
1.Delal Tekin ismiyle ve üretimlerinizle ilk kez karşılaşan bir okur için, sizi biraz tanıyabilir miyiz? Sanatla ilişkiniz nasıl başladı ve bugün sizi resim yapmaya devam ettiren şey nedir?
Sanatla ilişkim ansızın başlayan bir ilişki değildi, zaman içerisinde ilgi beraberinde kendiliğinden şekillenen bir süreç oldu. Çocukluğumdan itibaren resim yapmak benim için yalnızca hobi değildi, kendimi ifade etmenin doğal bir yolu oldu. Benim resim serüvenim, çocukluk yıllarımda yaşadığım evin duvarlarına yaptığım resimlerle başladı. Zamanla bunun benim için ne kadar güçlü bir ihtiyaç olduğunu fark ettim,ihtiyaç kastettiğim;hayal gücümü,düşünçelerimi bir şekilde dışarıya aktarmanın aracı oluşuydu.Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde aldığım eğitim, bu ilgiyi daha bilinçli bir üretim pratiğine dönüştürmemi sağladı. Teknik anlamda öğrendiğim şeylerin sadece görsel bir aktarımdan ibaret olmadığını, düşünmek, sorgulamak ve kendi dilini oluşturmakla ilgili olduğunu da burada daha iyi anladım.Bugün beni resim yapmaya devam ettiren şey ise aslında hâlâ aynı temel ihtiyaç: söylemek istediğim şeyleri görsel bir dile dönüştürmek. Bazen bir duygu, bazen bir beden, bazen bir renk ya da yalnızca zihnimde oluşan bir görüntü beni üretmeye itiyor. Her eserim benim için kendimi anlamaya ve anlatmaya çalıştığım devam eden bir keşif süreci oldu.

” kimse sormadığı sürece kim olduğumu bilmiyorum” 2026, Tuval üzeri akrilik boya, 70×90 cm
2. Sanatla ilişkinizin zaman içinde değiştiğini düşündüğünüzde, bugün üretiminize baktığınız yer ile ilk başladığınız yer arasında nasıl bir fark görüyorsunuz? Bu süreçte bakışınızı ve üretme biçiminizi dönüştüren en önemli karşılaşmalar neler oldu?
Sanatla ilişkim zaman içerisinde hem teknik hem de düşünsel olarak çok değişti. İlk başladığım dönemde resim yaparken daha çok sezgilerimle hareket ediyor, gördüğüm ya da hayal ettiğim şeyi doğrudan aktarmaya çalışıyordum. Teknik açıdan ise zamanla renk, ışık, kompozisyon, anatomi, yüzey ve malzeme konusunda kendimi geliştirdikçe resme yaklaşımım da değişti. Başlangıçta öğrendiğim teknikleri doğru uygulamaya çalışırken, bugün tekniği anlatmak istediğim düşüncenin hizmetinde kullanıyorum.Fikir açısından da benim için en büyük değişim, resmin yalnızca bir görüntü oluşturmak olmadığını fark etmek oldu. İlk dönemlerde daha çok “ne çizebilirim?” diye düşünürken, bugün “neden bunu yapıyorum, bu görüntü benim için ne söylüyor?” soruları daha belirleyici. Figür, beden, yüz, kumaş, renk ve doğa gibi unsurlar zaman içerisinde benim için estetik öğeler olmaktan çıkıp düşüncelerimi taşıyan bir dile dönüştü.Bugün üretimime baktığımda, başlangıçtaki resim yapma heyecanımın hâlâ aynı olduğunu ama bakışımın çok daha bilinçli hale geldiğini görüyorum. Bu zamana kadar edindiğim teknik bilgi ve tecrübeyle sadece bir şeyleri görsele dökmeye çalışmıyorum;bir şeyler anlatıyorum. Teknik olarak daha özgür, fikir olarak ise daha sorgulayıcı bir noktadayım.
Bu süreçte bakışımı ve üretme biçimimi dönüştüren en önemli durum ; diğer sanatçılarımızın ürettikleri sanat ve sanata bakış açılarının ,kendimde bulunan duyguların harmanlanmasıyla ortaya çıkan daha zengin bir aktarma biçimi olmuştur . Bir diğer önemli karşılaşma ise kendi ürettiğim işlere zaman içerisinde yeniden bakmak oldu. Eski işlerimle bugünkü işlerimi yan yana koyduğumda, aslında sanat pratiğimin de benimle birlikte değiştiğini görüyorum. Bence beni en çok dönüştüren şey, sürekli olarak öğrenmeye, denemeye ve kendi üretimimi sorgulamaya devam etmek oldu.

“Tenha bir ihtişam” 2026, Tuval üzeri akrilik boya, 50×50 cm
3.Resimlerinizde belirgin ve zaman içinde sizinle özdeşleşmeye başlayan bir figür dili oluştuğunu görüyoruz. Bu dili oluştururken neyin peşindeydiniz ve bugün geriye dönüp baktığınızda, başlangıçtaki arayışınızla bugünkü pratiğiniz arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
Resimlerimde zaman içerisinde belirginleşen figür dili aslında tek seferde karar verdiğim bir şey olmadı; Figürü bir insan bedeni olarak değil, duygu ve düşünceleri taşıyan bir ifade alanı olarak görmeye başladım. Özellikle bedenin duruşu, yüzün geri planda kalması, örtünmesi ya da kısmen görünür olması benim için zamanla önemli bir anlatım aracına dönüştü. Bugün figürü oluştururken anatomik gerçeklik ile kendi yorumum arasında bir denge kurmaya çalışıyorum. Renk, kumaş, yüzey ve figürün mekân içerisindeki konumu da bu dilin parçaları haline geliyor.Geriye dönüp baktığımda, başlangıçtaki arayışımla bugünkü pratiğim arasında aslında güçlü bir bağ olduğunu görüyorum. Değişen şey, temel olarak figüre bakışımın derinleşmesi. İlk başta sadece resmettiğim figür, bugün benim için görünürlük, kimlik, beden ve insanın kendisini ifade etme biçimleri üzerine düşündüğüm bir alana dönüştü. Yani başlangıçta sezgisel olarak yaptığım şeyleri bugün daha bilinçli bir şekilde araştırıyor ve kendi görsel dilimin parçası haline getiriyorum.

Delal Tekin , Sanatçı Arşivinden
4. Yüz, resim tarihinde kişiyi tanımlayan en güçlü unsurlardan biri. Sizin çalışmalarınızda ise yüzün görünürlüğü farklı biçimlerde değişiyor. Yüzü resimden geri çekme kararınız nasıl ortaya çıktı ve bu tercih zaman içerisinde sizin için yeni anlamlar kazandı?
Yüzü, figürlerimden çekmemin sebebi her insanın figüre baktıgında farklı bir anlam çıkarmasını istememdir,yani temel olarak “bunca insan kalabalıgının içerisinde ben de varım,sen de varsın onlar da varlar”düşüncesini kimliği kısıtlamadan bir karakter oluşturmadan ortaya koymaktır.Figüre yüz eklemek,sanatımda kendinden bir şeyler bulan ya da bulacak olan kişilerde kısıtlama yaratır.Eserlerimin yüzlerinin var olması,eserlerimi görünür kılmayabilir,sıradan bir portre olarak algılanabilirdi.Burada tam olarak yaşatmak istediğim şey insanların kendinden birer parça bulmasıdır,Bunu da üretmiş oldugum eserlerdeki bu yöntemle sağladım.

” mavi serenat” 2024, Tuval üzeri akrilik boya, 60×80 cm
5.Figürlerin yanında kumaş, örtü, desen, bitkisel formlar ve renkler de resimlerinizin anlatısını taşıyan unsurlara dönüşüyor. Bir eseri oluştururken bu unsurlar arasındaki ilişkiyi nasıl kuruyorsunuz? Resim sizin için önceden belirlenmiş bir düşüncenin görsel karşılığı mı, yoksa üretim sırasında kendi yönünü bulan bir süreç mi?
Benim için bu unsurların hiçbiri tek başına bir süsleme ya da dekoratif bir öğe değil. Figür, kumaş, örtü, desen, bitkisel formlar ve renk birbirini tamamlayan bir bütünün parçaları. Özellikle kumaş ve örtü, figürün bedenini gizlerken aynı zamanda onu daha görünür hale getiren bir unsur oluyor. Renk ise çoğu zaman eserin duygusunu ve atmosferini belirleyen ilk şeylerden biri. Bitkisel formlar ve desenler de bu atmosferi destekleyerek figürün bulunduğu alanı daha katmanlı bir hale getiriyor.Bir esere başlarken çoğu zaman zihnimde bir duygu, bir görüntü ya da bir renk ilişkisi oluyor; fakat resmi tamamen önceden belirlenmiş bir düşüncenin görsel karşılığı olarak görmüyorum. Gerektiğinde tabi ki o anki ilham durumuna, duygusal duruma göre değişimler yapabiliyorum.Başlangıçta bir fikirle yola çıksam da üretim sırasında resim kendi yönünü bulabiliyor. Eserimi ürettiğim esnada,figürün kompozisyon içerisindeki duruşu,tavrı, ekleyeceğim öğelerde ve renklerde kimi zaman değişime gitmeme sebep olabiliyor.

“Güzden sonra” 2026, Tuval üzeri akrilik boya, 40×40 cm
6. Doğa ve özellikle bitkisel formlar çalışmalarınızda tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Doğayla kurduğunuz ilişkinin resimlerinizdeki karşılığı sizin için daha çok biçim, renk ve doku üzerinden mi gelişiyor; yoksa doğanın kendisinde karşılık bulduğunuz başka bir düşünce ya da duygu alanı mı var?
Daha önceden sürekli kullanmış oldugum bir cümle var “Doğa benim için sonsuz bir ilham kaynagı”bugün doğada var olan çogu şeyi eserlerime aktarıyorum,ileriye dönük doğada yeni keşfedilebilecek herhangi bir şeyi de eserlerime ekleyebilirim,bunun benim için bir sınırı yoktur.İstegim dogrultusunda doğada bulunmayan ancak doğadan ilham aldıgım ve kendi hayal gücümle ürettiğim herhangi bir unsuru da kullanabilirim. Hayal gücümde Doğayla kurduğum ilişkinin resimlerimdeki karşılığı yalnızca biçim, renk ve doku üzerinden gelişmiyor; doğanın bende bıraktığı duygu ve düşünce de önemli bir yer tutuyor. Bu nedenle doğayı birebir resmetmekten çok, onun bende bıraktığı izleri kendi görsel dilim içerisinde kullanıyorum. Bitkisel formları bazen figürün etrafında, bazen onu örten ya da çevreleyen bir unsur olarak kullanmamın nedeni de bu. Figürle doğa arasında bir karşılaşma yaratmak istiyorum.Renk ve doku da burada önemli bir rol oynuyor. Doğada karşılaştığım renklerin kendisinden çok, onların yarattığı atmosferle ilgileniyorum. Benim için doğa üretim biçimimi ve resmin duygusunu besleyen bir kaynak.

“Biri bizi gözetliyor” 2026, Tuval üzeri akrilik boya, 50×50 cm,
7. Bir sanatçının görsel dünyası yalnızca kendi deneyimleriyle değil, baktığı sanatçılar ve karşılaştığı eserlerle de şekillenebiliyor. Sizin üretiminizi etkileyen, ilham veren ya da çalışmalarınız üzerine yeniden düşünmenize neden olan sanatçılar var mı? Bugün dönüp dönüp baktığınız isimler veya sanat pratikleri hangileri?
Elbette üretimimi etkileyen ve üzerine yeniden düşünmemi sağlayan birçok sanatçı ve sanat pratiği oldu. Bir sanatçının malzemeyi nasıl kullandığı, figüre nasıl yaklaştığı, kendi dönemine ve kendi dünyasına nasıl baktığı benim için oldukça besleyici oluyor. Özellikle figür ve beden üzerine çalışan sanatçıların üretimleri her zaman ilgimi çekti. Üniversite yıllarımdan beri özellikle Barok sanatındaki ışık-gölge kullanımı ve Rokoko dönemindeki kumaşların, dokuların ve yüzeylerin işlenişi beni çok etkiliyor. Kendi üretimim biçimsel olarak bu dönemlere benzemese de, o dönemlerin ustalarının kullandığı bazı anlatım olanaklarından besleniyorum. Örneğin Caravaggio’nun figürlerini uzun zamandır referans aldığım ve incelediğim çalışmalar oldu. Özellikle figürün ışık içerisinden ortaya çıkışı, ışık ve gölgenin bedeni dramatik biçimde tanımlaması benim için öğretici oldu. Bunları doğrudan kendi resimlerime aktarmaktan ziyade, onların kullandıkları yöntemlerin bende nasıl bir karşılık bulabileceğiyle ilgileniyorum. Bu karşılaşmalar zaman içerisinde kendi figür dilimi ve yüzey anlayışımı oluştururken bana önemli bir düşünme alanı açtı.

“Kendimi unutmak için her şeyi fazlasıyla konforlu hale getirdim” 2026, Tuval üzeri akrilik boya, 60×90 cm
8. Sanat eğitimi sırasında edinilen teknik bilgiler kadar, sanat tarihiyle, farklı sanat anlayışlarıyla ve başka sanatçıların üretimleriyle kurulan temas da belirleyici olabiliyor. Sizin eğitim sürecinizde düşünme biçiminizi değiştiren, sizi başka bir yöne iten ya da “bunu kendi pratiğimde denemeliyim” dedirten bir karşılaşma oldu mu?
Eğitim sürecimde beni farklı yönlere iten birçok karşılaşma oldu. Özellikle sanat tarihi derslerinde farklı dönemleri ve sanatçıları daha yakından tanımak, resme bakışımı oldukça değiştirdi. Öncesinde bir esere daha çok ortaya çıkan görüntü ve teknik üzerinden bakarken, zamanla kullanılan ışığın, rengin, kompozisyonun, malzemenin ve hatta dönemin sanat anlayışının eserin düşüncesini nasıl etkilediğini fark etmeye başladım ama eğitim sürecinde benim için en önemli kazanım, sanatçıları yalnızca “örnek alınacak kişiler” olarak değil, farklı düşünme biçimleri olarak görmeye başlamaktı. Bir sanatçıyla karşılaştığımda artık “Bunu nasıl yapmış?” sorusunun yanında “Neden böyle yapmış ve ben bundan kendi pratiğimde ne öğrenebilirim?” diye düşünmeye başladım. Sanırım bu bakış açısı, bugün kendi tekniğimi ve görsel dilimi oluştururken bana en çok katkı sağlayan şeylerden biri oldu.

“Zamanın akışına direnen ve hiç bir yere sığdırılamayan anılar” 2026, Tuval üzeri yağlı boya, 60×60 cm
9. Bir sanatçının esere yüklediği anlam ile izleyicinin eserde bulduğu anlam her zaman aynı olmak zorunda değil. Çalışmalarınızın izleyicide sizden bağımsız bir hikâyeye dönüşmesine nasıl bakıyorsunuz? Bir izleyicinin sizin hiç düşünmediğiniz bir anlamı eserde bulması, sizin için eserin tamamlanmasının bir parçası olabilir mi?
Ben bir esere kendi anlamımı yüklerken elbette bir çıkış noktası ve bir düşünce taşıyorum. Fakat eserin izleyiciyle karşılaştığı andan itibaren yalnızca bana ait olmadığını düşünüyorum. Her izleyici kendi deneyimi, hafızası ve duyguları üzerinden esere bakıyor. Bu nedenle benim hiç düşünmediğim bir anlamın izleyici tarafından bulunması benim için oldukça değerli.Bazen izleyicinin bir eserimde gördüğü şeyi dinlemek, benim o esere yeniden bakmamı sağlıyor çünkü üretirken fark etmeden bıraktığım bir detayın ya da kurduğum bir ilişkinin başka bir insanda bambaşka bir karşılık bulması, eserin kendi hayatını kurduğunu gösteriyor.Özellikle figürlerimde yüzü geri çekmemin de bununla ilişkili olduğunu düşünüyorum. Belirli bir kişiyi ya da tek bir hikâyeyi anlatmak yerine, izleyiciye kendi hikâyesini yerleştirebileceği bir alan bırakmak istiyorum. Bu yüzden izleyicinin eserde benden bağımsız bir hikâye bulmasını bir eksiklik olarak değil, aksine eserin tamamlanmasının bir parçası olarak görüyorum.

“Kutsal taşıyıcı” 2025, Tuval üzeri akrilik boya, 60×80 cm
10. Sanat pratiğinizde bazı imgelerin, biçimlerin ya da meselelerin zaman içinde tekrar tekrar karşınıza çıktığını görüyoruz. Bir sanatçı için tekrar, aynı şeyi yeniden üretmekten çok, aynı yere her seferinde başka bir yerden bakmak anlamına da gelebilir. Sizin üretiminizde tekrar eden unsurlar size ne söylüyor; onların peşinden siz mi gidiyorsunuz, yoksa zamanla onlar mı sizi başka bir yere taşıyor?
Üretimimde tekrar eden figürler, bedenler, örtüler ve bitkisel formlar benim için aslında aynı şeyi tekrar etmek anlamına gelmiyor. Aksine, bazı meselelerin benim için hâlâ tamamlanmamış olduğunu ve onlara farklı şekillerde yeniden bakmaya devam ettiğimi düşünüyorum. Bir figürü tekrar kullandığımda bile onun duruşu, çevresindeki unsurlar, renkleri, yüzeyi ya da üzerindeki örtünün biçimi değiştiğinde bende başka bir anlam yaratabiliyor.
Bazen gerçekten ben onların peşinden gidiyorum; zihnimde belli bir görüntü oluşuyor ve onu farklı biçimlerde araştırmaya devam ediyorum. Bazen de üretim sırasında fark ediyorum ki, aslında aynı figür ya da aynı mesele beni başka bir yere taşıyor. Özellikle görünürlük, beden, kimlik ve yüzün gizlenmesi gibi konular benim için henüz tamamlanmış meseleler değil. Her yeni işte bunlara başka bir açıdan bakıyorum.
Bu yüzden tekrarı bir döngü olarak değil, bir araştırma biçimi olarak görüyorum. Aynı yere dönüyor gibi görünsem de her dönüşte başka bir şey öğreniyorum. Belki de zaman içerisinde değişen şey imgelerden çok, benim o imgelere bakma biçimim oluyor.

“Bir anın tezahürü” 2026, Tuval üzeri yağlı boya, 50×50 cm
11. Bir sanatçının kendi dilini bulması kadar, o dili dönüştürme cesareti de önemli. Bugün kendi üretiminizde değiştirmek, bozmak ya da sınırlarını zorlamak istediğiniz bir şey var mı? Bundan sonraki işlerinizi düşündüğünüzde kendinizi hangi yönde şaşırtmak istersiniz?
Benim için gelişmek, daha önce yaptığım şeyleri tamamen reddetmek değil; onları başka bir noktaya taşıyabilmek. Bundan sonraki işlerimde de izleyicinin “bu kesinlikle onun işi” diyebileceği kendi dilimi korurken, aynı zamanda “ama bunu daha önce böyle görmemiştik” dedirtecek bir dönüşüm yaratmak isterim. Sanırım kendimi en çok, kendi sınırlarımı yine kendi işlerim üzerinden aşabildiğimde şaşırtmak istiyorum. Evet, kendi dilimi oluşturduğumu hissettiğim bir noktada, o dilin içerisinde fazla konforlu hale gelmekten de çekiniyorum. Bu nedenle bugün üretimimde değiştirmek ya da sınırlarını zorlamak istediğim şey, aslında oluşturduğum figür dilini tamamen bırakmak değil; onu farklı biçimlerde denemek. Özellikle figürün yanında kullandığım kumaş, örtü, yüzey ve bitkisel formların ilişkisini daha da ileri taşımak, farklı malzemeler ve farklı yüzeylerle çalışmak istiyorum. Figürün tuval üzerindeki konumunu, ölçeğini ve mekânla ilişkisini de daha fazla sorgulamak istiyorum. Bazen alıştığım kompozisyonun dışına çıkıp, kendimi üretirken şaşırtabileceğim alanlar yaratmak istiyorum.
Zamansız Editör Kolektifi’nin diğer yazıları
Haber Sanat
TONY GATLIF: SINIRLARIN ÖTESİNDE BİR SİNEMA
5 Eylül 2026
Kitap Tanıtımı
Çocuklar Savaşta Ne Kaydeder Ne Kaybeder – Haydar Alper Eser’in yeni kitabı üzerine
1 Eylül 2026
Haber Sanat
YAYOI KUSAMA: Sonsuzluğun İçinde Kalan Bir İz
28 Ağustos 2026
Son eklenenler
Edebiyat
Müphem Sükût
6 Eylül 2026
Edebiyat
VARMANIN EŞİĞİ
3 Eylül 2026
İzlenim
Samandağ Kitap Fuarı ve Hatay’da Yaşam
27 Ağustos 2026
