Ana Sayfa Edebiyat Deneme Öyle Değilmiş

Öyle Değilmiş

Bir düş. Başlangıcını ve bitişini bilmezsin hani. İstediğin kısmını, istediğin biçimde görürsün. Uyanmamaya direnirsin. Hâlbuki gözlerin açıktır. Sesler gelir, kokular. Düşünü güçlendirecek her şey bir araya toplanır. İyi mi kötü mü bilemezsin. O an önemli olan yalnızca odur. Düşün. Düşün ki düşlerin içinde kaybolmuş bir gerçeğin peşine düşmüşsün.

Buz gibi. Hiç böyle ummamıştın. Üzerinde hafif bir rüzgâr, başını kaldırdığında gözünü alan güneş, ayakların suyun içinde yürüyorsun. Kimseler yok. Bu senin zamanın. Her adımında kumdan, denize biraz daha yaklaşıyorsun. Her adımında eteklerin biraz daha ıslanıyor. Su saçlarına değene kadar devam ediyorsun. Kendini onun içine bırakana kadar. Denize ölmek. Her şeyin biteceği gün için tek düşlediğindi. Sırtın sert bir zeminde değildi. Küçücük, ruhsuz, gökyüzü yerine fayanslarla dolu bir odada olmamalıydı. Üzerine akıtılan sular plastik değil iyot kokmalıydı. Olmuş bitmişliği böylesine fütursuzca kabul etmiş kimseler tarafından ellenmemeliydi oran buran. Bilmiyorlar neler yaşadığını. Anılarına böylesine dokunulmamalıydı. Bu muydu? Çocukken aldığın yaralar, bedeninle birleşen bedenlerin izi, yaş aldıkça oluşan çizgiler bir maşrapaya doldurulan suyla gideriliyor. Zannediliyor. Teneşir paklayacak mı beni? Nereye döndürüleceğim peki? Geldiğim yere mi? Ben miydim bir kan pıhtısından yaratılan ve oku diye bana mı denilmişti?

Oku! Yaratılmış ruhunun derin yaraları adına oku. Bence böyle. Ben, düşlerim, yaralarım, anılarım. Önemli olan daha başka bir şey yok. Gireceğim yer, başımda okunacak başka dilde dualar,  inanmayacağım gözyaşları. Helva. En güzel tarafı. Tereyağının kokusuna bayılırım. İrmikleri kavur. Undan yapmayın. Onu en güzel annem yapardı. Siz karışmayın. İrmik yapın. Kavurun dedim. Şeker. Süt. Ne demek su? Bilmiyor musunuz nasıl sevdiğimi? İşte, yapmak olsun değil mi? Birazdan gider kıyafetlerimi de paylaşırsınız. Hepinizin gözü vardı hepsinde. İçinde nasıl göründüğüm konusunda ağza alınmayacak laflar ettiğinizden emin olduğum elbiselerimi almak için can atarsınız.

Kurumaya bıraktılar beni. Beyaz gelinlik. Değil. Gelinlik giymek her genç kızın hayali değil. Ben hiç heveslenmedim. Zaten kırmızı kurdeleyi temsil edecek bekâretimi de korumadım. Bunların hepsini dinlersiniz birazdan. Bir Elham üç gıybet. Ruhuma el… El değdi. Aslında bir tane. Yalnız bir elin tenimden geçip ruhuma dokunmasına izin verdim. Ben de değdim. Ellerim daha önceden yok olmuşum gibi bedenini aşıp içeri girdi. O boşluğu yokladım. Avucumun içinde dolu dolu bir boşluk. Yokluk. Çok yokluk çektim ben. Annem küflenmiş ekmek yedirirdi bana. “Tadı kötü,” dedikçe bir şekilde kandırıp sokardı ağzıma. Boğazımdan bir şey geçsin yetermiş. Bazı yiyeceklerle çok sonra tanıştım. Tatmadığım ne çok şey varmış meğer. Tatmadığım ne çok duygu. Sonradan da yaşamaya korktuğum. Bilmediğinden korkuyormuş insan. Bu da böyle. Yine korkuyorum. Daha önce kaç defa öldüm sandımsa da böyle değilmiş. Bir şekilde yaşayıp gitmeye bile değermiş. Neye yaradı onca direnmelerim? Şu an insanlardan arınmamın boşa gitmişliği içindeyim. Tanımadığım ellere mahkûm kaldım. Kupkuruyum. Soluksuz. Tıkanmış. Kundakta. Karanlık. Boyumca açılan kara delikte. Sıkışmış. Yaşayamamak ölmek değilmiş.

Önceki İçerikMardin’de Bağ Bozumu
Sonraki İçerikYara Göründü
Zeynep Çelik
1988 yılında Eskişehir’de doğdu. Lise yıllarında özel bir tiyatroda sahne eğitimi aldı. Balıkesir Üniversitesi Mimari Restorasyon Bölümünden mezun oldu. Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde eğitimine devam etmekte. Dağhan Külegeç Yayınlarında düzeltmen. 2016 yılından itibaren Yaratıcı Yazarlık Atölyesi öğrencisi. Distopya ve Apartman dergilerinde öyküleri yer aldı.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz