
Montegü; beni kollarında serinletmen için
sana kaç defa yalvaracak olur bu ruhun bedeni,
terk edişinin kaçıncı feryadıdır,
fiyaskolarla bezenmiş bir şarlatan kıyafeti içinde,
ucu bucağı sonsuz bir deniz mavisi elbisem ile karşında diz çöker vaziyette
hürriyetimle dururken,
kendimi daha kaç defa duyurmak zorunda hissedeceğimdi kulaklarına.
Esmeralda; elinde tuttuğun gülün dikenlerine kadar batardı,
saçlarımı sevip okşamalarının verdiği o haz,
genzime kadar kalbimle atardım yüreğine koşmak ümidi için,
kırk taklayı, kırk katırla, kırk bir kere nazara haset ederek kalkar yerimden,
sabahları su havzalara doğru adım adım kana kana içerek adını,
andlarca taşırdım seni,
göğsümün sızlayan yarası olan kalbimin tam sol alt merceğinde,
ki sen en çok oraya yakışırdın,
sol tarafıma.
Meliodas; kırık bir kılıç ustası iken
yürekliliğine vurgun birkaç arkadaşla,
melekler ve şeytanlara karşı aşk oyunlarımızı
ve tanrı babamızı,
ve melek annemizi,
ve kutsanmış olan lütufları,
güneşin şanlı kudretini,
arafın sonsuzluğunu,
ve yaş almazlığın hafifletici ölüm rüzgarlarını,
dev ayaklı kardeşler ile
ve sihirli kelimeler ile devirir idik sevgiden muaf varlıkların seslerini,
sende benimle arardın tam binlerce yıldır,
kalbinin sesini.
Elizabeth; doğdun, yaşadın ve tekrar öldün,
yıllardır, çok yıllardır sende maneviyatını yitirmiş bir hür irade savunucusu olarak,
inci kolyeli bir neşter tutarı,
sesi ipince bir kır günü, ipeksi yumuşaklılığı ile anımsanan kar yağışında,
esen ve gürleyen prenslerin soluksuz nefes alışlarında,
ve boynu kıldan ince olan her bir şövalyenin taht tutuşlarında,
senin gözlerinin değdiği her noktada var olmak özlemini saklıyordu birileri,
bir yerlerde,
çokça.
Estarossa; kalbinin derinlerinde saklı olan bir cenneti,
göz çukuruna düşürüp sular altında bıraktığın için tanrılar sana kızdılar
ve meleklikten düştün,
lütufunu yitirdin, aklını kaybettin ve dönüştün
kutsiyetini yokumsadın ve ölü karıncalar toplamaya mahkum edildin kelebek vadilerinden
cennetin sana bahşedilen sular altında kalmış olan o beyaz inci’ni koylarından,
süt kırmızısı gün batımına olanak sağlayan,
mavi oymalı gökyüzü buluşmaları derinliklerinde barınan renklerine,
hasetin balıklarına ev sahipliği eden koylarından,
yakarışlara ve incinmelere tutsak edildin,
emrinden noksandın
Akame; yeterliliğini bildiğin vakitlerdi,
esterle birlikte sarmaş dolaş buz kristalleri altında ölümle dans ederdin,
elindeki kılıçla boynundan bir kesik aldığın anda ölüme çok yaklaşmış
kanınla ölü bedenlerin çığlıklarını kulaklarında canlandırmış
ve adeta yokuma uğratmıştın benliğini,
ah akame sessizliğinin bilediği keskinliktesin şimdi ve hatırla;
tatsumi çok erken yaşta kendini ve ruhunu yitirdi
ama onurunu asla,
arkadaşlarında şerefleriyle hayatlarını kurban ettilerdi
bir kız kardeşin vardı ihanet eden, dolayında üvey
ona bir öpücük vermeliydin,
ihanetin acı ve tatsız bir kan sızlaması
benzersiz bir ölüm öpücüğü,
angel kiss
Diane; kocaman gövdenin altında ipince bir kalp çarpıntısı
senin göz yaşlarının altında kaldı atlantis öyle ya,
eğer boğmak isterseydin bir tanrıyı,
iki başlı tokmağınla toprak törpü sanatını buluşturup,
dans örfün ve sütun bacaklarınla
sarmaş dolaş bir boğa yılanı gibi
mat ederdin tanrılardan lütuf sahibi olanları,
vaadettiğin sevginin ulaşamayacağı hiçbir
‘henüz’ yarım kanatlı peri yoktu
dik durdun ve savaştın aşkın için öyle ya
melek arkadaşın ile şeytan dostuna kol ve
yarım da olsa kanat germeyi adetten saymadan,
temkinli adımlarla
kendi ehli günahlarınızdan iyi becerirdiniz
adım atmanın uzay ufkundan gelen,
soğuk ayazını devirmeyi;
boyunu aşardı kalbinin saflığı, yitimi
Escanor; güneşin lütfu kibrini körükledi ve övüncün günahını aştı
omzuna yerleştirdiğin gümüş sırtlı aslanın sana güç verdi
zayıf bedeninin gölge çukurunda naif bir ruhda gizlendin
lütufunu yitiren meleğin işgüzarlığıydı bu
güneşin azmi ile devirmeyi başardığında on emir üyelerini
sevgi, inanç ve doğruluk emrini
kalbinin sesi gece, kibrinin sesi gündüz vaktidir
on emirden doğruluk emri taşlaştı
tek elinde tuttuğun kutsal baltan rhitta hep var olsun
sevgi emrine karşı çıkışın nefretin olmadığına işaretti
sen sadece senden zayıflara acırdın çünkü
minyatür, zalim güneşin hep var olsun
lütfunun ölümünün seni küllerine kavuşturmadan önceydi
beklediğin yerdeydi ölüm bandon, ölüm koron
cadı avına çıkma girişimin meyve verdiğinde,
ateşli bir öpüşme sarmalı yaktı derisini
senin platonik varlığındı merlinin yüzündeki o sonsuz yara izi
tabiri caizdir gün batımın; senin şiirsel vedan.
Zamansız Dergi uygulaması

Yazar
DILOVAN
Dılovan Çakmak, Londra merkezli disiplinlerarası bir sanatçı, antropolog, şair ve editördür. Araştırma temelli sanat pratiği; antropoloji, kozmoloji, astronomi, edebiyat ve çağdaş resmi bir araya getirerek insan bilincini, kültürel belleği ve insanlığın evrenle ilişkisini araştırır. Şu anda bağımsız bir sanat, edebiyat ve kültür dergisi olan Zamansız…
Tüm yazıları (34) →DILOVAN’ın diğer yazıları
Şiir
AKIŞKANLAR DİNAMİĞİNDE BİR TAŞIN ANATOMİSİ
30 Temmuz 2026
Şiir
ASİLZADE GÖRÜLERDİR
25 Haziran 2026
Şiir
MEZOPOTAMYA VE SIFIR MERİDYENİ
25 Nisan 2026
Son eklenenler
Resim
MORUN POETİKASI:İMGE, BELLEK VE DİRENÇ – AYDIN BİÇEN İLE SÖYLEŞİ
1 Kasım 2026
Deneme
Gökyüzü Kızıl Bir Deniz Gibiydi
31 Ekim 2026
Deneme
Taşın İçindeki Çiçek
30 Ekim 2026
