Ana Sayfa Edebiyat Deneme III. VII. Mektup

III. VII. Mektup

Rüya

  Gecenin ruhu dağın gürültüsüdür. Çünkü rüzgâr doğanın terzisi, terazisi ve ayrıca elbisesidir. Kör bir arif diyordu, ‘’ doğanın fikri insan hayatının olmaması üzerinedir’’

  Tanrı; iyiliği insanın rahmine, kötülüğü ise insanın kalbine bırakır. Ve burada rahim insanın ruhunu onarır iyilik gibi. Oysa kalp insanın gövdesini ovar durur ve yorar rüya gibi.

     Bu rüyada; sanki kollarımdaki kucağım benim değil, sanki avuçlarımdaki dokunuş benim değil ve sanki kalem tutan parmak uçlarım benim değil. Sanki uçurumun yankısına bağırdığım ses benim değil. Sanki ruhumu örten bu gövde benim elbisem değil.

  Zamanın dökemediği kalıntılardır rüyalar. İşte bak tam burada bu şah damarımda asılı rüya sensin.

            On Birinci Nefes ve On Birinci Sesleniş ( Mekanın İçi )

  Zamanı sonsuzluğa sürüyorum ki sonsuzluğun kapısı sensin. Bu kapı sırtından cennete açılır. Boynunda kiraz, omuzlarında nergis, göğüslerinde erguvan ve omurganda lavanta kokusu. Çünkü sen; orman kadar güzelsin. 

            Gölge

  Kalbimin en çok konuştuğu rüyalar; şah damarımdaki haç izindedir. Bu iz bulutlara takılan insan ruhlarını bağırır. Gözlerimdeki bu korkuyu görün. Bu cehennem ateşinin söndüğü gün bayramından gelenlerdir.

  Gökyüzünü görebilen insanlar olarak; toprağın tuzağında biz biraz hüzünlüyüz. Hüzün ruhani bir acıdır mutluluk gibi. Bunları hissetmek elbette ki nakış gibi işler ruhu. Yaşamak çoğunca ruhu anlamaktır. 

  Anlam, ruha damlar. Aşk, gövdeyi sarar. Anlam gövdeyi sardığında ve aşk ruha damladığında insan kendini bulur.

  Gölgenin aslı filozofların yanılgılarıyla doludur. İnsan kendini bulduğunda; gülün gölgesi, ağacın gövdesi, otun ve bozkırın kokusu tüm cümle nebat toprağın sureti olur. Bunlar üzerinde yaşadığımız gerçeklerdir. Benim gerçeğim seninle göz göze gelmektir.

            On ikinci Nefes ve On İkinci Sesleniş (Zamanın İçi )

Aşkın zaman içindeki yeri gölgedir. Bu gölgenin içinde karanlık ve hayal dolu korkuların, bulut bulut akan gülüşün, pıt pıt atan kalbin, göğüs kafesime açılan mutluluğun ve denize koşan ince bileklerin var. Burada sabır okşar zamanı.   Zamana asılan sözümdür; zamanın içindeki aşk ve rüya sensin.

         III. VIII. Mektup

            Remil

  Teselya büyücülerinin avuçlarında mavi Ege küresi. Bu kürede yerin yüzü vecd, yerin yüzü bin âlem ve yerin yüzü bin ada. Hepsi Danyel’in parmak uçlarındaki Akdeniz. Hepsi Troya rüzgârlarında yırtılan tacir kumaşıydı yelkenlerimiz.

  Bu ömür ırmağında binlerce batık idik. İyi bir tanrının elindeki flütü dinlememiştik. Hepimiz biraz tembel deniz altı istiridyeleri idik.

  Sonra karaya çıkıp kara toprağa vurdum kendimi. Toprağın tuzağı çöllerdi. Çölde refah tanrısı Menat’ın ellerinden su içtim. Gözlerime baktı ve ‘’ ruhun sebk-i hindi ile dokunmuş,’’ dedi.

  Kendimi bulmak için bir incir altına oturdum. Her bir tarafı Nasranî gölgeydi. O gölgede önce hırkamı çıkardım. Bileklerimden mührü arzı söktüm. Gövdemden derimi yüzdüm. Etlerimi kestim. Damarlarımı çıkardım ve kemiklerimi bir kenara koydum. Mührü Arşa vardığımda göğüs kafesimde pıt pıt bir sen atıyordun.

            On Üçüncü Nefes Ve On Üçüncü Sesleniş ( Mecazlar )

  Afyon kamışında zamanı dişliyorum. Orada göğüs kafesin ıssız bir ada; garip, yabancı ve kurtarıcı. Kokun çam soluğu; serin ve rüzgâr dolu yüz yirmi sekiz dikişli bir kadın şiiri.   

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz