Görüntü açıklaması

Ücretsiz Sevkiyat

Hızlı ve Ücretsiz Gönderin

Görüntü açıklaması

Çevrimiçi destek

Nihai ve 7/24 Destek

Görüntü açıklaması

3d Güvenli ödeme

Güvenli Çevrimiçi Ödeme

Hepsi Zamansızda

Mağazaya git

ASPERGER’İN ALKOLSÜZ SAYIKLAMALARI

Mustafa Kemal ERSÖZ
23 Temmuz 2026
Image Description

Sabah Fakhri’ye ve Kemal Tahir’e

Dünya’nın ta ucundaki kaldırımın başında oturuyordum.

Ezan sesi geliyordu uzaklardan, fecrin uyandığını gördüm, kuşların velvelesini duydum.

Oradan öyle upuzun gölgem, ince gövdem, simsiyah saçlarımla

Kün deyip doğruldum.

Bal köpüğü bir gündüz düşünün peşinden yürüdüm.

O sabah işte aynada kendi yüzümü ilk kez gördüm.

Gözlerimi, Dudaklarımı, burnumu, boynumu, omuzlarımı ve daha başkaca yerlerimi

Sahabiden bir şey vardı bende

İhsandan nasip düşmüş cömert bir şeyler…

Diyebilirim ki; hüznümde papatya buğusu vardı.

Dikkatli, solgun, sanki biraz da çekingen

Belli ki bir yılan otu büyütmüştü beni ya da belki bir kasımpatı

Bunu öylesine söylemiyorum.

Geç kalan ama tekrar sonra tekraren dirilen bir şey vardı bende!

Kendime uyanmıştım…

Kendimi ayırmıştım da

Yağmurlu korular içinde bir zambağı ayırır gibi

Herkesten bir parıltıyla ayrıldım.

İyi ki ben bunu böyle yaptım.

Er yahut geç böyle yaptım!

Çünkü o sabaha değin kendime hep Cemile’nin arkası köreltilmemiş cep aynasından bakmıştım.

Bakmamıştım bile

O ne söylese inanmıştım

Ondan ne duyduysam yüzüm bilmiştim.

İşte nihayet kendimi görmüştüm.

Ve her şey böyle dönüştü.

Kıpkırmızı bir sonraki güne

Artık şakirt değildim ne de mürit!

Yüzümü gördüm! Sadece yüzümü de değil…

Sesimi duydum. Kendi sesimi, Musab’ın sesi!

Biraz hırıltılı

Bir şarkı söylüyordu;

Bir şarkı:

’Ya sabah al ward val yasmyn

 Al shams tanawir al ghurfa

Suhiyyat min al alnawm 3ala sawt ala 3assafir’’

Sonra

Dünya’nın en ucundaki fenerin ayakların dibinde

Sanki biraz öfkeyle uyandım.

Ağzımda başı ezilmiş onlarca isyanın tadı

Dilimin ucunda mayhoş tutun kırığı

Öylece gelip-geçen

Tüm o akşam güneşlerinin ardından

Hırkamı hâkî bir cepkenle değiştirdim.

Bilinsindi gayrı gözlerim yalnızca kara değildi! Gözlerim benimle dolup taşıyordu.

Kendimle dolup taşıyordum!

Şami Otel’in bahçesinde oturup üzerine biraz düşünsek

Bir demlik çaydan sonra peş peşe içtiğim onlarca sigaradan sonra

Belki buna kin diyebilirdik…

Siz buna böyle demeseniz bile ben bunu böyle anlayabilirdim!

Çünkü gözleriniz endişe, sevgi ve müstakbel nefret arasında öylece vadiye bakıyor.

Ama Ubeyd bin Halef de biliyor!

Ben daha önceden söylemediğim hiçbir şeyi yapmadım!

Bunu gizlemedim zaten gizleyemezdim de!

Yaşasın ki bir mızrağım var!

Kafirin hırsını mürtetten çıkarıyor!

Zülkarni, sigara içemiyor.

Maraş otu çiğniyor.

Nereden duymuşsa sürekli Ali menkıbeleri anlatıyor.

Hıdır’a inanıyor her şeyi batınla açıklıyor.

İki göz dolabının yamacında gül fidesi büyütüyor.

Bu dünyadan hala bir hissesi olabileceğini umuyor.

Herkesi tanıyor ve herkes de onu tanıyor.

Ve ben de onu her yerden tanıyorum.

Bir zamanlar aciliyeti olan yitik hergelelerden

Hırsından ve ümitsiz umudundan başka her şeyini kaybetmiş müflis tüccarlardan

Hababam üç koyup beş almaya olta atan öğretmenlerden

Tırcı yancılarından, ucuz viskicilerden, tinicilerden, Zaho’dan gelen sigara paketlerinden, sararmış bıyıklardan, gecikmiş tıraşlardan, yakası solgun gömleklerden daha bir sürü dayıdan ve amcadan…

Döver’den, Dükkân Abutlar’dan, Armutlu’dan ve Aknehir’den tanıyorum.

Her sabah ren geyiğimin boynuzunu bileyliyor.

Şimdi nereden mi çıktı ki Zülkarni,

Çünkü onu hiç olmadık saatlerde

Sağ avcumdaki tırnak izinden anımsıyorum

Sol dizimdeki geçmeyen ağrından hatırlıyorum.

Çünkü Yusuf’la kuyu arasında İşkoryat’la Yuhanna arasında

Hatta Usame ile Salebe arasında duruyorum.

Çünkü bu kılıçla boyun arasındaki konuşma!

Tahtaboşta unutulmuş bir iskemlede

Fail, kurban, sanık ve tanık olarak oturuyorum.

Her ne düşünülürse düşünülsün benim hakkımda ya da ne söylenirse söylensin

Ben tüm fiilleri üç harften türetiyorum.

Birileri meşrebince, benden her ne anladıysa

Filhakika ben ne söylemediysem

Oradan buradan bir şeyler ekliyor önüne ardına

Birisi eşantiyondan bir ıslak mendil

Kimi pembe panter, öteki Batum’a hiç kesilmemiş bir bilet

Diğeri düşüşten bir replik

Ve bir şarkı daha:

‘’Soltaneh ghalbam! To hasti

Darvazehaye  delam ra shekasti

 

Peymane yari be ghalbam to basti’’

Fettah ya rezzak işe giden insanların yorgunluğu var gözlerimde

Elbette ben bu kadar değildim.

Vakti zamanında o ruşen ilk yaz günü

Lacivert gömleğim, har, umut ve cemreden kavrulmuş esmer yüzüm, havari sakallarım,

Upuzun bacaklarım tarihin eşiğinde durmuştum.

Her Allahın günü saat 6:45’lerde ve 7:15’lerde yanlarından öylece geçip gittiğim

Milyarca çift kulaklık, milyarca çift göz

Bankalardan öte dünyanın olduğuna dair bir ayet bekler gibiydiler.

Upuzun bacaklarım üzerinden bir azimle yükselsem

İlamsız takiplerin, temerrütlerin, ihbarların, ihtarların, tedbirlerin üzerinden süzülüp uçsam

Bu toprakta tohumların arasında, başakların sarısında kalacak gibiydi adım!

Eğer soluğum, düğüm, çözülmeseydi

Dizlerim çözülmeseydi ve bir neden bilmeseydim

Bilmeseydim

Ne kadar korkunç olabileceğimi kanıtlamak için kendime

Bir intikam almak için kendimden

Hiçbir kedi hiçbir daha kör sabahın kimselerin ayağında gerinmesin diye

Özgül ve ağırlıksız

Bütün kedileri vurun! emrini ben vermeseydim

Hiç kimse Mayıs’ın bir ad olabileceğini akıl etmesin diye bir daha

Mayıs’ları ateşe vermeseydim.

Kendi ağzımla kışı kendim çağırmasaydım

Dokunaklı halk türküleriyle gömülecek

Gömütümün üzerine ölümsüzlüğümün nişanesi abidem dikilecek gibiydi.

Tabii daha sabahında çocuklar işemese kaidesine ve kuşlar uymasa çocukların işine

Yani müsaade etse çocuklar ve kuşlar

Gülünçlüğüme

Yıkımı zafer sayan her ahmak gibi gülünçlüğüme

Saygıyla geçilip abidemin önüne haykırılacak gibiydi

“İşte iradenin zaferi “

Demem o ki:

Ele geçmez bir yaz Marcel Khalife, Antakya’ya gelmişti

Ne yana baksam Ümit Burnu nereye dönsem San Salvador

Değmiyordu ayaklarım dünyaya

Her yere koşar adım gidiyordum.

Aynası çukurdu ben de biraz astigmat

Her şeyde bir miktar efsun her şeyde bir yenilik hükmü

‘’Qadduk-l-mayyas ya’omri ya ghusene-l-ban kal-yusri’’

Ben Mustafa, bu dünyadan olamayacağıma dair tereddütleri gıdıklıyordum.

Ta ki ayna Girne Kapı’daki esnaf lokantasında kırılana değin

Ve işte her şey böyle dönüştü

Musab’ın kıpkızıl doğum gününe

Oysa Maksim-Sümerler-BP durağında sözüne itimat edilir bir falcı

Söylemişti bana: Annemin çiçeği geç açarmış.

Ben olsam Arap atı derdim!

Anlımda yarım akıtma yularımda bir nakış:

“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm”

Önceki makale AŞK VE GURUR

Mustafa Kemal ERSÖZ

Antakya’da doğdu. Reyhanlılı. Çeşitli dergi ve yayınlarda makale, kısa öykü, şiir türlerinde yüzü aşkın çalışması yayınlandı. Halen Antakya’da ticaretle iştigal ediyor.

Görüntü açıklaması

Güvenli alışveriş noktası

Hızlı ve güvenli ödeme