
Sümer tabletlerinde köle, efendisinin malıydı. Özgürlüğünün bedeli, ona biçilen değerin iki katıydı.
Akatlarda hür birisi cinayet işlediğinde failin kölesi öldürüldü. İşledikleri cinayetlerin diyeti köleleriydi.
Antik Mısır’da köle sayısı kralların ve asillerin gösteriş biçimiydi.
İbraniler köleliğe dini ve hukuki kitaplar ile zenginleştirip kutsallık katmaya çalışmışlardı.
Antik Yunanın en bilge adamları bile köleliği hayatın olağan akışının içinde görüyordu. Bilge Eflatun, kölesiz cumhuriyet rejimini düşünemiyordu. Aristo köleliğin çok doğal olduğunun ispatı peşine düşüp; köleyi ruhu olan eşya olarak tanımlamıştı.
Göktürkler hiç çekinmeden yazılı kaynaklarına köleden kul diye bahsetmişti.
Osmanlılar köleliği tolerasyon sınırlarının ötesine geçirip hadım edilmiş köle ithal etmişlerdi.
Avrupa, üçgen ticareti adını verdiği bir sistem ile köle ile gıda ürünlerini takas etmişlerdi.
Amerika, Afrika kıtası ile siyah Irk üzerine kurumsal bir köle sistemi kurmuştu.
Romalı şair Luvenalis; yergilerinde, kölesini çarmıha germek isteyen gözü dönmüş bir kadının verdiği cevabı şöyle aktarır:
“O demens! ita servus homo est” / “Ahmak! Köle bir insan mı ki?”
Ve Şimdi!
Göz açıp kapayıncaya kadar geçen binlerce sene ve güneşin altında leş kokan bir bahar havasında ayılan sersem bir zihnin içindeyiz. Sonuçlarına nedenler üreten kısmi felç geçirmiş bir bilinç ile teselli olduğumuz bir andayız.
Zamanın sözcüklerinin üstü süs perdeleri ile gizlenmiş ama reflekslerimiz; gerçeklerimizi seyrettirip bilincimize fısıldıyor. Süs perdeleri aralanınca, olağan bir tiksinti ve sonsuz bir çelişki ile zihnimiz ayılır.
Dehşete kapılarak zamanı seyrederiz; doğunun soluk hilali ve batının cılız çan sesiyle.
Gözler artık kamaşmaz, kulaklar ise içten içe bir ağaçkakan gibi kemirilir.
Geçmişten beri sırtımızda taşıdığımız ön yargılar yorgunluğunu hissettirir,
Soluk benizli hilalin yasak aşkı, çan sesleri ile bastırılamaz,
Tanrılar, mitoslar tükenmeye yüz tutar…
Karanlıklara ve zincirlere alışmaya bir nefret doğar,
Erkeğin içindeki gözü dönmüş sersemlik terbiye edilip, zafer ve iştahından bıkılır,
Kadının özgürleşmesi için ne siyahlar içinde gizlenmesi, ne de ışıklar altında parlaması gerektiği anlaşılır.
Kelimelere, renklere, sessizliğe ve gürültüye özgürlük istenir… Istıraplara mübarek cevap almanın yerine; yüküne ortak olunmak istenir ve işte o zaman her şey zihinlerde netleşir ve anlar zamandan kaçamaz artık; nedenler sonuçları izah edemez! İnsan, canlı olmaktan utanır. Yeteneksiz bir et yığını olduğunu anlar. Tarihin içinde bulunduğu laneti kaldırmak yeteneksiz et yığını kahramanların elindendir…
Lokman Aktürk’ün diğer yazıları
Deneme
Zihinsel Denemeler-4: Algoritmaların İmparatorluğu
25 Temmuz 2025
Deneme
Zihinsel Denemeler-3: Akıllı İradesizlik
1 Mayıs 2025
Deneme
Zihinsel Denemeler- 2: Yaratılışın Sessizliği
30 Ocak 2025
Son eklenenler
Edebiyat
BİR KIZ VARDI
16 Eylül 2026
Edebiyat
Erhan Şanal’ın Portrelerinde Batik Estetiği ve Çağdaş Sanatın Kesişimleri
15 Eylül 2026
Anı
Andreas’a Mektup Yok
12 Eylül 2026

Gerçekten mükemmel bir anlatım.Kardeşime tebriklerimi sunarım.Çok başarılı. özgürleşmek adına insanı biraz daha insan olduğunun farkına vardırması açısından değerli gördüm.