5 Eylül 2026

Zeynep Çelik

Zeynep Çelik

1988 yılında Eskişehir’de doğdu. Eğitim hayatını Eskişehir ve Balıkesir’de tamamladı. O yıllarda tiyatro eğitimi aldı. Mimari Restorasyon Bölümü mezuniyetinin ardından meslek hayatına Bursa’da restoratör olarak başladı. İlerleyen yıllarda medya sektöründe haber editörlüğü ve yazı işleri müdürlüğü görevlerini üstlendi. Bağımsız düzeltmenlik ve editörlük çalışmaları sürdürmekte. Öyküleriyle edebiyat dergilerinde ve kolektif kitaplarda yer almakta olup Yaşamadığım Bir Gün adlı bir romanı bulunmakta.

VARMANIN EŞİĞİ

Başımın döndüğünü hatırlıyorum. İyi gelebileceğinin aklımdan geçtiğini bir de. Sendeleyerek yürüdüm. Elimi sana doğru uzattım. Havayı yakalıyordum. Bir türlü seni değil. Boşluğu tutup durdum. Yılmadım. Orada öylece duran sen, eksiğimi bir an önce gidermeliydin. Düşeceğimi de biliyordum. Zarar görmemek için…

İSMİNİ SEVMEYEN ADAMIN HİKÂYESİ

Sokak lambalarının kaldırıma yansıttığı ağaç gölgelerinden bahsetmek isterdim ben de. Akşam serinliğinin ince ince dokunmaya başlamış olduğundan. Durakta elleri cebinde bekleyen adamın, dümdüz baktığı caddeye doğru bir öne bir arkaya sallanışından. Kulaklık takıp yürüyüşe çıkmış iki kadının arasındaki fiziksel mesafenin…

Escherian Merdiveni

Yalnızca kendimi umursayarak devam etmeye çalıştım. Olan tüm o şeylerin içinde sadece kendimi. Bir direniş bayrağı astım zirveme. Yerin binlerce kat dibindeymiş salınışım. Bayrağı tersine dikmişim. Önemsediğim ne varsa veda ettiğim onlar değilmiş. Onca zaman kendimi kandırdım zannettiğim kandırmak değilmiş.…

Bin Kere Yüzün Bin Kere Hüzün

Birkaç damla kandı duvara sıçrayan. Pütürlü doku. Kekremsi koku. Dünya avuç içlerimdeydi. Dünya duvardı. Eksen sen. Döndükçe gündüz oldu, döndükçe gece. Üşüyüp titredik, bunalıp serpildik. Aklında bin haz, teninde bin yara. İnce ince, kabarık. Kabuk bağladıkça yolduğun. Elimde, bildiğin iğne…

Ben Kusurlu Tanrı

Bugün perşembe. Uygunsuz. Ben doğmuşum. Aç açına. On dört yaşıma gelmişim. Öylesine. Bir on dört sene daha. Üzerine dört. Dört kere doğurmuşlar beni. Rahimden, şehirden, benden, senden. Yeterli mi? Bir çokoprens kadarmış suratım. Gözler kayıp, gözkapakları baskın. Portakal yemiş annem.…

Sinekler

Sinekler. En çok kulağımı seviyorlar. Kaç tanesi orada kayboldu saymadım. Elim elimin üzerinde. Sanki daha az önce şu fırçayla, önümdeki tabloya bir pencere çizmemişim gibi hareketsiz. Pencereden giren havanın hareketlendirdiği tül ara ara yüzüme vuruyor. Savuşturamıyorum. Duvak takmadım. Taksam savuştururdum.…

Kalan

Tıpkı bıraktığım gibi. Yıllar önce okuduğum yerde duruyor kitap. Öylece. Koltuğun yanındaki küçük sehpada. Açık şekilde, ters. İçimde bir çığlık. Nasıl çıktım bu odadan? Kitabı bırakıp. En heyecanlı yerinde. Hep en heyecanlı yerinde olur böyle şeyler. Filmin en heyecanlı yerinde…

Öyle Değilmiş

Bir düş. Başlangıcını ve bitişini bilmezsin hani. İstediğin kısmını, istediğin biçimde görürsün. Uyanmamaya direnirsin. Hâlbuki gözlerin açıktır. Sesler gelir, kokular. Düşünü güçlendirecek her şey bir araya toplanır. İyi mi kötü mü bilemezsin. O an önemli olan yalnızca odur. Düşün. Düşün…