Röportaj

Sinema Ve Dizi Film Oyuncusu Murat MAKAR İle Röportaj

-Din, dil, ırk, sınır farkı gözetmeden İnsan olgusunun bende önemli ve değerli olması hiçbir değişikliğe uğramadan benimle günümüze kadar gelmiştir.

– Üzerinde yaşadığımız toprakların kültürel birikimi ve tarih sayfasında yaşadığımız olaylar bütünü hikâyelerin ana başlıklarının sayısız bir zenginlikte karşımıza çıkmasını sağlamaktadır.

-Sinemanın dünyadaki en etkili propaganda metodu olduğunu içtenlikle söyleyebiliriz.

-Öncelikle derginizde bana da yer verdiğiniz için çok teşekkürler ve tüm okuyanlarımıza selamlarımı sevgilerimi iletiyorum.

                                                                                                                      Murat MAKAR

Hazırlayan: Şehmus GENCAN

 Kendinizi tanıtır mısınız?

Efendim bendeniz Murat Makar, 1969 yılında Almanya’nın Hollanda sınırına yakın bir kasabasında Moers’de doğdum.

Yaklaşık 14 yaşıma kadar Almanya Türkiye arasında bolca gitgelli bir hayatım oldu.  Sonrasında Bursa’da lise hayatımı tamamladıktan sonra Konya Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Almanca Öğretmenliği bölümünü bitirdim.

Oyunculuğa üniversite yıllarında Ankara Devlet Tiyatrosu oyuncularından ilk eğitimlerimi alarak başladım. Sonrasında profesyonel olarak oyunculuk hayatıma devam ettim.

Sizce sinema kültürü dünyadaki sinemacılığın neresinde ve ne durumdayız?

Sektörü öncelikle bir bütün olarak ele almak gerekir diye düşünüyorum. Şöyle ki; sinema, dizi ve belgesel anlamında içerik ve üretim olarak Dünyada sayılı ülkeler arasına girdiğimizi söyleyebilirim. Özelikle dizi sektörünün ve üretimlerinin yurtdışında nasıl rağbet gördüğünü dünyanın birçok ülkesinde film ve dizi ithal eden bir ülkeyken son yıllarda yapım şirketlerimizin yurt dışına birçok film ve dizimizi satıyor olması sektör için büyük bir başarı sayılabilir. Sinema sektörüne yön veren Amerika başta olmak üzere birçok ülkenin film prodüksiyonları için harcadıkları para miktarı açısından değerlendirmede bulunacak olursak; maddi kaygı ve yetersizlikler yüzünden halen çekilememiş binlerce hikâyemizin olduğunu söyleyebilirim.

Üzerinde yaşadığımız toprakların kültürel birikimi ve tarih sayfasında yaşadığımız olaylar bütünü hikâyelerin ana başlıklarının sayısız bir zenginlikte karşımıza çıkmasını sağlamaktadır.

İkinci dünya savaşında yaşanan olaylar konusunda Amerikan sinemasının sayısız hikâyesi bulunmasına rağmen, uluslararası platformlarda bizi kabullenecekleri hikâyeleri üretmek konusunda daha yolun başında sayılabiliriz. Sinemanın dünyadaki en etkili propaganda metodu olduğunu içtenlikle söyleyebiliriz.

 Bu metodu kullanmak konusunda sinema sektöründeki öncü ülkelerin şimdiye kadar uyguladıkları tüm metotları bizlerinde eksiksiz uygulaması gerekir diye düşünüyorum.

Özellikle telif hakları, sinema emekçilerinin hakları gibi konularda çok acil bir şekilde kanunlarımızın tekrar düzenlenerek gerekirse sıfırdan tekrar yapılarak sektöre nefes aldırılması gerektiğini düşünüyorum.

Netfilix, Amazon vs. Gibi dijital platformlar sinema ve dizi sektörünü nasıl etkiler?

Dijital platformlar ileriki dönemlerde hayatımıza daha da çok girecek. Malum, teknolojinin bu denli hızlı gelişmesi ve Dünyayı etkileyen pandemi süreci hem izleyenlerin hem de sektörde üretim yapan şirketlerin süregelen tüm alışkanlıklarını değiştirdi. Örneğin sinemaya gitme kültürü bir dönem için rafa kaldırıldı. Bu dönemde sinemalar gibi tiyatrolarda eserlerini dijital ortamlar için kayıt altına almaya başladılar. Ama unutulmamalıdır ki sinema salonları için üretilmiş bir film sinema salonunda izlenmelidir. Sinema salonunda dev ekranda… Ses efektleri ve görsel olarak sinemalar için kurgulanmış filmler seyredene çok daha farklı ve doyurucu tecrübeler hissettirmektedir.

Dijital olarak hangi aşamada olursak olalım sinema kültürü hayat şartlarının normal sürece dönmesi ile tekrar canlanır umudu taşımaktayım. Yayınlanacağı mecralar nereler olursa olsun hikâyeler mutlak surette çekilmeye devam edilecektir diye düşünüyorum. 

Sinema ile ilgili gerçekleştirmek istediğiniz hayalleriniz……?

Hayallerin sonu yok J ve bizim meslekte her şey hayal kurarak başlıyor. Hayal kurmaya başladığınızda ister istemez kafanızda kendi filminizi oluşturmak konusunda hikâyeler derlemeye ve oluşturmaya başlıyorsunuz. Kendi hikâyelerinizin hayata geçmesi ya da şimdiye kadar çalışmadığınız yönetmen ve oyuncularla bir arada projelere imza atma isteği gelecekteki hayallerimizi oluşturuyor.

Her farklı hikâyenin oyuncu için farklı bir yolculuk olduğunu düşünürsek hayallerimizin aslında geleceğimizi oluşturduğunu görüyoruz.

Şimdiye kadar sizi en çok etkileyen filmlerden birkaç örnek verebilir misiniz?

Hemen hiç düşünmeden ilk sıraya 1994 yılı yapımı Forrest Gump diyebilirim, Tom Hanks’ın müthiş oyunculuğu ve hikâyenin gerçekçiliği unutamayacağım işler arasında. Bizden örnek verecek olursak Eşkıya, Hababam Sınıfı ve Dondurmam Kaymak gibi doğal akışında ilerleyen bizden olan hikâyeleri hiç sıkılmadan defalarca oturup izlediğim filmler arasında.

Oyunculuk nasıl bir meslek biraz anlatır mısınız?

Yanlış hatırlamıyorsam rahmetli Altan Erbulak ustamızın söylediği bir söz bizim mesleği kısaca anlatan bence en önemli sözdür, “Oyunculuk aslında çok kolay bir meslektir; ilk 30 yılı hariç”  Başlamanın ve mesleğe devam etmenin tamamen bir adanmışlık ilkesi üzerine kurulması gerekir öncelikle. Oyuncu olmadan önce İnsan olmanın ne demek olduğunun çözülmesi gerekir. Oyuncunun malzemesi kendi bedeni ve diğer insanlar olduğu için aslında bir oyuncunun her şey olabilecek hayal gücüne ve gözlem yeteneğine sahip olması gerekir. Aslında her meslek dalında olması gereken usta çırak ilişkisi yolculuğunun en önemli olduğu alandır diyebiliriz.

Hayat hikâyenizi kısaca anlatır mısınız?

Dün doğdum ve bugün sizinle konuşuyorum. Aslında hikâye Almanya’da başladı rahmetli Babam Almanya’ya işçi olarak gelen ilk kafilenin içindeymiş. Alman iş gücüne hayat vermek için Dünyanın dört bir tarafından gelen diğer işçi ailelerinin çocukları ile sokaklarda büyüdüm. İlk hatırladığım; arkadaşlarımın arasında İtalyan, Bulgar, Alman çocuklarının da olduğudur. Belki de o yıllardan kalma bir alışkanlıkla halen başka ülkelerin kültürlerine büyük ilgi duyarım.

Okul yıllarımda klasik, ezbere dayalı bir eğitim yerine hayal gücümüzün ön planda olduğu ve olabildiğince özgür olduğumuz bir sistemin içinden geçmiş olmam beklide beni bu günlere hazırladı.

Üniversite hayatıma yön vermem gereken yıllara geldiğimde, farkında olmadan en çok oyunculuk eğitimimin beni beslediğine karar vermem; belki de geçmişte yaşadığım çok uluslu, çok farklı karakterde ve kültürde insanla etkileşimde olmam sonucu olmuştur diye düşünüyorum.

Türkiye’de özel radyoların seslerini duyurmaya başladığı 90 lı yıllarda ilk yayıncılardan birisiyim. Televizyon ve radyo programlarım devam ederken asıl işim olan oyunculuğa da tiyatro sahnelerinde devam ediyordum. Daha sonrasında özel televizyonların dizi ağırlıklı yayın akışlarına karar vermesi ile ilk oynadığım dizi olan Yılan Hikâyesi (Memoli) projesi ile de dizi sektöründe çalışmaya başladım.

Hayatımızın sinemasında nerede olmak isterdiniz?

İzleyenlerin gözünde nerede olacağını planlamak aslında pek de bizim elimizde değil. Bizler bize yazılan hikâyede bir başkasını ne derece iyi hayata geçirebilirsek sizlerin aklında o derece iyi yerleşebiliyoruz. Sorun, bazen çok iyi canlandırdığımız o karakter olarak karşılanmamız… Rahmetle analım sevgili Erol Taş’ ın kötü adam zannedilerek sokakta darp edilmesi sorununu, bence halen devam ediyor!  Şevkat  Yerimdar projesinden sonra halen çalıştığım hamamın nerede olduğunu ciddi ciddi soranlar olduğuna göre  bu işin ve sizin hayatınızda nerede olacağım konusunda şimdiden cevap verebilmem mümkün değil:)) Aslında kesin olarak emin olduğum tek şey; bizden sonraki nesillere bırakabildiğimiz işlerle akıllarda kalabildiğimiz… Hayatınızın sinemasını bilemem ama kendi hayatımın sinemasında filmimi tamamladıktan sonra son söz olarak canı gönülden bir İYİ BİLİRDİK cümlesini alabilirsem ne mutlu bana…

Kendinizi tanımlar mısınız?

Kendimi tanımlamak, kendimi tanımak, kendimi anlatmak…  Gerçekten bu soruyu uzun uzun düşündüm! Bu soruya şu an için cevap verebilirim. Çünkü dünkü Murat ile bu günkü Murat arasında mutlaka farklılıklar vardır diye düşünüyorum. Eskiden çok çabuk sinirlenen birisiyken, eskiden evde pek de fazla vakit geçiremeyen Murattan evde oturmak zorunda kalan birisine evrilmek; hayatın aslında hepimizi değiştirmek için planları olduğu konusuna en iyi örnek. Ama çok daha eskilere gidip günümüze döndüğümde Murat’ta kalan en önemli özelliğin kesinlikle Hümanist olmasıdır. Din, dil, ırk, sınır farkı gözetmeden İnsan olgusunun bende önemli ve değerli olması hiçbir değişikliğe uğramadan benimle günümüze kadar gelmiştir. Bu soruyu çok sevdim, çünkü uzun zamandır Murat’tan ikinci bir şahıs gibi bahsetmemiştim.

Murat ayrıca damak tadını hiç kaybetmeden bu günlere kadar gelmiş birisidir. İyi ve kötü arasındaki farkı karşısındakini incitmeden güzel örnekler vererek anlatabilir. Tam bir ekip adamıdır. Gezmeyi ve kamp yapmayı çok sever. Yurt içinde ve yurt dışındaki dostlarını ziyaret etmeyi ve onlarla vakit geçirmeyi çok sever…

Size özel zevkleriniz neler?

Hazır bir önceki soruya cevap vermişken yani kendimden bahsetmişken hiç hız kesmeden keyiflerimden zevklerimden de biraz bahsedeyim; ben yüzmeyi, güneşi ve denizi çok severim. Tarihe ve farklı kültürlere meraklı olduğum için tiyatro turnelerimizde gittiğim her şehri keşfetmeyi, oraların geleneksel tatlarını denemeyi ve dostlarıma tavsiye etmeyi severim. Saatlerce süren dost sofraları en büyük keyiflerimdendir. Dikkat ettiyseniz temas ettiğim noktalar aynı zamanda bu günlerdeki özlemlerimiz de oldu.

Oyunculukta kırmızıçizgileriniz var mı?

Oyunculukta herhangi bir renkte herhangi bir çizgim yok, fakat şu an bir futbolcuyu da oynayacak kondisyona sahip değilim. Çok basit anlamda iyi ya da kötü karakterleri oynamam diyebileceğim bir mantığa sahip değilim. Fiziksel ve duygusal olarak inandırıcılığı en uygun karakterler başta en kolay işler gibi gelse de oynamak için gerçekten heyecan duyabileceğim karakterler için fiziksel durumumu hazırlama çabasına girebilirim ki son uzun soluklu dizim olan Şevkat Yerimdar projesinde Tellak karakterinin inandırıcılığını arttırmak için aldığım 15 kiloyu örnek gösterebilirim.

Hayatı, hayatları, hikâyeleri oynamak nasıl bir duygudur sizce?

Bu soruyu cevaplamak için sinema dizi ve tiyatro oyunculuğu disiplinlerini ayrı ayrı ele almak gerekiyor. Dizi, zamana karşı yapılan teknik bir iş olduğu için duygular arasında geçiş set esnasında pek de mümkün olmayabiliyor. Daha çok öncesinde hazırlanmış duyguları unutmamak üzerine bir disiplin diyebiliriz. Dizide elinize bölüm senaryosu geldiğinde okuyup hissettiklerinizi devamlılık denilen disiplin içinde parça parça ve sırasız bir şekilde vermeniz gerekir. Sinema bu işin bir parça daha zamana yayılan yönetmen ve senaristle hikâye hakkında uzun uzun konuşabileceğiniz, sahnelerin işleyişi açısından duygularınızı çok daha dikkatli bir şekilde disipline edebileceğiniz bir dal.

Tiyatro ise aslında oynamadan o kişi olabilme yeteneğinin en dürüştçe sergilendiği aslında işin er meydanı olan bir sanat dalı. Ama her üç alan için de oyuncu için ortak noktanın canlandıracağın kişiyi oynamak değil o kişi olabilmek yolculuğudur. Çok klasik bir tabirle MIŞ gibi yaptığınızda izleyeni etkilemek mümkün değildir. Özellikle tiyatro sahnesinde canlandırdığınız kişi olabilirseniz oyun bittiğinde gelen alkışlara kadar aslında kim olduğunuzu hatırlamazsınız diye düşünüyorum.

Size göre dün ya da geçmiş nedir?

YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM

Her gün bir yerden göçmek ne iyi.

Her gün bir yere konmak ne güzel.

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.

Dünle beraber gitti, cancağızım,

Ne kadar söz varsa düne ait.

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

                                            MEVLANA

Yazar: Şeyhmus Gencan

Nusaybin doğumlu. Sinema, tv ışık şefi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir