildir.Bu noktada Murray Bookchin’in Toplumsal Ekoloji kuramı önemli bir açıklama zemini sunar. Bookchin’e göre doğa üzerindeki tahakküm, insanın insan üzerindeki tahakkümünden bağımsız değildir. Kafaoğlu’nun “Bir Yerden Başlamak Sol ve Yeşil Dokunuşlar” kitabı çevre mücadelesi, aynı zamanda hiyerarşilere, eşitsizliklere ve dışlayıcı kent politikalarına karşı bir mücadele olarak ortaya çıkar.Dolayısıyla eser, çevrecilik ile sosyal adalet arasında güçlü bir teorik bağ kurmaktadır.Kitabın satır aralarında en belirgin eleştiri, neoliberal kentleşme politikalarına yöneliktir.Kafaoğlu’nun anlattığı çevre mücadeleleri, tam da bu mekânsal dönüşüme karşı gelişen direniş pratikleri olarak okunabilir.Parklar, kıyılar, tarihi yapılar ve doğal alanlar yalnızca korunması gereken nesneler değildir; bunlar kamusal yaşamın ve kolektif hafızanın taşıyıcılarıdır. Bu alanların sermayeye açılması, yalnızca doğanın değil, kamusal yaşamın da tahrip edilmesi anlamına gelir.David Harvey’in “mülksüzleştirme yoluyla birikim” kavramı düşünüldüğünde, kitapta anlatılan çevresel çatışmaların aslında ekonomik ve siyasal bir mücadele alanı olduğu görülmektedir.Kafaoğlu’nun eserinin merkezinde yer alan temel kavramlardan biri yurttaşlıktır.Yazar, çevreyi devlet kurumlarının ya da uzmanların sorumluluğuna bırakmaz. Aksine, çevre sorunlarının çözümünün aktif yurttaş katılımıyla mümkün olacağını savunur.Bu yaklaşım Hannah Arendt’in kamusal alan teorisiyle örtüşmektedir. Arendt’e göre siyaset, insanların ortak meseleler etrafında bir araya gelerek eylemde bulunmalarıyla ortaya çıkar.Kitap boyunca çevre aktivistleri, gönüllüler ve yerel inisiyatifler yalnızca birer katılımcı değil; demokratik kamusal alanın kurucu özneleri olarak sunulur.Bu nedenle Bir Yerden Başlamak, çevre mücadelesi kadar yurttaşlık etiği üzerine de yazılmış bir kitaptır.Eserin en güçlü yönlerinden biri, çevre mücadelelerini tarihsel bir hafıza alanına dönüştürmesidir.Pierre Nora’nın belirttiği gibi modern toplumlarda hafıza giderek kurumsal tarih tarafından bastırılır. Bu nedenle alternatif hafıza alanları büyük önem taşır.Kafaoğlu’nu eseri tam da böyle bir işleve sahiptir. Kitap, resmî tarihin çoğu zaman görünmez kıldığı çevre hareketlerini kayıt altına alır.Bu noktada Michel Foucault’nun “karşı-hafıza” kavramı önem kazanmaktadır. Karşı-hafıza, egemen anlatıların dışında kalan deneyimlerin görünür hale getirilmesini ifade eder.Kafaoğlu’nun anlatısı, sadece Türkiye’nin yakın tarihini siyasal liderler veya devlet politikaları üzerinden değil; yurttaşların yerel mücadeleleri üzerinden okumayı önerir.Bu yönüyle eser, alternatif bir tarih yazımı girişimidir.”Bir Yerden Başlamak”: Umut Etiği ve Politik EylemKitabın başlığı yalnızca bir öneri değil; aynı zamanda bir felsefi tutumdur. Günümüz dünyasında ekolojik krizlerin büyüklüğü çoğu zaman bireylerde çaresizlik hissi yaratmaktadır. Kafaoğlu ise bu çaresizliğe karşı eylemi ve dayanışmayı öne çıkarır.Burada Ernst Bloch’un “umut ilkesi” ve Antonio Gramsci’nin “iradenin iyimserliği” kavramlarıyla güçlü bir paralellik kurulabilir.Yazarın temel savı şudur: Toplumsal dönüşüm büyük kırılmalarla değil, küçük ama sürekli müdahalelerle gerçekleşir.Bu nedenle kitap, nostaljik bir geçmiş anlatısından çok geleceğe yönelik etik ve politik bir çağrı niteliği taşımaktadır.Türkiye’de çevre hareketlerinin tarihini, yurttaşlık bilincini ve demokratik katılım kültürünü anlamak açısından önemli bir başvuru kaynağıdır. Türksen Başer Kafaoğlu, çevre sorunlarını teknik bir mesele olmaktan çıkararak onları demokrasi, toplumsal adalet ve kamusal alan mücadelelerinin merkezine yerleştirmektedir.Eserin en önemli katkısı, çevre hareketlerini yalnızca doğa koruma pratiği olarak değil; aynı zamanda toplumsal dönüşümün ve demokratikleşmenin bir aracı olarak kavramsallaştırmasıdır. Bu bağlamda kitap, Türkiye’de politik ekoloji literatürü açısından değerlendirilmesi gereken önemli tanıklık eserlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Kafaoğlu’nun çevre mücadelesinin aynı zamanda bir hafıza, demokrasi ve özgürlük mücadelesi olduğunu hatırlatmaktadır. Bu nedenle Bir Yerden Başlamak, yalnızca geçmişi anlatan bir eser değil; geleceğe yönelik etik ve politik bir manifesto olarak da okunabilir.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/yesilin-politikasi-solun-hafizasi-turksen-baser-kafaoglunun-bir-yerden-baslamak-sol-ve-yesil-dokunuslar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GİYİNMENİN MİLLİ VE KÜLTÜREL KODLARI İLE KÜRT KADIN KOSTÜMLERİ</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/11841-2/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/11841-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Mahabad]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 21:49:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11841</guid>

					<description><![CDATA[Giyim-kuşam kültür kavramının en önemli bileşenini oluşturur. İnsan yaşadığı coğrafya ve koşullara göre çeşitlilik gösteren kıyafet kültürü, günümüzde gelenek göreneklerin en önemli maddi öğesi olarak kabul görüyor. Giyim-kuşam toplumların en çok ihtiyaç duyduğu boyutuyla ele alınırken, aile ve topluluk olma anlayışının gelişim göstermesiyle (Paleolitik dönem) başlayan giyinme zamanla nesiller boyu değişim göstererek geleceğe aktarılmıştır. Ancak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">Giyim-kuşam kültür kavramının en önemli bileşenini oluşturur. İnsan yaşadığı coğrafya ve koşullara göre çeşitlilik gösteren kıyafet kültürü, günümüzde gelenek göreneklerin en önemli maddi öğesi olarak kabul görüyor. Giyim-kuşam toplumların en çok ihtiyaç duyduğu boyutuyla ele alınırken, aile ve topluluk olma anlayışının gelişim göstermesiyle (Paleolitik dönem) başlayan giyinme zamanla nesiller boyu değişim göstererek geleceğe aktarılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak insanın varoluşunu dayanaklandırma/koruma çabası için gerçekleştirdiği arayışın, giyimin insan için bir nevi ilk sığınağı olmasına ön ayak olmuştur. İncir yapraklarından bugünün sınırsız giysi üretim ve tüketim mekanizmalarını anlatmak ve yazmak farklı bir konu fakat bedenini örtme ile başlayarak bugüne ulaşan giyinme olgusu unutulan bazı kıyafet türlerinin artık arşivlenme ihtiyacı gösterdiğini söyleyebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu doğrultuda kültürü var eden en önemli unsur halini almıştır. Sosyo-kültürel temelinde tesadüfî olmayacak birçok nedenle şekillenmiştir. Korunma, dini etkenler, cinsiyet, yaş, toplumsal sınıflar, meslek grupları, askeri koşullar, cenaze-yas, anlık-günlük ihtiyaçlar, estetik kaygılar ve moda bunlardan birkaçıdır. Hatta İnsan çevresi, coğrafyası, hiyerarşik oluşumu, ekonomik ve toplumsal yapısının yanı sıra cinsellik gibi faktörler de giyimin boyutlarına önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Ayrıca kıyafet kültürü insanın yaşamına simgesel bir boyut kazandırırken ulusların aidiyetini anlamlandırır. Aynı coğrafyada yaşamalarına rağmen birini diğerlerinden ayıran, kendilerine özgü giysileri ve giyinme biçimleri kimlik kavramının giyim-kuşam ile ilişkili olduğunu kanıtlıyor. Hangi ideolojiye, dine, sınıfa ait olduğunun farklı dilidir giyinme.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla beraber giyiniş biçimlerinden yola çıkarak toplumların karakterini dahi analiz eden araştırmalar mevcut. Böylece giyim-kuşam, geçmişi simgeleyen bir araçtır aynı zamanda. Konuyla ilgili tam anlamıyla geniş bir çalışma alanı mevcut değildir. Elbette belli ülkelerde çok özel bir alana sahip olan giyim/kuşam özellikleri dünyanın birçok bölgesinde üzerinde durulmayan bir konu konumunda. Özellikle ilk uygarlıkların gelişme gösterdiği coğrafyalar incelendiğinde iğne olarak kullanılan ince kemiklerin insan bedenini örtmede devrim niteliğinde olduğu söylenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak kıyafet tarihinin dinamik yapısı değişiklik gereksinimini sürekli ayakta tutmuştur. Toplumun her kademesinde yer edinen geçici yenilik moda anlamında kullanılıyor. Belirli dönemlerde kendini bireylere kabul ettiren ve ilgi gören giyim biçimi olan moda, geleneksel giyim tarzının etkisini kaybetmesine neden olabilmekte. Halkların yaşam biçimlerini bütün incelikleriyle bünyesinde barındıran giyim-kuşam çoğu üniter ülkede bilinçli olarak sömürülmekte veya çeşitli şekillerde yok sayılmaktadır. En basit haliyle günümüz Türkiye’sinde doğu ve güneydoğu bölgelerinde şalvar, puşi gibi giyim kültür unsurlarının belli ideolojilerin ifade biçimi sayılması gibi. Bu noktada stilist, ressam, desinatör Nevin Reşan Güngür’ün Nûbihar yayımlarından yakın zamanda okuyucuya sunulan <em>“Geleneksel Kürt Kadın Kıyafetleri”</em> kitabı ile Kürt toplumunun giyim kuşam özelliklerinin yok oluşuna karşı cevap niteliği taşıyan incelenmeye değer bir kitap.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitabın girişinde, teşekkür bölümünde kitabı yazmasının amaçlarına değinilirken <em>“Sanatçı olmak, aydın olmak size farklı bir misyon yükler; ulusuna, toplumuna karşı kendinizi yükümlü hissedersiniz. Kalemin, fırçan, renkler, desen, çizgi ve motifler, tasarladığın yapı taşlarına dönüşür. Sanat bu yanıyla da “insanlık hallerinin” resmedilmesidir.”</em> ifade ediyor. Kendi halkının kültürel hallerini, giyim-kuşam üzerinden ele alan Güngör çalışmasına ulusal pencereden yaklaşmaktadır. Ayrıca <em>“kadınlığa karşı duyduğum sorumluluk, ulusal kimliğim ve sanatçı kişiliğim bu çalışmanın ana aksını oluşturdu.” </em>Diyerek çalışmanın kendisine yüklediği sorumluluğu dile getiriyor. Kitabın hazırlanmasının temel amacına değinirken <em>“Şu ana değin Kürt kadın giysileri hakkında yapılmış akademik veya profesyonel bir çalışma yok. Zaman zaman iyi niyetli kişi ve grupların belli çalışmalarıyla bu konuyu gündeme getirdiğine tanıklık etmekteyiz. Ne var ki bu çabalar yetersiz olduğu gibi derinlikten de uzaktırlar.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya hızlı bir değişim içindeyken ücra köşelerde kalmış, toplumun en önemli dinamiklerini oluşturan değerlerin unutulmaması için bu tarz çalışmalarla kayıt altına alınmasını emeğini önemli kılıyor. Göngör, Kürt kadın kostümleriyle ilgili yapılmış amatör çalışmaların dışında, ciddi bir bilimsel çalışmanın olmadığının altını çizerken, bu çalışmanın ilk olmanın bütün sıkıntılarını taşıdığını da belirtiyor<em>. “Mevcut veriler, ya çok az ya da elimizde değil. Onlara ulaşmak şu an mümkün görünmüyor. Geriye kala kala gravür çizimler ya da kütüphanelerde, tarihi kitaplarda resimlenmiş görseller kalıyor. Ya da batılı araştırmacıların Kürtlerle ilgili yaptıkları çalışmalar diğer önemli bir kaynağı oluşturmaktadır.” </em>Olarak değerlendiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Demokratik/özgürlükçü anlayıştan uzak, farklılıkları tehlike olarak kabul gören, gelişimini tamamlayamayan ülkelerde birçok değer zamanla yok ediliyor. Kürt toplumunun yaşadığı koşullar göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’de sömürge zihniyetiyle halkların binyıllar boyunca meydana getirdiği değerler ya yok sayılıyor ya da yozlaştırılıyor diyen yazar <em>“Bu durum hala devam ediyor. Alanıma denk düştüğü için uzun yıllar Kürt kadın kostümlerinin izini sürdüm. Karşılaştığım manzara yürekler acısıydı. O güzelim Kürt kadın kostümleri büyük bir hızla dejenere ediliyordu.”</em> Şeklinde anlatıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çeşitli başlıklardan oluşan kitap ilk olarak <em>“Giyinmenin Gerekliliği ve Evrimi”</em> başlığıyla koşullara göre değişen giyim özelliklerine değiniyor. Üçüncü başlığında <em>“Giyinmenin Milli ve Kültürel Kodları”</em> nı ise detaylıca okuyucuya sunuyor. Halkların karakteri üzerinde çok büyük etkiye sahip olan giyim-kuşamın renk, model, biçim ve deseni özellikleri ulusların farklılıklarının dışsal yansımasıdır. Böylece tarihin gözeneklerinde saklı kalmış libasları/giysileri bir toplumun aidiyetine uygun şekilde özelliklerini koruyarak okuyucuya ulaştırıyor. Ulusal sınırlar, gelişen teknolojik çağa uyum sağlayamadığından giyim-kuşam ideolojik sınırların ötesine geçerken böylece küresel bir boyut kazanıyor kültürel öğelerin bazı özellikleri. Sadece günümüzle sınırlı olmayan bir olgu bu durum. İpek Yolu’nun doğu ile batı kültürleri arasında kurduğu bağın etkileri uzun süre hissedildiği gerçeği, uygarlıkların kıyafet kültürü ile ne derece şekillendiğini gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı durum Mezopotamya’da da geçerli, tarih boyunca birçok uygarlığın geliştiği coğrafyada kültürel geçişler çok güçlü kalmıştır. Ancak Kürt toplumunda mevcut giyim-kuşam birçok özelliğiyle özgünlüğünü koruyabilmiştir. Bu özgünlüğün korunmasında Kürt toplumunun mevcut coğrafyasının sınırları dışına yakın zamana kadar ciddi boyutlarda göç etmemesi, bir arada yaşam olduğu kadar, geleneksel aile bağlarının, gelenek ve göreneklerin sürdürülmesi ve korunması etkili olmuştur denilebilir. Bu nokta giyim- kuşam tarihinin önemli noktalarından bazılarının uygarlık tarihine olan katkısından dolayı kalıcılığını etkin bir şekilde günümüze taşımıştır. Özellikle Mezopotamya uygarlıklarının katkıları yadsınamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güngör, <em>“kültürün var olabilmesi ve yaşayabilmesi ve hatta kendini sürdürebilmesi için şahsi hassasiyetlere ihtiyaç duyduğu kadar, bu konularda araştırma yapacak akademik kurumlara, araştırmacılara da gereksinim duyar. Bunların yazılı hale gelmesi, arşivlenip korunması bilimsel disiplini zorunlu kılar.”</em> Bu noktada gelenek ve göreneklerin süreklilik arz edecek şekilde var olabilmesini ciddi bir sorumluluk ve akademik çalışmaların yoğunluğuna bağlıyor. Modern dünyanın çeşitlenen ihtiyaçlarının yanı sıra geçmişi ayakta tutan öğelerin elle tutulur şekilde yaşamımıza dâhil edilmesi gerekiyor. Her anlamda geri kalmış toplumlarda arşivleme koşulları da çok yetersiz. Kaldı ki Türkiye var olanı korumak yerine yok etme çabası içerisinde. Kürt kadın kıyafetleri üzerine yoğunlaşan bu çalışmasıyla Kürt kıyafetlerini çeşitli kategorilerde ele alıyor. Kürt giysilerini üç ayrı özellikle ön plana çıktığını belirtirken: İç mekân giysileri, Dış mekân giysileri, Elbise altına giyilen iç giysiler. Özellikle beyaz tonların iç giyimde baskın olduğunu ifade ederken dini etkilerin de iç giyim üzerinde baskın olduğunu vurguluyor böylece: Zerdüşt’te, İslam’da ve Yezidi inançlarında halen yaygın olarak kullanılmakta</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürt coğrafyasında yaşayan Kürtler- farklı coğrafyada yaşayan Kürtlerin giyimleri hakim kültürün etkisi altında dejenere olmakta/oluyor- ve komşu halklar, yüzyıllar boyunca emekleriyle yarattıkları değerleri, giyim ve kuşama da taşımışlardır. Özellikle doğadan faydalanarak elde ettikleri doğal boyaları, hayvan kıllardan, tüylü hayvan postlarından, ipek böceklerinden ipekler, yünler, iplikler elde etmiş ve bunları işleyerek giysi haline getirmişlerdir. Bu noktadan yola çıkarak Kürdistan tarihine ve sosyolojisine yüzeysel bir bakış bile bir dizi zenginliği bünyesinde taşıdığına dair işaretler sunduğunu belirtiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özellikle kadın giyiminde renklerin ve tonların baskın olduğu (nu) gözleniyor. Bu durum coğrafyanın renkliliği, lehçe farklılıkları, farklı inanç gruplarının bir arada yaşaması ile alakalıdır. Söz konusu bu zenginlik, kendisini olduğu gibi hayatın diğer alanlarına da taşımıştır. Dil ve dindeki bu zenginlik giyimde, barınmada, mimari ve beslenmede bir zenginlik olarak kendisini dışa vurmuştur. Derin bir tarihi zenginliğe sahip olan mevcut çalışma alanı üzerinde çalışma yürütmek zor. Güngör çalışmasını derleme sürecinde birçok kurum ve kuruluşa başvurmuştur ve çalışma sürecini: <em>“Kürt kadın kostümlerini araştırmak burayı çalışma alanı seçmek oldukça zor, meşakkatli ve maliyet gerektiren bir çaba. Ben bu çalışmayı koşullarım el verdiği ölçülerde kütüphanelerden, üniversitelerden ve arkeolojik kazılarda bulunan çanak-çömlek, rölyef, heykeller ve tarihi mekânlardaki duvar çizimler, mozaikler, gravür çizimlerinden elde edebildiğim örneklerle temellendirdim.” </em>Şeklinde açıklıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güngör çalışmasında kullandığı giyim desenlerinin çoğunluğu kendi çizimlerinden oluşmaktadır. Araştırma bu yönüyle ayrıca mühim. Ayrıca giyim-kuşamın önemli parçalarından olan kadın başlıklarına da detaylıca yer veriyor. <em>“Birçok ulus için baş bağlama biçimleri adeta simge gibidir. Kürt toplumunda baş bağlama biçimlerinden genç kızı, evli ya da dul kadını seçebiliriz. Baş bağlama biçimi süs aracı olmanın ötesinde, toplumsal içeriğe sahip mesaj verici bir öğedir.” </em>Bununla beraber estetik görünmenin tarihi boyunca insan bedeni üzerindeki etkilerini görebilmekteyiz. Dolayısıyla çalışmanın sonlarına doğru çeşitli yöresel takıların görsellerine yer veriliyor. Özellikle Ergani ve Bismil yörelerinden mevcut arkeolojik kazılardan elde edilen bulgulara resmedilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çizimlerinin çoğunlukla batılı seyyahların gravür çizimleri üzerlerinde çalışılarak renklendirildiğini belirtiyor. Basmakalıp renklendirme ve çizimler olmayıp her desen üzerinde incelikli çalışılıp tartışılıp çizildiğini vurguluyor. Görsellerin ya da desenlerin yer aldığı kaynak her resmin yanına işlendiğini ve böylece çalışmada kullanılan kaynaklara okuyucunun ulaşmasına olanak sağlamış oluyor. Ayrıca bulunduğu kütüphaneler ve kaynakçanın nasıl temin edildiği not olarak yanlarına iliştirilmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her resmin kaynağını bölge ve çizilme tarihini açıklama gereği hissederken ulaşamadığı, göremediği çok sayıda giysi olduğu belirtiyor. <em>“Bu çalışmanın Kürt kadın giysilerinin bütününü içerdiği söylenemez.” </em>Derken kitapta mevcut örneklerin bile müthiş bir zenginlik olduğunu açıklıyor. Ayrıca katalogda yer alan her resmin dikilebilir ve giyilebilir nitelikte olması geleneksel kıyafetlerin yaşatılması ya da varlığını sürdürebilmesi adına çok önemli. Son olarak <em>“Dünyaya Kürtler hakkında bir fikir verebilir. Derdimiz bu giysileri yeniden hayata katmak, yaşamalarını ve sürekliliğini sağlamak. Dünya moda tarihinde hak ettiği yeri alması için yapılmış mütevazı bir katkıdır.”</em> Diyor, Nevin Reşan Güngör.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görseldeki çalışmalar: DESİNATÖR- RESSAM: NEVİN REŞAN GÜNGÖR</p>



<p class="wp-block-paragraph">CİLÛBERGÊN GELÊRÎ YÊN JİNÊN KURD</p>



<p class="wp-block-paragraph">GELENEKSEL KÜRT KADIN KIYAFETLERİ</p>



<p class="wp-block-paragraph">TRADİTİONAL KURDİSH WOMEN WEARİNGS</p>



<p class="wp-block-paragraph">BİRİNCİ BASKI: 2021</p>



<p class="wp-block-paragraph">NÛBİHAR YAYINLARI</p>



<p class="wp-block-paragraph">SAYFA: 200</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/11841-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebiyatta Röportajın Yeri Ve Metin Aydın’ın “Bu Bir Söyleşi Kitabıdır” Çalışması</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/edebiyatta-roportajin-yeri-ve-metin-aydinin-bu-bir-soylesi-kitabidir-calismasi/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/edebiyatta-roportajin-yeri-ve-metin-aydinin-bu-bir-soylesi-kitabidir-calismasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gani Türk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Nov 2023 17:22:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11258</guid>

					<description><![CDATA[Yazmak, çizmek, yontmak zamanla bir bedene dönüşecek bir çeşit zihin yolculuğudur. Bir bedene dönüşen eser bu yolculuğun meyvesidir. Sanatçının, eserin ve zamanda yolculuğun serüvenlerini, tutanaklarını da kâtipler kayda geçirir. Bu kayıtlarda başı çeken sanatçılarla yapılan söyleşilerdir. Söyleşiler ya birebir okurla olur ya da okurun adına kâtipler yapar. Metin Aydın, yazarlığı ve şairliği yanında söyleşi kâtipliği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yazmak, çizmek, yontmak zamanla bir bedene dönüşecek bir çeşit zihin yolculuğudur. Bir bedene dönüşen eser bu yolculuğun meyvesidir. Sanatçının, eserin ve zamanda yolculuğun serüvenlerini, tutanaklarını da kâtipler kayda geçirir. Bu kayıtlarda başı çeken sanatçılarla yapılan söyleşilerdir. Söyleşiler ya birebir okurla olur ya da okurun adına kâtipler yapar. Metin Aydın, yazarlığı ve şairliği yanında söyleşi kâtipliği alanında onlarca yıllık emeği sayesinde çok önemli bir çalışmayı belgelendirmeyi başardı ve tam elli beş yazarın röportajından oluşan “Bu Bir Söyleşi Kitabıdır.” çalışması Red Yayınlarından çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazar, yazma serüveninde veya yolculuğunda kitap çıkarabilme olgunluğuna ve imkânına eriştikten sonra yaptığı söyleşilerle hem kendini tartma imkânını bulur hem de okura kendini tarttırma şansı verir. Bu arada söyleşi yapmak için illa eser sahibi olmak gerekmiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Röportaj, yazarı ve eseri daha iyi anlamamız ve daha yakından tanıyabilmemiz için çok önemli bir araç ve aracıdır. Yazarla yapılan söyleşi eserden daha çıplaktır ve yazar dürüst olmak zorunda, yoksa verdiği cevaplar metne nazaran daha çok sırıtır, bu durumda yazarın kıvıracağı, sığınabileceği başka bir yer ve yorum yoktur. Yazar, eserinden, “Başkalarını yazdım, başka hikâyeleri yazdım, kurmaca yazdım vs.” gibi gerekçelerle kaçabilir fakat –yalan konuşmamak, samimi olmak- koşulu ile söyleşiden kaçamaz,&nbsp; çünkü sağlıklı ve karşılıklı yapılan bir söyleşiden yazar vereceği cevaplardan soru ve sorgulamalar türetir, yani aslında söyleşi esnasında da edebiyat üretir ve muhatap bizzat kendisidir. Bu durumda yazar söyleşiden kaçarsa soru soran karşısında zayıf kalabilir ki böylesi bir durum hiç te yazarın hayrına olmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avcı okurlar yazarın eserle olan ilişkisini veya bağını yazarın vereceği cevaplardan hemen anlarlar. O yüzden yazarın gerçekte eseriyle ne kadar içli dışlı olduğu, ne kadar hâkim olduğu veya gerçekten eserin yaratıcısı olup olmadığı söyleşi ile apaçık ortaya çıkar. Söyleşi, yazarın veya sanatçının hem gerçek yüzünü hem de asıl potansiyelini ortaya çıkarabilecek en önemli ve en tehlikeli veridir. Söyleşiyi yapan yaptığı işe hâkimse yetkin olmayan yazarı darmadağın edebilecek bir tehlikedir. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söyleşi edebiyatının yazara başka bir katkısı da var; yazarın kendisini ölçebilmesini sağlar, kendine içerden bakmasına sebep olabilir. Yazarın ilk yazarlık dönemi ile vardığı son aşamasını karşılaştırabilme ve kat ettiği mesafeyi, edindiği tecrübeyi görmesini sağlar, yani yazarın verdiği röportajlar bir nevi yazar için yol gösterici eğitmenlerdir, çünkü yazar tanıtım soruları dışında ilgili konularla alakalı gelebilecek sorulara hazırlıklı değildir, o anki birikimi ne ise vereceği cevaplar, yapacağı yorumlar da o kadar olur. Söyleşi, aynı zamanda okur için de yazarı takip edip etmemesini sağlayacak potansiyel bir tecrübedir, çünkü yazarın yaptığı yorumlar gelecekte ne tür eserler yazabileceği veya yaratabileceği konusunda bize fikir verir. Hatta yazarın edebi potansiyeli ve geleceği ile ilgili de bizde fikir oluşur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazar, verdiği röportajlarda sahici olmak zorunda yoksa verdiği cevaplar veya yaptığı yorumlar bir örümcek ağı gibi kendisine dolanır; yok öyle demek istemedim, yok yanlış anlaşıldım, yok onlar art niyetli insanlardır vs. gibi. Tabii ki iyi niyetli olmayan röportajcı da var, okur da var, hatta bu duruma yazar da dâhildir ama böylesi bir durum da röportaj ile ilgili olan hiç kimseyi ne aklar, ne de yok eder. İyi niyet derken samimiyetten bahsediyorum. Tabii bu yorumları özgür ve uygar bir ortamın varlığına göre yapmaya çalışıyorum, maalesef ki Aziz Nesinlik bir ortamda hiçbir bilimsel veya öngörüsel veri geçerli olmayabilir. İçi boş bir edebiyatın reklam, para ve çevre gücüyle nasıl da öne çıkarılıp binlerce okura yutturulabildiğini bilmeyenimiz yok herhalde. Bu durum okurun günahıdır…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söyleşi özellikle yeni veya genç yazarlar için çok önemli bir şanstır da, kendini iyi ve güçlü ifade edebilen yazar, hayalindeki okura ulaşma şansını daha hızlı elde edebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Metin Aydın’ın “Bu Bir Söyleşi Kitabıdır” çalışması çok kıymetlidir diye düşünüyorum, çünkü röportajı yayımlanmış yazarlar yıllar sonra unutmaz ve unutturmaz bir ayna edinebilirler. Böylesi bir belge ve arşiv yazarlar için paha biçilmez bir hafızadır. Yazar hiç kimseye ihtiyaç duymadan kendini aynada görebilme şansına sahip olur ve böylesi bir şans ve durum yazarın sanatta kat ettiği mesafeyi veya mesafeleri ölçüp biçme ve kendini değerlendirebilme açısından paha biçilmez bir veridir. Bu öz değerlendirme yazara hem bir kamçı olur hem de bir ceza; ucu, olumlu veya olumsuz bir şekilde yazarın her yerine dokunabilecek bir sonuç… Negatif tarafı yazarın yazarlıkla veya yazdıklarıyla ilgili ilk dönemlerini okurlardan veya eleştirmenlerden kaçırma şansının olmaması. Ben, böylesi bir şansızlığı kendi zaaf ve eksiklerimi daha iyi görebileyim diye kendi adıma şanslılık olarak görüyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kitapta yıllar önce Metin Aydın’nın benimle de yaptığı, yazarlık hayatımın ikinci röportajı var ve benim için çok ama çok kıymetlidir. Metin Aydın’nın bana sorduğu sorulara verdiğim cevaplara baktığımda ve kendimi her okuduğumda bazen hem kendimle övünüyorum hem de kendime acıyorum; kendime acımam şimdiki potansiyelime göre acemi, toy ve yetersiz hallerimdi, kendimle övünmem; bir yaratıcı ve üreticiydim artık, çünkü doğrusuyla yanlışıyla yazarlık yazgım ile ilgili zaman yolculuğuma çıkmıştım artık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söyleşiyi yapanın da işi zor ve ciddi, çünkü doğru ve gerekli soruları sormak zorunda, dolayısı ile yazarı ve eserini didik didik bilmek zorunda, hele hele bu zor ve zorlu bir yazar ise.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söyleşi, okurun yazarı takip edip etmemesi ile ilgili kararını kesinlikle etkileyecek bir veridir. Söyleşi, edebiyat ile ilgili ise yazarın edebiyatta vardığı veya varabildiği edebi bir aşama verisidir, dolayısıyla bir çeşit edebiyattır da, çünkü yazara genelde edebiyat ile ilgili sorular sorulur ve yazar bir çeşit deneme diliyle cevap verir. Bazen eseri veya eserleriyle ilgili yorum yaparken hesapta olmayan ‘yeni yaratı, yeni yorum’ şeklinde edebi cümleler, paragraflar kurar; belki de farkında olmadan! Edebi eserinden örnekler sunar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söyleşiyi yapan raportör, sorulması gereken soruları sorduğunda biz yazarı sorulan sorular eşliğinde çeşitli yönleriyle daha iyi ve daha detaylı bir şekilde tanıyabilme fırsatını yakalarız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Röportaj sorularının sanatsal kaygılar taşıması veya içermesi edebi anlayış ve kavrayış açısından çok ama çok kıymetlidir, yani söyleşi(röportaj) türünün yaratıcı bir özelliği de vardır. Dolayısı ile edebi bir röportaj bir haber değil, edebi bir üretimdir aynı zamanda. Edebi röportajın ilk örneği Fransız edebiyatı ile karşımıza çıkmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Röportaj, yazarı eseriyle ilgili daha geniş ve daha detaylı bir değerlendirme ve iç hesaplaşmaya iter. Tabii ki olması gereken sorular sorulmuş ise, çünkü maalesef ki bazı yazarlar sadece hoşlarına giden veya işlerine gelen soruların sorulmasını istiyorlar veya talep ediyorlar. Hatta işlerine gelmeyen röportaj taleplerine cevap bile vermiyorlar veya ret ediyorlar. Bu durumlar sosyal, inançsal veya siyasal konumlar yüzünden epey çetrefillidir, bazen herkes haklıdır veya hiç kimse… &nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Röportaj esnasında yazarın eserinde öngöremediği veya hesaplamadığı sorularla karşılaşabilir, bu durumda yazar kendini ölçüp daha hızlı donatabilme şansını da elde edebilir, eksik ve zaaflarını görebilir, kendini donatabilme fırsatını değerlendirebilir. Bu arada yazar herhangi edebi bir soru ile ilgili dalıp zihin akışına kapıldığında çok daha derin ve detaylı anlam ve çağrışımlar yakalayıp yüzeye çıkarabilir, böylesi bir verimlilik kendi edebiyatının geleceği ile ilgili önemli bir katkıya, donanıma dönüşebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşıyor olsun veya olmasın ki bu hiç önemli değildir, çünkü yaşamayan yazarın eseri yaşıyordur… Fikri zikri ne olursa olsun elli beş yazar gibi muazzam sayıda yazar ve sanatçının edebi, sanatsal düşüncelerini bir arada veren bir eseri ben ilk defa okudum. Bu sayıyı bulan veya aşan bir söyleşi kitabı var mı onu da bilmiyorum. Bu kitap kendi alanında bir ilk olsa gerek. &nbsp;&nbsp; </p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu Bir Söyleşi Kitabıdır” çalışmasının yolu açık, okuru bol olsun.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/edebiyatta-roportajin-yeri-ve-metin-aydinin-bu-bir-soylesi-kitabidir-calismasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Galip Uçar’ın İlk Öykü Kitabı İmsomnik Gecelerin Öyküleri Okuyucularıyla Buluştu</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/galip-ucarin-ilk-oyku-kitabi-imsomnik-gecelerin-oykuleri-okuyuculariyla-bulustu/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/galip-ucarin-ilk-oyku-kitabi-imsomnik-gecelerin-oykuleri-okuyuculariyla-bulustu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Apr 2023 07:35:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11140</guid>

					<description><![CDATA[Edebi dünyada; daha çok şair yönüyle bilinen yazar Galip Uçar’ın, ilk öykü kitabı İmsomnik Gecelerin Öyküleri, Mart 2023 itibariyle okuyucularıyla buluştu. On sekiz, birbirinden bağımsız öyküden oluşan kitapta, kurgusal ve gerçek dünyanın bir arada olduğu, farklı kültürler, farklı ülkeler, farklı coğrafyaların izleri; farklı yaşam stilleri gözlemleyebilirsiniz. Tarih ve müzik başta olmak üzere birçok farklı dallardan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Edebi dünyada; daha çok şair yönüyle bilinen yazar Galip Uçar’ın, ilk öykü kitabı <strong><em>İmsomnik Gecelerin Öyküleri</em></strong>, Mart 2023 itibariyle okuyucularıyla buluştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">On sekiz, birbirinden bağımsız öyküden oluşan kitapta, kurgusal ve gerçek dünyanın bir arada olduğu, farklı kültürler, farklı ülkeler, farklı coğrafyaların izleri; farklı yaşam stilleri gözlemleyebilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarih ve müzik başta olmak üzere birçok farklı dallardan da yararlanan ve zaten bu alanlarda çalışmaları da olan yazar, öykülerinde sade dil ve rahat bir üslupla, sürükleyici bir anlatım yapmıştır. Realist tavır ön planda olsa da kurgusallığı gözlemlediğiniz bazı öykülerde bu tavırdan bilinçli vazgeçişleri de görebileceksiniz</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitabın en önemli unsurlarından biri de aynı başlığında olduğu gibi <em>imsomnik</em> yani hastalıklı halde uykusuzluk çeken bir kişinin aniden sızıp kalması gibi öykülerin de bitimlerinde o sızıp kalmanın aniliğinde bir yarım kalmışlık hissi bırakmasıdır</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan merkezli ve insanı insana anlatan, toplumcu tavrın ön planda olduğu ama bazı yerlerde kıyıda köşede kalmış, ötekileşmiş, farklı olduğu için kendini toplumdan geriye çekmiş ama şehrin de tam merkezinde bulunan karakterlerin bulunduğu, yer altı edebiyatının izlerini taşıyan öykülerin de olduğu kitapta, siz de illa ki sizden bir parça bulacak yahut illa bir tanıdığa rastlayacaksınız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihin biraz daha üstü kapalı kalmış yahut az bilinen olaylarından kurgulanmış öykülerin de bulunduğu yahut yakın siyasi tarihin farklı kulvarlara etkilerini de anlatan öykülerde kurgulanmış karakterlerin olduğu kitapta, bakılıp da fark edilmeyene spot tutan ve spotlar altında görülür hale gelen bazı gerçekleri de okuduğunuzda kestirebileceksiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Galip Uçar’ın öykücü yönünü de keşfedebileceğiniz bu esere, internet üzerinden satış yapan kitapçılardan ulaşabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/galip-ucarin-ilk-oyku-kitabi-imsomnik-gecelerin-oykuleri-okuyuculariyla-bulustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazarlarımızdan Fırat Duyan&#8217;ın &#8220;Üç Mevsim&#8221; Adlı Romanı Okuyucu İle Buluştu</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/yazarlarimizdan-firat-duyanin-uc-mevsim-adli-romani-okuyucu-ile-bulustu/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/yazarlarimizdan-firat-duyanin-uc-mevsim-adli-romani-okuyucu-ile-bulustu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zamansız Editör Kolektifi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 17:44:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10952</guid>

					<description><![CDATA[Üç Mevsim; geçen hayatı, ölümü ve yalnızlığı sorguluyor. Olumlu ile olumsuz duyguların bir arada yaşandığı tutku ve acının iç içe geçtiği, aşkın ve umutsuzluğun delice hissedildiği roman, duyguların insan üzerindeki etkisini başarılı bir dille anlatıyor. Yazar, başkahramanın eşik atlamak için gösterdiği çabayı çarpıcı bir biçimde, somut insan ve mekân tasvirleriyle aktarıyor. Ölüm ve yaşam arasındaki ikilemin, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Üç Mevsim; geçen hayatı, ölümü ve yalnızlığı sorguluyor. Olumlu ile olumsuz duyguların bir arada yaşandığı tutku ve acının iç içe geçtiği, aşkın ve umutsuzluğun delice hissedildiği roman, duyguların insan üzerindeki etkisini başarılı bir dille anlatıyor. Yazar, başkahramanın eşik atlamak için gösterdiği çabayı çarpıcı bir biçimde, somut insan ve mekân tasvirleriyle aktarıyor.<br> <br>Ölüm ve yaşam arasındaki ikilemin, bir insanın var olma çabasıyla ilişkili olarak verildiği romanda bu kavramlar da sorgulanıyor. Yakın bir zaman dilimini konu alan romanda, bir erkeğin ıstıraplarını ölüm ve yaşam kavramlarını merkeze alarak okumak mümkün.<br> <br>Herhangi bir gizem unsurunun bulunmadığı Üç Mevsim, realist bir bakış açısı kullanılarak yazılmasıyla, günümüze çok yakın bir zaman dilimini konu almasıyla da ilginç. Yazarın yansız ve içe yönelen bakış açısı, başkahramanı daha iyi tanımamızı, onun yaşadığı dramı net bir biçimde kavramamızı ve anlamamızı sağlıyor.<br> <br>Kurgusu ve içeriği ile Üç Mevsim, üzerinde yıllar boyu konuşulacak bir eser.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitabı Satın Almak İçin</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.bkmkitap.com/uc-mevsim" target="_blank" rel="noopener" title="BKM Kitap">BKM Kitap</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.kitapyurdu.com/kitap/uc-mevsim/633493.html" target="_blank" rel="noopener" title="Kitap Yurdu">Kitap Yurdu</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/yazarlarimizdan-firat-duyanin-uc-mevsim-adli-romani-okuyucu-ile-bulustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şair Mehmet Altun’un yeni şiir kitabı çıktı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/sair-mehmet-altunun-yeni-siir-kitabi-cikti/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/sair-mehmet-altunun-yeni-siir-kitabi-cikti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Apr 2022 10:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10469</guid>

					<description><![CDATA[Mehmet Altun’un tek bölümde toplanmış ve 72 birimden oluşan beşinci şiir kitabı ‘Misk-i Amber’ kitapçı raflarındaki yerini aldı. Altun’un son olarak Kasım 2010’da Türkçe-Kürtçe çift dilli olarak yayımlanan ‘Lapis Lazuli’ adlı kitabı şiir okurları ile buluşmuştu. İthaki Yayınları tarafından Nisan ayında yayınlanan ve kapak tasarımını Hamdi Akçay&#8217;ın yaptığı kitabın editörlüğünü Devrim Horlu, yayın yönetmenliğini ise [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Mehmet Altun’un tek bölümde toplanmış ve 72 birimden oluşan beşinci şiir kitabı ‘Misk-i Amber’ kitapçı raflarındaki yerini aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Altun’un son olarak Kasım 2010’da Türkçe-Kürtçe çift dilli olarak yayımlanan ‘Lapis Lazuli’ adlı kitabı şiir okurları ile buluşmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İthaki Yayınları tarafından Nisan ayında yayınlanan ve kapak tasarımını Hamdi Akçay&#8217;ın yaptığı kitabın editörlüğünü Devrim Horlu, yayın yönetmenliğini ise Alican Saygı Ortanca yapmış. Kitapta yer alan ve ilk on birimi hariç diğer 62 biriminin tamamı daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış olan şiirler 1’den 72’ye kadar numaralandırmış ve 1 ve ∞, 2 ve ∞,3 ve ∞,… şeklinde ilerliyor.<br>Kitapta yer alan şiirlerin salt edebi ve estetik kaygıyla yazılmış eserler olmadığı; aynı zamanda son 12 yılda ulusal ve evrensel açıdan dünyanın içinde bulunduğu sarsıcı döneminin de bir tür poetik kaydı niteliğinde olduğu anlaşılmakta. Bu yanıyla şiirler hem tek tek bağımsız eserler olarak hem de kitap bütünlüğü içinde belli bir söyleyiş ve tanıklığı ortaya koyuyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiirsel kavrayış bakımından güçlü bir imge dünyasının zengin bir dilsel yetkinlikle desteklendiği eserde, fonetik açıdan melodinin ve ritmin özenle çalışıldığı lirik bir söyleyiş hâkim kılınmış. Bu yanıyla şiirlerin ziyadesiyle demini aldığı, uzun süre boyunca dikkatle çalışıldığı görülüyor. Kitap her ne kadar 12 yıllık bir birikimin kaydını tutsa da; güncel konulara yabancılaşmadığı, günceli de özenle işlediği anlaşılıyor.<br>Eserin belki de en göze çarpan yanı, kadim olanın güncel olanla kurduğu ilişkide saklı. Altun’un bu çalışmada kutsal metinleri derinliğine ele aldığı, mitolojik ve arkaik olanın sırlarını çözmeye çalıştığı seziliyor. Bu durum kitabın bütününe biçimsel açıdan bakıldığında daha net bir biçimde izleniyor. Şiir adları bunun en belirgin örneği niteliğinde. Zira sonsuzluk imgesinin rastlantısal olmadığı, kitabın tamamı okunduğunda açıkça görülebiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte taraftan şairin bu eserinde kurduğu dil, başka hiçbir şairle açıkça benzeşmiyor; hiçbir söyleyişle ortaklaşmıyor. Bunun yanında duygu açısından da bir o kadar yoğun ve özgün bir eser olduğu görülüyor. Eser her ne kadar tanıdık durumlar, bildik koşullar, ortak insanlık sancılarına işaret etse de; Altun kendi yolunu açmış, kendi dilini kurmuş olarak çıkıyor karşımıza.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte taraftan şair toplumsal ve kültürel çatışmalara tanıklık ederken; gördüklerinin yanından geçmek yerine, tanıklığının parçası olmayı seçiyor; kendini yüzleştiği sorunlara karşı sorumlu addediyor. Bu nedenle de şiirler okuyanı içine alıyor, akıp giden hayatın öznesi haline getiriyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2022/04/misk-abmer-701x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-10471"/></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Kitabın içinde kısa bir alıntıda şair tanıklığını şöyle aktarıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“gel sonra huzuruna gecenin<br>ömrün nasıl muskalara inat acılar çektiğini gözlerinle gör</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>gör kalp sadece sevginin değil<br>içinde vefasız oğulların ve kızların özlemi kor olan<br>çaresiz bir kuyunun da yurdudur</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>çok yorma özlemlerini<br>zencefil kokulu çayların içildiği damları da unutma”</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/sair-mehmet-altunun-yeni-siir-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazarlarımızdan Rabia Çelik Çadırcı&#8217;nın Yeni Şiir Kitabı Çıktı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/yazarlarimizdan-rabia-celik-cadircinin-yeni-siir-kitabi-cikti/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/yazarlarimizdan-rabia-celik-cadircinin-yeni-siir-kitabi-cikti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Mar 2022 10:05:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10437</guid>

					<description><![CDATA[Yazarlarımızdan Rabia Çelik Çadırcı&#8217;nın yeni şiir kitabı çıktı. &#8220;kör bir harfle yazıyorum göğeörselenmiş kalbimle üstüne basaraksunturlu kederlerin&#8221; Rabia hanımı zamansız ailesi olarak tebrik ediyoruz.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yazarlarımızdan Rabia Çelik Çadırcı&#8217;nın yeni şiir kitabı çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;kör bir harfle yazıyorum göğe<br>örselenmiş kalbimle üstüne basarak<br>sunturlu kederlerin&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rabia hanımı zamansız ailesi olarak tebrik ediyoruz. </p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/yazarlarimizdan-rabia-celik-cadircinin-yeni-siir-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adnan GERGER’DEN YENİ ROMAN (TAVHANE ÇOCUKLARI)</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/adnan-gergerden-yeni-roman-tavhane-cocuklari/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/adnan-gergerden-yeni-roman-tavhane-cocuklari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gani Türk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Feb 2022 15:44:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10415</guid>

					<description><![CDATA[Roman edebiyatında kendi sesini bulmuş sayılı roman yazarlarımızdandır Adnan GERGER. Romanda özellikle kurgusal/içeriksel/temasal anlamda Gerger’in ayrı bir yeri ve potansiyeli var nezdimde. Gerger, hikâyeleri bozup inşa etmede, hikâyeleri katman katman harmanlamada veya hikâyelerden hikâye yaratmada ustalaşmış bir isimdir, özellikle son iki romanında. (sakin olalım, eleştirilerim de olacak!) Modern edebiyatta sürgit tarzı roman yazmak kolay bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Roman edebiyatında kendi sesini bulmuş sayılı roman yazarlarımızdandır Adnan GERGER. Romanda özellikle kurgusal/içeriksel/temasal anlamda Gerger’in ayrı bir yeri ve potansiyeli var nezdimde. Gerger, hikâyeleri bozup inşa etmede, hikâyeleri katman katman harmanlamada veya hikâyelerden hikâye yaratmada ustalaşmış bir isimdir, özellikle son iki romanında. (sakin olalım, eleştirilerim de olacak!)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Modern edebiyatta sürgit tarzı roman yazmak kolay bir iş değildir, kendimden bilirim. Yazar yeterince uyanık değilse yazdıklarında kendisi bile boğulabilir, kopabilir; daha yaratıcısı kopan bir eserde okurun halini düşünemiyorum. Böylesi tehlikeli sularda Gerger bir de anlatım akıcılığını artırıp zenginleştirmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerger, romanını tanrısal bakış açısıyla yazmış (bilen/gören/duyan hatta yer yer karakter ve tiplerinin kafalarından geçenleri okuyan yazar) fakat bu klasik anlatım biçiminden de sıyrılmayı bilmiştir; yer yer aradan çekilip kahramanlarını özgür bırakarak onları konuşturmuştur, dünyalarına girip o girdaplardan seslerine ses, çığlıklarına çığlık olmuştur. Burada karakterlerin/tiplerin sahici görünmesinin nedenlerinden biri de kanımca yazarın gazetecilikten gelen tavrı ve huyudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tavhane Çocukları Adnan Gerger’in yeni çıkan romanının ismidir. Roman şu cümle ile başlıyor, “Çocukluk bütün dillerin tek alfabesidir.” Evet, Nerede doğarsa doğsun, hangi şartlarda yaşarsa yaşasın; çocuk çocuktur, annesinden, babasından, kardeşinden, çevresinden vs. beklediği sahiplenme/doğru yetiştirilme/çocukluğunu yaşayabilme hakları vb. dünyanın her yerinde aynı olmalıdır yani mesele çocukluk ise tek dil geçerlidir… Peki, öyle midir? İki yaşına geldiğinde yetişkin beynin yüzde doksanına yakın potansiyele ulaşabilen bütün çocuklar aynı yazgıyı ve aynı hakları yaşayabiliyor mu? Bu sorunun cevabı –evet- değildir maalesef; neden mi, nedeni insanoğlunun gaddarlığı, zalimliği, hepbanacılığı belki de soysuzluğu… Çünkü maalesef ki bazı çocuklar tavhanelerde büyümek zorunda kalmıştır, bazı çocuklar uyuşturucu ve fuhuş mafyalarının elinde büyümek zorunda kalmıştır, bazı çocuklar yetimhanelerde çocukluklarıyla baş başa kalmıştır, bazı çocuklar sistemlerin gaddarlıkları yüzünden köyleri taranıp yediden yetmişe kurşundan geçirilirken tesadüfen hayatta kalmışlardır. Gerger, işte böylesi çocukların yaşamlarını/yazgılarını masaya yatırmıştır. Tabii bu durum sadece romanın birkaç yüzü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Adnan GERGER toplumsal/siyasal duyarlılığı yüksek olan bir yazardır; tabii ki her türlü çocukluk haklarını yaşayan çocukları yazmayacaktır. Her türlü haklarını yaşama şansı olan çocukları; doksanlarda ölümün/hilenin/yalanın/hakbilmezliğin kol gezdiği özellikle Güneydoğuya girip çıkan; maaşının karşılığı için değil namusu/gururu/haysiyeti kadar haber yapmayı göze alan ender gazetecilerden olan Adnan Gerger gibi yazarlar yazmaz, yazamaz; çocukluklarını fazlasıyla ve lüx bir hayat içinde yaşamış çocukların hikâyelerini/yaşanmışlıklarını ancak laylaylom yazarlar yazabilir. Ne yazabilir laylaylom yazarlar? Zenginliğinden dolayı tecavüzü kendinde hak göreni, diğer insanlardan kendini üstün göreni, her gün bir başka laylaylom aşkı sadece kendine hak göreni/yakıştıranı vs. tabii emeğin karşılığı olan bir zenginlikten bahsetmiyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şunu bilirim; yazmak yazarın çocukluğuyla da alakalıdır, görünmez güçlü bir bağ vardır. Net bir düşüncemdir, -Hiçbir güçlü yazar laylaylom bir çocukluk yaşama şansına sahip olamamıştır. Böyle bir iddiama aslında yazarın bütün hayatını katabilirim. Hayatı rahat geçiren rahatı yazar. Rahattan nasıl bir edebiyat çıkarsa artık! Mesela Tolstoy zengindi derler ya; evet aristokrat bir ailenin çocuğuydu, fakat daha iki yaşında bir çocukken annesi öldü, Rus savaşlarına katıldı. Belki de yetinmedi ve yaşlılığının çocukluğunu da cezalandırdı o tren garında. Bildiğimiz ve yaşadığımız çocukluk yara bere, direnme, hakkı için kavgayı göze alma, umut vs. ile geçen çocukluktur. Edebiyatın kök hücrelerinin genetiği buralarda yatmaktadır ve asıl kalıcı edebiyat filizlenmişse kalıcı kalır. Adnan Gerger buraları ve daha fazlasını deşmiştir romanında.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gazeteciliğin asparagas halinin/rezilliğinin ortaya saçılmasıyla başlıyor roman. Gayet doğal başlıyor, çünkü yazar Adnan Gerger gazeteci kökenli bir yazardır, mesleğini çok sevdiğini bir önceki romanı olan, Ses ve Sus” romanındaki gazeteci mesleğine sadık bir karakter olan –Leyla- dan biliyoruz. Ama Tavhane Çocuklar’ındaki sözde gazeteci Ahmet Aksev ancak maaşı kadar dürüst biridir. Maaşı kadar derken para kazanmak veya maaşını almaya devam etmek için muktedirlerin emrinde her türlü mesleki değerleri çiğnemeyi kendilerine yakıştıranlardan bahsediyorum. Ortalık kaynıyor böyle tiplerden.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adnan Gerger, yanlışı/haksızlığı/adaletsizliği gördü mü hayatın ümüğünden tutup boğmaya çalışan bir yazar, belki de gazeteci yanından dolayıdır; heybesi de dolu olan bir yazar ve bu avantajını çok iyi kullanıyor…&nbsp; C. Orwell‘in Hayvan Çiftliği veya Bindokuzyüzseksendört’ü gibi yapmıyor, direk meseleye dalıyor, en fazla yer/zaman/kişi isimleriyle oynuyor. Yine gazeteci kimliğinden/huyundan olsa gerek ki ele aldığı meselleri ilmek ilmek dokuyor. Arada bir teknik vuruşlar, arada bir edebi vuruşlar, arada bir de sosyal/siyasal nokta atışlar yapıyor. Yalandan örülen, gerçek nedenleri gizleyen efendilerinin kölesi bir gazetecinin reyting uğruna göze aldığı kepazeliği adeta tokatlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesela, “Saçlarını yolan, yüzlerini tırmalayan, yumruklarıyla göğüslerini döven, birazdan sevdiklerinin ya da tanıdıklarının cansız bedenlerini örtecek toprağı avuçlayarak yüzüne süren kadınlardan duyulan hırıltılar yorgun düşüyordu.” Bu duru ve canlı anlatıma yazar bir de edebi/felsefi/politik bir vuruş yapıyor, ”Ne kazılmış toprağın, ne gökyüzünün ne de yeryüzünün bu insanların acılarını paylaşmaya cesareti vardı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhalif duruşu yüzünden gazetesinden kovulan gazeteci Elif, medyanın daha önce -Tavhane Çocukları- diye isim taktıkları her türlü haksızlığa karşı çıkmış ve esrarengiz bir şekilde ortadan yok olmuş göçmen çocukların izini sürmeye başlıyor; hayatlarını romanlaştıracak. “Çocukluk bir yoldur… Ne başlangıcı vardır ne de sonu…” diyor yazar. Bence de öyle! İnsan ölüm döşeğinde bile hala çocukluğuyla /kendiyle beraber değil mi? İnsan her şeyi unutabilir ama çocukluğunu asla…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gazeteci Elif’e romanını yazması/bitirebilmesi için bilgi/belge veren Faruk aslında Tavhane Çocukları’nın lideri/bilgesi ola; kayıplara karışmış olan; babasını bulmak için her türlü pisliği kendinde hak gören Kopuk’tur ve Kopuk, kendisi gibi her türlü pisliğe bulaşmış olan ama vicdanının sesinden bir türlü kurtulamadığı için kusmayı/ötmeyi göze alan/isteyen Faruk’un oğludur. Baba ile oğul yüzleşiyor ve oğul(Kopuk) babasına yönelttiği, “Satmadığın hiçbir şey kalmamış.” Suçlamasına/deşifrasyonuna karşı babası tarafından öldürülüyor. Roman ser verip sır vermeyen bir akımla akıyor. Okurun yakasını bırakmayan, peşinden sürükleyen böylesi bir akış roman/kurmaca edebiyatının nezdimde kilit noktalarından birisidir. Yazar, bu kilit noktanın hakkını fazlasıyla veriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Roman katmanlaştıkça Mezopotamya’nın Mardin vilayetinin bir köyünün düğününe/katliamına; beşik kertmesi! Ağa kim olacak? Miras kime kalacak? gibi kronik yaralarına sıçrıyor ve köy katliamının nedeni derin sistemin işi değil de feodal törelerin yüzünden olduğu sunulmaya çalışılıyor, tabii burada artık çürümüş feodal töreller masumdur sonucu çıkmamalı. Romanda kimin ne olduğu, kimin ne yaptığı, gerçek hayatta nelerin nasıl döndüğü detaylanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Kolay mesele! Olayı aşk meselesine bağlarız; her zaman tutar.” Evet, buralarda balık hafıza her zaman muktedirin/siyasetçinin yemini yutup uyumaya devam etmiştir… &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir roman yazarı hikâyelerini/karakterlerini yeri geldiğinde rahat bırakmazsa kurgusal yaratıcılığını konuşturamaz, öne çıkaramaz; yaratıcılığı varsa da zihninin derinliklerinde ölü yatmaya devam eder. Tavhane Çocuklar’ında bu nokta iyi işlenmiş. Yazar, hikâyeleri önce almış beynindeki değirmende iyice öğütmüş, una dönüştürmüş sonra kendi zihin suyundan katıp çeşitli acı/tatlı/tuzlu malzemeler kullanarak hayal dünyasını da katarak çeşit çeşit hamurlara dönüştürmüş. Tarihi bir roman olmadığı sürece böyle bir tarzın eleştirisi olmaz. Gerger, kurmacayı öne çıkararak gerçekçi edebiyattan çıkmak istiyor aslında ve bunu gıdım gıdım işliyor ki geldiği geleneği de incitmesin. Ben Gerger’in bu görünmez çıkışlarına, “ Romanda Realist Kurmaca.” demek isterim. Yazar, tabiri caiz ise kurmacanın suyunu sıkmış gerçekçi hayattan beslenerek. İleride Adnan Gerger belki Romanda Realist Kurmaca diye adlandırmak istediğim süreci daha da detaylandırıp güçlendirecektir, bekleyip göreceğiz. Stephan King’in şöyle bir lafı var. “Kurgu yalandır, iyi kurgu yalanın içinde gizli bir gerçektir. Yine Ulus Baker’in lafıdır, “Yazmak, iletişim kurmak değil direnmektir.” Kurmaca edebiyat benimde vazgeçmeyeceğim edebi bir alandır. Son romanım olan, “Hazan Kıyısında Aşk” bu iki cümle ile başlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağalık sisteminin sistemin gücüyle birleştiğinde ne kadar tahripkâr/hilekâr ve gaddar davranabileceğinin de bir yüzüdür Tavhane Çocukları romanı. Bir devlet ile bir devletçiğin bir mirliğe saldırması gibi… Katliamdan sağ kurtulan Encam’ın eğitmenlerin meseleyi bilmemesi, empati kuramaması yüzünden okulu terk etmesi, trajedinin devam etmesi… Doğudan batıya göç eden/göç etmek zorunda kalan çocukların/çocuklukların ötekileşmesi, ötekileştirilmesi ve bu davranışlara maruz kalan çocukların savrulması, Encam’ın okulu terk etmesi… Kimsesiz, sahipsiz çocukların uyuşturucu, fuhuş baronlarının eline nasıl düştükleri, ayrıca işin polisiye tarafı vs. Romanda daha fazlası var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bildiğimiz bir müzik aleti olan zurnanın hem nesne hem de metafor olarak kullanılması…&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayattan çocukluk haklarını alamayan/aldırılmayan çocuklardır Tavhane Çocukları.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazar, Tavhane Çocukları’nın romanını yazmak isteyen dürüst/maaşı olmayan/dürüst tavrından dolayı işten atılan gazeteci Elif’in yazgısının kararını okura bırakmış gibi duruyor ama öldürüldüğü anlaşılmıyor da değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hasılı kelam, Tavhane Çocukları okuyanı sürüklüyor, haksızın/zulümbazın/düzenbazın pisliklerinin hesabını soruyor, sorduruyor; bazı duraklarda takılma pahasına.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tavhane Çocukları romanı ile ilgili son olarak birde eleştirim/fikrim olacak. Roman iki ana kurmacanın/ırmağın birleşiminden/sentezinden inşa ediliyor. Ben olsam bir ırmakta yıkanırdım, yine ben olsam hayatın gerçek öykülerinden daha az öykülenirdim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir sorum da var sevgili Adnan Gerger’e, “Ne yazdınız?” gibi modası geçmiş bir soru sormayacağım, çünkü çok merak ediyorsan “Önce açıp bir bak ve ondan sonra bu soruyu sor/sorgula kardeşim! Derim. Sorum şu; hayatın vurgun çocuklarını neden konu edindiniz? Sadece bir ayna olmazsa gerek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir önceki romanında herkesin gördüğü/bildiği ama görmezden/bilmezden geldiği bir coğrafyayı anlatan Adnan GERGER bu romanında aynı sancılarla herkesin gördüğü/bildiği ama görmezden/bilmezden geldiği öldürülen/sürülen/göç etmek zorunda kalan yetim çocukların dünyasına girmiş. Takip edeceğiz tabii; sonraki olası romanlarında hangi yetim/yoksun dünyalara/hikâyelere atacağı eli.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazmak bulaşıcı olan ve bulaşıcılığı kalıcı olan bir virüstür. Bu virüs Adnan Gerger’de göndermeleriyle çırılçıplaktır.&nbsp; Acı çeken, adalet isteyen, aşkı hayal eden; kusursuz olmazsa da kusursuzdur bazen yazılan, çünkü yazar şah damarından yakalamıştır gerçekliğin öte yüzünü…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/adnan-gergerden-yeni-roman-tavhane-cocuklari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazarlarımızdan Lidya Nasman&#8217;ın Yeni Kitabı &#8220;Ruhsal Saat Tamirci&#8221; Çıktı.</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/yazarlarimizdan-lidya-nasmanin-yeni-kitabi-ruhsal-saat-tamirci-cikti/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/yazarlarimizdan-lidya-nasmanin-yeni-kitabi-ruhsal-saat-tamirci-cikti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2021 09:41:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10022</guid>

					<description><![CDATA[Yazarlarımızdan Lidya Nasman&#8217;ın Yeni Kitabı &#8220;Ruhsal Saat Tamirci&#8221; Çıktı. Hayatını düzene sokmayı başaramayan bir kadın, gecenin bir yarısı arabasıyla hız yaparken trafik kazası geçirir ve uzun süre yoğun bakımda kalır. Olayın kaza olmadığını; aslında intihara teşebbüs ettiğini kimseye söyleyemez. Hastanede kalbi durduğunda ise kısa süreliğine ölüme yakın deneyim yaşar ve o günden sonra tüm hayatı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yazarlarımızdan Lidya Nasman&#8217;ın Yeni Kitabı &#8220;Ruhsal Saat Tamirci&#8221; Çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayatını düzene sokmayı başaramayan bir kadın, gecenin bir yarısı arabasıyla hız yaparken trafik kazası geçirir ve uzun süre yoğun bakımda kalır. Olayın kaza olmadığını; aslında intihara teşebbüs ettiğini kimseye söyleyemez. Hastanede kalbi durduğunda ise kısa süreliğine ölüme yakın deneyim yaşar ve o günden sonra tüm hayatı değişir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık sanrıları peşindedir ve gözünde canlanan başka hayatlarla kendi hayatı tamamen iç içe geçmiştir. Bazen geçmişte, bazen de geleceğin tam ortasında yaşamak zorunda kalır. Delirdiğini düşünmeye başlamıştır. Psikiyatristler ve kullandığı ilaçlar bir işe yaramayınca Ruhsal Saat Tamircisi’yle tanışır. Geçmişinde Nazi Almanyası’nda yaşayan bir Yahudi olduğunu, kamplardan nasıl kaçtığını ve nasıl hayatta kaldığını anlatır. Şimdiki zamanda kocasıyla yaşadığı problemlerden ve onu intihara sürükleyen nedenlerden bahseder. Gelecekte ise dünyayı değiştiren bir genetik mühendisidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ruh göçünü konu alan bu eserde iki kişinin karşılıklı terapisine tanıklık ediyor, ölümden sonra yeniden yaşam, dinlerde reenkarnasyon, kuantum fiziğinin ve bilimin spritüel inançlara nasıl yaklaştığı hakkında aklımıza takılan tüm sorulara yanıt aramaya çalışıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/yazarlarimizdan-lidya-nasmanin-yeni-kitabi-ruhsal-saat-tamirci-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lal Laleş Ve Sağaltıcı Doğurganlık</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/lal-lales-ve-sagaltici-dogurganlik/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/lal-lales-ve-sagaltici-dogurganlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2021 08:35:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9859</guid>

					<description><![CDATA[Şair ve çevirmen Lal Laleş’in, on yıllık bir aradan sonra, kitapseverlerin beğenisine sunduğu ilk Türkçe şiir kitabı &#160;“Nora, İstanbul Bir Hiçtir”, Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı. Kürtçe şiir kitapları ve çevirileriyle bilinen Şair/çevirmen Lal Laleş’in bu Türkçe yazılmış ilk şiir kitabı okurla buluştuğu andan itibaren ciddi bir ilginin odağı oldu. İlk eseri Berbejna Rê (Belkî Yayınevi, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şair ve çevirmen Lal Laleş</strong>’in, on yıllık bir aradan sonra, kitapseverlerin beğenisine sunduğu ilk Türkçe şiir kitabı &nbsp;<strong>“</strong><strong>Nora, İstanbul Bir Hiçtir</strong><strong>”, </strong>Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı.<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürtçe şiir kitapları ve çevirileriyle bilinen Şair/çevirmen Lal Laleş’in bu Türkçe yazılmış ilk şiir kitabı okurla buluştuğu andan itibaren ciddi bir ilginin odağı oldu. İlk eseri Berbejna Rê (Belkî Yayınevi, 2003) adlı Kürtçe şiir kitabı ile adından söz ettiren Lal Laleş’in Türkçe yazılan “Nora, İstanbul Bir Hiçtir” isimli son kitabının arka kapağında <strong><em>Laleş, </em></strong><strong>bize hafıza çekmecesinde saklanan bir aşkın gün dökümünü anlatıyor. Cezayir Sokağı’na seslerini bırakıp kendi denizlerine dönen Martılar&#8230; Yalınayak geçilen denizler&#8230; Köknar yapraklarına emanet edilen kalpler&#8230; Ve karanfilli hakikat!..&nbsp;<em>Nora İstanbul Bir Hiçtir</em>, sır cümlelerle dolu bir Aşkşiir.</strong>” ifadeleriyle okura takdim ediliyor.<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nin, Yazar Yasemin Çongar ve Lal Laleş’in “Nora, İstanbul Bir Hiçtir” kitabı üzerine gerçekleştirdikleri canlı söyleşide, Yasemin Çongar: “<em>Tek bir şiir derlemesi… Tek tek şiirler değil, aslında tek bir şiir okudum duygusuna kapıldım. İçinde bölümleri olan, bir ritmi/akışı olan, ama tek bir nehir gibi, tek bir şiir okudum. Bu tek bir şiirdir.</em>” şeklinde tanımladığı bu <strong><u>çok katmanlı şiir kitabında Lal Laleş; anadili K</u></strong>ürtçe ile Türkçeyi doludizgin seviştirip, kendine has bir edebiyat dili inşa ederek haklı bir övgüyü hak ediyor.<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürtçenin daha görünür olmasındaki katkıları takdire şayan olan Şair/çevirmen Lal Laleş ve aynı kalibrede bir dolu Türkçe ve Kürtçe yazan kalemlerle; Kürtçe, Türkçe vb. komşu dillerin gün yüzüne çıkmayı bekleyen güzellikleri; bu çok dilli hayatın (edebiyatın) sağaltıcı doğurganlığında kültür dünyamız da ziyadesiyle nasiplenecektir elbet.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede yol alan Şair/çevirmen Lal Laleş ve ilk Türkçe şiir kitabının (Kürtçe kitaplarıyla birlikte) okuru bol olsun.<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Lal Laleş kimdir:</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large is-style-rounded"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="800" height="600" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2021/04/lales-2.jpeg" alt="" class="wp-image-9862" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2021/04/lales-2.jpeg 800w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2021/04/lales-2-300x225.jpeg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2021/04/lales-2-600x450.jpeg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Şair, çevirmen, editör. 1975, Mardin-Kızıltepe doğumlu. Dicle Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun. Tiyatro Anadolu, İmgesel Düşler ve Teatre Orient gibi bağımsız tiyatro gruplarında dramaturg, rejisör ve sanat yönetmeni olarak çalıştı. Kürtçenin Kurmancî diyalektiyle yazdığı şiirlerini&nbsp;<em>Berbejna Rê</em>&nbsp;(Yol Kolçağı) kitabında topladı. Türkiye’de ve Avrupa’da modern Kürt şiiri, Kürt edebiyatı ve Kürt yayıncılığı üzerine bildiriler sundu. Diyarbakır’da Lîs Yayınları’nın genel yayın yönetmeni ve Diyarbakır Edebiyat Evi&#8217;nin kurucusu. Şiir kitaplarının yanı sıra Türkçeden Kürtçeye birçok kitap çevirisi bulunmaktadır.<strong></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/lal-lales-ve-sagaltici-dogurganlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Timurtaş Onan’dan Yeni Fotoğraf Kitabı: “İstanbul Bir Garip Şehir”</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/timurtas-onandan-yeni-fotograf-kitabi-istanbul-bir-garip-sehir/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/timurtas-onandan-yeni-fotograf-kitabi-istanbul-bir-garip-sehir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2021 11:19:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9642</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’dan Güzel ve Garip Hikâyeler Timurtaş Onan’ın&#160;2000-2020&#160;yılları arasında İstanbul’da çektiği sokak fotoğraflarından siyah beyaz bir seçki sunan “İstanbul Bir Garip Şehir”, kentin tarihine önemli bir arşiv bırakıyor. Fotoğraf çekmeye başladığı 80’li yıllardan bu yana İstanbul’u defalarca kadrajına almış olan sanatçı, izleyiciyi bu sefer de değişimin mekânlarına götürüyor. Türkiye’de çağdaş fotoğraf sanatın önemli isimlerinden olan ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>İstanbul’dan Güzel ve Garip Hikâyeler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Timurtaş Onan’ın&nbsp;2000-2020&nbsp;yılları arasında İstanbul’da çektiği sokak fotoğraflarından siyah beyaz bir seçki sunan “İstanbul Bir Garip Şehir”, kentin tarihine önemli bir arşiv bırakıyor. Fotoğraf çekmeye başladığı 80’li yıllardan bu yana İstanbul’u defalarca kadrajına almış olan sanatçı, izleyiciyi bu sefer de değişimin mekânlarına götürüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de çağdaş fotoğraf sanatın önemli isimlerinden olan ve İstanbul üzerine gerçekleştirdiği farklı konseptlerdeki projeleri ile tanınan Onan’ın çalışmalarından retrospektif bir kesit sunan “İstanbul Bir Garip Şehir”, bizleri yanından ne zaman geçtiğimizi hatırlamadığımız bir yere, içinden ne zaman geçtiğimizi tam olarak hatırlayamadığımız bir anımıza götürüveriyor. Ne kadar öznel olsa da, paylaştığımız ortak hafızanın parçaları bu kareler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstanbul şehrine dair birçok benzer duyguyu birlikte hissederken belki de en ağır basanı toplumsal olarak şahit olduğumuz değişim ve dönüşüm.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2000-2020 arasındaki sayısız dönüşüm ve değişimi nasıl karşıladık, hala nasıl karşılıyoruz? Onan bizi bir katılımcı olarak bu soruya davet ediyor ve şehre dair tanıklık ettiğimiz sayısız değişimi hatırlatırken dönemsel gerçekleri yorumluyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2021/02/ISTANBUL2-1024x710.jpg" alt="" class="wp-image-9645"/></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Kendine has anlatıları olan Onan’ın Sokak fotoğraflarında her bir kare tanıdık ve İstanbul’un geçmiş zamanlarının ve şehrin kendine özgülüğünün parçaları. Onan da bu geçmiş zamanın, gündelik dünyanın dilini yorumlayarak, değişmeyecek tek şey olan değişimi işaretliyor. Çağın ve beraberinde yaşamın, İstanbul’un sosyokültürel değişimini, bu değişimin görsel kayıtları ile geleceğe ulaştırıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2021/02/ISTANBUL1-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-9646"/></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Kitabın sayfalarını çevirirken, sadece kişisel bir iç dünyayı gözlemlemekten öte, kendi iç dünyamızdan, geçmişin deneyimlerinden ve değişimlerinden bir şeyler anımsıyor, onun sohbetine dalıyoruz. “İstanbul Bir Garip Şehir”, şehrin kusurları ve eşsizliği eşliğinde İstanbul’un güzel ve garip yolculuklarına çıkarıyor bizleri.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2021/02/ISTANBUL3-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-9647"/></figure>



