4 Eylül 2026

Zamansız Editör Kolektifi

Zamansız Editör Kolektifi

Zamansız Editör Kolektifi - Z.E.K.

Çocuklar Savaşta Ne Kaydeder Ne Kaybeder – Haydar Alper Eser’in yeni kitabı üzerine

Haydar Alper Eser’in yeni kitabı, savaşın çocukluk, hafıza ve ruhsal dünyada bıraktığı izleri politik psikoloji perspektifinden ele alıyor. Yazarlarımızdan psikoterapist Haydar Alper Eser’in beşinci kitabı Çocuklar Savaşta Ne Kaydeder Ne Kaybeder, Kil Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kitap; savaşın pedagojik…

VAHAP AYDOĞAN : Sürreal Biyografi, Hafıza ve Sükût Üzerine Söyleşi

1. Öncelikle sizi tanıyalım. Vahap Aydoğan kimdir? Kendinizi ve sanatçı kimliğinizi nasıl tanımlıyorsunuz? İnsanın kendisini tanımlayabilmesi, sanıldığı kadar kolay bir meziyet değildir aslında. Ben kendimi, sürreal düşünmekten alıkoyamayan, sanatın ruhunu yaşamla buluşturan ve ikisi arasındaki sınırları kaldıran biri olarak tanımlayabilirim. Sanatın…

Ahmet Telli’yi Okumak

“Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider.” Bazı dizeler, yazıldıkları dönemi aşarak ortak hafızanın bir parçasına dönüşür. Ahmet Telli’nin “Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider.” dizesi de yalnızca bir ayrılığı değil; bir kentin ruhunu, belleğin kırılganlığını ve geride kalan…

Dicle Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi ve Mardin Artuklu Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin bir araya gelerek oluşturduğu bağımsız bir kolektif; “YARGI ve YAZGI” adlı sergiyi Mardin Müzesi Sanat Galeri’sinde açtı.

YAZI ve YARGI Sergisi için kollektif üyelerine sorular sorduk. Soruları kollektif adına Emre Samancı cevapladı. İyi okumalar dileriz. Merhabalar, Dicle Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi ve Mardin Artuklu Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin bir araya gelerek oluşturduğu bir kolektif olarak bir…

Pembe Pati

Aden, güneşli havalarda ailesiyle pikniğe gitmeyi çok severdi. Bugün tıpkı o sevdiği günlerde olduğu gibiydi; ışıl ışıl güneş, masmavi bir gökyüzü, şakır şakır öten kuşlar… Annesi, eşyalarını toplaması için Aden’e yarım saatten az bir vakitleri kaldığını söylemişti. Günün güzelliğine hayran…

Zamansız Kitap Sitesi Açıldı

Online kitap satışı olarak faaliyet gösterecek olan zamansizkitap.com sitesi açıldı. Açılışa özel 75 TL ve üzeri alışverişlerinizde ücretsiz kargo, defter hediyesi ve MNG Kargo kapıda ödeme seçeneği ile istediğiniz kitaba sahip olabilirsiniz. Sitedeki bütün kitaplara MNG Kargo kapıda ödeme seçeneği…

Göçer Kadınlar – Yazı ve Fotoğraflar

17 yıldır göçerlerin fotoğraflarını çekiyorum. Onlara misafir olduğum her seferinde yeni fotoğraflar çekiyorum, yeni şeyler öğreniyorum. Göçerlikle ilgili bana en ilginç gelen şey dağlarda kendilerine yetebiliyor olmaları ve doğa dilini ‘pusulu’ gibi kullanmaları…  Bu yazı, doğayla ‘pusulu’ konuşan ‘Göçer Kadınların’ günlük yaşamlarından bir kesittir, işte… *** Yaprakların solduğu, kuşların göçmeye başladığı, doğa ananın hepten kendini kış uykusuna hazırlamaya başladığı yılın son mevsimi… Göçmen kuşlar gibi onlar da yollara düşmüşlerdir şimdi. Yalnız bu mevsimde tek bir korkuları vardır, yollara erken düşen kar…   Kim bilir şu an çadırlarını hangi şehrin hangi kasabanın hangi köyün de kurmuşlardır. Belki de çadırlarını daha kurmamış, gecenin sessizliğinde bitmez, tükenmez dağ patikalarında yol yürüyorlardır. Gecenin müsait bir zamanında şehirlerden, kasabalardan, köylerden uzak, dağların kuytu bir yerinde sadece yıldızların ışıldadığı bir yere varıp konaklayacaklardır. Bu yer, mutlaka ya güneye bakan bir dağ yamacıdır, ya da poyrazın hüküm edemediği derin bir vadidir. Göçer kadınların gür sesi dağlarda yankı bulup gecenin sessizliği bozuluverdi mi, eşek ve katır yüklerinin urganlar çözülür, yere çadır kazıkları çakılır, tiftikten örülmüş “Konê Reş” dedikleri siyah kıl çadırların orta sütun direkleri yıldızlara doğru yükselir, yere çakılan kazıkların ipleri gerilir, kap kacak içeriye taşınır, döşek ve yorganlar çadırların içinde bir düzen içinde serilir. Bütün bunlar yapılırken göçer anaların sırtında bir yük vardır hep. Bir parçalarıymış gibi bu yük hiç mi hiç sırttan inmez. Göçer bir anne, mışıl mışıl uyuyan çocuğunu Kürtçe de “tûr” dedikleri sırt torbadan çıkartır, çocuk uyanır ve ağlamaya başlar.   Göçer anne, ay ışığında sütten sarkmış memelerini dışarıya çıkartarak ağlayan bebeğinin ağzına verir, ağlayan bebesini böylece susturur. Doymayacakmış gibi süt emen çocuk, ansızın gözlerini açar, annenin yüzüne bakar, doydum dercesine annesine şirince gülümser. Anne, binbir şirinlikle ona karşılık verir. Anne, onu sıkıca tutup sen benim her şeyimsin dercesine çocuğunu bağrına basar, pembe dudaklarıyla dünyanın en sıcak en uzun öpücüğü nar rengindeki yanaklarına kondurur. […]