Zamansız Dergi artık Android uygulamasında.

Google Play’den indir

31 Ekim 2026ISSN 3150-0757

Zamansız’ın seçtiği kitaplar satışta Kitap Mağazası

Gökyüzü Kızıl Bir Deniz Gibiydi

Kızıltoprak’ın ara sokaklarının birinde rüzgarın saçlarımı adeta okşadığı o günü hatırlıyorum. Yolumu kaybettiğim günlerden biriydi.

Sedir ve Ardıç ağaçlarının gökyüzünü dikine kesen tepelerinden gelen rüzgar fısıltıları, Kızıltoprak’ın eski ahşap köşklerinin bahçelerinde kalan unutulmuş birer hazine gibi kokan melisalar, gölge yaseminleri ve yazdan kalan mor salkımlar. Vakit bir Eylül öğleden sonrası; gökyüzünün kızıllığı yavaş yavaş sokaklara çökerken bahçe duvarlarının arkasından adeta fışkıran begonviller, manolyalar ve kuytu köşelerdeki pembe katmer kamelyaları.

Uçsuz bucaksız bir lavanta tarlasının içinde yürür gibi mor, pembe, eflatun bulutlar… Sadece bir Eylül öğleden sonrasına ait; kızıl,turuncu birer ok gibi yeryüzüne dağılan ve artık yakmayan güneş ışınları.

Yaz henüz bitti. Gökyüzü alaycı ve hovarda kuşlarının yerini geniş kanatlı göçmen kuşlarına bırakıyor. Sadece yeryüzünde değil, gökyüzünde de kendini hissettiren bir tedirginlik hakim. 

Sesler, kokular, renkler ve müzik değişiyor… Pastel renkler yerini buğulu, gri bir tunç harmonisine bırakıyor. Akşam rüzgarları ise yaklaşan kışın fısıltıları ve serinliğiyle dolu.

Ben ise her Eylülde kaybolurum bu sokaklarda. Belki esen rüzgarlar aklımı başımdan alır, belki de geçmişin esintileri gri bir tül gibi tüm hafızamı örter. Zaman, bu mevsimde kendini daha çok hissettirir bana; dingin bir gölde süzülen kuğu misali akıp geçer hayatlarımızdan. Eylülde zaman kendini daha çok hissettirir bana; bir şeylerin bittiğini ve bilmediğimiz başka şeylerin başlayacağını haber verir.

Beş katlı, geniş balkonlu ve yüksek salon pencereleriyle içinde bulunduğu bahçeye adeta gömülmüş eski bir Kızıltoprak apartmanının tam önündeyim. Atkestanesi ağacı iri ve yaşlı gövdesiyle, hemen yanındaki Sığla ağacı ise buram buram tüten reçine kokusu ve devasa cüssesiyle karşımda duruyor. Belki de bir asra tanıklık etmiş bu iki yaşlı kafadar adeta bahçenin kadim bekçileri gibi… Onları seyrediyorum. Seyrederken batmakta olan güneşin, bitmekte olan günün ve hayatımda biten her şeyin tortularını hissediyorum; birileri ya da bir şeyler veda eder gibi içimde. Belki de çok önceden yaşanmış ,belki de çok sonra yaşanacak gibi

En üst katın balkonunda bembeyaz saçlarıyla yaşlı bir kadın gözüme ilişiyor. Balkonun tamamını neredeyse kaplayan, özenle büyütüldüğü saksıların temizliğinden ve düzeninden belli olan menekşeler ve şebboylar arasında kaybolmuş bir gölge gibi adeta. En üst katta olmanın verdiği her şeyden ve herkesten uzak olma duygusuyla sigarasından derin bir nefes çekerek batan güneşin kızıl bir denize dönüştürdüğü gökyüzünü seyrediyor. Bir Eylül akşamında güneşin batışı ancak bu şekilde seyredilebilir diye düşünüyorum ,yaşlı kadın incecik kemikli parmaklarının arasındaki sigarasından derin bir nefes daha çekiyor..

Hayat bir insan suretine bürünmek istese herhalde bu yaşlı kadın gibi olurdu, ne geçmişe ait ne de geleceğe, Borges’in hikayelerindeki zaman labirentlerinin dışında, insanoğlunun değişim telaşından uzak sadece o ana ait, balkonundaki ;menekşelerin ve şebboyların arasında batan güneşin tüm renklerini seyreden yaşlı bir kadın, Zamanın bir imzası gibi.

Yolumu kaybettiğim günlerden biriydi. Ben hep akşamüstleri yolumu kaybederim; hele mevsim sonbahar ise…

 

 

 

 

 

 

Zamansız Dergi uygulaması

Google Play’den indir

Yazar

Aydın Edinçgil

Yazmak benim için nefes alma durağıdır.Varoluşun ve ilahi düzenin gizemini anlamının en zarif yollarından birinin Edebiyat olduğunu düşünüyorum.

Tüm yazıları (2) →

Aydın Edinçgil’in diğer yazıları

Son eklenenler

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

Zamansız Dergi artık Android uygulamasında.

Google Play’den indir