Deneme

Edip Kapısı

                Yol

  Öğle gölgesindeki güneş, ay ışığındaki buğday başağı ve akşam kandili, şölenin tam ortasındaki mum,  biz biliyoruz ki rüyanın perdesi uykudur.

  Üzerimde beyaz rida. Bu göğsümdeki dünya yalan; yılan bir yol. Oysa öyle kâinatın üç sırrını taşımışsın yüzüğünde; on dört bapta Edip sözü okumuşsun. Su ruhunu avuçlamışsın.

  Kalp ocağındaki ateşi görmüşsün. Kuran’ın yedi manasını bilmişsin. Aman kapısına yedebildi bilgisini saymışsın. Bin il dolaşmışsın.  

 Ot, öd ve kûbar kokusunda Hekim Senaî neşterinde uyumuşsun. Züleyha’nın tırnaklarındaki çiziğe gömülmüşsün. Yusuf’un gömleğindeki izi dikmişsin. Ruhun lekesine aşk hüneri olmuşsun.

On Beşinci Nefes ve On Beşinci Sesleniş ( Tohum )

  Geceyi kadehe döküyorum. Su gibi akıyor zaman. En dibinde anılar. Avuçlarımızda düşler. Hepsi sen. Sen gerçeklere karışacak dua; afsunlu, sessiz bir yol risalesi.

                Yolcu

    Üzerimde beyaz izâr. Bileklerimde izzet, nefis, güç ve bahar başıboşluğu. Bunlar eski bahçedeki genç.

  Hara Dağı Rahiplerine dağın lisanını okumuşum. Tay yelesinde rüzgâr süvarisi esmişim. Soğuk ayaz yıldızlarına seslenen köpek olmuşum.

  Hafızın kalbini dinlemişim. Hırsızın el becerisinde kaybolmuşum. Şiir divanında susmuşum. Kalbindeki gövdemi defnetmişim. Zamanı uyutan şarapta demlenmişim.

  Yedi Endam kitabesine yüzümü sürmüşüm. Gönül madenindeki cevheri bulmuşum. Üç büyük âzerde yanmışım. Korku perdesinde ümidin doğuşunu görmüşüm.

  On Altıncı Nefes ve On Altıncı Sesleniş ( Kök )

  En son fani bir konağa geldim. Taş sütunları reyhan ve safran suyunda yıkanmıştı. Fena Vadisinde yazılmış Gece Kitabesinin başına oturdum.   Sözün özü dâhil her şey bir noktaydı. Bu nokta kalemin kemali idi.

Yazar: Mehmet A. Başkurt

“Rüya, her rengi gören tanrıdır!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir