<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mektuplar &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<atom:link href="https://zamansizdergi.com/zamansiz-o-an/mektuplar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<description>Herkes İçin Edebiyat</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Sep 2026 16:14:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://zamansizdergi.com/wp-content/uploads/2026/08/cropped-Untitled-design-32x32.jpg</url>
	<title>Mektuplar &#8211; Zamansız Dergi</title>
	<link>https://zamansizdergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İnsan Kokusu</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/insan-kokusu/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/insan-kokusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet A. Başkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 16:14:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Mektuplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=12869</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili Zin, &#160; &#160; İnsanın en güzel kokusu; sevgidir. Sevginin yanına aşkı, vefayı, saygıyı, merhameti, ilgiyi, şefkati ve Mem’i koyarsak; insan cennetin tedarikçisidir. &#160; Ancak insanın en kötü kokusu; nefrettir. Nefretin yanına; kini, kıskançlığı, ihaneti ve yanına utancı da koyarsak; insan bir cehennem tetikçisidir. &#160; İyi bir kul olmayı öğretenler; kötülüğü besleyen kitaplar gibidir. Kâtibin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Zin,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanın en güzel kokusu; sevgidir. Sevginin yanına aşkı, vefayı, saygıyı, merhameti, ilgiyi, şefkati ve Mem’i koyarsak; insan cennetin tedarikçisidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ancak insanın en kötü kokusu; nefrettir. Nefretin yanına; kini, kıskançlığı, ihaneti ve yanına utancı da koyarsak; insan bir cehennem tetikçisidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İyi bir kul olmayı öğretenler; kötülüğü besleyen kitaplar gibidir. Kâtibin hükmünü şaşıran vaizin sesi; dili, damağı ve zihni bulandıran yoldur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Vardır bir bildiği” dediğimiz fukara; bir pragma obezi ve Ortadoğu rakkası. Cebinde köle akidesi; devşirme çoban olmayı öğütler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgili Zin! İnanma ona. O, kötü insanın kokusu. Sarı benizli adama ev zencisi olan şaibeli meddah. Geniş başlı hamamböceğinin hepçil kafası; makarna kırıntısındaki nişasta zehri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O; berrak suyun göğsüne çöken karanlık, sıvadığı balçıkta çürüyen murdar, hakikati saklayan gafil ve paslı eski bir cehalet.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgili Zin! Cehalet, kötü bir açlıktır. Önüne hangi bilgiyi koyarsan! Yer, yalar, yutar ve kokutup yayar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgili Zin,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O; sahte cennetteki ada mahkûmu, aklını yitirmiş zindan faresi. Zindandaki mahkumlara özgürlük bildiği lağımı anlatır, durur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O; eski bir doğmanın eşeği, çirkin insanın hilesi, kötü insanın zenginliği, nâdan adamın koşulsuz iştahı ve körün aynası.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>O; yeni hikâyenin Kronos vakası, bir tohum düşmanı, elin efendisine eş-dost ve sentetik zaferin sefaletinde evladının azığını yiyen canavar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Onlar; kör bir sürü, despotik kırbacın sesleri, plastik terlikli şahın uşakları ve kavram tüccarları. Büyülü sözlerin, anlaşılmaz kılıfların ve uyduruk terimlerin şükürleri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Onlar; suçlayıcı gafiller, sahte hürriyetin kulları, yarının hırsızları ve beşiğin al karaları, ormanın zehirli kökleri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Onlar; yeni jargonun gölge müşterileri, hakikatin düşmanları ve dumanla beslenen gölgelerdir. Somun ekmek siyasetinin hımbılları.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgili Zin,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen, Mahabad’ın güneşi. Baharın konuştuğu gül. Dengbêjin bülbüle anlattığı gözlerin yükü ve ışıltısı. Elbet bu tiyatro bitecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/insan-kokusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>III.IV. Mektup</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/iii-iv-mektup/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/iii-iv-mektup/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet A. Başkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 15:57:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11932</guid>

					<description><![CDATA[4 Kapı Gümüş aynanın çocukları; ölü yılların definesidir. Gömüsü güneş kehanetinin büyüsündedir. Dicle’ye okuduğum ilahi, rüyasını görmeye gelen yeşil gözlü kadınların örgüsü. Sonsuzluğun içindeki ilk eksik bilgiye teyr û baz. Fırat’ın gölgesinde dinlenen kızıl saçlı tanrı; adaleti değil anlamı sever. Her şeyi bilen zaman gibi varlığın sisli izi. Vatanım, cennet kapısındaki insanın darüşşifası; hâl ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>4 Kapı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümüş aynanın çocukları; ölü yılların definesidir. Gömüsü güneş kehanetinin büyüsündedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dicle’ye okuduğum ilahi, rüyasını görmeye gelen yeşil gözlü kadınların örgüsü. Sonsuzluğun içindeki ilk eksik bilgiye teyr û baz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fırat’ın gölgesinde dinlenen kızıl saçlı tanrı; adaleti değil anlamı sever. Her şeyi bilen zaman gibi varlığın sisli izi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vatanım, cennet kapısındaki insanın darüşşifası; hâl ve bilgi arasında kalan hat. Çünkü toprak kokusu çiçeğin ruhuna şem.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dört kapı, birbirine seslenen harflerin çamuru. Bu ses, eski anlamın yasını tutar. Söyledikçe har û ar olur makama.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dört kapı, tek lisanın kalbi. Şarkı söyleyen çocukların; selama, kelama ve halaya açılan neşesi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dört kapı derki; susmak, dünyanın en garip hapishanesi. Bu küçük şeyler, insanın cahil bir gaddarla şiddetli geçimsizliği.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br><strong>1 Makam</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen, Arap gıdısına düşmüş şehvet cümbüşü. Ve mağaranın karanlık kabuğundaki kîl û kâl vaizi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen, dağılmış kökün kurdu. Fitnesi büyük gövdenin nemi, küfü ve hastalığı. Acem ve Rum’un eli, dili ve hizmetkarı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen, taht sandığın plastik taburedeki makam sahibi. Duvara sırtını dayamış lafazan. Macellan’ın Gökalp’a döndüğü Rota Virüsü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Zin! Kokusu Zagros Dağları’nın çiçeği. O, gürültülü boş bir kap. Sevgili Zin! Saçları Mezopotamya Ovası’nın başağı. O, sözü bol boş bir lakırdı. <br><br>Çünkü; insanla yaşayan toprağımız, Med şiirinin derinliği, kalbi ve aklı. Hazır olmamızı bekleyen perde. Kendi varlığını hatırlayacak sır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesin ördüğü hikâyeyi ruhumuz giyindiğinde; herkes halkının dünya misafirdir. Belki bir yolcu, belki bir anıt, belki de bir köpek.</p>



<details class="wp-block-details is-layout-flow wp-block-details-is-layout-flow"><summary>Görsel: Mehmet A. Başkurt</summary>
<p class="wp-block-paragraph">Biz, nabzını satanları, sessiz yaşlı uşakları ve kan satan deyuzların ihanetini gördük. Sözün son zuhuru; güzel insanlar gittikçe sular da çekildi. </p>
</details>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/iii-iv-mektup/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>And Kitabesi III. III</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/and-kitabesi-iii-iii/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/and-kitabesi-iii-iii/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet A. Başkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 16:22:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Mektuplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11847</guid>

					<description><![CDATA[Hiciv Kapısı Gerçek, insanın uyutulduğu toplum. Toplum, şahıs iştahında insan kurgusu. Kurgu, yorganın ağır rüyası. İktidar, uşağın kulağına çalınan sır. Ahlaksız ve ayrıca zeki adamın gaddar aklı. Bu akıl, epik bir şiir ve kanın aktığı çanak. Tarih, külli zamanın isi. Küf kokulu ihtiyarın zehri. Belki de ayyaş bir dervişin çektiği duman. Bellek, zihinsel hendeğin üzerine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>	Hiciv Kapısı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçek, insanın uyutulduğu toplum. Toplum, şahıs iştahında insan kurgusu. Kurgu, yorganın ağır rüyası.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İktidar, uşağın kulağına çalınan sır. Ahlaksız ve ayrıca zeki adamın gaddar aklı. Bu akıl, epik bir şiir ve kanın aktığı çanak. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarih, külli zamanın isi. Küf kokulu ihtiyarın zehri. Belki de ayyaş bir dervişin çektiği duman.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bellek, zihinsel hendeğin üzerine serili geçici desen. Kel adamın ömrü kadar süren harita.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mekân, kent kahvesinde ömür çürüten oyunlar. Dar bir insanın sığ ufku kadar büyük bir gürültü. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Mitler, zeytin ve incir adına bize söylenen sözler. Lezzetin diğer dünya kıyası. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Beden; gerçeğin, iktidarın, tarihin, belleğin, mekânın ve mitlerin üzerinde tepindiği kale kapısı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong> Övgü Kapısı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Övgü, hicvin çarıklı ikizi. Dilencinin kandıran görkemi. Rom üzümünün maya hali.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaman, tarihin politik inşasında eriyen saatler. Düzenin çarkında hak ve hukuk tabiri olarak kalmış saat kurmacası.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duygu, mesneviden beslenmiş yalanlar. Gül ve umudu heba eden sıcak kan torbası.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dil, düşüncenin yamalı çizgisi. Hatıraların üzerini çizen dolma kalemin sivri ucu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşünce, serabın su hali. Bir var bir yok. Aklın bilmediği kalbin yolu yordamı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilgi, cehaletin en sevdiği ağaç. Meyvesine taş atıp doyar sonra hikmeti kusar. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Adalet, kul adamın perdesi. Ne görür, ne işitir, ne söyler, ne bilir. Çünkü terazi gaddar adamın malı ve mülkü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi söyle: Otun et tokluğunu, duman üzeri hayalleri, geceyi ve bilmeceyi kim bilir? Var olmak ılık bir can havli. Kavli yalan olan kitaplardan ne öğrenebiliriz?</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/and-kitabesi-iii-iii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belsa Kitabesi</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/belsa-kitabesi/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/belsa-kitabesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet A. Başkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jun 2025 12:08:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mektuplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=11709</guid>

					<description><![CDATA[Tapınak Kapısı Gülüşün, cennet kapısındaki insanın darüşşifası ve kokusu ilk çiçeğin ruhu. Gözlerin, nazik bir kalbin zamanda kaybolmuş kalıcı sözleri. Okuduğum ilahileri kalbine taşıyan yük. Parmakların, kışın ortasında toprağı uyandırmaya çalışan sıcak elin ucu, bucağı ve izi. Bu iz, ruhun aldığı yolun derin çizgisi. Kalbin, hatırlanamayacak kadar eski bir bahçe. Tanrının kendi izini sürdüğü izbe [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tapınak Kapısı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gülüşün, cennet kapısındaki insanın darüşşifası ve kokusu ilk çiçeğin ruhu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerin, nazik bir kalbin zamanda kaybolmuş kalıcı sözleri. Okuduğum ilahileri kalbine taşıyan yük. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Parmakların, kışın ortasında toprağı uyandırmaya çalışan sıcak elin ucu, bucağı ve izi. Bu iz, ruhun aldığı yolun derin çizgisi. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalbin, hatırlanamayacak kadar eski bir bahçe. Tanrının kendi izini sürdüğü izbe bir cennet.  </p>



<p class="wp-block-paragraph">İnancın, soluğunu bağladığın ulu kayın ağacındaki kırmızı çaput. Sen burada büyük bir ev sahibisin. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesin, cümlenin altın nakışlı duvarları. Tapınak ilahisindeki yankı, yangın ve derin huşu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kulakların, tanrı sesinin pençesi. Yalnız bir rahibin okuduğu fısıltıların çehresi; kabile kalbinin gömüldüğü eski bir kitap. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rahle Kapısı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İbadet, dini bir zanaat. Çünkü alimler yanlışı pazarlayan minberdeki ulu hatipler. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Korku, rüyasını görmeye gelen kadının kalbi. Saçlarını sakladığı duvarın kimsesizliği. İnin cinin top oynadığı evin köşe bucak karanlık gölgesi. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayat, eski bir tanrının çilesi. Zamandan düşmüş dağın, insan suretindeki kayaları. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarih, hakkın küçük bir bölümü. Adaletin sığ sesi ve sessiz sedasız göçenlerin isimsiz mezarı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Cesaret, doğanın en büyük öğretisi; yaşamak ve devam etmek. Hayatı ve insanı dengede tutan yegâne dilek. </p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan, doğanın dişi tarafı; iyinin ve kötünü terazisi. Zamanın belleğindeki rüya alemi ve her şeyin anlam tezahürü. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlam, doğanın insan belleğine yatırdığı tohum. Kök ve gövdenin yapraklara ulaştırdığı lezzettin tadı. </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/belsa-kitabesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mektup</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/mektup/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/mektup/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Handan Kılıç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Nov 2022 11:16:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mektuplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=10926</guid>

					<description><![CDATA[“Canım annem,Seni çok özledim. Bu bayram da gelemedik. Ersin, fabrikadan izin alamadı. Ablam daHollanda’dan size geleceğim deyince en azından biz beraber olacağız diye sevindik. Bavulumhep gözümün önünde, sanki her an geri dönecekmişiz gibi. Ablam “Alıştık artık, bizimhayatımız burada” dedi mi şaşırırdık ya, biz de alışacakmışız. İnsan her şeye alışıyor, herşartta yaşıyor. Burada evler kutu gibi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">“Canım annem,<br>Seni çok özledim. Bu bayram da gelemedik. Ersin, fabrikadan izin alamadı. Ablam da<br>Hollanda’dan size geleceğim deyince en azından biz beraber olacağız diye sevindik. Bavulum<br>hep gözümün önünde, sanki her an geri dönecekmişiz gibi. Ablam “Alıştık artık, bizim<br>hayatımız burada” dedi mi şaşırırdık ya, biz de alışacakmışız. İnsan her şeye alışıyor, her<br>şartta yaşıyor. Burada evler kutu gibi nerede öyle memleketteki genişlik. Ama buna da alıştık,<br>iki göz oda da yetiyormuş insana. Huzur olduktan sonra.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerli malı haftasında ne yediysek isterdi ya ablam, artık hepsi var, hem sizdekilerden<br>güzelleri buraya geliyor. Pahalı diyordum önceleri, bizim paraya vurunca. Sonra dediler ki<br>artık buradaki parayı düşün, öyle bakınca uygunmuş fark ettim. Zaten sizin ora daha da pahalı<br>olmuş şimdi. Bu virüs her şeyi, her yeri mahvetti. Bizim de fiyatlar arttı, gerçi sizinkilerin<br>yanında lafı olmaz. Kurban da bari beraber olalım, babamı da razı et, size bilet gönderelim, atlayın gelin uçuğa.<br>İnat etmesin babam, her yeri gezdireceğim bak. Çok sevecek, hem kart çıkardı hükümet, her<br>yere o kartla dokuz avroya gideceğiz. Sizin benzinciler gibi değil. Mazot yüzünden üzümü de<br>tütünü de bıraktık dediydi Kemal. Aslında ona da iş bulsak, Ayşen zaten hemşire, az dil<br>öğrense… Her gün sağlıkçılar geliyor buraya. Onlar da gelirse üç çocuğun dışarda sen neyi<br>bekleyeceksin orada. İki ay birinde iki ay birinde gez dur evlatlarını. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem torunlar ana ata görsün. Ah bu bayram nasıl kaynaştılar kuzenler. Biz ne güzel hep beraber büyümüştük.<br>Şimdi hepimiz başka yerlere dağıldık ama çocukken yalnız hissetmedik. Şimdi çocuklar<br>yalnız. Resimde ondan yoklar, parktalar. Tek başına çocuklar parkta mı dediğini duyar<br>gibiyim. Telaş etme. Hiç aklımız kalmıyor, sizin oralarda güvenlik de kalmamış, duyuyoruz.<br>Kemal dedi mahalleden çocukları taciz ediyorlarmış yeni gelenler. Buralarsa bizim<br>çocukluğumuzdaki sakinlikten bile güzel. Parklarda oyuncaklar tahta, her şey doğal. Plastik<br>değil, çocuklar enerjisini atıyor, topraklanıp geliyor. Okula bisikletle gidiyor, yolda kalsalar<br>kendileri çözüm üretiyor. Şimdiden bu kadar becerirlerse on sekiz oldu mu bizi aramazlar bile<br>diye düşünüyor insan. Ama iyi ki koynumda büyüttüm senin lafını dinleyip. Ana kokusunu<br>aldı mı bir daha unutmaz derdi ya babaannem. İnşallah bizimkiler de hayırlı evlat olurlar.<br>Ah anam, canım anam. Memleket hasretiyle yanarken memleket yandı be anam. Son birkaç<br>senede ne çok şey oldu. Arada haberlere bakıyoruz, neye üzüleceğimizi şaşırıyoruz. İyi ki<br>vaktinde gelmişiz diye şükrediyoruz. Artık dönmeyiz diyor Ersin. Çocuklar için iyi bizim<br>buralar, kazancımız da güzel, kurduk mu düzeni niye dönelim? Bir sizin hasretiniz işte!<br>Bahçeli bir eve geçecek gibiyiz. O zaman kesin aldıracağım sizi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özlemişim mektup yazmayı. Konuşuyoruz sık sık, görüntülü de araşıyoruz ama böylesi de<br>güzel. İnsana iyi geliyor yazmak. Bir daha memlekete dönmeme fikrine kendimi ikna<br>edemiyordum ama bak bunları sana yazarken burada kalmalı artık diye kanaat getirdim. Kâğıt<br>üstünde görünce gerçeği ikna oldum.<br>Ellerinden öpüyor, hasretle sarılıyorum. En kısa sürede cevabınızı değil sizi buraya<br>bekliyorum.<br>Kızın Fatma”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/mektup/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Son Mektup &#8211; Beşinci Mektup</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/son-mektup-besinci-mektup/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/son-mektup-besinci-mektup/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2021 06:11:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mektuplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9660</guid>

					<description><![CDATA[Koskaca dört tane mektup okudum. Dört tane kağıt parçası, onların içinde anılar, acılar… Ve en önemlisi de onurlu bir duruşun simgesi annem! Oturduğum yerden barajın sonsuz sularını izlerken bütün mektupları okuma düşüncesine takıldım. Hepsini okuyup her şeyi detaylıca öğrenecektim. Muhakkak eksik kalan şeyler olacaktı. En başta annemin yazdığı mektuplar mesela. Onlara da bir ulaşabilsem aslında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Koskaca dört tane mektup okudum. Dört tane kağıt parçası, onların içinde anılar, acılar… Ve en önemlisi de onurlu bir duruşun simgesi annem! Oturduğum yerden barajın sonsuz sularını izlerken bütün mektupları okuma düşüncesine takıldım. Hepsini okuyup her şeyi detaylıca öğrenecektim. Muhakkak eksik kalan şeyler olacaktı. En başta annemin yazdığı mektuplar mesela. Onlara da bir ulaşabilsem aslında o zaman her şeyi öğrenmiş olacaktım. Pek hatırlayamıyorum ama mutlaka babamın eşyaları gelmiştir diye düşünüyorum. Sadece cenazesini gönderecek değiller neticede. Elbiseleri, kişisel malzemeleri, birtakım özel eşyaları… Evet, evet bunlar mutlaka olmalıydı. Peki eğer varsa neredeydi? Ah anne! Neden koymadın onları da buraya, ipuçlarından yola çıkarak bulmamı mı bekliyorsun? Burada yazılan hatta yaşanan onca şeyin yükünü üzerime atmışken bir de kayıp eşyalarla mı uğraşacağım? İnan ki anne, hiç gücüm kalmadı. Şu iki-üç günlük süreçte bütün gücümü yitirdim. Yaşadıklarını düşününce sana gücüm kalmadı demeye utanıyorum. Bu yüzden eğer birazcık mücadele edecek gücüm kaldıysa onu da bunları bulmak için harcayacağım. Bulduktan sonra senin onurlu öykünü herkese başım dik bir şekilde anlatacağım. Önce torununa anlatacağım. Ona nasıl bir ebeveyn olması gerektiğini anlatacağım. Kardeşlerimi karşıma alıp onların beynine çivileyeceğim her şeyi. Çünkü onlar ancak bundan anlar! Seni soran, seven, sevmeyen herkese seni anlatacağım. En önemlisi de senin hayatını kitaplaştıracağım. Böylece seni ve senin gibi insanların hayatını binlerce kişiye duyurabilirim. Senin sayende sesi çıkmayan, bastırılan, susturulan onların, yüzlerin, binlerin belki de yüz binlerin sesi olurum. Düşünsene anne, ne büyük bir mücadele hem de senin sayende. Senden şu an tek isteğim diğer mektuplarında bana yol göstermen. Böyle kendi kendime konuşurken eşimin sesini duyunca sesli düşündüğümün farkına varabildim:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Bence de kitap fikri çok iyi. Birlikte yazarız ha ne dersin?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun bu teklifine sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdim. Sol omzuna başımı koydum. Sol kolunu boynumdan geçirip sıkıca sardı. O an ikimizin de ağladığından adım kadar emindim. Kolundan kendimi kurtarırken yüzüne bakamadım ama yine düşüncelerim seslenmeye başlamıştı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Evet, okuyacağım. Hemen şimdi, hepsini okuyacağım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Canım… Yapma lütfen iyi değilsin zaten. Üzerinden biraz zaman geçsin istersen he biraz daha bekleyelim. Hem geç oluyor eve gitmemiz lazım malum bekleyenimiz var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Hepsini, şimdi!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eşim ısrarıma daha fazla karşı koymak istemedi. Hâlbuki biraz daha direnseydi hemen vazgeçecektim. Çünkü zaman geçtikçe gerçekleri öğrenme fikri iyice cesaretimi kırıyordu. Gözlerinin içinde baktım, bekledim. Ama yapmadı, devam etmedi. Gözlerini gözlerimden ayırmadan dördüncü mektubu önüme sürdü. İkimiz de mektuba bakmıyorduk o yüzden değişimi hemen fark edemedik. Elini üstünden çekti, başımı mektuba doğru çevirdim. Bembeyaz bir zarf ve üzerinde daha dün yazılmış gibi yeni duran yazıları, adımı görünce şaşırdım:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Sanırım yanlış mektubu verdin, bunda benim adım yazıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Karıştırdım mı acaba? Ama hayır, bak üzerinde dört yazıyor!</p>



