Görüntü açıklaması

Ücretsiz Sevkiyat

Hızlı ve Ücretsiz Gönderin

Görüntü açıklaması

Çevrimiçi destek

Nihai ve 7/24 Destek

Görüntü açıklaması

3d Güvenli ödeme

Güvenli Çevrimiçi Ödeme

Hepsi Zamansızda

Mağazaya git

Gamze Kartal’ın Sanat Pratiği Üzerine Bir Röportaj

Mehmet A. Başkurt
8 Temmuz 2026
Image Description

1. Eserlerinizde ellerin, bedenin ve boşluğun dilini kullanarak adeta sessiz bir performans kurguluyorsunuz. Peki, bu monokrom ve gizemli görsel evrenin arkasındaki sanatçıyı kendi kelimelerinizle nasıl tanımlarsınız; kimdir kimlikleri ve formları yeniden inşa eden bu kişi?

Kendimi öncelikle görüntü üreten değil, görüntünün nasıl anlam kazandığını araştıran bir sanatçı olarak tanımlıyorum. Üretim pratiğim beden, hafıza, algı ve kültürel belleğin kesişiminde şekilleniyor. Fotoğraf, dijital kolaj ve farklı görsel katmanları bir araya getirerek görünür olanın ardındaki deneyimleri sorguluyorum. Bu nedenle monokrom bir görsel dil kurmayı tercih ediyorum; çünkü görüntüyü zamandan, mekândan ve belirli kimlik tanımlarından uzaklaştırarak izleyiciye daha açık bir düşünme alanı sunuyor. Görsel dünyamdaki belirsizlik de anlamı gizlemek için değil, izleyicinin kendi belleği ve deneyimiyle ilişki kurabileceği bir karşılaşma yaratmak için var.

El ise üretim pratiğimde yalnızca estetik bir motif değil; düşünmenin, üretmenin ve hatırlamanın bedendeki karşılığı. Son dönem işlerimde bedeni yalnızca bireysel hafızanın değil, kültürel belleğin de taşıyıcısı olarak ele alıyorum. Kimlikleri yeniden inşa etmekten çok, onların ne kadar kırılgan, değişken ve sürekli dönüşen yapılar olduğunu görünür kılmaya çalışıyorum. Bu nedenle işlerimde kesin cevaplar vermekten ziyade, izleyicinin kendi belleği ve deneyimiyle ilişki kurabileceği açık bir düşünme alanı oluşturmayı önemsiyorum.

2. Kompozisyonlarınızda ‘boşluk’ ya da ‘negatif alan’ sadece bir arka plan değil, neredeyse anlatıyı derinleştiren gizli bir karakter gibi çalışıyor. Sizin için kadrajda ‘görünmeyeni’ veya ‘sessizliği’ biçimlendirmek ne anlama geliyor?

Boşluk benim işlerimde eksiklik değil; düşüncenin ve hatırlamanın alanıdır. Görüntü kadar görünmeyen de anlam üretir. Bazen izleyiciyi en çok düşündüren şey, fotoğrafın içinde bulunan değil, bilinçli olarak dışarıda bırakılan ayrıntıdır.

Minimal bir görsel dil kurmayı tercih ediyorum çünkü sessizlik, görüntünün gürültüsünü azaltıyor. Böylece beden, el ya da örtü çok daha güçlü bir biçimde görünür hâle geliyor. Negatif alan, izleyicinin kendi hafızasını ve deneyimini yerleştirebileceği açık bir alan oluşturuyor. Benim için boşluk estetik bir tercih olmanın ötesinde, anlatının aktif bir parçasıdır.

3. Fotoğraflarınızda yüzlerin kumaşlarla, ellerle veya çiçeklerle gizlendiğini; kimliğin muğlaklaştırıldığını görüyoruz. Bedenin bu şekilde deforme edilmesi ya da gizlenmesi, çağdaş sanattaki ‘kimlik inşası ve toplumsal maskeler’ tartışmasına nasıl bir eleştiri getiriyor?

Yüz, bir insanı en hızlı tanımladığımız ve kategorize ettiğimiz bölgedir. Ben ise tam da bu refleksi askıya almak istiyorum. Yüz görünmediğinde izleyici artık hazır kimlik tanımlarına yaslanamıyor; bedenin diliyle, ellerin jestleriyle ve sessizlikle karşı karşıya kalıyor.

Örtü benim işlerimde saklayan bir unsur olmaktan çok, yeni bir görme biçimi öneriyor. Bu noktada beni etkileyen sanatçılardan biri olan René Magritte’in görünür olan ile görünmeyen arasındaki ilişkiyi sorgulayan yaklaşımıyla düşünsel bir yakınlık hissediyorum. Aynı şekilde Shirin Neshat’ın beden, kimlik ve örtü üzerinden geliştirdiği yaklaşımı ile Lorna Simpson’ın görünmeyen beden üzerine kurduğu anlatılar da üretim pratiğime temas ediyor. Ancak amacım bu yaklaşımları tekrar etmek değil; bedeni kültürel bellek, hafıza ve algı üzerinden yeniden düşünmeye açmak.

4. Yüzlerin sustuğu yerde eller ya da elleriniz (model eli)konuşuyor. Bedenin en performatif parçası olan elleri birer sözcük olarak kabul edersek, bu serideki eller izleyiciye en çok hangi varoluşsal çığlığı ya da fısıltıyı aktarıyor?

Elleri belirli bir mesajı ileten semboller olarak görmüyorum. Benim için el, bedenin düşünme, hatırlama ve ilişki kurma biçimlerinden biri. Bir elin duruşu, geri çekilişi ya da kurduğu temas, çoğu zaman sözcüklerin ifade edemediği deneyimlere işaret edebiliyor. Bu nedenle işlerimde eller tek bir anlamı ya da duyguyu temsil etmiyor; hafıza, kimlik ve beden arasındaki ilişkiyi düşündüren, her karşılaşmada yeniden okunabilecek açık bir anlatı alanı oluşturuyor.

İzleyiciye belirli bir varoluşsal çığlık ya da fısıltı sunmayı amaçlamıyorum. Daha çok bedenin konuşmadan hafızayı ve kimliği nasıl görünür kılabildiği üzerine düşünmeye davet ediyorum. Benim için önemli olan, ellerin neyi temsil ettiği değil; izleyicide nasıl bir düşünme ve yorumlama süreci başlattığı.

5. İnsan bedenini sürrealist, monokrom ve bazen dışavurumcu bir estetikle ele alıyorsunuz. Klasik sanattan çağdaş sanata uzanan süreçte, bedeni bir ifade aracı olarak kullanan ve size en çok ilham veren tarihsel dönem veya sanat akımı hangisidir?

Kendimi belirli bir akımın içinde tanımlamıyorum. Üretim pratiğim farklı dönemlerden ve sanatçılardan besleniyor. René Magritte, Shirin Neshat, Lorna Simpson, Hannah Höch ve Anselm Kiefer üretimimi farklı yönlerden besleyen önemli referanslar arasında yer alıyor.

Bununla birlikte benim aradığım şey bu etkilerin toplamı değil; onlarla kurduğum diyaloğun sonunda oluşan kendi görsel dilim. Dijital kolajı, fotoğrafı, örtülü yüzü, el imgesini, minimal boşluğu ve kültürel belleğe ait öğeleri bir araya getirerek bugünün insanına dair yeni bir beden anlatısı kurmaya çalışıyorum.

6. Londra’daki Parallel Traces sergisine katılımınız ve uluslararası platformlarda yer almanız, farklı kültürlerden izleyicilerin sizin kurguladığınız bu evrensel ‘beden ve kimlik’ dilini okuma biçimini nasıl etkiledi?

Londra’daki Parallel Traces sergisi, işlerimin farklı kültürel arka planlardan gelen izleyiciler tarafından nasıl okunduğunu gözlemleme fırsatı sundu. En dikkat çekici nokta, izleyicilerin farklı referans noktalarından hareket etmelerine rağmen işlerimle güçlü duygusal ve düşünsel bağlar kurabilmeleriydi.

Bu deneyim, üretim pratiğimde ele aldığım beden, kimlik , hafıza ve algı gibi kavramların belirli bir coğrafyayla sınırlı olmadığını; farklı kültürel bağlamlarda da karşılık bulabildiğini gösterdi. Benim için önemli olan tek bir okuma biçimi önermek değil, izleyicinin kendi deneyimiyle ilişki kurabileceği çok katmanlı bir düşünme alanı açabilmek. Farklı coğrafyalardan gelen izleyicilerin işleri kendi yaşam deneyimleri üzerinden yeniden yorumlaması, üretim pratiğimin en değerli karşılıklarından biri oldu.

7. Kırmızı boyalı eller veya çiçek detayları hariç, işlerinizde siyah ve beyazın keskin kontrastı hakim. Renklerin getireceği kimlik tanımlamalarından kaçınmak için mi bedeni bu monokrom, zamansız dünyaya hapsediyorsunuz?

