Zamansız Dergi artık Android uygulamasında.

Google Play’den indir

2 Kasım 2026ISSN 3150-0757

Zamansız’ın seçtiği kitaplar satışta Kitap Mağazası

ÇARMIHA GERİLENİN RÜYASI 

Montegü; beni kollarında serinletmen için  

sana kaç defa yalvaracak olur bu ruhun bedeni,

terk edişinin kaçıncı feryadıdır,

fiyaskolarla bezenmiş bir şarlatan kıyafeti içinde,

ucu bucağı sonsuz bir deniz mavisi elbisem ile karşında diz çöker vaziyette

hürriyetimle dururken,  

kendimi daha kaç defa duyurmak zorunda hissedeceğimdi kulaklarına.

 

Esmeralda; elinde tuttuğun gülün dikenlerine kadar batardı,

saçlarımı sevip okşamalarının verdiği o haz,

genzime kadar kalbimle atardım yüreğine koşmak ümidi için,

kırk taklayı, kırk katırla, kırk bir kere nazara haset ederek kalkar yerimden,

sabahları su havzalara doğru adım adım kana kana içerek adını,

andlarca taşırdım seni,

göğsümün sızlayan yarası olan kalbimin tam sol alt merceğinde,

ki sen en çok oraya yakışırdın, 

sol tarafıma.

 

Meliodas; kırık bir kılıç ustası iken

yürekliliğine vurgun birkaç arkadaşla,

melekler ve şeytanlara karşı aşk oyunlarımızı

ve tanrı babamızı,

ve melek annemizi,

ve kutsanmış olan lütufları,

güneşin şanlı kudretini,

arafın sonsuzluğunu,

ve yaş almazlığın hafifletici ölüm rüzgarlarını,

dev ayaklı kardeşler ile

ve sihirli kelimeler ile devirir idik sevgiden muaf varlıkların seslerini,

sende benimle arardın tam binlerce yıldır, 

kalbinin sesini.

 

Elizabeth; doğdun, yaşadın ve tekrar öldün,

yıllardır, çok yıllardır sende maneviyatını yitirmiş bir hür irade savunucusu olarak,

inci kolyeli bir neşter tutarı,

sesi ipince bir kır günü, ipeksi yumuşaklılığı ile anımsanan kar yağışında,

esen ve gürleyen prenslerin soluksuz nefes alışlarında,

ve boynu kıldan ince olan her bir şövalyenin taht tutuşlarında,

senin gözlerinin değdiği her noktada var olmak özlemini saklıyordu birileri,

bir yerlerde,  

çokça. 

 

Estarossa; kalbinin derinlerinde saklı olan bir cenneti,

göz çukuruna düşürüp sular altında bıraktığın için tanrılar sana kızdılar

ve meleklikten düştün,

lütufunu yitirdin, aklını kaybettin ve dönüştün

kutsiyetini yokumsadın ve ölü karıncalar toplamaya mahkum edildin kelebek vadilerinden

cennetin sana bahşedilen sular altında kalmış olan o beyaz inci’ni koylarından,

süt kırmızısı gün batımına olanak sağlayan,

mavi oymalı gökyüzü buluşmaları derinliklerinde barınan renklerine,

hasetin balıklarına ev sahipliği eden koylarından,

yakarışlara ve incinmelere tutsak edildin,  

emrinden noksandın

 

Akame; yeterliliğini bildiğin vakitlerdi,

esterle birlikte sarmaş dolaş buz kristalleri altında ölümle dans ederdin,

elindeki kılıçla boynundan bir kesik aldığın anda ölüme çok yaklaşmış

kanınla ölü bedenlerin çığlıklarını kulaklarında canlandırmış

ve adeta yokuma uğratmıştın benliğini,

ah akame sessizliğinin bilediği keskinliktesin şimdi ve hatırla;

tatsumi çok erken yaşta kendini ve ruhunu yitirdi

ama onurunu asla,

arkadaşlarında şerefleriyle hayatlarını kurban ettilerdi

bir kız kardeşin vardı ihanet eden, dolayında üvey

ona bir öpücük vermeliydin,

ihanetin acı ve tatsız bir kan sızlaması

benzersiz bir ölüm öpücüğü,  

angel kiss

 

Diane; kocaman gövdenin altında ipince bir kalp çarpıntısı

senin göz yaşlarının altında kaldı atlantis öyle ya,  

eğer boğmak isterseydin bir tanrıyı,

iki başlı tokmağınla toprak törpü sanatını buluşturup,  

dans örfün ve sütun bacaklarınla

sarmaş dolaş bir boğa yılanı gibi  

mat ederdin tanrılardan lütuf sahibi olanları,  

vaadettiğin sevginin ulaşamayacağı hiçbir  

‘henüz’ yarım kanatlı peri yoktu

dik durdun ve savaştın aşkın için öyle ya 

melek arkadaşın ile şeytan dostuna kol ve

yarım da olsa kanat germeyi adetten saymadan,  

temkinli adımlarla 

kendi ehli günahlarınızdan iyi becerirdiniz  

adım atmanın uzay ufkundan gelen, 

soğuk ayazını devirmeyi; 

boyunu aşardı kalbinin saflığı, yitimi

 

Escanor; güneşin lütfu kibrini körükledi ve övüncün günahını aştı

omzuna yerleştirdiğin gümüş sırtlı aslanın sana güç verdi

zayıf bedeninin gölge çukurunda naif bir ruhda gizlendin

lütufunu yitiren meleğin işgüzarlığıydı bu

güneşin azmi ile devirmeyi başardığında on emir üyelerini

sevgi, inanç ve doğruluk emrini

kalbinin sesi gece, kibrinin sesi gündüz vaktidir

on emirden doğruluk emri taşlaştı

tek elinde tuttuğun kutsal baltan rhitta hep var olsun

sevgi emrine karşı çıkışın nefretin olmadığına işaretti

sen sadece senden zayıflara acırdın çünkü

minyatür, zalim güneşin hep var olsun

lütfunun ölümünün seni küllerine kavuşturmadan önceydi  

beklediğin yerdeydi ölüm bandon, ölüm koron

cadı avına çıkma girişimin meyve verdiğinde,

ateşli bir öpüşme sarmalı yaktı derisini 

senin platonik varlığındı merlinin yüzündeki o sonsuz yara izi

tabiri caizdir gün batımın; senin şiirsel vedan.

Zamansız Dergi uygulaması

Google Play’den indir

Yazar

DILOVAN

Dılovan Çakmak, Londra merkezli disiplinlerarası bir sanatçı, antropolog, şair ve editördür. Araştırma temelli sanat pratiği; antropoloji, kozmoloji, astronomi, edebiyat ve çağdaş resmi bir araya getirerek insan bilincini, kültürel belleği ve insanlığın evrenle ilişkisini araştırır. Şu anda bağımsız bir sanat, edebiyat ve kültür dergisi olan Zamansız…

Tüm yazıları (34) →

DILOVAN’ın diğer yazıları

Son eklenenler

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

Zamansız Dergi artık Android uygulamasında.

Google Play’den indir