<p class="wp-block-paragraph">300 adetle sınırlı basılmış “İstanbul Bir Garip Şehir” Timurtaş Onan’ın fotoğraf kitabını satın almak ve daha fazla bilgi için&nbsp;<a href="https://www.timurtasonan.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">www.timurtasonan.com</a>&nbsp;sanatçının web sitesini ziyaret edebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/timurtas-onandan-yeni-fotograf-kitabi-istanbul-bir-garip-sehir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burak Akbaş&#8217;ın İlk Öykü Kitabı Çıktı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/burak-akbasin-ilk-oyku-kitabi-cikti/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/burak-akbasin-ilk-oyku-kitabi-cikti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2021 09:41:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9547</guid>

					<description><![CDATA[Yazarlarımızdan Burak Akbaş&#8217;ın ilk öykü kitabı; &#8220;Kar Bazen Siyah Yağar&#8221; çıktı. Kapımızın dibinde, camımızın önünde, yolumuzun üstünde hatta hayatımızın içinde; gördüğümüz, yaşadığımız, gözümüze bir nokta gibi görünüp kaybolan gerçeklerin öyküsüdür, bu kitapta anlatılanlar. Kitabımda on bir ayrı öykü yer almaktadır. On birinde de on binlerin öyküsü, söylenmeyen yüz binlerin öyküsü, dinlenmeyen milyonların öyküsünü anlattım, en azından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yazarlarımızdan Burak Akbaş&#8217;ın ilk öykü kitabı; &#8220;Kar Bazen Siyah Yağar&#8221; çıktı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapımızın dibinde, camımızın önünde, yolumuzun üstünde hatta hayatımızın içinde; gördüğümüz, yaşadığımız, gözümüze bir nokta gibi görünüp kaybolan gerçeklerin öyküsüdür, bu kitapta anlatılanlar. Kitabımda on bir ayrı öykü yer almaktadır. On birinde de on binlerin öyküsü, söylenmeyen yüz binlerin öyküsü, dinlenmeyen milyonların öyküsünü anlattım, en azından anlatmaya çalıştım. Belki biraz acemice, belki kısa ya da yer yer çok acıklı ama hepsi de hayatın içinden, tanıdık gerçek öyküler olarak yazıldı. Ben bu öyküleri yazarken en çok kendimden, sonra yanı başımda bulunanlardan beslendim. Dönüp dolaşıp aynı şeyi söyleyeceğim ama bütün öykülerde de hayatın içinden beslendim. Hayat zaten yazılacak binlerce öyküyle dolu değil midir? Bu kitapta yer alan öykülere, yaşanmış ya da yaşanabilecek öyküler demeyi uygun görmüyorum. Çünkü bunların hepsi şu anda yaşanan gerçek öykülerdir. Mahallemizin, şehrimizin, ülkemizin ya da dünyamızın herhangi bir yerinde; birilerinin gözleri önünde sonsuza dek yaşanan öykülerdir. </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/burak-akbasin-ilk-oyku-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zeynep Çelik Yeni Romanı &#8220;Yaşamadığım Bir Gün&#8221; Çıktı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/zeynep-celik-yeni-romani-yasamadigim-bir-gun-cikti/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/zeynep-celik-yeni-romani-yasamadigim-bir-gun-cikti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2020 08:27:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9423</guid>

					<description><![CDATA[Yazarlarımızdan Zeynep Çelik, yeni romanı &#8221; Yaşamadığım Bir Gün&#8221; çıktı. Tuna çukur açmayı seviyor. Toprakla bağı dedesinden geliyor. Çukur açmayı ondan öğreniyor. Önce çiçeklere sonra insanlara. Bir mezar kazıcı olarak açtığı her çukur içine doğru giden bir kuyuyu daha da derinleştiriyor. Kendisini kazıyor Tuna. Duygu karışıklıkları hayal kırıklıklarına sürüklüyor. Ama çukur açmayı bırakmıyor. Tuna kazıyor [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yazarlarımızdan Zeynep Çelik, yeni romanı &#8221; Yaşamadığım Bir Gün&#8221; çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tuna çukur açmayı seviyor. Toprakla bağı dedesinden geliyor. Çukur açmayı ondan öğreniyor. Önce çiçeklere sonra insanlara. Bir mezar kazıcı olarak açtığı her çukur içine doğru giden bir kuyuyu daha da derinleştiriyor. Kendisini kazıyor Tuna. Duygu karışıklıkları hayal kırıklıklarına sürüklüyor. Ama çukur açmayı bırakmıyor. Tuna kazıyor Yaşamadığım Bir Gün’de.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kişi önce çocukluğunu sonra geleceğini terk ederse kendisi olabilir mi? Yüzeysel bir hayattaki planlı ilişkilerin içinde topluma tutunamazsa varoluşunun anlamını hayatta olmayanlarda bulabilir mi? Yaşamının anlamı seçmediklerinde, yaşamadıklarında gizli midir? Kişi, gerçekten yaşamadığı her günü bir ceset gibi kendi elleriyle açtığı mezara gömüyor olabilir mi? Yaşamadığı günlerine ait bir mezarlığı var mı herkesin?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitabı zamansizkitap.com adresinden temin edebilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/zeynep-celik-yeni-romani-yasamadigim-bir-gun-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gani Türk&#8217;ün Yeni Romanı Çıktı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/gani-turkun-yeni-romani-cikti/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/gani-turkun-yeni-romani-cikti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2020 08:04:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9011</guid>

					<description><![CDATA[Zamansız Edebiyat Yayınlarından çıkan, “Hazan Kıyısında Aşk.”  Gani Türk’ün, “Cennetin Havarileri” ve “Zamansız,” romanlarından sonra yayınlanmış üçüncü romanıdır. Gani Türk’ün Cennetin Havarileri adlı ilk romanı, bir varoluş yolculuğu ve sancısını konu edinir. Bu romanda ise gücün zırhını giydirdiği bir anlam cennetinin, oksijen görevi gören içindeki soruların bırakın yaşamasına, aksine onları unutulmuş bir masala dönüştürdüğünü görüyoruz. Gani Türk, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Zamansız Edebiyat Yayınlarından çıkan, “Hazan Kıyısında Aşk.”  Gani Türk’ün, “Cennetin Havarileri” ve “Zamansız,” romanlarından sonra yayınlanmış üçüncü romanıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gani Türk’ün <em>Cennetin Havarileri</em> adlı ilk romanı, bir varoluş yolculuğu ve sancısını konu edinir.  Bu romanda ise gücün zırhını giydirdiği bir anlam cennetinin, oksijen görevi gören içindeki soruların bırakın yaşamasına, aksine onları unutulmuş bir masala dönüştürdüğünü görüyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gani Türk, kendine has kurgu, karakter, betim vs. ile sürgit tarzında parçadan bütüne giden zor bir yazım tarzıyla akıcı ve okura soluk aldırmayan bir esere daha imza atmış.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni eserinde kendimize karşıdan bakma cesaretine de çağırıyor. Her yaşamın, kendi tarihinde oluşan erken yarası ya da yaraları üzerinde yeşerdiğini ve yeşermeye devam ettiğini, zamanla bu yaşamın şartlara göre deri edindiğini, sonradan gelişen hayatın bu yaralar üzerinde sarsıntı geçirdiğini, kendini inşa etmiş birinin bu sarsıntılardan beslenirken kendini inşa etmeyenin de zamana yayılmış ölümü yaşayabileceğini ya da yaşadığını hissettiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rüstem, köyünün toprak kavgasında erkenden ayrılıp İstanbul’a yerleşmiştir, çevresinin de desteğiyle kısa sürede zengin bir iş adamı olmuştur. Rüstem diğerlerine göre farklı bir zengindir; sürekli kitap okuyan, bir kitap okuma gurubuna üye olan, ayrıca gurubun bütün masraflarının finansörü olan bir iş adamıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yolu kitap okuma aşkı yüzünden Yazar ile kesişen Rüstem, &nbsp;annesinin hikâyesini Yazar’a yazdırmak ister ve bu sorumluluğu Yazar’a kabul ettirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağa’nın adamlarına kök söktüren Miran; Ağa’nın kendisi hakkında verdiği ölüm fermanından kurtulmak için sırra kadem basmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağa’nın zulmünden ailesi olarak sadece kendisi sağ kurtulmuş olan Berfin güzeller güzeli bir kızdır; mevsimlik işçilikte kendisine tecavüz eden Çavuş ve İşvereni öldürmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Berfin, Miran’a âşıktır, Rüstem ile Yazar Berfin’e âşıktır…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitaba erişmek için: <a href="https://zamansizkitap.com/hazan-kiyisinda-ask-gani-turk.html">https://zamansizkitap.com/hazan-kiyisinda-ask-gani-turk.html</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/gani-turkun-yeni-romani-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ceylan Alkan’ın ilk kitabı çıktı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/ceylan-alkanin-ilk-kitabi-cikti/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/ceylan-alkanin-ilk-kitabi-cikti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2020 11:25:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=8986</guid>

					<description><![CDATA[Kudüs sevdalısı Kevok’un babaannesinden dinlediği Mukaddes Şehir Kudüs’e yolculuk yapan Serçe, Ebabil, Bülbül, Güvercin ve Karınca’nın acıklı hikayesi anlatılıyor. Çocuk ve gençlerin bir solukta okuyabileceği 52 sayfadan oluşan eser büyüklere de mesajlar veriyor. Mardin’de yaşayan yazarın ilk kitabı olan &#8220;Özgür Olana Dek&#8221; Uçar Yayınları&#8217;ndan okurların beğenisine sunuldu. Ceylan Alkan Kimdir? 1985 yılında Gaziantep’te doğdu. İlk, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Kudüs sevdalısı Kevok’un babaannesinden dinlediği Mukaddes Şehir Kudüs’e yolculuk yapan Serçe, Ebabil, Bülbül, Güvercin ve Karınca’nın acıklı hikayesi anlatılıyor. Çocuk ve gençlerin bir solukta okuyabileceği 52 sayfadan oluşan eser büyüklere de mesajlar veriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mardin’de yaşayan yazarın ilk kitabı olan &#8220;Özgür Olana Dek&#8221; Uçar Yayınları&#8217;ndan okurların beğenisine sunuldu.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="560" height="860" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2020/06/ceylan-alkan-kitap.jpg" alt="" class="wp-image-8987" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2020/06/ceylan-alkan-kitap.jpg 560w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2020/06/ceylan-alkan-kitap-300x461.jpg 300w" sizes="(max-width: 560px) 100vw, 560px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ceylan Alkan Kimdir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1985 yılında Gaziantep’te doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Mardin’de tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde kitap tanıtım-yorumları yapmaktadır. Evli, 1 kız ve 1 erkek çocuk annesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/ceylan-alkanin-ilk-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kenan Şahbaz&#8217;ın Kanadı Güvercin Romanı Çıktı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/kenan-sahbazin-kanadi-guvercin-romani-cikti/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/kenan-sahbazin-kanadi-guvercin-romani-cikti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Sep 2019 06:57:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=8246</guid>

					<description><![CDATA[Dergimiz yazarlarından Kenan Şahbaz&#8217;ın &#8220;Kanadı Güvercin&#8221; romanı Klaros yayınlarından çıktı. Bir insanın aşkıyla, sorgularıyla baş edememesinin; sapkın bir derecede kıskançlığın yarattığı öfkesine, korkusuna ve mutsuzluğuna yenilmesinin romanı… Annesiz büyüyen bir insanın, en sonunda insanlardan kaçmak için güvercinlerin kanadına sığınmasının romanı. Bu roman aynı zamanda tek başına hayata tutunmaya çalışan ve acımasız olmaya zorlanan ve yaşadıkları insanın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Dergimiz yazarlarından Kenan Şahbaz&#8217;ın &#8220;Kanadı Güvercin&#8221; romanı Klaros yayınlarından çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir insanın aşkıyla, sorgularıyla baş edememesinin; sapkın bir derecede kıskançlığın yarattığı öfkesine, korkusuna ve mutsuzluğuna yenilmesinin romanı… Annesiz büyüyen bir insanın, en sonunda insanlardan kaçmak için güvercinlerin kanadına sığınmasının romanı.  Bu roman aynı zamanda tek başına hayata tutunmaya çalışan ve acımasız olmaya zorlanan ve yaşadıkları insanın yüreğini burkan Masum’un masumluğunu kirlettiği bir roman.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kenan Şahbaz, bu ilk romanında gerçek hayatta çok yakında tanıdığımız karakterlerle ve ilginç bir olay örgüsüyle kendimizle yüzleşmeyi amaçlıyor. Amacına da ulaşıyor.  </p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" width="686" height="847" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/09/kanadi-guvercin2.jpg" alt="" class="wp-image-8248" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/09/kanadi-guvercin2.jpg 686w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/09/kanadi-guvercin2-300x370.jpg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/09/kanadi-guvercin2-600x741.jpg 600w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/09/kanadi-guvercin2-243x300.jpg 243w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/09/kanadi-guvercin2-340x420.jpg 340w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/09/kanadi-guvercin2-680x840.jpg 680w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/09/kanadi-guvercin2-640x790.jpg 640w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/09/kanadi-guvercin2-681x841.jpg 681w" sizes="(max-width: 686px) 100vw, 686px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde aşklar, sorgulanan aşklar artık… Oysa aşk sorgulanmaz, sorgulanırsa aşk değildir… Günümüzde hayatlar, sorgulanmayan hayatlar artık… Oysa hayat sorgulanmalı, sorgulanmazsa hayat değildir… Kanadı Güvercin de böylesine bir roman. Bir insanın aşkıyla, sorgularıyla baş edememesinin; sapkın bir derecede kıskançlığın yarattığı öfkesine, korkusuna ve mutsuzluğuna yenilmesinin romanı… Annesiz büyüyen bir insanın, en sonunda insanlardan kaçmak için güvercinlerin kanadına sığınmasının romanı… Bu roman aynı zamanda tek başına hayata tutunmaya çalışan ve acımasız olmaya zorlanan ve yaşadıkları insanın yüreğini burkan Masum’un masumluğunu kirlettiği bir roman… Sahibi Aynı Kuyular adlı öykü kitabıyla edebiyat serüvenine bir derin nefes alarak atılan Kenan Şahbaz, bu ilk romanında da gerçek hayatta çok yakında tanıdığımız karakterlerle ve ilginç bir olay örgüsüyle kendimizle yüzleşmeyi amaçlıyor. Amacına da ulaşıyor. Sahi, hangimiz Masum? &#8211; Adnan Gerger</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.idefix.com/Kitap/Kanadi-Guvercin/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0001835870001">Kitaba Erişmek İçin Tıklayınız.</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"> </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/kenan-sahbazin-kanadi-guvercin-romani-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece Saçlı Kırlangıçlar 2. Baskısı Çıktı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/gece-sacli-kirlangiclar-2-baskisi-cikti/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/gece-sacli-kirlangiclar-2-baskisi-cikti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jul 2019 14:12:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=7786</guid>

					<description><![CDATA[Rabia Çelik Çadırcı&#8217;nın, Gece Saçlı Kırlangıçlar kitabının 2. baskısı Aryen yayınlarından çıktı. Dergimizin yazarlarından olan Rabia Çelik Çadırcı&#8217;nın kitabına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. Kitaba Erişmek İçin Tıklayınız &#8220;Süheyla burada durdu; beyaz zemin üzerinde güvercin oya mendilini çıkarıp hafifçe gözlerini sildi. Arkasından konuşmaya devam etti: “Kadın şairi de, ‘Bu cadı için cehennem ateşi gerek.’ diyerek, hamamın külhanına atıp [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Rabia Çelik Çadırcı&#8217;nın, Gece Saçlı Kırlangıçlar kitabının 2. baskısı Aryen yayınlarından çıktı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Dergimizin yazarlarından olan Rabia Çelik Çadırcı&#8217;nın kitabına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.kitabinabak.com/kitap/gece-sacli-kirlangiclar--rabia-celik-cadirci--aryen-yayinlari--kbk--9786058304321">Kitaba Erişmek İçin Tıklayınız</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Süheyla burada durdu; beyaz zemin üzerinde güvercin oya mendilini çıkarıp hafifçe gözlerini sildi. Arkasından konuşmaya devam etti: “Kadın şairi de, ‘Bu cadı için cehennem ateşi gerek.’ diyerek, hamamın külhanına atıp yakarlar.” Süheyla bunu söylerken, eliyle hafifçe bulundukları hamamın cehennemliğini işaret etmesi Müjgân’ın dikkatinden kaçmadı. <br>niçin yakılırdı kalpten damıtılan şiir yongaları? korkmak niçindi dizelerin çığlığından? oysa aynası değil miydi şiirler kalplerin? yakılmasın o güzel kalpler;kanadından süzülerek kırlangıçların, dökülsün ruhsuz bedenlere ‘yaşam’ olsun adı şiirlerin<br>Süheyla hikâyeyi bitirdiğinde Müjgân ile Cansel de gözyaşlarını tutamadı. Az sonra gözyaşlarından sıyrılıp, halvete gitmeye hazırlandılar. Boşalan ilk halvet yerine Müjgân gitti önce; defalarca yaptığı gibi yine kurnadan aldığı kırk tas su ile günah çıkardı ve tövbe etti kendince. Hamamın sıcacık sularıyla temizlenmiş teninde umutlarını yeniden yeşertmeye çalışıyordu; ruhu kirlerinden arınmalıydı artık ona göre.&#8221;<br></p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="952" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/Gece-Saçlı-Kırlangıçlar-1024x952.jpg" alt="" class="wp-image-7789" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/Gece-Saçlı-Kırlangıçlar-1024x952.jpg 1024w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/Gece-Saçlı-Kırlangıçlar-300x279.jpg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/Gece-Saçlı-Kırlangıçlar-600x558.jpg 600w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/Gece-Saçlı-Kırlangıçlar-768x714.jpg 768w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/Gece-Saçlı-Kırlangıçlar-452x420.jpg 452w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/Gece-Saçlı-Kırlangıçlar-904x840.jpg 904w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/Gece-Saçlı-Kırlangıçlar-640x595.jpg 640w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/Gece-Saçlı-Kırlangıçlar-681x633.jpg 681w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/Gece-Saçlı-Kırlangıçlar.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/gece-sacli-kirlangiclar-2-baskisi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burhan Ekinci&#8217;nin &#8220;Mezel&#8221; Kitabı Çıktı</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/burhan-ekincinin-mezel-kitabi-cikti/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/burhan-ekincinin-mezel-kitabi-cikti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jul 2019 07:03:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=7693</guid>

					<description><![CDATA[Burhan Ekinci&#8217;nin Mezel kitabı Klaros yayınlarından çıktı. Mezel, aşık olduğu Dicle’nin ölümüne tanıktır. Her kadında, her sevgide Dicle’yi arar. Bu romanda, Mezel ve Dicle’nin aşkı ile bu aşk etrafında 1990’lı yılların politik duyarlığına; savaş, ölüm ve ayrılıklara tanıklık ediyoruz. Aynı zamanda romanın anlatıcısı olan Mezel, adeta ölülerle iç içe yaşayan, cesetleri kutsayan bir karakter olarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Burhan Ekinci&#8217;nin Mezel kitabı Klaros yayınlarından çıktı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Mezel, aşık olduğu Dicle’nin ölümüne tanıktır. Her kadında, her sevgide Dicle’yi arar. Bu romanda, Mezel ve Dicle’nin aşkı ile bu aşk etrafında 1990’lı yılların politik duyarlığına; savaş, ölüm ve ayrılıklara tanıklık ediyoruz. Aynı zamanda romanın anlatıcısı olan Mezel, adeta ölülerle iç içe yaşayan, cesetleri kutsayan bir karakter olarak da karşımıza çıkar. Mezel’in ruh hali, adı ve ölen kimselere sevgisi iyi ve yeni bir karakter olarak edebiyatta yerini alıyor.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" decoding="async" width="750" height="750" src="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/burhan-ekinci.jpg" alt="" class="wp-image-7703" srcset="https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/burhan-ekinci.jpg 750w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/burhan-ekinci-300x300.jpg 300w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/burhan-ekinci-100x100.jpg 100w, https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2019/07/burhan-ekinci-600x600.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.shopier.com/ShowProductNew/products.php?id=1651446">Kitaba erişmek için tıklayınız</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/burhan-ekincinin-mezel-kitabi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yasaktır Bu Aşktan Çıkmak</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/yasaktir-bu-asktan-cikmak/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/yasaktir-bu-asktan-cikmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jul 2019 08:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=7546</guid>

					<description><![CDATA[A.Rahim KILIÇ&#8217;ın son şiir kitabı “Yasaktır Bu Aşktan Çıkmak” Klaros Yayınlarından çıktı. Cebimdeki Çakıl Taşları şiir kitabıyla 2008 Şükran Kurdakul Şiir Ödülünü alan şair A.Rahim KILIÇ yeni çalışmasında hayata, aşka dair bilgece nokta atışlarda bulunur. Aşk’ın kokusu dağların eteklerine kadar siner. Şair A. Rahim Kılıç aynı zamanda sitemiz yazarlarındandır. A.Rahim Kılıç, 1974’te Kızıltepe’de doğdu. Dicle Üniversitesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">A.Rahim KILIÇ&#8217;ın son şiir kitabı “Yasaktır Bu Aşktan Çıkmak” Klaros Yayınlarından çıktı. Cebimdeki Çakıl Taşları şiir kitabıyla 2008 Şükran Kurdakul Şiir Ödülünü alan şair A.Rahim KILIÇ yeni çalışmasında hayata, aşka dair bilgece nokta atışlarda bulunur. Aşk’ın kokusu dağların eteklerine kadar siner. Şair A. Rahim Kılıç aynı zamanda sitemiz yazarlarındandır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">A.Rahim Kılıç, 1974’te Kızıltepe’de doğdu. Dicle Üniversitesi Edebiyat Öğretmenliği ve Mersin Üniversitesi İletişim Fakülteleri mezunu. Adıyaman’da Katılım gazetesi, Diyarbakır’da Objektif gazetesini yayımladı. Birçok televizyon kanalında ve gazetede çalıştı. Türkçe ve Kürtçe birçok makalesi, şiiri çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">ne varsa benden bil<br>anıların yanında çiçekli bir dal<br>çocukluğuna dönen begonvil<br>canım acıyor, deyişlerin<br>ne yaşandıysa benden bil </p>



<ul class="wp-block-list"><li>Yazar:A. Rahim Kılıç</li><li>Yayınevi:&nbsp;Klaros Yayınları</li><li>Hamur Tipi:&nbsp;2. Hamur</li><li>Sayfa Sayısı:&nbsp;67</li><li>İlk Baskı Yılı:&nbsp;2019</li><li>Baskı Sayısı:&nbsp;1. Basım</li></ul>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/yasaktir-bu-asktan-cikmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
