
Yaşamın içindeki sevinç ve keder, insanın anne karnında hayat bulduğu andan mezara duhul olunan ana kadar verilen bir hükümdür derler. Adı yazgıdır. Ne bir fazla ne bir eksik. İnsan ne bir adım ileri ne de geri gidebilir. Senin için ölçülür ve biçilir
Yine derler ki aslında bu yazgı değil de ötekiler denilen bir güruhun vurdum duymazlığının diğer tarafa adaletsiz, eşit olmayan ve garip bir paylaşımının sonucudur.
Ötekiler yağmalayan, sömüren, güçlükten dehşete kapılan ve şanslarına göre bir yerlere yerleşenlerdir.
Gökyüzü ile konuşan, sabır eden, umut etme saflığı gösteren ve yer gösterilerek bir yerlere yerleştirilen, kimsesizlik içinde terkedilen ve çıldırttırıcı bir garipliğin sonucu ise kalanlardır.
Keder, ötekilerin kalanlara yüklediği kefaret idi. Kefaret, her iki tarafın dengedeymişler gibi gözlerimizi yanıltarak görünmesini sağladı. Dehşet bir illüzyon ve gösterisi. Hiçbir şey gerçek değildi. Sadece gerçekçiydi.
Öyle olmamalıydı. Bütün insanlar birbirine hemşehri, doğduğu yerin tutkunu değil, görmediği ve daha sarılamadığı insanların hasreti dolmalıydı yüreklere. Gittiği her yerin nefret tohumlarını kısırlaştırmalıydı.
Kalanların kederden, gelecekten, yaşamdan en içten duygulu ses tonu ile “Biz, bizler” diyerek haykırdığını, ötekiler hangi kulak tıkacı ile duymaz. Sağırlıkları kalanlara ağır bedeller ödettirirken, ötekiler duymaz/duymak istemez. Görmekte istemez. Ötekiler, sadece kendi yarattıkları karanlığa bakar. Bu karanlık kirli bir çarşaftır ve bütün günahlarını sadece örter.
Tek bir gülümseme için bile ötekiler kalanlara borçlu değil midir? Kurban, birilerini teselli etmek için canından olmuyor mu? Emek, birilerinin hazırı değil midir? Kralların, padişahların saltanatını birileri omuzlamamış mıdır? Tarih olanlara şahit değil midir? Ötekiler tarihe yalancı şahitlik yaptırmamış mıdır?
Tarih; mitosların, inançların ve ideolojilerin imalathanesidir. Kalanlar bu evrensel imalatın kurbanıdır, her şey ötekilerin yıkıntıları, yağmaları ve bıraktıkları kederler üzerinde yükselip ilerler.
Etrafınıza bakın! Ötekiler, hayatı yaşanmaz kılan yeryüzüne yabancıdır. Tek bıraktıkları şey mutlaklar ve ondan beslenen gücün doğrularıdır. Gücün doğruları kalan tarafa yabancı ve uyumsuzdur. Ruhsuzdur, çare olmanın aksine ötekilerin sığınağıdır.
Bunun böyle olmasına karar verenlere karşı kimi nasıl kışkırtmalı? Ötekilerin kulak tıkacını nasıl çıkarmalı? Tarihin derin çöplüğünde daha ne kadar çare aranmalı?
Kokuşmuşluğun içindeki bakteri yuvalarından taze etin var olabilme ihtimali nasıl düşünülebilir? Düşünenlerin sonu tarihin tozlu sayfalarında gömülü değil mi! Şimdiye kadar hangi fikir insanoğlunun yarasına ilaç olabildi ki?
Bu kadar anlamsızlığın bir arada olduğu yeryüzünde yaşamak ölmekten daha korkunç bir hal alıyor. Ötekilere karşı atalarından kalan ödlek cesaret mirasının etkisiz olduğunu diğerlerine nasıl anlatmalı.
Geçmiş, toprağın altına gömülmüş sır küpleridir. Gelecek, ötekilerin ve kalanların küplerinden taşanların yansımasıdır. Ötekilerin içinde bulunduğu en korkunç durum, aksini bile bile gücünün devam edeceğine inanmasıdır. Artık kefareti ötekilere ödetmenin ve gözlerimizin bizi yanıltmadan yeryüzünü seyretme zamanıdır; kalben, aklen… Ancak, bugünün kalanları yarının ötekisi olmasın.
Lokman Aktürk’ün diğer yazıları
Deneme
Zihinsel Denemeler-4: Algoritmaların İmparatorluğu
25 Temmuz 2025
Deneme
Zihinsel Denemeler-3: Akıllı İradesizlik
1 Mayıs 2025
Deneme
Zihinsel Denemeler- 2: Yaratılışın Sessizliği
30 Ocak 2025
Son eklenenler
Şiir
HIŞIRDARKEN SENİN SESİNLE
14 Ağustos 2026
Deneme
GÖRÜNÜRÜN ÖTESİNDEKİ İZ
11 Ağustos 2026
Deneme
GENÇLİK GÜZEL ŞEY
3 Ağustos 2026
