Ücretsiz Sevkiyat
Hızlı ve Ücretsiz Gönderin
Çevrimiçi destek
Nihai ve 7/24 Destek
3d Güvenli ödeme
Güvenli Çevrimiçi Ödeme
Hepsi Zamansızda
Güvenli alışveriş noktası
Hızlı ve güvenli ödeme
Hızlı ve Ücretsiz Gönderin
Nihai ve 7/24 Destek
Güvenli Çevrimiçi Ödeme
Hızlı ve güvenli ödeme
7. Mardin Bienali Üzerine
Mardin Bienali düzenleyicileri Kurumsal Kibir ve “Sistematik” Savunma Refleksi olarak sosyal medya hesaplarından şöyle bir metin servis ettiler:
“16 yıldır ‘ısrarla’ düzenlenen Mardin Bienali, bölgenin tüm imkansızlıklarına rağmen pek çok üreticinin inancını besliyor. Yıllarca sistematik bir şekilde eleştirilere maruz kalan ve bu coğrafyada öyle ya da böyle oldukça iyi yol kat eden Mardin Bienali ekibi kendini büyüttüğü gibi Mardin’in kültür sana hayatını da büyüttü.”
Gelen metindeki satır arası kodları okurken;
“16 yıldır ısrarla düzenlenen…” ve “bölgenin tüm imkansızlıklarına rağmen…” vurgusu:
Kurumsal savunma refleksinde okumamız şunu gösteriyor: Burada açıkça duygu sömürüsü ve bir fedakarlık anlatısı (mağduriyet anlatısı) kuruluyor. “Biz buraya zor şartlarda lütfedip sanat getirdik, dolayısıyla bizi eleştiremezsiniz” demeye getiriyor.
Bize göre: Mardin kimsenin sanatsal hayır işleyeceği, imkansızlıklar üzerinden acınarak sömürüleceği bir taşra laboratuvarı değildir. “Israrla” buradasınız, çünkü Mardin’in bin yıllık aurası, taş duvarları ve mistisizmi olmasaydı, bavulunuzda getirdiğiniz o köksüz işleri New York’ta ya da İstanbul’da kimse dönüp izlemezdi. İmkansızlıkları bir zırh gibi kuşanıp sanatsal niteliksizliği ve sponsor dayatmalarını meşrulaştıramazsınız. Size tavsiyem bir dahaki Mardin Bienali’ni Tarihi Mardin sokaklarında yapmayın. Onun ruhu sizi aşar. Mardin Yenişehir Nur mahallesinde yapın. Ya da illa yukarı Mardin olmalı diyorsanız Kotek ve Saraçoğlu mahallelerine inin. Orada melodram satabilirsiniz. Hatta getirdiğiniz minderleri günlük yaşamda kullanıldığını göreceksiniz. Dezavantajlı bölgelerin göç, yoksulluk ve trajedisini ve gerçeğini sanat adı altında müzede sattığınızı fark edeceksiniz.
“Sistematik bir şekilde eleştirilere maruz kalan…” ifadesi:
Evet biliyoruz Kurumsal titizlikle ve itinayla kelime yerleştiriyorsunuz. Getirilen somut hafıza, mekân ve kapitalizm eleştirilerini tek bir kelimeyle “sistematik karalama” veya “çekememezlik” torbasına atıp değersizleştiriyorsunuz. Argümanlara felsefi bir yanıt vermek yerine, kendinizi mağdur ilan ediyorsunuz.
Bizce: Ortada sistematik bir saldırı yok; tam aksine, sizin sahaya yaptığınız sistematik bir hafıza gaspı veya egosu mu diyelim. War, var, hepsi var. Dara’nın nekropolünün ortasına fırlatılan o frapan, kitsch beyaz bankın, demirler sapladığınız sarnıç sütunların, Sabancı Müzesi’nin tonozları altına atılan o oryantalist minderlerin ya da Peugeot’nun reklam panosuna çevrilen taş duvarların eleştirilmesinden daha doğal ne olabilir? Bu eleştirilere “sistematik maruz kalma” demek, coğrafyanın entelektüel aklı ve sanatsal eleştiri disiplinini tamamen yok saymaktır.
“Oldukça iyi yol kat eden…” ve “Kültür sanat hayatını büyüttü” iddiası da var tabi.
Bu şu anlama geliyor: Niceliksel (rakamsal) bir büyümeyi niteliksel bir başarı gibi satıyorsunuz. Gelen turist sayısı, açılan sergi mekânı sayısı üzerinden bir başarı simülasyonu kuruyorsunuz. Hiç de kötü yok. En kadim mitlerde bile kötü var. Ama sizde sadece iyi yol var. Bir tür cemaat zihni bu. Ayrıca herkes sizin gibi düşünmek zorunda değil. Ama beni sevindiren tarafı şu oldu; Tik-Tok ve Instagram Reels videolarında bol bol gördük çalışmalarınızı. Yansımalarınız sadece bu tartışmalı sosyal medya hesapları oldu.
Bizce: Doğru, büyüttünüz; ama neyi büyüttünüz? Mardin’in sanatsal bilincini ve üreticisini değil; Mardin üzerinden beslenen kendi kurumsal egonuzu, uluslararası PR ağınızı ve turistik tüketim pazarınızı büyüttünüz. Coğrafyanın mistik ve ezoterik donanımı olan sanatçısını ve buranın insanını projenin merkezine almak yerine, onları sadece sergi açılışlarında arka planda duracak yerel figüranlar olarak konumlandırdınız.
Ne var ki bu kültürel mülksüzleştirme çarkı, sadece dışarıdan gelen aktörlerin eliyle dönmüyor; asıl kırılma, yerel iş birlikçiler ya da organizasyonun yerel ayakları ile daha da güçleniyor. Yıllarca kendi atölyelerinde veya dost meclislerinde bu bienalin oryantalist dilini ve taşra sömürgeciliğini en ağır sözlerle eleştirenlerin, ilk kuratöryel davette ya da küçüklü büyüklü “görünürlük” vaatlerinde saf değiştirmesi, bu hafıza gaspına coğrafyanın içinden bir meşruiyet zemini sunuyor. Dünün keskin eleştirmenleri bienalin bölgedeki lojistik işçiliğini ve halkla ilişkiler danışmanlığını üstlenerek içeride birer Truva atına dönüşüyorlar. Bu uysallaşma ve entelektüel taviz, bienal yönetiminin sahada sergilediği felsefi açıkları coğrafi birer kalkanla perdelemesine olanak tanırken, Mardin’in özgün sanat damarına da içeriden vurulan en sessiz ama en hırpalayıcı darbe haline geliyor.
Kurumsal Kibir ve “İmkânsızlık” Zırhı: Bienalin Eleştiri Kabul Etmez Defans Mekanizması:
Bienal çevrelerinin ve savunucularının, sahadaki bu felsefi iflas karşısında sığındıkları dil tam bir kurumsal kibir ve hedef saptırma örneğidir. “16 yıldır ısrarla, bölgenin tüm imkansızlıklarına rağmen” diye başlayan, “sistematik eleştirilere maruz kalan” diyerek mağduriyet devşiren ve “Mardin’in kültür sanat hayatını büyüttük” kibirlenmesiyle biten steril cümleler, sahada çiğnenen kültürel belleğin üstünü örtme çabasından ibarettir.
Buradan, o süslü cümleleri özenle seçen kurumsal akla açıkça sesleniyoruz: Mardin, sizin her sıkıştığınızda arkasına saklanabileceğiniz bir “imkansızlıklar ve fedakarlıklar” kalkanı değildir. “Israrla” buradasınız; çünkü çok iyi biliyorsunuz ki, Mardin’in bin yıllık anıtsal ve mistik aurası olmasaydı, yanınızda getirdiğiniz o köksüz, portatif ve “taşınabilir” işlerin hiçbir sanatsal karşılığı olmayacaktı. Mardin Hafızasının ekmeğini yiyip sonra da buraya sanatsal bir lütufta bulunmuş gibi üstenci bir dille “Kültür sanat hayatını büyüttük” diyemezsiniz.
Sizin büyüttüğünüz şey Mardin’in sanatsal derinliği değil; küresel sermayenin sponsorluk PR’ı, turistik tüketim pazarı ve kendi kurumsal egonuzdur. Somut felsefi eleştirileri, mekân uyuşmazlıklarını ve Peugeot arabasını Mardin Cumhuriyet Meydanı’na indirip “sistematik eleştiriye maruz kalıyoruz” diyerek tek kalemde silip atmak; bu şehrin kendisini, mekan hassasiyetini, sanatçılarını, düşünürlerini ve kendi insanını düpedüz kauçuk kokusunda bırakmaktır.
Biz Buradayız, Siz Veni ve Vidi…siniz.
Mardin bir dekor, sahne ya da kurumsal aklama (artwashing) alanı değildir. Taş sustuğunda, sizin kurumsal sloganlarınız ve steril savunma metniniz sadece havada asılı kalan komik bir gürültü niceliksel gürültü gibi geldi.
7. Mardin Bienali, “Gökzemin” vaatlerinin altında ezilmiş; Dara’ya fırlatılan o kitsch bankla, müzelere atılan o oryantalist minderlerle, Dara Sütunlarını deldiğiniz demirle ve kapitalizmin hizmetkârlığıyla hafızamıza hakaret etmiştir. Siz bienal bittiğinde vidalarınızı söküp, sponsor logolarınızı toplayıp gideceksiniz; ama biz, bu taşın ve hafızanın asıl sahipleri olarak buradayım diyen o mağrur duvarlarla baş başa kalacağız.
Dokuma Simülasyonları ve Floransa Eşiği: Coğrafyanın Stendhal Sendromu Beklentisi:
Son günlerde bienalin sosyal medya hesaplarında parlatılan ve ekranlarımıza düşen o dokuma ile resim sanatının melezlendiği işler de ne yazık ki bu yüzeysellik dalgasının coğrafyadaki bir diğer yansımasıdır. Dokumayı ve resmi yalnızca teknik birer yüzey oyunu, pikselleri ipliğe dönüştüren dijital bir trend egzersizi olarak algılayan bu akıl, Mezopotamya’nın dikey ve yatay tüm tarihsel katmanlarını ıskalamaktadır. Bizim derdimiz körü körüne bir reddediş ya da kapıları dış dünyaya kapatmak değil; biz bu coğrafyaya “gelmeyin” demiyoruz. Bilakis, bu kadim topraklara adım atan çağdaş sanatın, Floransa’ya giden bir seyyahın o deha ve estetik ihtişam karşısında yaşadığı o sarsıcı Stendhal Sendromu’nu bize burada, kendi evimizde yaşatmasını talep ediyoruz. Baktığımızda kalbimizi sıkıştıracak, bizi kendi taşımızla, zamanımızla ve varoluşumuzla yüzleştirerek başımızı döndürecek bir sanatsal deha beklerken; karşımıza hafızanın üzerinde hafifçe gezinen dokuma simülasyonlarının, antik nekropolün ortasına fırlatılmış kitsch bahçe mobilyalarının ve müzeleri dekorlaştıran oryantalist minderlerin konulması bu toprakların estetik hafızasına haksızlıktır.