Siyah beyaz benim için nostaljik bir tercih değil; görüntüyü zamandan ve mekândan arındıran düşünsel bir alan. Renk ortadan kalktığında izleyici ten rengine, yaşa ya da belirli bir coğrafyaya odaklanmaktan çok bedenin kurduğu ilişkiyi okumaya başlıyor. Bu da görüntüyü daha evrensel bir zemine taşıyor.

Kırmızı ise bu sessiz ve monokrom yapının içinde bilinçli bir görsel kırılma oluşturuyor. Onu sabit bir sembol ya da tek bir anlamın taşıyıcısı olarak kullanmıyorum. Daha çok bakışı yönlendiren, görüntünün ritmini değiştiren ve izleyiciyi yeniden düşünmeye davet eden bir müdahale olarak görüyorum. Benim için önemli olan, rengin neyi temsil ettiğini belirlemekten çok, izleyicide nasıl bir karşılaşma ve düşünme alanı açtığıdır.

8. Bir stüdyonuz var mı? Varsa, ‘Asla stüdyoma sokmam’ dediğiniz bir nesne, renk ya da ‘Çalışırken bedensel/zihinsel dengemi bozar, kesinlikle katlanamam ‘ dediğiniz size özel bir sanatçı kaprisiniz var mı?

Henüz kendime ait bir stüdyom yok; ancak elbette üretim pratiğimi uzun vadede kendi çalışma alanımda sürdürmeyi arzu ediyorum. Şimdilik bulunduğum mekânların imkânları içinde çalışıyor olmam ise üretim biçimimi sınırlamaktan çok, onu farklı koşullara uyum sağlayan esnek bir pratiğe dönüştürdü. Benim için önemli olan fiziksel mekândan çok, düşüncenin olgunlaşabileceği zihinsel alanı koruyabilmek.

Belirgin bir sanatçı kaprisim olduğunu söyleyemem. Ancak üretim sürecinin kendi zamanına ihtiyaç duyduğuna inanıyorum. Bir fikrin, görüntünün ya da kompozisyonun olgunlaşmadan tamamlanmasını istemem. Fotoğrafı çekmek çoğu zaman yalnızca başlangıçtır; asıl üretim, görüntünün zaman içinde yeniden düşünülmesi ve dijital müdahalelerle yeni anlam katmanları kazanmasıyla şekillenir. Benim için düşünmek de üretimin ayrılmaz bir parçasıdır.

9. Sanat dünyasında bazen “Bedenin bu formunu ilk ben kullanmıştım” veya “Şu çalışma benimkine çok benziyor” gibi gizli rekabetler döner. Hiç çok popüler bir çağdaş sanatçının işini görüp “Bunu kesin benden esinlendi, fikrimi yürüttü” diye iç geçirdiğiniz bir an oldu mu?

El pratiğini ya da bedeni merkeze alan sanatçılarla karşılaştığımda elbette üretimlerini merak ediyor ve kendi pratiğimle nasıl ayrıştıklarını düşünmeye başlıyorum. Bu tür karşılaşmalar bana rekabetten çok, aynı imgenin ne kadar farklı yaklaşımlarla yeniden ele alınabileceğini gösteriyor. Bu nedenle hiçbir zaman “Bu fikir benden alındı.” diye düşünmedim.

Benim için özgünlük, kullanılan motiften çok o motif etrafında geliştirilen düşünme biçiminde ortaya çıkıyor. Aynı imge, farklı sanatçıların pratiğinde bambaşka anlamlar ve sorular üretebilir. Beni asıl ilgilendiren de bu farklılıklar ve onların açtığı yeni düşünme alanları.

10. Sanat tarihinde bedeni ve kimliği radikal biçimde ele almış (örneğin Frida Kahlo, Egon Schiele veya Marina Abramović gibi) ya da bir sinema dehasıyla magazin basınının ulaşamayacağı gizli bir akşam yemeği yiyecek olsanız bu kim olurdu ve masada konuşacağınız ilk sanat dünyası dedikodusu ne olurdu?

Bu soruya aslında birkaç farklı cevabım olabilir. René Magritte ve Shirin Neshat, üretim pratiğimi farklı yönlerden düşündüren iki isim. Magritte’in görünen ile görünmeyen arasındaki ilişkiyi sorgulayan yaklaşımı, Neshat’ın ise beden, kimlik ve kültürel aidiyet üzerine kurduğu görsel dili, kendi pratiğimle farklı düzlemlerde kesişiyor.

Sanat dünyası dedikodusu yapmak yerine, ikisine de aynı şeyi sormak isterdim: Bir sanatçı, eserinin izleyici tarafından bambaşka biçimlerde okunmasına gerçekten ne kadar müdahale edebilir? Çünkü benim için bir yapıt, üretildiği anda tamamlanmıyor; her izleyiciyle yeniden anlam kazanan yaşayan bir yapı hâline geliyor.

11. Eller ile ilgili çalışmalarınızda sadece estetik durabilen model seçimi yapıyor musunuz? Elleri tanımlamak için ‘beden kıyafetnamesi’ gibi kadim tanımlamaları dikkate alıyor musunuz?

Hayır. Benim için önemli olan estetik olarak kusursuz eller değil; kendi hikâyesini taşıyan eller. Model seçerken fiziksel bir ideal aramıyorum. Beni ilgilendiren, bedenin ve elin kurduğu ifade biçimi, taşıdığı deneyim ve izleyicide açabileceği düşünsel alandır.

‘Beden kıyafetnamesi’ gibi tarihsel yaklaşımları ise doğrudan referans aldığımı söyleyemem. Ben bedeni karakteri çözümlenecek bir gösterge olarak değil; hafızanın, temasın ve yaşanmışlığın izlerini taşıyan açık bir anlatı alanı olarak görüyorum. İşlerimde elin ya da bedenin anlamı önceden belirlenmiş değildir; izleyicinin kendi deneyimiyle yeniden kurulabilecek çok katmanlı bir okuma alanı oluşturmasını önemsiyorum.

12. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, Mârifetnâme’nin ünlü “Kıyâfetnâme” bölümünde insanın el, parmak ve beden yapısının onun karakterini, iç dünyasını ve gizli kimliğini ele verdiğini savunur. Sizin eserlerinizde de ellerin duruşu, parmakların bükülüşü ve bedenin formları adeta dışa vurulmayan gizli bir karakter analizini barındırıyor. İşlerinizi kurgularken, bedenin bu tür tarihsel/mistik şifreleme yöntemlerinden, insanın anatomik yapısının ruhunu ele verdiği düşüncesinden ilham alıyor musunuz? Yoksa siz bu anatomik kodları tamamen bozup yeni bir modern kıyâfetnâme mi yazıyorsunuz?

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Mârifetnâme’sindeki kıyâfetnâme geleneğiyle ilk kez Mehmet Ali Başkurt’un Vahşi Kent Ormanı romanı sayesinde tanıştım. Romanda kıyâfetnâmenin ele alındığı bölümde, Su karakteri üzerinden kurulan anlatı ve Gece Sözlüğü’ndeki “Gövdemizin hafızası, ruhumuzun cildidir.” anlayışıyla kurulan ilişki dikkatimi çekti. Bu yaklaşım, bedeni yalnızca fiziksel özellikleriyle değil; hafızayı, deneyimi ve anlam katmanlarını taşıyan bir alan olarak yeniden düşünmeme neden oldu.

Benim üretimlerimde ise beden, karakteri ele veren bir gösterge değildir. El motifi, parmakların duruşu ya da bedenin aldığı form; belirli kişilik özelliklerini temsil etmekten çok, hafızanın, kültürel belleğin, temasın ve yaşanmışlığın izlerini taşıyan görsel katmanlardır. Bu nedenle izleyiciye tek bir karakter ya da tek bir anlam sunmaktan ziyade, herkesin kendi belleği ve deneyimi üzerinden yeniden okuyabileceği açık bir anlatı kurmaya çalışıyorum.

Bu nedenle kıyâfetnâmeyi yeniden üretmiyorum. Ancak onun bedeni okunabilir bir alan olarak ele alan düşüncesini, çağdaş sanatın dili içinde yeniden yorumluyorum. Dijital kolaj, örtülü yüz, el motifi, minimal boşluk ve kültürel belleğe ait unsurları bir araya getirirken amacım beden üzerinden insanı tanımlamak değil; bedenin taşıdığı hafızayı, kimliği ve görünmeyen izleri görünür kılmak. Eğer yaptığım üretim kıyâfetnâme ile ilişkilendirilecekse, bu karakteri açıklayan değil; hafızayı, kültürel belleği ve insan deneyiminin katmanlarını görünür kılan çağdaş bir beden okumasıdır.

Görüntü açıklaması

Güvenli alışveriş noktası

Hızlı ve güvenli ödeme