<p class="wp-block-paragraph">-E bu mektup yeni ama!</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Aç bakalım!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağzı yapıştırılmamıştı. Hemen içinden mektubu çıkardım. Kağıt da yeniydi, yazılar da yeniydi. Her şey yeniydi, benim için yazılmıştı. İşte şimdi daha da heyecanlandım. Beynime hücum eden kanları hissedebiliyordum. Bir anda bütün duyularım açıldı. Hızlıca çevirdim mektubu. Kağıt hışırtılar içinde açıldı:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Bu mektubu okuyorsan yıllar önce öğrenmen gereken çoğu şeyi şimdi öğrenmiş oldun demektir. Bunların hepsi için beni suçlayabilirsin. İstediğini düşünmekte özgürsün oğlum. Bunları sizlerden yıllarca saklamamın nedeni kimseye kin beslememeniz, kimseyi kötü görmemeniz içindi. Onlar sana neler çektirmiş, sen hâlâ onları düşünüyorsun diyebilirsin. Deme oğlum onlar büyüktür, babanın ailesini de benim ailemi de kötü bilmenizi istemedim. Ama artık hiçbir şeyin önemi kalmadı. Çünkü ben öldüm. Kendi kendime söz vermiştim, öldükten sonra açıklayacağım diye. Sözümü tuttuğum için içim rahat gidiyorum bu dünyadan. Bu dünya; benden evladımı aldı, eşimi aldı, yetmedi hayatımı aldı ama ben kimseye kırgın değilim. Bunların yanında üç tane evlat verdi. Sizlerin uğruna her şeye katlandım. İşte bu yüzden her şeye rağmen yaşamak güzeldi. Kardeşlerine kızma, onlara kırılma. Onlar senden küçük bilemiyorlardır belki. Düşünemiyor da olabilirler. Sen onların ağabeyi olduğunu unutma! Sana vasiyetim budur, kardeşlerine kol kanat ger. Oğlum! Bunları niye sana bıraktım biliyor musun, çünkü hepsini idrak edip olgun bir şekilde sadece sen kavrayabilirdin. Yüzümü kara çıkarma, ana yüreği bu hisseder muhakkak. Babandan ve benden kalan mallar belli. Evi, kardeşlerine bırakıyorum. Köydeki tarla da senin olsun oğlum. Merak etmeyin hepsinin maddi değeri aşağı yukarı aynıdır. İyice tatbik ettim. Hayattayken bu paylaşımı yapsaydım eminim kimse memnun olmazdı ama şimdi sen, güzelce anlatacaksın kardeşlerine oğlum! Bu da son mektubumdu, daha çok şey öğrenmeni istemiyorum. Bunları bil yeter. Son olarak da boşuna uğraşma diğer zarfların içini boşalttım. Benim gönderdiğim mektupları da aramak isteyeceksin ama arama, hepsini yaktım! Kendine, eşine, torunuma ve kardeşlerine iyi bak!”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mektubu okuyunca son cümlelerin gerçek olmaması için yakardım. Diğer zarfları kontrol ettim, hakikaten hepsi boştu. Masanın üzerinde duran kutuyu ve mektupları hakaretlerle savurdum. Eşim sarılarak beni sakinleştirmeye çalışıyordu ama buna pek niyetim yoktu. Birkaç dakika boyunca böylece mücadele ettik. Sonra yavaş yavaş annemin yazdıkları zihnimde anlam bulmaya başladı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/son-mektup-besinci-mektup/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailem &#8211; Dördüncü Mektup</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/ailem-dorduncu-mektup/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/ailem-dorduncu-mektup/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2021 08:53:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mektuplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9582</guid>

					<description><![CDATA[Bu mektubu okuyunca yatağıma yavaşça gömüldüm. Yorganımı başıma çekip oluşturduğum o karanlıkta, korkuların en büyüğünü yaşamayı istedim. Ama okuduklarım ve annemin yaşadıkları karşısında bu çabamın beyhude olduğunu biliyordum. Eşimin acıyan gözlerle bana baktığını hissediyordum. Bir elin yavaşça yorganı kaldırdığını, dünyamı aydınlattığını fark ettiğim an, eşime sarılıp saatlerce ağlama isteği cereyan etti. Kaç dakika öylece kaldık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bu mektubu okuyunca yatağıma yavaşça gömüldüm. Yorganımı başıma çekip oluşturduğum o karanlıkta, korkuların en büyüğünü yaşamayı istedim. Ama okuduklarım ve annemin yaşadıkları karşısında bu çabamın beyhude olduğunu biliyordum. Eşimin acıyan gözlerle bana baktığını hissediyordum. Bir elin yavaşça yorganı kaldırdığını, dünyamı aydınlattığını fark ettiğim an, eşime sarılıp saatlerce ağlama isteği cereyan etti. Kaç dakika öylece kaldık bilmiyorum. Biraz daha kendime gelince tekrardan uzandım yatağa. Eşim ise hâlâ başımdaydı. Elimi tutuyor, başımı okşuyordu. Nasıl teselli edeceğini, ne diyeceğini bilemiyordu bir türlü. Hareketlerinden fazlaca belli oluyordu. Ben ise düşünüyordum. Son zamanlarda en çok yaptığım şey gibi. Düşünmek bir aşamadan sonra insanı en çok yoran şey oluyormuş gerçekten. Babamı düşünüyorum; kim bilir diyorum neler yaşadı da gitti. Neler çekti gurbette. Eşini çocuklarını öylece bırakıp gitmek insanın en ağır sınavlarından olmalı diye düşünüyorum bu sefer de gözlerimi eşimden ve çocuğumdan ayıramazken. Annemi düşünüyorum; en ağır mücadeleyi onun verdiğini hissediyorum, düşüncelerimin ağırlığından bu böyle olmalı diyorum. Eşini kaybediyorsun, karnındaki günahsız bebeğini kaybediyorsun. En son da üç çocuğunla ortada kalıveriyorsun. Sahip çıkanın, elinden tutanın olmadığı bu kurtlar sofrasında yaşamanın en onurlu mücadelesine girişiyorsun. Ve bu savaştan yıllar sonra da olsa alnının akıyla çıkıyorsun. Kimseye muhtaç olmadan çalışarak çabalayarak geçimini sağlıyorsun. Evlatlarını iş sahibi yapıyorsun. Yıllarını verdiğin evlatların senin için parmağını bile oynatmıyor belki de ama yine de senin gözün onu görmüyor. Yıllarca yanı başımda duran, onurlu mücadelesinin galibi annemi böyle düşünmek beni çok yıpratıyor. Yıpratıyor elbette ki yaşarken kıymetini bilememek, yanımdayken bunların farkına varamamak yıpratıyor. Ama yine de düşünmeye devam ediyorum. Her şeyi düşünüyorum. İki kardeşim hariç her şeyi düşünüyorum. Nasıl olur da iki gün geçmesine rağmen hâlâ miras için gelmediler anlam veremiyorum. Eşimin mektubu katlayıp tekrardan zarfa koyuşuna bakıyorum. Zarfı kutuya koyacağı sıra elinden tutup tekrar çıkarmasını rica ediyorum. Okuyor. Cümleler beynimde dans ediyor. Damarlarımda hoplayıp zıplıyor sanki. Okuması bittiğinde gözlerinin içine bakarak:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Benim bir kardeşim daha varmış ama öldürmüşler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Evet canım. Üzülme ama Allah bebeğin canını alanların yanına kâr bırakır mı hiç?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Haklısın bırakmaz ama benim bir kardeşim daha varmış. Hem de daha doğamadan “ailem” dediğim insanlar tarafından öldürülmüş. Onlar da bir anne-baba değil miydi nasıl kıyarlar torunlarına, saf bir bedene? Nasıl?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-İnsan ailesini seçemiyor. Bilmediğimiz ne nedenleri vardı, o zamanlar neler yaşandı, aralarında neler geçti hiçbirini bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey kardeşinin ölmüş olması.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eşim cümlesini tamamlayınca mektubu zarfa koydu. Sırasına göre dizdi ve üzerindeki ipi tekrardan geçirdi. O işini bitirince kutuyu alıp sarıldım. Evladım gibi öpmeye koklamaya başladım. Gözyaşlarımı döküyordum üzerine. Bir hayatın, koskoca bir ömrün özetiydi şu üç-beş kağıt parçası. Mektupları alıp barajın kenarına, ormana gitmek istediğimi söyledim. Eşimden rica ettim, beni götürmesini istedim. İtiraz edecek oldu ama yine de olumsuz bir şey söylemedi. Hemen hazırlandı, benim de hazırlanmama yardım etti. Oğlumuzu da komşuya emanet ettik. Bütün vücudum düşünceden ibaretti sanki. Adımlarımı atarken duraklıyor, düşünüyor ve birkaç şey mırıldanıp öyle devam ediyordum. O yüzden biraz zaman aldı aşağıya inmem. İndiğimde sanki yıllardır mağarada, karanlığın içinde yaşayan biri gibi hissettim kendimi. Gözlerimi açmakta zorlanıyordum. Arabaya bindiğimde emniyet kemerini taktım. Kutu hâlâ kucağımdaydı. Eşim, arka koltuğa koymamı önerdi ama böyle iyi olduğumu söyledim. Gözüm hiçbir şey görmüyordu, aklım hiçbir şeyi almıyordu. Sadece bu mektuplarda yazanları idrak edebildiğimi düşünüyordum. Gözümün önüne bisikletim geliyor, babam-annem geliyor, yaşadığım evler geliyor, dedem geliyor kısacası geçmiş hayatımı izliyorum. Sanki dünya koskocaman bir ekran ve o ekranda sadece benim hayatım var ama bunu bir tek ben görebiliyorum. Öyle bir sinemadayım sanki. Eşime suyun kenarındaki kameriyeye kadar gitmesini söyledim. Arabayı kenara bıraktık, arabadan indik. Suyun hemen yanında sayılırdık. Kutuyu masaya bıraktım. Ayakkabılarımı, çoraplarımı çıkardım. Suyun içinde bir çocuk gibi oynamaya başladım. O sırada tabi ki hiçbir şey aklıma gelmiyor. Eşim, garibim, kim bilir ne kadar endişeleniyordur benim için. Gelip çıkardı beni. Masaya oturduk. Gözümüzün alabildiği her yer suydu. Kutuyu kendime doğru çevirip mektupları aldım. İpi çözdüm. Üçüncü mektubu bulup önüme koydum. Bir zaman sonra mektubu yanımda oturan eşimin önüne sürdüm. Gözlerimi kapattım, okumasını bekledim:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Senin mektuplarını okuduktan sonra kan beynime sıçrıyor. İyi ki orada değilim diye şükrediyorum. Yoksa engel olamayacağım bir dizi olaylar yaşanırdı muhakkak. Tabi ki yine de senin yanında olabilmek için nelerimi vermezdim, o da ayrı bir konu. Ben yine de onlar gibi bir ebeveyn olmak istemiyorum. Allah onları bildiği gibi yapsın. Mümkün olduğunca sakinliğimi korumak istiyorum. İşte bu yüzden artık daha fazla babamların yanında yaşamanızı istemiyorum. Seni ve çocuklarımı A… alacak. B…’deki eve götürecek ve artık orada yaşayacaksınız. O sana ulaşacak bir şekilde. Orada güvende olacaksınız. Bunu en başında yapmalıymışım ya neyse. Çok kızıyorum kendime. Olanlara çaremiz yok ancak bundan sonra yaşanacakları engelleyebiliriz. Eve geçince yine yazarsın. Çok bekletme, sağlıcakla kalın.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">A… adlı kişi kim bilmiyorum. Ama B… dediği ev şu anki evimiz olmalı. Yıllar sonra bütün gerçekler gün yüzüne çıkıyor. Boşuna dememişler sonuçta değil mi: “Söz uçar, yazı kalır!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Haziran 2020/Taşlıçay</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/ailem-dorduncu-mektup/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Caniler &#8211; Üçüncü Mektup</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/caniler-ucuncu-mektup/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/caniler-ucuncu-mektup/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2020 07:05:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9449</guid>

					<description><![CDATA[İkinci mektubu okuduğum zaman öğrendiklerimden çok öğrenemediklerimin ağırlığıyla ezildiğimi hissettim. Saat de ilerlemişti. Diğer mektubu okuyacak gücü bulamadım kendimde. Zihnimin boğulduğunu, kalbimin sıkıştığını iyiden iyiye hissetmeye başladım. Mektubu bitirince bir sürü cevapsız soru doğmuştu. Mektuplarda yazanlar bir başka, bizim “aile” kavramımız üzerine bambaşka sorular. Çocukluğumda tam bir aile gibiydik. Babamın yanımızda olduğu zamanlardan bahsediyorum. O [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İkinci mektubu okuduğum zaman öğrendiklerimden çok öğrenemediklerimin ağırlığıyla ezildiğimi hissettim. Saat de ilerlemişti. Diğer mektubu okuyacak gücü bulamadım kendimde. Zihnimin boğulduğunu, kalbimin sıkıştığını iyiden iyiye hissetmeye başladım. Mektubu bitirince bir sürü cevapsız soru doğmuştu. Mektuplarda yazanlar bir başka, bizim “aile” kavramımız üzerine bambaşka sorular. Çocukluğumda tam bir aile gibiydik. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Babamın yanımızda olduğu zamanlardan bahsediyorum. O gittikten sonra her şey bir anda tersine dönmüştü. Birbirimizden yavaş yavaş koptuk ya da koparıldık. Küçük bir kar topunun yuvarlandıkça büyümesi gibi büyüdü aramızdaki ayrılık. En sonunda bu hâlini aldı işte. Üç kardeş, bir anne ve sayısız bilinmeyen… Belki de dört kardeş demeliydim. Bunu öğrendiğimi biriyle muhakkak paylaşmalıydım. Özellikle kardeşlerim bu durumdan pek memnun olmayacaklardır eminim ki. Çünkü mirası dörde bölmek gerekecekti. Ne yapacağımı bilemez halde oturduğum yerden kalktım. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Mektupları ararken biraz dağıtmıştım ortalığı. Her şeyi tekrardan yerleştirdim. Kutuyu da mektupları da ilk bulduğum andaki gibi bıraktım. Sırasını karıştırmamaya dikkat ederek. Kapıyı kapatıp dışarı çıktığımda yaz havasının tatlı sıcaklığı vardı gecede. Bu havaları çok severim o yüzden arabayı evin önünde bırakıp yürüyerek gitmeye karar verdim. Üniversite yıllarında da yalnızlığımın değerini en çok bu havalarda ve geceleri bilirdim. Bir şarkı, bir kulaklık ve uzun bir yol… Bu gece de aynısını yapacağım. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Gecede çalan şarkının önemi olmayacak yine çünkü ben kendimi gecenin serin nefesine bırakacağım. Eve geldiğimde saate bakmadım, zamanın bir önemi yoktu şu an. Oğlum uyumuş, eşim ise balkonda bu havanın tadını çıkarıyordu. Yanına kahvesini, sigarasını ve bilgisayarını almış haberleri takip ediyordu. Birkaç gündür gündemden uzak kaldığı için huzursuz olmuştur eminim. Geldiğimi fark etmedi, kendini iyice kaptırmışa benziyordu. Isıtıcıdaki sıcak suyla bir bardak da kendime kahve yaptım, yanına oturdum. Yanına oturduğum an fark edebilmişti geldiğimi. “Aaaa” diyerek ağzını açtı, aynı orantıda gözlerini açıp kaşlarını kaldırdı ta saçlarına kadar “ne ara geldin hiç duymamışım” diye tamamladı şaşkınlık gösterisini. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Gülümseyerek cevap verdim, kahveme baktı. “Bir de kahve mi yaptın kendine” diyecek diye bekledim ama konuşmadı, niye konuşmuyorsun da demedi. Sustu ve işine kaldığı yerden pürdikkat devam etti. Bir süre sessizce onu izledim ve okuduklarımı düşündüm. Karımdan başka güveneceğim kimsem kalmadığı gerçeği bir balyoz gibi indi beynime. Sarsıldım, söyleyeceklerimi toparlamaya çalıştım. Kahvemden son yudumu aldığımda o da bilgisayarını kapatmaya hazırlanıyordu. Duygusuz ve düz bir ifadeyle sözün ortasından başladım:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Bir kardeşim daha varmış!..</p>



<p class="wp-block-paragraph">On saniye kadar bekledim. Hiçbir tepki vermedi. Şaşırmıştım, kafamı çevirip ona doğru baktım. Duyduğuna dair en ufak bir emare göremedim. Sonra fark ettim ki içimden geçirdiklerimi sese dönüştürmeyi başaramamışım. Gözümü tekrardan gecenin serinliğine çevirdim. Bir sürü giriş cümlesi düşündüm ama hiçbirine karar veremedim. Tekrardan döndüm eşime. Derin bir nefes aldım biraz öncekinde olduğu gibi aynı ifadeyle ama bu sefer duyulur bir yükseklikle:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Bir kardeşim daha varmış!..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sefer duyduğundan emindim. Nasıl bir tepki vereceğini bilemediğim için kafamı ona çeviremedim. Korktum belki de. Bakamadım yüzüme. Bunca yıl sonra böyle bir şeyle karşısına geleceğimi o da beklemezdi. Ne kadar sürdü bilmiyorum. Elini omzumda hissettim. Diğer elini de sağ yanağımda. Hafifçe kendine çevirdi beni, karşı koyamıyordum. Şaşkınlığını sesine yansıtmak ister gibi duyulur duyulmaz bir tonla:</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Nasıl yani?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Duyduğun gibi. Dediğim gibi işte. Bir kardeşim daha varmış ve annem yıllarca bunu bizden saklamış.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Ama böyle bir şey imkansız. Bunu sen de çok iyi biliyorsun. Senin iki tane kardeşin var ve baban da siz küçükken ölmüş. Öyle anlatmıştın bana. Anlattığından farklı olduğunu bilmiyordum açıkçası.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Saçmalama lütfen. Sana yanlış ya da eksik bir şey anlatmadım ben. Ne biliyorsam, ne gördüysem onu anlattım. Şimdi de bir kardeşim olduğunu öğrendim ve onu söylüyorum. Evet, babam biz küçükken öldü. İki kardeşim var. Hepsini çok iyi biliyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Madem öyle şimdi bu kardeş nereden çıktı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Mektuptan!</p>



<p class="wp-block-paragraph">-..?</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Babam çalışmaya gittiği zaman anneme mektup yazarmış. Annem de ölmeden önce babamın yazdığı en sonuncu mektubu bırakmış bana. Aradım, taradım önceki mektupları da buldum. Bir kardeşim daha olduğunu öğrenince diğerlerini okumaya cesaret edemedim. Bıraktım hepsini ve kalkıp yanına geldim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendime geldiğimde eşim ve oğlum başımda ağlıyordu. Gece bayılmışım, komşuların da yardımıyla zar zor odaya taşımışlar beni. Sabaha kadar da deliksiz bir uyku uyumuşum. Uyandığımda başımda tarifsiz ve dayanılmaz bir ağrı hissediyordum. Bir bardak su istedim. Kalkmak istediğim hâlde bir türlü vücudumu kaldıramıyordum. Birkaç kez denedim ama başaramadım. Eşimin yardımıyla biraz doğruldum. Elini tutup kulağına fısıldayabildim. Mektupları getirmesini istemiştim ondan. Arabanın da evin önünde olduğunu söyledim. Yerini tarif ettim ve gitti. Bu bekleyiş ne kadar sürerdi bilmiyorum ama bana yıllar kadar ağır geleceği kesindi. Bekledim, doğruldum, yattım ama hep bekledim. Oğlum başımdan ayrılmıyordu, düşünceli bir ifade vardı yüzünde. Yanıma aldım onu da yatırdım. Kafasını göğsüme dayadı, sarıldım ve hemen neredeyse horlamaya başladı. Bir öpücük kondurdum saçlarının arasına, babamın buna hiç fırsatı olmamıştı. Ağzımı, saçlarından uzun bir süre çekmedim, doyasıya öptüm. Kapının sesini duyduğumda bir anda vücuduma can geldiğini hissettim. Eşim odanın kapısında görününce hele bayılacak gibi oldum. Eşim çocuğu alıp koltuğun üzerine yatırdı, bana da kutuyu verdi. Kucağıma aldım kutuyu, ipi eğreti tutturmuştum hemen çözdüm. Bir sonraki mektubu aldım. Bu yazılış sırasına göre ikinci mektuptu ama benim okuduğum üçüncü mektup olacaktı. Bu mektup da diğerleri gibiydi. Üzerindeki yazılar, pullar ve sayı. Kutuyu yatağın boş kısmına koydum, mektubu çıkardım. Katlanmış halini düzeltip okunacak duruma getirdiğim an eşim elimi tuttu, gözlerime uzunca baktı. “İstersen ben okuyayım” dedi ama ben okumak istiyordum. Ne hissettiğimi tarif edemiyordum, başladım:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Mektubunu alır almaz gelmek istedim. Kendime zarar vermekle, ortalığı yakıp yıkmakla tehdit ettim. Defalarca küfürler savurdum. Ama bu gavurların gözünü para tamamen kör etmiş, etmiş ki hiçbir sebeple müsaade etmediler. Zorla tutuyorlar beni burada ama merak etme sakın iyiyim ben yine de. Demek sonunda bunu da yaptılar. Hem bizi ayırdılar hem de çocuğumuzu elimizden aldılar. Bu canilerin gözü dönmüş iyice, sizi tez vakitte oradan aldıracağım. Onların eline bırakamam. Detaylı yazmamışsın ama tahmin ediyorum. Sana çok zarar verdiler biliyorum. Allah kahretsin, hepsi benim suçum! Karnındaki suçsuz bebeğimizin ahı onların yakasını bırakmasın inşallah! Tez vakitte aldıracağım sizi, selametle!”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mektubu bitirince ikimiz birden ağlamaya başladık. Demek kardeşim daha doğamadan ölmüştü. Annemin karnında, kim bilir can bulmasının kaçıncı gününde. Bütün temizliğiyle, günaha bulaşmamış fasulye kadar olgunlaşamamış bedeniyle, çekip gitmişti. Kardeşimin akıbeti, annemin uğradığı zulüm beni iyice yaraladı. Caniler, caniler! Nasıl olur da bunlardan haberimiz olmamıştı anlayamıyorum. Çocuklukta insan bu kadar mı kör olur? Kendime kızıyorum; babamdan, doğamamış kardeşimden, annemden utanıyorum. Hiçbirinin yüzüne bakacak yüzü bulamıyorum kendimde. Adlarını dahi anacak cesareti bulamıyorum. Keşke diyorum anne, bu mektupları bırakmasaydın!..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/caniler-ucuncu-mektup/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardeşim &#8211; İkinci Mektup</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/kardesim-ikinci-mektup/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/kardesim-ikinci-mektup/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Akbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2020 06:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=9390</guid>

					<description><![CDATA[İlk mektubu okuduktan sonra hemen tekrardan kutuya koydum, iyice kapattım. Bu kutunun çok bilinmeyene gebe olduğunu düşünüyordum. Aslında kutuda pek bir şey yoktu. Ben çocukken alınmış birkaç oyuncak, muhtemelen bebekken giydiğim patiklerim bir de ilkokul karnem vardı. Bunlardan ziyade benim için son derece önem arz eden şey bu mektubun varlığıydı. Annemin defin işleri, gerekli merasimlerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>İ</strong>lk mektubu okuduktan sonra hemen tekrardan kutuya koydum, iyice kapattım. Bu kutunun çok bilinmeyene gebe olduğunu düşünüyordum. Aslında kutuda pek bir şey yoktu. Ben çocukken alınmış birkaç oyuncak, muhtemelen bebekken giydiğim patiklerim bir de ilkokul karnem vardı. Bunlardan ziyade benim için son derece önem arz eden şey bu mektubun varlığıydı. Annemin defin işleri, gerekli merasimlerin hepsi dün sabahtan akşama kadar organize edilip bitirilmişti. Bugün düne göre pek bir kalabalık yoktu o yüzden. İki kardeşim eşleri ile beraber, eşim ve çocuğum ek olarak da birkaç kadim dost. Hepsi bu kadardı. Cenazenin ertesi günü olduğu için kimse neden ağladığıma, gözlerimin ağlamaktan kızarmış olmasına, omuzlarımın çökmüş hâline dikkat etmemişti elbette. Ama elimden bu kutuyla çıkmam belki dikkatli birkaç kişiyi uyandırmış olabilirdi o da umurumda değildi. Yavaşça merdivenleri inip büyük koridora geçtim. Oradan da dışarı çıkıp doğruca arabama gittim. Kutuyu bagajdaki örtünün altına yedek lastiğin yanına yerleştirdim. Hiçbir şey olmamış gibi tekrardan doğruca bizimkilerin yanına çıktım ve oturdum. Saat on ikiyi yavaşça geçerken en küçük kardeşim eşiyle beraber doğruldu. Artık gitmeleri gerektiğini, çocuğun evde yalnız olduğunu bahane ederek söylediler. “Aslında kalabiliriz isterseniz” diye de sormuş olmak için birkaç şey gevelediler pek kulak asmadım. Ben zaten hepsinin gitmesini istiyordum, aklım diğer mektuplardaydı. Bir an önce ne kadar mektup varsa bulmalıydım. Onlar kalkarken annemin çocukluk arkadaşı da “beni de geçerken bırakıverseniz” diyerek takıldı peşlerine. Ortanca kardeşim de burada bulunduğu için pek memnun olmadığını her fırsatta belli ediyordu. Ofluyor, pufluyor, saatini kontrol ediyor, kocasını dürtüyordu. Ben ise içimden aynı şeyi geçiriyordum: “bir an önce siz de gidin!” İki saat boyunca tek tük konuşarak genelde derin derin “huh” çekerek oturduk. En sonunda onlar da kalktı. Diğer dostlar da onların peşine takıldı. Hepsi giderken yüzleri bir anda ciddileşiyor, kaşlarını çatıyor yanıma sokularak güç duyulur bir sesle: “miras işini hafta içi hallederiz abi” diyordu. İkisi de aynı şeyi, aynı biçimde telaffuz ettiğine göre bunlar çoktan paylaşımı yapmış diye düşündüm. İkisine de cevap vermedim sadece başımı sallamakla yetindim. Gördüğünüz gibi aile bağlarımız pek de kuvvetli değildi. Onlar gittikten sonra eşimi ve çocuğumu da eve bırakmak için bir süre daha savaşmam gerekti. Eşim bir türlü ikna olmuyordu. Onu, “bana iyi gelecek, çok gecikmem” diyerek bir şekilde ikna edebilmiştim. Eve bırakıp geldikten sonra, gıcırdayan basamakları koşarak çıktım. Annemin odasına girdim ve kapıyı arkamdan kapattım. Birinden saklanıyormuşum gibi ellerimi arkamda birleştirip kapıya yaslandım, hızlı hızlı soluk alıp veriyordum. Biraz öylece heyecanımın yatışmasını bekledim. Mektubu düşündükçe anneme karşı hem kızıyordum, hem de yumuşuyordum. Kızıyordum; bu mektupları daha önce neden vermedin? Bunların varlığını neden ölene kadar sakladın? Yumuşuyordum; ölürken de olsa bana çocukluğumu verdin. Son mektubu bırakarak diğerlerini de bulmamı istedin. Böyle değişik ruh halleri içerisindeydim. Bunları düşünecek vaktim çoktu, o yüzden bir an önce diğerlerini bulmalıydım. Eğer annem, onları da bulmamı istiyorsa ki öyle düşünüyorum o zaman basit bir yerde olmalılar. Basit ama neresi? Bir kadın hem de eşini kaybetmiş, çocuklarını daha yaşarken kaybetmiş bir kadın varını yoğunu nereye saklar ki? Kolaylıkla ulaşacağı bir yer olmalı. Çünkü tek arkadaşı bu kâğıt parçaları ya da sığınabileceği anılar. Evet, o zaman kesin basit bir yerde. Ama nerede? Ev iki katlı toplamda yedi odadan oluşan ahşap bir bina. Bütün odaları aramam gerekirse işim çok zor. Ama nedense içimden bir ses her şeyin burada, yatak odasında olduğunu söylüyor. En çok vakit geçirdiği yer de şüphesiz burasıydı özellikle de son yıllarda. Yatağın başında bulunan komodinler, evet burada olmalılar. Karıştırıyorum. İki çekmeceli, çekmeceleri tek tek açıyorum. Oralarda bulunan çamaşırların içine bile bakıyorum ama iki tarafta da hiçbir şey yok. Yılmıyorum, ilk aklıma gelen yerde olmadıklarından emindim aslında. Her bulamadığımda bir diğer ihtimal daha da kuvvetlenecek diyorum. Elbise dolabı. Büyük aynalı, iki kapaklı. Kapakları kaydırıyorum. Biraz zaman harcamam gerekecek burada. Sağ tarafta kendi eşyaları, solda ise hâlâ babamın eşyaları duruyor. Böyle bir şeyle karşılaşmayı hiç beklemiyordum. Bu görüntü beni daha bir beter hâle sokuyor ve sadece orayı kurcalamaya başlıyorum. Kazakların ve tişörtlerin yığılı olduğu bölümü tek tek indiriyorum ve arkada daha da büyük bir kutu beni karşılıyor. Aradığım şeyin bu olduğuna eminim, hem de hiç olmadığım kadar. Ama nedense bir türlü cesaret edemiyorum. Elim gitmiyor, olduğum yerde hareketsizce kutuyu izliyorum. Ne kadar bu şekilde kaldığımı hatırlamıyorum ama duvardaki saatin, saat başı olduğunu ilan eden boğuk bir melodiyi andıran çınlamasıyla kendime geliyorum. Dualar okuyarak kutuyu olduğu yerden kaldırıp odanın ortasına, tam da avizenin altına koydum. Üzerinde bir kilidi var ama kapalı değildi. Gülümsedim. Bulmamı istiyordu, diye düşündüm. Kutuyu açtığımda içinde bir mektup yığınıyla karşılaştım. Yıllardır uğrunda çabalayarak ağaların, paşaların hazinesini bulan garip defineci gibi sevinç çığlıkları atmak istedim ama tuttum kendimi. Mektupları elime aldım, dört bir yanında geçirilip ortasına düğüm atılmış ipi çözdüm. Beklediğim kadar çok değildi. Saydım tam on tane mektup var, hepsi de gönderiliş sırasına göre dizilmişti. Hemen aceleyle ve merakla ilk mektubu açtım. Tarihi daha eski olduğu için baya yıpranmıştı. O yüzden annem onlara numara vermişti yoksa sıralamam biraz zamanımı alabilirdi. Üzerinde yazılanlar, yapıştırılan pullar maalesef okunmuyordu. Zarfı açıp mektubu çıkardım. Yıpranmış olsa da yazı hâlâ müthişti. Bu da kısa bir mektuptu, hızlıca göz gezdirdim. Silinen, okunması güçleşen sözcükleri annem üzerinden giderek yenilemişti. Sığınacağı tek limanı kaybetmek istemeyen bir kadının çırpınışları geldi gözümün önüne, ağlamaya başladım:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em> “Ayrılırkenki hâlin gözümün önünden gitmiyor bir türlü. Ama sen güçlü bir kadınsın, dik durmalısın. Çocuklarımızın karşısına güçsüz, yıkılmış bir vaziyette çıkmanı katiyen istemem. O yüzden rica ediyorum, toparla kendini. Hem kendine hem de karnındaki yavrumuza zarar veriyorsun. Lütfen dirayetli ol. Seni ve çocuklarımızı böyle bırakıp gitmek istemezdim ama mecbur kaldım, biliyorsun. Planladığım gibi olursa kısa bir süre sonra tekrar birlikte olabileceğiz. Buraya geleli henüz bir hafta oldu ama hemen bu mektubu yazmak istedim. Bilmem eline ne zaman ulaşır. Ulaşır ulaşmaz cevabını muhakkak bekliyorum. Seni, evlatlarımı ve doğacak bebeğimizi çok seven kocan.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne? Doğacak bebek mi? Ama böyle bir şey nasıl olabilir ki? Annem mi annem değil, babam mı babam değil? Her şeyi hatırlamasam da babam giderken iki kardeşim olduğunu dün gibi hatırlıyorum. İyi de o zaman bu üçüncü ama bilinmeyen kardeşim kimdi? O zaman kardeşim nerede? Zihnimdeki sorulardan sadece birkaçıydı. Bu soruların cevabını öğrenebilecek miydim, bilmiyorum. Tek umudum bu mektuplardı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/kardesim-ikinci-mektup/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altı Aralık Mektubu</title>
		<link>https://zamansizdergi.com/alti-aralik-mektubu/</link>
					<comments>https://zamansizdergi.com/alti-aralik-mektubu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet A. Başkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jul 2019 08:28:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Mektuplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://zamansizdergi.com/?p=7684</guid>

					<description><![CDATA[Kapan Kâinatın sesi insanın kalbidir. Benim kalbimin sesi gülüşündür. Sonra o sesli gülüşün aldı rüzgârını ayrılığa gitti. İki dağ arasındaki eşikten uçuruma koştu. Zor zamanlardı ve rüzgâr esiyordu. Çalılar alıp başını gitti. Ağaçlar da gitmek istiyordu. En son kayalar ve rüzgârlar kalmıştı. Rüzgârın çağrısı, zamanı kucağında taşıyan rindin vaazında. Vaiz; medet ver kalbine. Çünkü yel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph" style="text-align:left"><strong>Kapan</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kâinatın sesi insanın kalbidir. Benim kalbimin sesi gülüşündür. Sonra o sesli gülüşün aldı rüzgârını ayrılığa gitti. İki dağ arasındaki eşikten uçuruma koştu. Zor zamanlardı ve rüzgâr esiyordu. Çalılar alıp başını gitti. Ağaçlar da gitmek istiyordu. En son kayalar ve rüzgârlar kalmıştı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Rüzgârın çağrısı, zamanı kucağında taşıyan rindin vaazında. Vaiz; medet ver kalbine. Çünkü yel var saçlarında ve baht kaderin çilesi, düğün-derneği ve hayatın lekesidir, diyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düş kapanı uykudan ve rüyadan söylediler; Kenan illerindeki lehçeler beş kırık cetvelin sırrına mahzardır. Beni Muhabbet Kabilesine fısıldayanlar bilir; Hüsn de Aşk da benim. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben, ben, kendi dünyamın kahramanı. Ben, müşrik bir methedar. Ben, kibrim, kendine kanan nergis. Suhan perdeyi araladığında; benim ruhumun bedeni sen idin.&nbsp; </p>



<p class="wp-block-paragraph" style="text-align:left"><strong>Üçüncü nefes ve üçüncü sesleniş (Yedi Askı)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İrem çiminde yalın ayak dolaşıyorsun ve elbiselerinde Gubari hattından nakışlar. Yedi Askı şiirlerinde sen benim kabilemsin; özerklik tohumunun dumanı ve kalbine inen yağmurun duası. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Göç</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kentin içerisinde Ledüd hadisinin mirasçılarıyız biz. Bundandır hep sırtımızda feleğin yanlış kalemleri. Çünkü red, nefsin küfrüdür elbet bu şûrada. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaman Dağındaki Karagöl ‘’sunağın, Kızlar Kayasında’’ dediğinde ben durmadan yürüdüm ve en nihayetinde vardım. Sunak bin yıllık bir ağızdandı. Sunak, kesilmiş saçların biriktirdiği anılardı. O anılar; yetim, yoksul ve ahların ateşi kadar günahkârdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra derya boyunca yürüdüm. Suyun nemini, toprağın karanlığını, ateşin harını ve rüzgârın kalbini gördüm. Doğa tanıdıkça sevebileceğimiz bir dünya idi. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğayı kentlerden ayıran çitler vardı. Çitleri aşıp duman ağızlı kentlere geçtim. Kentlerde İnsanın nefsini gördüm. Ay’ı ve Güneş’i boğmuşlardı, dağı ve toprağı saklamışlardı, suyu ve havayı kirletmişlerdi, otu ve ağacı yakmışlardı. Madenleri ve cevherleri işlemişlerdi. İnsan, kentlerde yalnızlığın mahsulü bir hasattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dördüncü Nefes ve Dördüncü Sesleniş(Nakş)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Oradan kaçıp sana vardım. Sen bir gazelin doğuş yeri; İlk sözü, ilk beyti ve ilk nakşı idin. İlk nakş aşktır ve aşkın acısı insanı arındırır ve zamanı uyutur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://zamansizdergi.com/alti-aralik-mektubu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
