
Aramızdan ayrılalı bir hayli zaman oldu ama biz seni hiç ama hiç unutmadık. Her an bizimleymişsin gibi yaşamaya devam ettik. Hasretin dayanılacak gibi değil ama yapacak bir şey de yok. Kendimizi yokluğuna alıştırmaktan başka çaremizin olmadığını bilip öyle yaşıyoruz işte!
Bazı insanlar; mesela yanıbaşınızdayken bile esamesi okunmayacak derecede varlığı ile yokluğu bir olan insanlar gibidir ama seni, aramızdan ayrılışının kırbeşinci yılında da olsa; yaptığımız her güzel işte hatırlamak bile bize güç ve kuvvet veriyor, vermeye devam ediyor. Hiçbir şey senin bırakıp gíttiğin gibi değil anne, çok şey değişti çok. Mesela sen giderken yedi nüfustuk, şimdi dört kişi kaldık. Anlayacağın aileden üçü aramızdan ayrılıp sonsuzluğa gitti. Şimdi hepimiz büyüdük birer anne ve baba olduk, çocuklarımız da oldu.
Seni her anışımızda onlara seni anlattık mutlaka ama onlar yine de seni tanımadıkları göremedikleri için senin hakkında konuştuklarımızı sadece dinlemekle yetindiler, yetiniyorlar, o kadar. Bize sağlığında her gün; günde üç öğün “iyi birer insan olun başka bir şey istemiyorum” deyişin bize rehber oldu. İyi birer insan olmaya çalıştık hep ve bunu çocuklarımıza da anlattık, anlatıyoruz. Onun için gözün arkada kalmasın anne.
Mutlaka her gün olmasa da aile içinde senden bahsettiğimiz oluyor ama bugün bizden ayrılığının tam kırkbeşinci yılı olunca sana bu satırları yazmadan edemedim. Dediğim gibi aramızda yoksun, onun için de seni özlemekten başka bir şey yapamıyoruz ancak bize miras kalan o sözlerini rehber ediniyoruz. Ha, az daha unutuyordum, bizden ayılıp gittiğinde yaşadığımız evi değiştirdik, sonra kaldığımız şehri de değiştirdik. Derken hepimiz evlendik ve ayrı diyarlara gitmek zorunda kaldık ama sen hep bizimlesin bunu da bilmeni istiyoruz.
En çok zoruma giden ne anne biliyormusun? Sağlığınızda babamla yaptığınız vasiyetinizde “ölünce ikimizi de aynı mezara koyun” deyişinizi şartlarımızın ve ortamın müsait olmayışı yüzünden yerine getiremedik, onun için babam İstanbullarda sen ise Mersinlerde kaldın. Bundan dolayı ikinizden çok ama çok özür diliyoruz, bizleri affedin. Son olarak diyeceğim; hepimiz çok çok iyiyiz, çalışıyoruz, yaramaz bir durum da yok ancak dünyamız çok ama çok kötü bir Korona salgını ile karşı karşıya kaldı.
Tam bir yıldır bu salgın ve bu salgının yarattığı yıkımla uğraşıyoruz. Bu satırları sana yazarken gazeteler dünyada yaklaşık 3 milyon insanın bu salgın ve hastalıktan öldüğünü yazıyordu anne. Yani anlayacağın dünyanın hali hiç iç açıcı değil, hiçbir şey bıraktığın gibi kalmadıysa da çok güzel şeyler de yaşamadı, yaşamıyor dünyamız onu da diyeyim. Yine açlık, yine işsizlik, yine yoksulluk, kıtlık ve kıranla boğuşup duruyor.
Aslında yazılacak çok şeyler var anne, ama hepsini tek tek yazmanın da anlamı olacağını sanmıyorum. Sana yaşadığımız dünyanın ve yaşamımızdan kısa bir özet yazdım. Zaten sen de sağlığında bir şeyi uzun uzadıya yazmamızı ve konuşmamızı sevmezdin. Çok kısa ve net konuşurdun. Seni olanca özlem ve hasretimizle bir kez daha anıyor ve son nefesimize kadar unutmayacağımızı yineliyoruz.
Toprağın incitmesin seni
Yazar
İrfan Erdoğan
Kahraman Maraş'ın Elbistan ilçesine bağlı Cerkezuşağı köyünde 1960 yılında doğdum. Anadolu Üniversitesi halkla ilişkiler bölümünün son sınıfından ayrıldım. Evli üç çocuk babasıyım ve aynı zamanda 33 yıllık fabrika işçisiyim. Bir Emekçinin Günlüğü, O da bir işçi ben de, Korona Günlüğü adlı kitapların yazarıyım.
Tüm yazıları (5) →İrfan Erdoğan’ın diğer yazıları
Eleştiri
İlhan Sami Çomak ” Kimseye Kırgın Değilim” diyor…
15 Mart 2025
Anı
Garip
29 Aralık 2021
Anı
Konyalı Kamil
17 Eylül 2021
Son eklenenler
Edebiyat
VARMANIN EŞİĞİ
3 Eylül 2026
Kitap Tanıtımı
Çocuklar Savaşta Ne Kaydeder Ne Kaybeder – Haydar Alper Eser’in yeni kitabı üzerine
1 Eylül 2026
Haber Sanat
YAYOI KUSAMA: Sonsuzluğun İçinde Kalan Bir İz
28 Ağustos 2026
