
Fernando Pessoa’nın Huzursuzluğun Kitabı’na Dair Kısa Bir Değerlendirme
Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı’yla okuru sahiden huzursuz eder. İnsan olmanın ne kadar hüznü varsa tek tek ele alıp etraflıca irdeler; duyumsayıp da üstüne düşmeye imtina ettiğimiz her acıyı deşer. Bu yüzden bana göre, okuması en zor kitaptır. 675 sayfa boyunca olaysız bir içsel konuşma okuruz çünkü. Üstelik bu insan, başta kendi olmak üzere hiçkimseyi sevmez. Aşkın ve hatta dostluğun imkansız olduğunu kendi itikadınca, mantıklı da temellendirir. Ancak insan sevgiyle yaşarken, bu adamı yaşamış sayabilir miyiz? Yoksa kitabın bir yerinde dediği gibi “yaşamı uyumuş” mu olur?
Bunu, çocukluğundan beri içe dönük, insanı ve hayatı anlamaya çalışan, “kendinin avcısı” biri olarak soruyorum. Varoluşunu, hayatın kenarından; bir bekleme odasında, yaşama dahil olmayı bekleyerek sürdürmüş biri olarak…
Hayır, yaşamış sayamayız. İnsan olmak hayli hüzünlü ve zor, doğru… Bizim dışımızdaki canlı varlıklarda ve doğanın diğer unsurlarında olmayan bu bilinç denen mefhuma sahip olmak bile kâfidir bu hüzne. Ama bazılarımız, kitabın hayali karekteri Bernardo Soares gibi; bilincini, hayatla arasındaki bağları koparmak için bir neşter olarak kullanır.
“Duyarlılığı gereksiz yere arttırılmış bir fotoğraf camıyım ben.” der Soares bir yerde. “Bütün ayrıntılar, dışımdaki şeylere kıyasla ölçüsüzce kazınıyor üzerime. Cam, sadece kendimle uğraştırıyor beni.”
Değerlendirmemi burda bitirmem burada bitirmem beklenmedik bir son elbette. Tıpkı yaşamımız sona erdiğinde, uğraşlarımızın ansızın yarım kalacağı o an gibi… Sırf bu yüzden bile olsa; camı da kendi yakamızı da bırakıp dünyada olmanın tadına varmamız gerek.
Son eklenenler
Deneme
İnsan Kokusu
28 Eylül 2026
Edebiyat
Zaman Oteli
27 Eylül 2026
Edebiyat
YAŞANMAMIŞ BİR HAYAT
22 Eylül 2026
