Ücretsiz Sevkiyat
Hızlı ve Ücretsiz Gönderin
Çevrimiçi destek
Nihai ve 7/24 Destek
3d Güvenli ödeme
Güvenli Çevrimiçi Ödeme
Hepsi Zamansızda
Güvenli alışveriş noktası
Hızlı ve güvenli ödeme
Hızlı ve Ücretsiz Gönderin
Nihai ve 7/24 Destek
Güvenli Çevrimiçi Ödeme
Hızlı ve güvenli ödeme
ASPERGER’İN ALKOLSÜZ SAYIKLAMALARI
Sabah Fakhri’ye ve Kemal Tahir’e
Dünya’nın ta ucundaki kaldırımın başında oturuyordum.
Ezan sesi geliyordu uzaklardan, fecrin uyandığını gördüm, kuşların velvelesini duydum.
Oradan öyle upuzun gölgem, ince gövdem, simsiyah saçlarımla
Kün deyip doğruldum.
Bal köpüğü bir gündüz düşünün peşinden yürüdüm.
O sabah işte aynada kendi yüzümü ilk kez gördüm.
Gözlerimi, Dudaklarımı, burnumu, boynumu, omuzlarımı ve daha başkaca yerlerimi
Sahabiden bir şey vardı bende
İhsandan nasip düşmüş cömert bir şeyler…
Diyebilirim ki; hüznümde papatya buğusu vardı.
Dikkatli, solgun, sanki biraz da çekingen
Belli ki bir yılan otu büyütmüştü beni ya da belki bir kasımpatı
Bunu öylesine söylemiyorum.
Geç kalan ama tekrar sonra tekraren dirilen bir şey vardı bende!
Kendime uyanmıştım…
Kendimi ayırmıştım da
Yağmurlu korular içinde bir zambağı ayırır gibi
Herkesten bir parıltıyla ayrıldım.
İyi ki ben bunu böyle yaptım.
Er yahut geç böyle yaptım!
Çünkü o sabaha değin kendime hep Cemile’nin arkası köreltilmemiş cep aynasından bakmıştım.
Bakmamıştım bile
O ne söylese inanmıştım
Ondan ne duyduysam yüzüm bilmiştim.
İşte nihayet kendimi görmüştüm.
Ve her şey böyle dönüştü.
Kıpkırmızı bir sonraki güne
Artık şakirt değildim ne de mürit!
Yüzümü gördüm! Sadece yüzümü de değil…
Sesimi duydum. Kendi sesimi, Musab’ın sesi!
Biraz hırıltılı
Bir şarkı söylüyordu;
Bir şarkı:
‘’Ya sabah al ward val yasmyn
Al shams tanawir al ghurfa
Suhiyyat min al alnawm 3ala sawt ala 3assafir’’
Sonra
Dünya’nın en ucundaki fenerin ayakların dibinde
Sanki biraz öfkeyle uyandım.
Ağzımda başı ezilmiş onlarca isyanın tadı
Dilimin ucunda mayhoş tutun kırığı
Öylece gelip-geçen
Tüm o akşam güneşlerinin ardından
Hırkamı hâkî bir cepkenle değiştirdim.
Bilinsindi gayrı gözlerim yalnızca kara değildi! Gözlerim benimle dolup taşıyordu.
Kendimle dolup taşıyordum!
Şami Otel’in bahçesinde oturup üzerine biraz düşünsek
Bir demlik çaydan sonra peş peşe içtiğim onlarca sigaradan sonra
Belki buna kin diyebilirdik…
Siz buna böyle demeseniz bile ben bunu böyle anlayabilirdim!
Çünkü gözleriniz endişe, sevgi ve müstakbel nefret arasında öylece vadiye bakıyor.
Ama Ubeyd bin Halef de biliyor!
Ben daha önceden söylemediğim hiçbir şeyi yapmadım!
Bunu gizlemedim zaten gizleyemezdim de!
Yaşasın ki bir mızrağım var!
Kafirin hırsını mürtetten çıkarıyor!
Zülkarni, sigara içemiyor.
Maraş otu çiğniyor.
Nereden duymuşsa sürekli Ali menkıbeleri anlatıyor.
Hıdır’a inanıyor her şeyi batınla açıklıyor.
İki göz dolabının yamacında gül fidesi büyütüyor.
Bu dünyadan hala bir hissesi olabileceğini umuyor.
Herkesi tanıyor ve herkes de onu tanıyor.
Ve ben de onu her yerden tanıyorum.
Bir zamanlar aciliyeti olan yitik hergelelerden
Hırsından ve ümitsiz umudundan başka her şeyini kaybetmiş müflis tüccarlardan
Hababam üç koyup beş almaya olta atan öğretmenlerden
Tırcı yancılarından, ucuz viskicilerden, tinicilerden, Zaho’dan gelen sigara paketlerinden, sararmış bıyıklardan, gecikmiş tıraşlardan, yakası solgun gömleklerden daha bir sürü dayıdan ve amcadan…
Döver’den, Dükkân Abutlar’dan, Armutlu’dan ve Aknehir’den tanıyorum.
Her sabah ren geyiğimin boynuzunu bileyliyor.
Şimdi nereden mi çıktı ki Zülkarni,
Çünkü onu hiç olmadık saatlerde
Sağ avcumdaki tırnak izinden anımsıyorum
Sol dizimdeki geçmeyen ağrından hatırlıyorum.
Çünkü Yusuf’la kuyu arasında İşkoryat’la Yuhanna arasında
Hatta Usame ile Salebe arasında duruyorum.
Çünkü bu kılıçla boyun arasındaki konuşma!
Tahtaboşta unutulmuş bir iskemlede
Fail, kurban, sanık ve tanık olarak oturuyorum.
Her ne düşünülürse düşünülsün benim hakkımda ya da ne söylenirse söylensin
Ben tüm fiilleri üç harften türetiyorum.
Birileri meşrebince, benden her ne anladıysa
Filhakika ben ne söylemediysem
Oradan buradan bir şeyler ekliyor önüne ardına
Birisi eşantiyondan bir ıslak mendil
Kimi pembe panter, öteki Batum’a hiç kesilmemiş bir bilet
Diğeri düşüşten bir replik
Ve bir şarkı daha:
‘’Soltaneh ghalbam! To hasti
Darvazehaye delam ra shekasti
Peymane yari be ghalbam to basti’’
Fettah ya rezzak işe giden insanların yorgunluğu var gözlerimde
Elbette ben bu kadar değildim.
Vakti zamanında o ruşen ilk yaz günü
Lacivert gömleğim, har, umut ve cemreden kavrulmuş esmer yüzüm, havari sakallarım,
Upuzun bacaklarım tarihin eşiğinde durmuştum.
Her Allahın günü saat 6:45’lerde ve 7:15’lerde yanlarından öylece geçip gittiğim
Milyarca çift kulaklık, milyarca çift göz
Bankalardan öte dünyanın olduğuna dair bir ayet bekler gibiydiler.
Upuzun bacaklarım üzerinden bir azimle yükselsem
İlamsız takiplerin, temerrütlerin, ihbarların, ihtarların, tedbirlerin üzerinden süzülüp uçsam
Bu toprakta tohumların arasında, başakların sarısında kalacak gibiydi adım!
Eğer soluğum, düğüm, çözülmeseydi
Dizlerim çözülmeseydi ve bir neden bilmeseydim
Bilmeseydim
Ne kadar korkunç olabileceğimi kanıtlamak için kendime
Bir intikam almak için kendimden
Hiçbir kedi hiçbir daha kör sabahın kimselerin ayağında gerinmesin diye
Özgül ve ağırlıksız
Bütün kedileri vurun! emrini ben vermeseydim
Hiç kimse Mayıs’ın bir ad olabileceğini akıl etmesin diye bir daha
Mayıs’ları ateşe vermeseydim.
Kendi ağzımla kışı kendim çağırmasaydım
Dokunaklı halk türküleriyle gömülecek
Gömütümün üzerine ölümsüzlüğümün nişanesi abidem dikilecek gibiydi.
Tabii daha sabahında çocuklar işemese kaidesine ve kuşlar uymasa çocukların işine
Yani müsaade etse çocuklar ve kuşlar
Gülünçlüğüme
Yıkımı zafer sayan her ahmak gibi gülünçlüğüme
Saygıyla geçilip abidemin önüne haykırılacak gibiydi
“İşte iradenin zaferi “
Demem o ki:
Ele geçmez bir yaz Marcel Khalife, Antakya’ya gelmişti
Ne yana baksam Ümit Burnu nereye dönsem San Salvador
Değmiyordu ayaklarım dünyaya
Her yere koşar adım gidiyordum.
Aynası çukurdu ben de biraz astigmat
Her şeyde bir miktar efsun her şeyde bir yenilik hükmü
‘’Qadduk-l-mayyas ya’omri ya ghusene-l-ban kal-yusri’’
Ben Mustafa, bu dünyadan olamayacağıma dair tereddütleri gıdıklıyordum.
Ta ki ayna Girne Kapı’daki esnaf lokantasında kırılana değin
Ve işte her şey böyle dönüştü
Musab’ın kıpkızıl doğum gününe
Oysa Maksim-Sümerler-BP durağında sözüne itimat edilir bir falcı
Söylemişti bana: Annemin çiçeği geç açarmış.
Ben olsam Arap atı derdim!
Anlımda yarım akıtma yularımda bir nakış:
“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm”