Ana Sayfa Edebiyat Deneme Kalan

Kalan

Tıpkı bıraktığım gibi. Yıllar önce okuduğum yerde duruyor kitap. Öylece. Koltuğun yanındaki küçük sehpada. Açık şekilde, ters. İçimde bir çığlık. Nasıl çıktım bu odadan? Kitabı bırakıp. En heyecanlı yerinde. Hep en heyecanlı yerinde olur böyle şeyler. Filmin en heyecanlı yerinde tuvaletin gelir. Benim de çığlığım geldi. Çiş gibi. Aniden. Sıkıştırdı içimi. Tutamadım. İçim yandı. Bağırdım. Saldım çığlığı. Sessizce. Koltuk toz içinde. Sehpa da öyle. Perdeyi açsam gün ışığıyla daha da belli olacak gitmişliğim. Perde kapalı olurdu hep. Işıksız. Zor okuma. Yaşamak gibi. Aydınlık dünyanın karanlık köşelerinde tutunmak. Savrulmak ya da. Bir şekilde ışıktan uzak. Gözlerini kapat. Fazla ışıkta yanar gözlerin. Alışık değilsin. Sağ ayağındaki leke. Bir damla su. Bulanık. Toprak karışmış gibi. Kitabın kapağındaki kurumuş ağacın zemininin yemyeşil oluşu gibi. Küf kokuyor yeşillenen her yer. Dökülmüş iç. Rutubet. Terk edilmişliğin en belirgin kokusu. En belirgin tortusu. Her şey yerli yerinde. Ben fazlalığım bu durumda. Buraya. Fazlayım. Kendi oluşunu var etmiş mekâna fazla bir eski sahip. Belki onlar bana sahip. Yerli yerinde duran onlar. Eşyalar. Köşeli kitaplık. Turuncu koltuk. Küçük sehpa. Sehpanın üzerindeki kitap. Kitabın sayfalarının kıvrıldığına eminim. Kalktığımı görüyorum. Ayracım yere düşmüştü. Kucağımdan. Metal. Çıkan ses kulağımda canlı. Ayaklarım çıplak. Parke gıcırdıyor. Kapıya vardığımda tutunuyorum. Dönüp bakıyorum. Orada oturuyorum. Öylece. Bir noktaya kilitlenmiş bakışım. Bir nokta. Daha büyük. Görüş alanım açık. Ufukta ben. Dönüp kendime bakan beni görüyor. Sonra. En sonunda. Koridor. Gidiyorum. Bacaklarım titriyor. Koridorun bitiminde duruyorum. Dönüyorum. İleride. Kapının orada yarım gövde. Yarımlığıma bakıyorum. O da koltukta kalmışlığıma bakıyor. Biliyorum. Çıkış kapısı önümde. Çıkmak yakın. Gitmek de. Bir kol. Bir kapanış. Kendi arkamdan kapıyı çarpıyorum. Hem de kendi suratıma. Kaos. İçimden dışıma. Merdivenden iniyorum. Sahanlık. Dönüyor. Tırabzana tutunuyorum. Aynı dünyanın karanlık kuytusunda olduğum gibi. Yukarıya bakıyorum. Kapının dışında kalan kendime. Az önce suratına kapanan kapıya bakıyor. Geri giremeyeceğiyle yüzleşiyor. İniyorum. Döne döne. Kaç kat? Katmanlığımdan az. Merdivenler benden ferah, ben onlardan sarmal. Sahanlıksız. Dur duraksız. Nefessiz. Yeni bir kapı daha. Bitmeyişleri. Çıkışların. Gitmek için ne çok geçiş. Kapının dışı. Cadde. Yağmur başlıyor. Adımımı atıyorum. Fren. Cansız varlık ciyaklaması. Karşıya geçiyorum. Kornalar. Kaldırıma vardığımda paçama su sıçratan küfür. Dönüp yukarıya bakıyorum. Kapalı pencerenin kapatılmış perdesinin arkasındaki koltukta oturup da bana bakan bana. Perdenin ince aralığından. Koltuk. Kapı. Koridor. Kapı. Merdiven. Kapı. Cadde. Ben. Bu eğik eksene dizilmiş benler. Küçük galaksi. Büyük patlama. Oluşuyorum. Tür tür. İçimde bitiyorum. Tek tek. Benmişim. Değilmişim. Ne fark eder?

Önceki İçerikÜç Hurma Ağacı
Sonraki İçerikBaharın Getirdiği
Zeynep Çelik
1988 yılında Eskişehir’de doğdu. Lise yıllarında özel bir tiyatroda sahne eğitimi aldı. Balıkesir Üniversitesi Mimari Restorasyon Bölümünden mezun oldu. Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde eğitimine devam etmekte. Dağhan Külegeç Yayınlarında düzeltmen. 2016 yılından itibaren Yaratıcı Yazarlık Atölyesi öğrencisi. Distopya ve Apartman dergilerinde öyküleri yer aldı.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz