5 Eylül 2026

Pınar Göçer

Pınar Göçer

1969 yılında Tarsus’ta doğdu. Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde, İşletme okudu. Ata Yayıncılık, Çalışkan Yayınları ve Duru Okul Öncesi Yayınları için çocuk hikâyeleri yazdı. İthaki Yayınları’nda Anneannem Bir Film Yıldızı, Altın Göl, Büyülü Fener ve Panayır Sihirbazı adlı romanları; Müptela Yayınları’nda ise Sana Sevgim Bitmiş Mustafa adlı romanı yayınlandı.

Annemin Doğum Günü (9 yaş üstü)

Odamda ders çalışıyordum. Biraz mola vereyim, dedim. Mutfağa bir bardak su içmeye gittim. Kapıyı açtım. Babam içerdeymiş, “Ödümü koparttın!” dedi. Cep telefonunu, kolunun altına saklamaya çalışıyordu. “Niye sessizce giriyorsun Pelin?” “Su içecektim,” dedim. Raftan aldığım bardağa, sürahiden su doldurdum. Babam, cep telefonunu kulağına götürdü, “Pelin’e de söylüyorum Sedat,” dedi. Sedat dayımla konuştuğunu anlamıştım. Kaşlarımı kaldırdım. “Ne oldu baba?” “Yarın annenin doğum günü…” diye fısıldadı. Ellerimi çırptım, “Çikolatalı pasta alalım,” dedim. İşaret parmağını dudağına götürdü. “Sus sus! Annen salonda televizyon seyrediyor, konuştuğumuzu duymasın.” Hiçbir şey anlamamıştım ama babamın sözünü dinleyip sustum. Masanın kenarındaki sandalyelere oturduk. Babam ciddileşmişti. Kulağıma doğru eğildi. “Hiç kimse annenin doğum gününü kutlamayacak.” “Annem çok üzülür…” diyecek oldum. Dudaklarında bir gülümseme belirdi. “Şaka yapıyoruz kızım. Doğum gününü unuttuğumuzu sanacak. Oysa akşama sürpriz doğum günü partisi düzenliyoruz. Anneannenle deden dahi oyunumuza katılmayı kabul etti.” “Tıpkı filmlerdeki gibi…” dedim. “Evet,” dedi babam. “Ve senin de bir görevin var. Sedat dayınla birlikte evi süsleyebilelim diye, anneni evden uzaklaştıracaksın.” “Anlaştık,” dedim ve mutfaktan çıkıp odama gittim fakat hemen geri döndüm. Babam, yine telaşlandı, “Aman Pelin…” “Ne yapayım baba, su içmeyi unutmuşum.” Mutfak kapısını, arkamdan yavaşça kapadım. Göz ucuyla kontrol ettim; annem salonda televizyon seyretmeye devam ediyordu. Ertesi sabah, erkenden uyandım. Annem, odama geldi. Neşeliydi, en güzel elbisesini giymişti. “Günaydın Pelin, kahvaltı birazdan hazır olur,” dedi. “Günaydın anne,” diyerek yatağımdan kalktım. Okul formamı giydim ve kahvaltı etmeye gittim. Ailece sofraya oturduk. Babam, anneme döndü, “Ben bugün biraz gecikebilirim Ceyda, toplantım var,” dedi. Annem, hayretle gözlerini açtı. “Hakan biliyorsun bugün…” diyordu ki babam sözünü kesti. “Ah evet, sıradan bir gün,” dedi. Annemin canı sıkılmıştı yine de bir şey söylememeyi tercih etti. “Hadi Pelin, okula geç kalacaksın,” dedi babam. Okulda bütün gün, son ders zilinin çalmasını bekledim. Heyecandan tek kelime ders dinleyemedim. Annem, lisede matematik öğretmenidir. Akşamları aynı saatlerde eve dönüyoruz. Ondan önce eve ulaşmak […]

Sihirli Kitap (9 yaş üstü)

Gün, yeni yeni ağarıyor. Yatağımdan kalktım, burnumu pencere camına dayadım, dışarıyı seyrediyorum. Dün gece başlayan yağmur, hâlâ dinmemiş. Kaldırım kenarlarında minik dereler oluşmuş. Pazar günü olduğundan sokaklar tenha. Çıt yok, herkes uyuyor galiba. Sokağımızın gönüllü koruyucusu benekli köpek bile karşı apartmanın girişine uzanmış. Annem, odama geldi. Yüzünde sevgi dolu bir gülücük belirdi. “Erken kalkmışsın Emre…” “Evet anne…” “Kahvaltı hazırlayacağım, baban da fırından taze ekmek almak için çıkacak.” “Bu yağmurda mı?” diye sordum. “Islanmamak için yanına şemsiye alır,” dedi. “Öyleyse dedem de söz verdiği gibi gelecektir,” dedim. “Elbette gelecek Emre. Yağmurun yağması, dedenle birlikte gezmenize engel olmayacaktır.” Annem, mutfağa gitti. Ben de pencereden dışarıyı seyretmeye devam ettim. İnsanlar, birer ikişer sokağa çıkmaya başlamışlar. Kimisi şemsiyesinin altına sığınıyor kimisi yağmurluğu ile ıslanmaktan korunuyor. Hava yağmurun etkisiyle biraz serinlemiş. Pijamamın üzerine eski bir kazak geçirdim ve mutfağın yolunu tuttum. Annem çaylarımızı bardaklara dolduruyordu. Sokak kapısının açılma sesini işitince de babamın fırından ekmek alıp geldiğini anladım. Babam, uçlarından sular akan şemsiyeyi kurusun diye koridorda açık bıraktı. Ekmekler de mis gibi kokuyor. Bir parça koparıp ağzıma attım. “Bir an evvel kahvaltı etmeye başlayalım. Bilirsin deden erkencidir, birazdan kapıyı çalar,” dedi babam. “Sofraya geçebiliriz. Sahanda yumurtalar hazır,” dedi annem. Bir sandalye çektim ve oturdum. Taze ekmeği yumurtaya banıp güzelce karnımı doyurdum. Kahvaltı sofrasından kalkınca, üzerimi değiştirmek için odama gittim. “Balıkçı yaka mavi kazağını giy,” diye arkamdan seslendi annem. “Sıcak tutar, üşümezsin.” Mavi kazağımı ve pantolonumu giydim. Dedemi bekliyorum. Çok geçmeden zilimiz çaldı ve dedem geldi. Koşup boynuna sarıldım. “Seni çok özledim.” “Ben de seni özledim Emre,” dedi. Siyah şemsiyesini kapının kenarına bıraktı. “Hemen çıkalım mı?” dedim. Babam araya girdi, “Birlikte sabah kahvemizi içelim, sonra gidersiniz.” Salona geçip koltuklara oturdular. Kahvelerini içtiler. “Hadi ama dede…” dedim. “Tamam, Emre’ciğim,” dedi dedem. “Ömer’i fazla bekletmeyelim.” Dede – torun, annemle babama veda ettik ve evden ayrıldık. Yağmur, daha da hızlanmış. […]

Vasiyet

Ilık bir eylül akşamında ölmek istiyorum, Ardımdan haber verir gibi tatlı bir meltem essin. Küçük bir kasabada yaşayayım öncesinde, Bahçe içerisindeki evimde, Ağaçların gölgesinde…   Üst kattaki yatağımda kenarı fistolu beyaz çarşaflar, Özenle işlenmiş pikeler içinde çıkayım son yolculuğuma. Üzerime sabun kokan temiz bir gecelik giydirin. Saçlarımı tarayın. Aman ha bunalırım, yüzümü örtmeye kalkmayın. Komşulara eşe dosta haber verin de Bahçe yavaş yavaş yasımı tutmak isteyenlerle dolsun. İki tane genç kız tutun, Gelene gidene gazoz ikram edecek Ev tenhalaşınca da ortalığı silip süpürecek.   Cenaze arabamı siyah renkte istiyorum. İnanmayın canım şaka yapıyorum, Pırıl pırıl yıkasınlar yeter. Mezar yerimi önceden almış olurum herhalde, Onun için zahmet etmeyin.   Düşündüğüm en tepede bir yer. Anlaşıldığı üzere Pek sıkıntıya gelememekteyim. Uzakta bir deniz manzarası varsa eğer, Değmeyin keyfime, mutlaka huzur içindeyim.

Aydınlık Gece 6

Benim adım Gündüz. Oysa ben, Geceyi severim. Niye koymuş ki Annem babam? Sordum: Gündüz aydınlıktır, Dedi annem. Sıcaktır, Dedi babam. Çok garip, Görmüyorlar mı Ay’ın aydınlığını? Hissetmiyorlar mı Yıldızların sıcaklığını? Üstüne bir de Gecenin sessizliğini Hem de temizliğini. Ne yazık! Yoktur herhalde, Gece adlı Bir çocuk. Lütfen! Kızma Ay. Karar verdim. Ben büyüyünce Oğluma gece Kızıma yıldız İsimlerini kullanacağım. Lütfen! Kızma ay. Bu pahalılıkta Başka çocuk yapmayacağım.  

Aydınlık Gece 1

Yatağım pencerenin önünde. Böylece ben her gece, Yatma vaktim gelince, Yatağıma girince, Tek tek iyi geceler dileyebiliyorum Yıldızlara, Bir de parlayan Ay’a.